Orta Yol

2316 Kelimeler
“Yusuf Peygamberin rüyasını duyan kardeşleri onu kuyuya atmışlar. Ancak gel gör ki kuyunun suyu çekilmiş ve Yusuf orada sağ kalmış. Kardeşleri babasına onun kanlı gömleğini götürmüşler ve kardeşimizi kurda kaptırdık demişler.” D anlatmıştı babası Asya’ya uykudan hemen önce anlatılan hikâyelerden biriydi. “Baba,” demişti küçük Asya ona “benim kardeşim olursa onu benden çok sevebilirsin, ben onu kıskanıp kuyuya atmak istemem. Ona iyi bir abla olurum.” Asya daha birkaç gün önce öldürülmek üzere olduğu evin bahçesindeki kapıdan geçide girmişti. Ve onu karşılayan tabi ki Waen ve nihayet sesini duyduğu o bilinç vardı. “Asya,” diye sarılmıştı Waen her kapının önünde dikilen muhafızların kimi merakla kimi açık bir nefretle bakıyordu. Oysa seçilişine sevindikleri gün çok uzak değildi ama baba önemli bir kavramdı. “Aldırma,” diye fısıldadı zihnine Waen “alışacaklar ve hata yaptıklarını anlayacaklar.” Asya onu başıyla onayladı ve hemen arkasındaki yüzü pullarla kaplı kadına elini uzattı. “Merhaba Asya, tanışamamıştık, seni korkutmak istememiştim. Ben Moos, Ozean’ın Koruyucusu.” Dedi ve Asya’nın elini sıktı. Vücudunu kaplayan pullar soğuk ancak öyle kaygandı ki Asya onu kavramakta zorlandı. “Geldiğiniz için minnettarım,” dedi ellerini çekerek. Moos elini uzatıp boğazına dokununca irkildi. “Üzgünüm kontrol etmeme izin ver,” dedi ve elini boğazına daha çok bastırdı. “Doktorların haklı Asya hiç bir problemin yok, istediğin zaman konuşabilirsin ve o bugün olsa iyi olur.” “Gidelim,” diyen Waen zihnine kimin ne düşündüğünü aktarmaya başladığında derinlerden gelen o karıncalanma hissi geri geldi. Olduğu yerde durup Waen’e tutunurken acıya hazırlandı. Onlara de ki; Işık ne zaman seçimlerinde hataya düştü? Hangi seçilmiş sizi yüzüstü bıraktı? Onlara de ki karanlıkla bir başlarına kalmak istiyorlarsa derhal kalplerinin korumasını kaldırırım. Ne istediklerini biliyorlarsa buyursunlar yollarını seçsinler! Acı yoktu… Canları yandı, diye düşündü Asya, onları verdikleri tepki için suçlayamazsın! İnsanlar konusunda bir kez hataya düşüldü bunun ikincisine müsaade etmeyeceğim! Karıncalanma geldiği gibi giderken derin ir nefes aldı, aman ne güzel! Waen’in koluna dostça vurup bıraktı, yürümeye devam ettiler. Asya’yı başka bir kapının eşiğine getirdiğinde Waen durup ona baktı. “Hazır mısın?” genç kız ona başını olumsuz anlamda salladı. Değildi ama bir önemi yoktu. Kapıya uzanıp açtığında onu yoğun bir kalabalık bekliyordu. Hemen önünde bekleyen Uğur’u görünce rahatlar gibi oldu ama üzerine keskin bıçaklar salmaya hazırlanan nefreti hissedince huzursuzluk geri geldi. Üstelik buradaki kalabalık ailelerin liderlerinden oluşmuyordu bile… Bu insanlara ne söyleyecekti? Omar kalabalıktan sıyrılıp yanına geldiğinde sanki hiçbir şey olmamış gibi genç kıza selam verip onu toplantının yapıldığı yere yönlendirdi. Kapının olduğu binadan çıktıktan sonra onu başka bir bina yerine açık bir alana götürdü. Etraftaki ağaçların gölgesi yüzünden sabah güneşinin henüz buraya uğramadığını gördü. Asya uzakta amcasını ve hemen yanında oturan Gül’ü görünce bakışlarını indirdi. Aralarındaki bağın bu kadar kuvvetli olmasına şükretti. İnsanları arasından geçip tam karşılarında durduklarında Nishi, asasını salladı. Etraflarında beliren duvarlara ek olarak koltuklar belirdi. Aydınlık bina bir konferans salonunu andırıyordu. “Nishi, kendi belirleyeceğimiz bir alanda olmasını istedi. Böylece giriş çıkışlar tamamen bizim kontrolümüzde olacak,” Waen’in zihnindeki fısıltıyla başını salladı. Oysa ışık onlara istemeyecekleri bir seçenek sunuyordu. “Saklanmak konusunda babana çekmişsin, o da iyi saklanır,” diyen Linda’ya onay mırıltıları eşlik etti. Asya içinde akmakta olan ışığın bir an durduğunu hissetti, akmaya devam ettiğinde Asya rahat bir nefes aldı. “Bende pusu kurmakta iyi olduğunu sanıyordum ama on parmağında on marifeti varmış anlaşılan,” dediğinde Linda ona küçümser bir gülümseme sundu. “Karanlığın Lain Lordunun zavallı konuşamayan kızından ne hoş tespitler! Her hangi bir emriniz var mı? Mesela babana en taze teknolojilerimizden birer örnek göndeririz ya da ona ve kardeşlerine kahvaltıda hizmet ederiz. Hangisi seni memnun ederdi Seçilmiş?” Saldırmadan önce onu dinleyeceklerini ummuştu ama öyle olmayacağı hemen belli olmuştu. İç çekti genç kız ve Linda’yı umursamamaya karar verdi. “Seçme şansım olsaydı eğer, dünyadaki herhangi bir başkasının olmasını yeğlerdim… Fakat hepimiz gibi benimde böyle bir şansım yoktu. Kanım dolayısıyla üzgünüm, acınızı öfkenizi anlamadığımı düşünürseniz bana haksızlık etmiş olursunuz. Aynı adam babamı gözlerimin önünde benden aldı, neler yaşadığımı sizde biliyorsunuz. Sizin kadar bende kanımdan nefret ediyorum.” “Ve bu seni bağrımıza basmamız için yeterli mi olmalı?” “Bir daha bölersen kadın..!” diye kükreyen Gök Gürültüsü Linda’nın susmasına neden oldu. Korkmuştu belki ama belli etmemişti. Asya onu takdir etmekten kendini alamadı. “Daha birkaç güne kadar, Stewen bana onun çocuklarından bahsettiğinde, bende onların ikisini de affetmeyeceğimi biliyordum. Ne olursa olsun, suçlu ya da suçsuz olmaları bunu asla değiştirmeyecekti. Üstelik onları sürekli görmek zorunda olmadığım gibi intikamımı almam konusunda kimse karşıma dikilmezdi.” Herkesin gözlerinin içine baktı amcasında biraz fazla oyalandı “Beni her gün olmasa da sık sık burnunuzun dibinde görmek zorundasınız, intikamınızı benden alamazsınız, onun kanını taşıdığımı bilerek verdiğim emirleri öyle ya da böyle yapmak zorundasınız. Sizin yerinizde olmak istemezdim… Size sunabileceğim tek bir seçenek var, kalbinizdeki kaynayan o kazanı soğutur mu bilmem ama kendi kızının ellerinde ölümü tadacak, çocukları kendi kardeşleri tarafından avlanacak. Sizin için kendi kanımı taşıyan herkesi yok edeceğim,” durdu ve kendini düzeltme ihtiyacı hissetti “karanlığa karışan herkesi…” eliyle alnını kaşıdı bir an sonra cümlelerini tartınca devam etti. “Bakın ışığın beni seçerken derdi neydi inanın bende bilmiyorum ama seçen ben değilim, arzulamadım bile. Sizden ya da onlardan seçildiğim gece haberdar oldum, beni seçildim diye, sizin lideriniz oldum diye suçlayamazsınız.” Tekrar herkese baktı gözlerine, ne düşündüklerini ilmek istiyordu ama tek bir mimik yoktu hiç birinde. “Böyle zor bir durumda kaldığınız, birbirimize güvenmek zorunda olduğumuz için üzgünüm. Ancak başka seçenek de şansımızda yok. Size bir gün beni sırtımdan vurmayacağınız konusunda ne zaman tamamen güvenirim ve sizlerde sizi bir pusunun ortasına sürmeyeceğime ne zaman ikna olursunuz bilmiyorum ama bir gün, bir birimize güvenmeye muhtaç olacağız. O günden önce bunu kendimiz seçmiş olmayı arzuluyorum. Yine de özgürsünüz, intikam planları yapabilir her isteğimi sorgulayabilirsiniz. Fakat ben ilk adımı atan olacak ve size güveneceğim!” Çıkmak için dönmüştü ki Waen kolundan tuttu. “Işığın sana söylediklerini Asya,” dedi gür bir sesle, öyle ki bir sağır bile duyabilirdi “Onlara söylemeni istediklerini de söyle buna hakları var sonuçta onlara bir seçenek sundu.” “Evet,” dedi Linda hevesle “Ne söylediyse söyle belki biz diğer seçeneği seçeriz!” Asya tekrar kalabalığa döndü, kimsenin değil Linda’nın gözlerinin içine baktı. “Işık size seçilmişler konusunda ne zaman hataya düştüğünü soruyor, hangi seçilmişinin sizleri yarı yolda bıraktığını? Işık diyor ki, insanlık konusunda bir kez hataya düşmüş ama ikincisi olmayacakmış. Eğer karanlıkla baş edebileceğinizi düşünüyorsanız kalplerinizdeki kutsamayı hemen kaldırabilirmiş Linda,” dedi. Linda öfkeyle ayağa kalkarken öfkeyle soludu. “Bunları sizin uydurmadığınız ne malum?” Olanlar tam o anda oldu. Linda’nın kalbinden genişleyen sapsarı ışıktan bir küre onu içine aldı, kadının gözleri korkuyla açılmıştı. Kürenin üzerinde sadece seçilmişlerin okuyabildiği bir dilden yazılmış rünler vardı. Aslında onlarda şaşkındı bu dili bildiklerini bile bilmiyorlardı. Bu dilin konuşulduğu bir zaman olmalıydı ama onu da zihinlerinde bulamadılar. Küre çatırtılar eşliğinde parçalanmaya başlarken Linda hayır diye haykırıyordu. Nihayet tamamen parçalandığında ışık etrafa savrulup kayboldu. “Normal prosedürü biliyorsun Linda,” diyen Moos’un sesi ironik bir şekilde yumuşacıktı “Hayır, ben hayatımı adadım bu örgüte,” dedi ağlayarak ancak hala ne kadar öfkeli olduğu hemen belli oluyordu. “Bir seçim sunuldu ve sen bunu seçtin. Işık sözünü tuttu ve uyulması gereken prosedürler var,” dedi Moos ve Nishi’ye baktı. İki kadının bakışması kısa sürmüştü. Nishi asasını çıkarıp ona tüm hayatını unuttururken Waen bunun geçekleştiğinden emin oldu. Linda etrafa her an daha boş gözlerle bakmaya başlamıştı ki kaldıramayıp bayıldı. “Bu yaptığınız korkunçtu,” dedi Johan! “Ona inanmaya bizi korkutarak zorlayamazsınız!” “Asya’yı dinledin sizi tehdit etti mi?” diye sordu Uğur. “Sizden anlayış istedi, hatta bunun için üzgün olduğunu da belirtti ama hayır sizi korkutmaya çalışmadı Johan. Işığı kızdırdınız! Onun seçimini sorguladınız ve bunu düzeltmek istediniz!” dedi sakince kenarda rahatça duvara yaslanmış dikiliyordu. Asya ona döndüğünde onun rahatlamış olduğunu fark etti. “Işık amaçsız iş yapmaz,” dedi Damon ve Waen’e baktı “Biz onun kutsal kandan biri olduğunu bile bilmiyorduk. Fakat sorgulamadık, seçilmişti. Işık her zaman ne yaptığını bilir. Bunu Seçilmiş böyle zayıfken anlamak güçtür ama güçlerine kavuştuğunda ışığın amacı anlaşılır. Bu kız kendi ailesini yok edecek, bunun için söz veriyor ve siz hala onu yanlış seçeneklere itiyorsunuz.” Derin bir nefes aldı “Işık sizin gibi ahmak bir halkı neden seçmiş anlamak mümkün değil umarım hepiniz ikinci seçeneği seçersiniz ve o ahmak beyinleriniz küle döner!” dedi sakince. “Sizin ahmaklığınız yüzünden bütün seçilmişler gezegenlerini bırakıp geldiler! Ve bunun hepimiz için bir bedeli vardı emin olun!” Asya kendini öyle suçlu hissetti ki Damon dayanamayıp ona döndü. “Hayır, Asya bu senin suçun değil! Sana karşı tedirgin olabilirlerdi elbette ama öldürmek…” deyip Halit’e döndü “Sen deli misin be adam? Seçilmişinizi altı yıldır bekliyordunuz, neler yaşadığına birebir şahit oldun… Seni babası gören birini bir anda ölüme mahkûm etmek nedir? Ne suçu vardı gözünün içine bakmak dışında?” Nishi’nin sesi duyuldu. “Elbette bunun bir sonucu olacak! Bundan böyle Johan!” deyip doğrudan adamın gözlerinin içine baktı “Dizin seçip göndereceğiniz hiçbir birliği kendi boyutlarımızda istemiyoruz! Asya örgütün başına geçip bir yılın sonunda kendi birliğini kurana kadar teklif bile etmeyin!” Duvarlar silinirken dışarıdaki kalabalık göründü. Hepsi Asya’ya bakıyordu, şimdi gözlerinde korku da vardı! Onu kabul etmek zorunda kalmışlardı, bizzat ışık tarafından tehdit edilmişlerdi ve bunlara dışarıdakilerde şahit olmuşlardı. Emin olmak için Waen’e baktığında onun başıyla onayladığını gördü. Öne doğru bir adım attı, işler beklediği gibi gitmiyordu. Kimse korkudan itiraz edemiyordu bile. “Linda’nın yerine birini atamalısın,” diye fısıldadı zihnine Waen “Kendilerinin ayarlamasına izin verme. İlk çocuğu bunun için uygun değil ama en küçük kızı Rose tam bir lider. Yapılması gerekeni yapmakta tereddüt yaşayacak biri değil. Diğerlerine de kim olduğunu hatırlat hala küçük bir çocuk, onun çocuğu olduğunu düşünüyorlar Asya. Onlara bir Işık Muhafızı olduğunu göster.” “Lindanın yerine çocuklarından uygun yeterliliğe sahip olanı atayacağım bu yüzden Johan’ın topraklarındaki evime gün batımına kadar gelmelerini istiyorum. Johan kasabada kalacağım için senin orada kalmana gerek kalmadı, senin başka bir bölgede yardımına ihtiyacımız var. Yarın sabah kahvaltıyı birlikte yapabiliriz,” durup adama baktı ve hatırlamış gibi yaptı “Tabi benimle kahvaltı yapmak zorunda değilsin üzgünüm!” amcasına döndü, babaannesinin tokadı hala canını yakıyordu. “Amca babaannemin senin evine geçmesini istiyorum. Evi düzenle kulübenin olduğu kısım eve katılsın, sende yarın öğlen yanında gerekli elemanlarla gel detaylıca konuşalım. Koskoca gölgede bir merkez yok.” Durup nefeslendi, oldu mu diye düşündü Waen’den onaylayan bir mırıltı çıkınca devam etti. “Bakın zor olmayacak demiyorum ama bir ay sonra o kadar öfkeli olmayacaksınız, bir yıl sonra belki arkadaş bile olabiliriz. Sadece zamana ihtiyacımız var fakat kaderimi gerçekleştirmek zorunda olduğumu anlayın! Ya yanımda olacaksınız ya da dedi çoktan götürülmüş olan Linda’nın oturduğu yere hepimiz hayal kırıklığı yaşayacağız. Sizsiz başarılı olmam mümkün değil, benim ailem sizlersiniz, bundan şüpheniz olmasın,” dedi. Bu son çıkışlar olmamalıydı, Işık Linda’nın kutsamasını kaldırmamalıydı ve Nishi onun hafızasına dokunmamalıydı. Adını ile unutmuştu. “Emirlerini yapmak zorundayız değil mi?” dedi Johan, hoşnutsuzluğu her halinden belli oluyordu. “Sizsiz başaramam ama bensizde akan kanların hepsi boşuna olur Johan, kabul etsen de etmesen de aynı taraftayız.” “Pekala Seçilmiş, seni asla sevmeyeceğim ve istemeyeceğim ama Işığa güveniyorum,” dedi ayağa kalkıp. “Seninle iş yapmaktan nefret edeceğim emin olabilirsin.” Arkasını dönüp giderken onu pek çok lider takip etti. Ancak dışarıdaki kalabalıktan buraya ait olmadığı belli olan bir grup kaldı. “İrin ve Rose, Linda’nın kızları,” diye fısıldadı Waen zihnine. Koltuklarda aradan kalkınca ikisi ve yanlarındaki birkaç kişi de onlarla birlikte Asya’ya yanaştılar. “Bunu yapmak zorunda mıydın?” diye sordu yaşça büyük olan. “Hiçbir şey yapamayacak kadar güçsüzüm, daha düne kadar öldürülmemem işten bile değildi. Kendi hayatımı bile koruyamazken öyle kutsal bir bağı koparım atamam,” dedi. “Bizi neye göre değerlendireceksin?” diye sordu küçük olan. Asya’nın cevabı çok netti. “Işığın kararını anlamaya çalışacağım ama tamamen bana bırakırsa kesinlikle durumu tahlil edip ona göre hareket edenden yana tercih yapacağım,” Rose onu başıyla onayladı. “Aileme haber verip gün batımında kapında olacağım kardeşlerimle,” dedi ve arkasını dönüp İrin’in koluna grip gitti. Omar’ın yanına gidip onun dikkatini çekmek için koluna dokundu, düşünürken öyle dalmıştı ki kalabalık bir grubun ona doğru geldiğini fark etmemişti bile. “Evet Asya?” diye sordu. Asya ona mahcupça gülümsedi. “Misafirlerimiz var…” “Elbette,” uzanan yerleşim yerlerini gösterdi “hazırlıklar tamamlanmış olmalı, hem evini de görmek istersin belki,” dedi. Nishi’ye kolunu uzatıp onunla önden yürüdü. “Siz olmasanız,” dedi ama sadece toplantıda gördüğü iki yüzden biri elini kaldırdı. Uzun saçları Afrika örgüsüyle örülmüş olan adam atkuyruğu yapılmıştı. Saçlarında kemikler vardı, uzun boylu adamın belinde asılı tuhaf bir balta vardı üstünde sadece der bir yelek vardı. Asya Waen’in yerini kontrol etti, evet, kesinlikle korkmuştu. “Seninle ilgili bir önlem almamız gerektiğini bilemezdik. Senin kanın önemli değil, babanın annenin kim olduğunu da umursamıyorum çocuk. Ancak neler yaşadığını gördük, Waen bize gösterdi. Başımız sıkışınca senin yanımızda olacağını biliyoruz ve senin başın sıkıştığında da biz orada olacağız! Eğer amcan olmasa seni hakkın olan topraktan atan o adamla baltamı tanıştırırdım,” dedi. Asya’nın kocaman açılan gözlerini görünce homurdanarak Omar’ın arkasından yürüdü. “Ben Beleg, Elf Diyarının Seçilmişiyim Asya, seninle tanıştığıma çok memnun oldum.” Asya elini uzattığında kendi iç sesini dışarıdan duydu. “Benim kadar memnun olmanıza keşke imkan olsa Beleg.” Asya’nın bu şaşkın haline gülümsedi Beleg. “Sesin güzelmiş,” dedi genç kızı utandırmak istemişti ve devam etti “benim gücümün ufak bir parçası,” dedi. “Evet,” diyen Asya’nın sesi yankılandı tekrar “sesim güzelmiş…” Beleg elni iki elinin arasına alıp sıktı ve bıraktı Gök Gürültüsüyle uzaklaşırken Moos ve Waen onu bekliyorlardı. “Özür dilerim,” dedi hızlıca parmaklarıyla. “İstersen seninle bu konu üstüne çalışabiliriz Asya en iyileştirmekte oldukça iyiyim,” dedi genç kıza uzanmıştı ki bir anda o geceye gitti Asya. Babası onu kaçırmaya çalışıyordu. Yere düşmek üzereyken baba diye seslenmişti. Babası koşarken omzunun üstünden bakmıştı sakın sesini çıkarma Asya sadece koş! Asya’nın dudakları bir biri üzerine sıkıca kapanırken Moos’dan bir adım uzaklaştı. Dehşet içinde Waen’e döndüğünde ikisi de aynı şeyi düşünüyordu, Asya’nın neden konuşamadığını…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE