Uğur’un sessizliğini evde fark etmeyen kimse yoktu, Asya buna anlam veremiyordu. Oysa dün ona Seçilmişlerin altısının da arkalarında kendi birlikleriyle boyut kapısından geçtiklerini söylemişti. Neden sessizleşmişti? Sevinmeliydi…
Kaşlarını çattı, Waen daha boyuta girdiği anda kendisine zihni yoluyla ulaşmış ve korkmamasını söylemişti. Kimse ona dokunamayacaktı. Asya bundan zaten endişe etmiyordu, verebileceği en değerli canı değildi. Olduğu yerde kıpırdandı.
“Odaklan Asya,” diye uyaran yengesine homurdanmak istemiyordu ama gözlerini açtı.
“Abim neden sessiz? Bir şey mi oldu?” yengesi iç çekti.
“Kafası dolu bundan sonraki süreci düşünüyordur, kafasında bir yol çizmek istiyordur. Şimdi odaklan Asya,” dedi. Başını sallayıp gözlerini kapattı, yarım saattir odaklanmaya çalışıyordu.
Waen ona olanları aktarıyordu. Çoktan karışık bir birlik onları almaya yola çıkmıştı, gece burada olacaklardı büyük ihtimalle. Seçilmişler büyük küçük tüm ailelerin liderlerini Afrika’daki yerleşkeye çağırmışlardı. Görülmemiş bir kurul toplanıyordu şuanda yeryüzünde. Asya bu kurula yetiştirilecekti, kimsenin itirazını dinlememişti Seçilmişler. Waen yapılan her görüşmeyi onun zihnine anbean iletiyor yapacağı konuşma için hazırlıklı olmasını sağlıyordu, Asya ona minnettardı doğrusu.
İçinde ki ışığa odaklanmaya çalıştı, üst bilince ulaşması gerekiyordu o kendisinden daha deneyimliydi ve Asya geçit dışında onun sesini duyamıyordu. Bir gün ona dönüşmek ile gözünü korkutmuyordu artık. Gücü ne olacaksa onu bulmalı ve yarın yapılacak toplantıda en güçlü haliyle bulunmalıydı ancak ışığa ve bilince alışmak fani bir beden için büyük bir zaman ve emek gerektiriyordu. Genç bir bedeni bu yüzden tercih ediyordu bilinç, eğilip bükülmesi ve zihne erişmek, kabullenilmiş olguları değiştirmek daha kolaydı. Henüz kişinin kendi doğruları oluşmamışken ve merhamet yara almamışken kişinin yüreğini saf ışıkla yıkamak imkansız değilken seçiliyordu yeni koruyucu.
Zaman diye düşündü, benliğime yüklenmiş onca şeyden sonra bedenimin üst bilince alışması için gereken aslında kısa ama benim için uzun olan süre. Beni duyduğunu biliyorum, yardımına ihtiyacım var, diye seslendi ışığa.
Zihninin köşesinde kendi gözlerinden farklı bir gözden akan görüntüler vardı, kendi kulaklarının duymadığı sesler ulaşıyordu. Amcası o geceki kadar sinirli değildi ama buz gibi bir umursamazlık vardı.
“Kabullenecek Asya!” Waen’in sesi zihninde yankılandı. “Seni bir süre rahat bırakacağım, meditasyon pek çok hayatta gerekli süreyi kısaltmıştır ama hiçbir hayat bir anda üst bilince ulaşmadı,” dedi ve zihni sessizleşti. Görüntüler kaybolmuştu, sesler sustu. Asya ve ışık yalnız kaldılar içinde. Kıvrılıyor, kalbi her kan pompalayışında içinde kırmızı sıvının yanında mavi bir ışıkta dolaşıyordu. Her bir hücresi bu yüksek enerjili parçacıklara maruz kalıyordu. Önce yavaşça parçalanıyorlar sonra tekrar daha güçlü bir hücre oluşuyordu. Her gün küçük bir miktar hücre bu değişimi yaşıyordu. En hızlı yenilenen organı kalp olmuştu. Seçildiği gece tamamen parçalan organ yoğun ışık altında tek bir kan dökülmeden yeniden yapılmıştı. Bir süre olmayan organın yerine ışıktan bir kalp kan pompalama işini devralmıştı. Acı öyle korkunçtu ki şimdi düşünmek bile genç kızı titretiyordu.
Işığa odaklandıkça biraz daha güçlendiğini fark etmişti ilk meditasyonunda, yine de düşüncelerini susturup ışığa odaklanmak oldukça güçtü Asya için. Bunca zaman öyle çok düşünmek zorunda kalmıştı ki, düşünmeden sadece odaklanmaya çalışmak ona imkânsız geliyordu. Seçilmişler düştü yine aklına, her biri boyutundaki en güçlü yirmi kişiyi getirmişti. Öyle korkusuz, öyle gözü kara girmişlerdi ki boyuta, Asya onların kendisi için savaşmaya ve hatta ölmeye hazır olduklarını içinde hissetmişti. Yutkundu, kendi ailesiyle savaşamazdı Işığın Koruyucuları kendi aralarında ayrılığa düşmemeliydiler. Ancak hepsi en kötüsüne hazırlıklı olarak gelmiş gibiydiler. Geçişten sadece birkaç dakika sonra Waen onu bulmuştu, söylediğine göre tüm gezegeni bile taraması gerekse onu bulacaktı. Ah! Evet, onun gücünün boyutu işte buydu, Asya titrediğini hatırladı, yakın uzak fark etmiyordu adam için. Kendisi de o kadar güçlü olacak mıydı?
Işık seçildiği günden beri yapmadığı bir şeyi yaptı, saldırdı! Zihninde bir noktaya küçüktü her zamanki gibi ama can yakacak kadar da büyüktü, kalpteki sinir dışında hiçbir siniri parçalayıp yeniden yapmamıştı. Elleri başına giderken gözleri açıldı, yengesi onu görmüş kızacak gibi kaşlarını çatmıştı bile ama Asya kendini yere atınca endişeyle ona uzandı.
“Asya, iyi misin neler oluyor?” Asya sessiz çığlıklarla kıvranıyordu duyulan tek ses yengesinin sesiydi.
“Anne, ne oluyor?” diyen Uğur’un sesini duydu uzaktan “Asya!” sonrasında saldırı ince bir şerit halinde kulağına sıçradığında duyma yetisini tamamen kaybetti. Sessizlik… Öyle korkunçtu ki…
Telaşla konuşan Gül’ün yanında beliren Güneş’in gözleri dolmuştu. Uğur onu kendisine bakmaya zorladığında oynayan dudaklarından çıkan hiçbir ses ulaşmadı Asya’ya. Hücrelerinin yerine yenileri yerini nihayet aldığında Asya rahat bir nefes aldı, sesler yerini yavaşça alırken nihayet söylenenleri de anlayabildi.
“Asya, güzelim bak bana!” Arkasına bakan Uğur seslendi “Anne acele et lütfen.” Asya onun elini tuttu, gözlerinin içine bakıp gülümsemeye çalıştı ancak yapamamış gibiydi.
“İyiyim,” dedi bu yaşadığını ona anlatamazdı ışığın neden böyle yaptığını da anlamış değildi. Daha önceki seçilmişler içinde öyle bir şey yaşayan varsa şimdi bunu zihninde arayacak da değildi. Ancak zihninde beliren görüntülerle yutkundu üst bilincin hoşnutsuzluğunu içinde sezdi. Gözleri şaşkınlıkla açılırken içini dolduran tek duygu neşeydi. Evet, önceden öyle keskin bir müdahale yapılan bir kaç seçilmiş olmuştu ama sık yaşanılan bir durum değildi. Kişinin hayatı söz konusuydu. Doğrulmak istediğinde sendeledi, Uğur’un yardımıyla doğrulduğunda ona korkuyla baktı.
“Bir tür yardım,” dedi nefes nefeseydi ve konuşmak istediğinde elleri titremişti “yarın işime yarayacak bir yardım!”
“İyi olduğundan emin misin?” diye sordu Uğur hala endişeli duruyordu. Asya onu başıyla onayladı ve titreyen parmağıyla ev gösterdi. Biraz dinlenmek istiyordu, tüm enerjisi çekilmiş gibiydi. Adım atmaya çalıştı ama yine sendeleyince Uğur ve Gül koluna girdiler. Güneş önden gidip kapıyı açtı, el birliğiyle salona getirilen genç kızı salona yatırdıklarında Asya eliyle battaniyesini işaret etti. Titreme öyle şiddetliydi ki ve an geçtikçe şiddetleniyordu. Zihninde bir görüntü daha belirdi, ani müdahalelerden sonra kişinin bayılmasının bir nedeni vardı. Devreler kapanmalı sistem dinlenmeliydi. Battaniyeyle uzanmaya çalışınca Uğur ona yardım etti, Güneş hemen yastığını da başının altına sıkıştırdı. Genç kız başını yastığa koyduğu anda bilincini kaybetti.
Titreme yavaşça geçti, soluğunu tutmuş onu bekleyen üçlü Asya sakinleşip düzenli derin nefesler alınca rahatladılar. Fakat onu yalnız bırakmaya korktuklarından yanından ayrılamadılar bir süre. Ancak Asya, Waen’in gönderdiği adamların akşamüzeri orada olacağını söylemişti bu nedenle Güneş onun başında kalırken Gül ve oğlu toparlanmak için odadan çıktılar.
“İyi misin?” diye sordu Uğur eliyle yüreğini tutan annesine.
“Çok korktum yavrucuğum, öyle bir anda acı çekmeye başlayınca…” Uğur annesine sarıldı.
“Endişelenme şimdi daha iyi anne,” dedi.
Gül oğluna baktı, yüreği hala gürültüyle çarpıyordu.
“Uğur, o bildiğimiz Asya değil,” dedi fısıltıyla “Seçilmişler… Uğur onlar hakkında ne biliyoruz? Onlara güç bahşedilmesi dışında ne biliyoruz? Niye varlar? Kutsanmışlar,” dedi sustu ama artık dayanma noktasını aşmışlardı “kutsanmışlar bu savaşı yönetebilir Seçilmişler neden var?”
Uğur annesinin sorularına hazır değildi.
“Onlar boyutları birbirine bağlıyorlar anne, onlar olmasa her tür kendi boyutunda tek başına kalır!” dedi en mantıklı ve bilindik cevabı vererek.
“Bir savaştan söz etti, yok olabileceğimizi söyledi,” derin bir nefes çekti “on yedi yaşındaki bir çocuk ölüme karşı bu kadar korkusuz olmamalı,” dedi.
“Babam da amcamın seçildikten sonra değiştiğini söylemişti, amcaları da seçildiklerinde tamamen değişmiş. Asya uzun süredir normal değil ki anne onun değişmesinden kötü bir şeymiş gibi bahsediyorsun.”
“Öyle değil Uğur,” diyen annesinin elini tuttu.
“Anne, değişmek zorunda olduğunu hepimiz biliyorduk, insanlık var olduğundan beri seçilmişler bizim için hayatlarını verdiler. Sırları varsa buna saygı duymak zorundayız,” dedi annesi başını olumsuz anlamda salladı “anne, ona güven biraz Asya’nın bizden başka kimsesi yok ondan şüphe edemeyiz. Değiştiyse yeniden tanıyıp alışabiliriz ama şüphe edersek yalnız kalacak. Dediğin gibi daha on yedisini yeni görüyor, değişse de hala çok genç.”
Gül kendini toplamaya çalıştı, derin nefesler alıp mutfak tezgâhına yaslandı.
“Onu haddinden fazla zorladım,” dedi “Ona bir şey olsaydı kendimi asla affetmezdim.”
“O inatçıdır ona bir şey olmaz merak etme,” dedi.
Getirdikleri pek bir eşyaları olmadığı için götürecekleri bir şeyde yoktu. Fakat yerlerine yerleştirilmesi gerekenler vardı. Güneş önünde uyuyan Asya’ya baktı, hepsi çok korkmuştu. Bu nasıl yardım diye düşündü, ölüyor sandık. Şimdi huzurlu bir uykunun kollarında olan Asya’ya seçilişinden beri ilk defa bunun için üzülüyordu. Güneş bunun hep havalı bir şey olduğunu düşünmüştü ama Asya’nın yüzünde beliren damarlardan korkmazdı belki ama gözlerinde belirginleşen kan damarları ile yüreği ağzına gelmişti.
Tepki vermiyor, başını tutarak kıvranıyordu acı çektiği belliydi ama tek ses çıkmamıştı. Bir ah bile yoktu! Konuşabilecek mi? İlk defa bunu dert edindi, babası ve ağabeyi seçildiği gece konuşmuşlardı. Konuşamayan veya böyle olan hiç seçilmiş yoktu daha önce. Babasının öldüğü gece susmuştu Asya, annesiyle ilgili değildi Güneş’e göre tamamen o geceyle ilgiliydi.
Daha onunla karpuz kesecektik diye homurdandı içinden, hayatı durulmuyor ki şimdi de bu aldatma meselesi çıktı. Seçilsen de baban önemliymiş!
Dakikalar yavaşça saate evrilirken bir ara onu uyandırmayı düşündü ama bunun yanlış olduğunu seziyordu. Dinlenmeli güç toplamalıydı. Bir saatin sonunda içi geçiyordu ki kapı açıldı ve abisinin başı göründü. Güneş sinsice sırıttı, canı epey sıkılmıştı.
“Nasıl?” diye soran abisine omuz silkip beyaz bir yalan yuvarladı.
“Sayıkladı bir ara, şimdi iyi.”
“Ne diye sayıkladı?” diyerek yanına oturan abisine baktı. Yorgun görünüyordu, gözlerindeki koyu halkalar fazla uyumadığını haykırıyordu. Vicdanı sızlayacak gibi oldu ama kısa süreli ve küçük şiddetli bir deprem gibiydi.
“Emin değilim, Burak mı dedi Murat mı anlayamadım.”
Ona dönen abisi alaycı bir gülümseme takınsa da bakışları doğruluğunu sorguluyor gibiydi.
“Sen ne ara bu kadar yalancı oldun bakayım?” Uzatmadı Güneş.
“Emin değilim bu ergenlik yanlış şeyler düşündürüyormuş insana, sayısalcılar öyle diyor. Onun hiç sesi çıkmıyor ve sen onun mırıldandığına inandın mı? Yaşlanıyorsun genç adam” dedi gülümseyerek ardından endişeyle sordu “Bu kadar çok uyuması normal mi abi?”
“Hiçbir fikrim yok, huzurlu görünüyor.”
“Uyuduğundan beri hiç kıpırdamadı, bir ara nabzını ve nefesini bile kontrol ettim,” dedi. Asya’ya bakan abisine çevirdi gözlerini. Uğur bakışlarını fark edince o da bakışlarını kardeşine çevirdi. “Çocuğunun uyurken nefesini kontrol eden anneleri inan anlıyorum artık.”
Uğur onun bu sözüne sessizce kıkırdadı, daha on beşinde bulaşmaması gereken büyük bir olayın ortasındaydı. Hiçbir eğitimi yoktu, evde dönen muhabbetlerden evet her şeye hakimdi ama yine de bu yeterli asla değildi. Kendisi eğitimliydi de ne oluyordu gerçi… değiştirebileceği öyle az şey vardı ki, kimsenin alnına yazılmış kaderi değiştiremezdi örneğin. Elini masaya vursa vurduğu masa bile küçücük kalırdı. Bir hizmetkârdan fazlası değildi, kanı dökülse kayıpların arasında minnetle ve ailesi de peşinden gelene kadar özlemle anılırdı. Babasını şimdi daha iyi anlıyordu, yaptıkları yanlıştı belki ama o varlık mücadelesi veriyordu. Ailesinin var olduğunu kabul ettirmeye çalışıyordu. Fırtınaya karşı taş fırlatıyordu…
“Vaktinden önce hiçbir şeyi anlayamazsın küçük hanım,” dedi annesinin tavrını taklit ederek, şu aralar kendinde değildi. Başkası olmak kendisi olmaktan daha kolay gibiydi. Uyuyan genç kıza baktı tekrar, boğazını kuru bir yutkunuş zorladı. Hiç uzak olmamışlardı, hep bir telefonun diğer ucundaydılar. Şimdi kendini yıldızlar kadar uzakta hissediyordu. Kendini bildi bileli bu işin içindeydi, on altı yaşında amcasının ve babasının gözetiminde örgüte girmiş bir kere ile sorgulamamıştı. Oysa şimdi…
“Onu seviyor musun abi?” Güneş her zamanki gibi doğrudan girmişti konuya evirip çevirmemişti.
“Hakkım yok,” dedi.
“Neden?”
“Asya seçildi Güneş, sorumlulukları var. Artı babası onu bana emanet ederdi çünkü ben onun abisiydim. Anlayacağın ne onun sorumlulukları bana müsaade eder ne de benim vicdanım.”
“Başka ailelerde doğsaydınız peki?” diye sordu Güneş “O zaman onu sever miydin?”
“Sevmezdim Güneş,” dedi “Ona karşı sorumluluklarım var, zorlama hiçbir koşulda sevmezdim onu,” dedi.
Bir süre sessizlik girdi aralarına.
“Abi, Asya bizden hep uzaktaydı. Kendine olmayan yükleri yükleme. Bak şimdi kan bağı olmadığı da çıktı ortaya…”
“Güneş…” diyerek kardeşini böldü. Ona dönüp gülümsedi “Ona kör kütük aşıkmışım gibi konuşma. Kafanda ne kuruyorsun bilmiyorum ama sadece ona karşı ne düşüneceğimi bilmiyorum tamam mı? Önceden korumam gerek biriydi şimdi Işığın Koruyucularının Dünyadaki lideri. Onu korumak istiyorum ama yapamam, yapamıyorum,” dedi. Başını tekrar Asya’ya döndüğünde Güneş ona bakmaya devam etti ancak gördükleri onu üzmüştü. Başını çevirip ayaklarına baktı, hiçbir zaman kolay olmazdı. Hayatın doğasındandı belki ya da insanın doğasından bilemiyordu fakat hep mücadele gerektirirdi. Canı yanmaz umarım diye düşündü, karşılıksız kalmaz ya da doğru kişinin aşkı bulur onu.
Bir süre daha aralarını işgal eden sessizliği Asya’nın kıpırdanışı bozdu önce sonra bir arabanın uğultusu. Gözleri açılan genç kız parmaklarını oynattı yerinden hızla doğrulurken.
“Waen, adamların geldiğini söylüyor,” dedi, anlaşılan kurt adam onu uyandırmıştı.
“İyi misin?” diye sordu Uğur gelenlerin dost olduğunu öğrendiği için rahatlamıştı. Asya onu başıyla onaylayıp oturduğu yerden kalktı.
“Böyle bir zamanda uyduğum için üzgünüm,” dedi mahcupça. Uğur saçmalamasını söyleyecekti ama Güneş kıkırdayınca sustu.
“Bir ara horlamayı bırakıp gürlemeye başladın Asya, özel gücün bu değilse inan başka hiçbir yeteneğe ihtiyacın yok,” deyip kahkaha attı. Asya tek kaşını kaldırıp ona göz devrince Güneş abisine döndü.
“Bak o ile anlıyor yalan söyleyip söylemediğimi ama senin gölgende büyümeme rağmen sen anlayamıyorsun,” dediği sırada annesi kapıda göründü.
“Waen’in adamları gelmiş anne,” dedi Uğur “endişelenme.”
Gül onu başıyla onaylayıp Asya’ya baktı.
“Sen iyi misin canım?” Asya onu başıyla onaylasa da Gül yanına gidip ellerini tuttu. “Seni o kadar zorlamamalıydım çok üzgünüm.”
Asya önce ellerini sıktı sonra bırakıp konuşmaya başladı.
“Yenge olması gereken oldu ve senin hiç bir suçun yok, aksini kimsenin söyleyemeyeceği kadar çok yardımın var… Sen olmasan hayatta olamazdım. Toplantıya lütfen benimle gel, seninle daha güçlüyüm,” dedi sonra arkasındaki Güneş ve Uğur’la da göz göze gelip tekrar yengesine döndü “Sizden başkasına güvenmemde çok zor,” dedi.
“Aksini düşündün mü gerçekten?” diye soran Gül’e minnetle baktı.
“Amcam orada yenge, onun yanında olmalısın ve bunu senden isteyemem ama…” deyip devamını getiremedi.
“Ben yanında olacağım,” dedi Uğur annesi itiraz edecek olunca devam etti “Anne babamın sana ihtiyacı var. Işığını kaybetmiş gemiler gibi bir kayalığa çarpması an meselesi. Ben Asya’nın yanında olacağım endişelenme,” dedi.
Tam beş araç evin önünde durduğunda Waen’in sadece kurt adamları göndermediğini aksine her boyuttan yaklaşık beş kişi gönderdiğini gördüler. Asya arabadan inen Damon’u görünce heyecanla aşağı koşturdu. Evden çıktığı gibi yaşlı alfanın boynuna sarıldı.
“Sürprizlerle dolusun Asya,” diyen adamın boynunu rahat bıraktığında geri çekilip ona baktı.
“Sizi de işinizden gücünüzden alıkoydum,” dedi.
“Deli olma Asya, seni yalnız bırakacak değildim.” Dedi neredeyse homurdanarak. Sonra Uğur’a yöneldi “Nasılsın Uğur?”
“Sizi gördüğüme fazlasıyla memnunum Damon,” dedi ve elini uzattı ancak Damon bir an duraksadı.
“Bende memnun oldum Uğur,” dedi sesi heyecanını kaybetmiş ve fazlasıyla düşünceliydi. Sonra Gül’ü fark eden Damon ona elini uzattı.
“İyi ki karşı tarafta değilsiniz hanımefendi o zaman yedi boyutta elimizden giderdi,” Gül tam teşekkür edecekken Damon elini kaldırdı “Sözlerimi iltifat olarak algılamayın. Yaptığınız öyle cesurca ki buna kolay kolay kimse cesaret edemez. Sizi kendime örnek almaktan onur duyarım,” dedi.
“Yapılması gerekeni yapmayacak biri olsanız burada olmazdınız Damon. Bizler doğru olanı yaptığımız için teşekkür kabul etmeyiz,” dedi. “Size ulaşabildiğimiz çok şanslıyız.”
“Oğlunuzu iyi yetiştirmişsiniz hanımefendi, geldiysek onun bizi bilgilendirmesi sayesinde,” dedi.
Uzamakta olan sohbeti bir öksürük sesi böldü. Asya gelen diğer boyutlardan olan insanlara baktı. Hiçbirini tanımıyordu, onun hakkında ne düşündüklerini bilmiyordu ve içlerinde ejderlerinde olduğunu anımsayınca yutkundu.
“Saygıdeğer Asya, ben Elf Kralı Aedan’ın gönderdiği İdril,” dedi arabaların ışığından dolayı net göremediği uzun boylun kadın “Sizi yetiştirmek zorunda olduğumuz bir toplantı var.” Asya’nın onu göremediğini anlayınca ona yaklaştı. Neredeyse beyaz denecek kadar uzun sarı saçları dümdüz iniyordu. Asya onu başıyla onaylarken konuşamadığına ilk defa şükretti. İdril uzun, görkemli ve fazlasıyla güçlü duruyordu. Konuşabilse bile kekeleyip rezil olurdu muhtemelen. Omzuna konan elle irkildi ancak onun Damon olduğunu görünce rahatladı.
“Gidelim bakalım, dertleri neymiş!” dedi.