Omar’ın ev sahipliğine diyebilecek tek kötü kelime yoktu. Misafirlerini öyle iyi ağırlamıştı ki Asya onun kendisi hakkında ne düşündüğünden emin olamamıştı. Yani gerçekten hiç mi umursamıyordu babasının kim olduğunu?
Hayır diye fısıldamıştı Waen zihnine hiç umursamıyor ona tamamen güvenebilirsin. Misafirleri Asya’nın güvende olacağından emin olduktan sonra ki her biri onun yanına kendi boyutundan birini bırakmışlardı, boyutlarında yarım bıraktıkları işleriyle uğraşmak için geri gitmişlerdi. Asya hemen sonrasında Omar’ın topraklarındaki evine gidip korumanın kendisini tanımasını sağlamış hemen sonrasında Johan’ın topraklarına gitmişti.
Johan karşılamamıştı, aslında herkes onu görmezden gelme kararı almış gibiydi. Onlara hak veriyordu o günden beri kendisi de aynaya bakamıyordu ki… Evine geçip kapıyı arkasında onu takip eden altı kişiye açtığında evi bir kat daha büyümüş ve genişlemişti evet kesinlikle daha fazla odaya ihtiyacı vardı. Öylesine seçtikleri her oda misafirinin zevkine göre şekillenince Asya merakına yenik düşüp hepsinin odasını tek tek incelemişti. Onun bu çocuksu merakı hepsini eğlendirmiş gibiydi.
İdril’in odasına girdiğinde onu yeşil kocaman ağaçların bulunduğu bir ormana açılan kocaman bir pencere gördü odadaki devasa yataktan önce. Koşarak pencereye gidip açtı. Ağaçların tepesine uzanan büyük bir kuledeydiler ve karşılarında öyle muazzam bir şelale vardı ki Asya heyecanla ona döndü.
“Evinde ağaçlarda mı yaşarsınız?” İdril onun sorusuna gülümserken onun yanına gelip pencereden dışarı sarktı.
“Tehlikeli ormanların tam göbeğindeki kulelerde yaşarız,” dedi. Evini sevdiği her halinden belliydi. “Yaşadığımız gezegeni sizin gibi tahrip etmedik, kestiğimizin yerine misliyle diktik, avladığımız hayvanların yaşlı olmasına dikkat ettik. Ekip içtiklerimizin ile hepsini toplamadık. Çocuklarımıza hep daha iyisini bırakmak için çabaladık durduk,” Asya’ya baktı “gücenmiyorsun değil mi?” Asya başını olumsuz anlamda sallayınca omuz silkti İdril “Normal insansın sonuçta.”
Asya ona şaşkınlıkla dönünce arkada onları izleyenlerden Kaya Tuzu güldü. Diğerleri kendilerini tutuyor gibiydiler, Asya İdril’i geride bırakıp sıradaki odaya bakmak için yürümeye başladığında Kaya Tuzu hala kıkırdıyordu.
“O bir elf ne bekliyordun? Her zaman daha üstün olduklarına inanacaklar,” dedi. İdril’in arkadan gelen itirazlarını hepsi de duymazdan geldiler. Sırada Ejderha Diyarından gelen Kaya Tuzu’nun odası vardı. Kapıyı açtığı gibi kapattı Asya. Ona dehşet içinde baktı.
“Evimde yangın çıkarmayacaksın değil mi?” kıkırtılar yükseldi tekrar. Kaya Tuzu ellerini kaldırdı.
“Bu sadece büyü Asya, bende yanmayacağınıza inanıyorum.”
“Bu odanın altında hangi oda vardı? Oraya asla girmemeliyiz, Tanrım! Bizi gerçekten yakabilir mi?” dedi büyücü Akira’ya. İnce uzun adam ona onaylamaz bakışlar attı.
“Biz işimizi sağlam yaparız Seçilmiş!”
“İçerde lavlar akıtan bir sürü çatlak var! Emin misin?”
Kaya Tuzu adama döndü.
“Haklı sonuçta ben normal bir yatakta da yatabilirim,” dedi keyifle. Ancak büyücü tek kaşını kaldırdı.
“Senin için bunu hemen halledebilirim dostum,” deyip asasını çıkarmıştı ki Kaya Tuzu teslim olur gibi ellerini kaldırdı.
“Tamam, yatamazmışım. Silahını hemen indir büyücü,” dedi. Onların bu haline Asya’da gülmüştü bu sefer.
Moos’un gezegeninden gelen Cort’un odasının kapısını açtığında Asya geriye bir adım attı ama beklediği gibi kapıdan üzerine doğru büyük bir su kütlesi gelmemişti. Aksine öylece asılı duruyordu. Suyun içinde gezinen bir balıkla göz göze gelince Cort’a baktı.
“Senin için kapıya havlu bırakmamı ister misin?” diye sorunca Kaya Tuzu kahkaha atmış İdril’in bile kıkırtısı duyulmuştu.
“Havluya ihtiyacım olmayacağından emin olabilirsin Asya,” diyen adam genç kıza sıcak bir gülümseme sundu. “Ayrıca büyü seni yarı yolda bırakırsa buradaki su yan odamdaki lavları söndürecektir.”
Genç kız bunu bir süre düşündü sonra rahatlayarak onu başıyla onayladı. Bu kattaki son odanın kapısına geldiğinde Büyücü Akira kapıyı açtı. Doğrusu Asya odanın ortasında kaynayan bir kazan bulmayı ummuştu, duvarda kurbağa bacakları falan olur diye düşünmüştü ama bu oda oldukça normaldi.
Şüpheyle kısılmış gözleriyle Akira’ya döndü. Akira’nın gözlerinde sinsi parıltılar dolaşıyordu.
“Bu kadar normal olması normal mi?” Akira ona omuz silkti.
“Görmeni isteseydim görürdün,” dedi. Asya’nın kaşları çatıldı.
“Burası benim evim ve benden bir şeyler saklamana izin mi veriyor?” dedi. Bozulduğu oldukça belliydi. Akira ona kendini beğenmiş bir gülümseme sundu.
“Hazırlıklı olduğunu düşünüyor olmalı,” genç kızın yanına gidip onu kolunun arasına sıkıştırdı “gel diğerlerinin odalarını görelim,” dedi.
Diğer kata çıkarlarken Kaya Tuzu’da Asya gibi isyan edip söyleniyordu.
“Benim odamı gördün ama seninkini göremedik, sende bakmamalısın!”
“Kaya Tuzu belki de ev senin de korkacağını düşünmüştür,” dedi rahatça.
“Ya da sende bir numara yoktur,” dedi İdril. Onun bu çıkışını diğerleri desteklediler.
“Belki de öyledir Elf, belki de kendini kandırıyorsundur.”
Asya bir an ona baktı nasıl bu kadar hazır cevap ve bu kadar rahat olabilirdi.
“Büyü yapmak için sakin olması gerekiyor, o nedenle duygularını her zaman kontrol altında tutmayı öğreniyorlar daha doğdukları andan itibaren,” diyerek düşüncelerini cevaplayan Kurt Kız Astrid.
“Sırrımı ele verdiğin için teşekkürler Astrid,” dedi Akira. “Bize odanı göstermek ister misin?”
Astrid ona gülümseyip öne geçti ve kendisine kalan odanın kapısını açtı. Asya onun vatanını görmüştü kayaya oyulmuş taş evleri gölgeleyen Harim denilen piramitleri… Ancak burası tamamen bir mağaranın düzenlenmiş hali gibiydi. Siyah taş duvar tek bir parçaydı, ancak öyle pürüzsüzdü ki insan eliyle oyulduğunu düşündürüyordu.
“Ben vampirlerin saldırdığı kıyı bölgesinde yaşardım orası pek çok irili ufaklı mağaranın olduğu bir alandır. Mağaraların kimisinde kalabalık aileler yaşar kimi ise benim ki gibi fazla büyük değildir,” dedi. Asya gaz lambasının loşluğunda odanın içine ilerledi.
“Eğer bu işin emekliliği oluyorsa ben kesinlikle emekliliğimi Alard’da geçireceğim,” dedi. Astrid ona gülümseyerek onayladı.
“Damon senin Alard’ı çok sevdiğini söylemişti şimdi bunun gerçekliğini gözlerinde görebiliyorum.” Odanın çıkışına yönelirken Asya ona sırıttı.
“Çok sevmek eksik kalır, aşık olmuş olabilirim.”
“Daha diğerlerini görmedin,” diyen İdril’i başıyla onayladı. Sonuçta altıya bölünemezdi.
Maral onları odasının kapısına dayanmış olarak bekliyordu. Asya hevesle karşısına dikilince hafifçe aralık olan kapıyı topuğuyla itti.
“Benim boyutumda göz alabildiğine uzanan çayırlar vardır ve biz tam ortasında çadırlarda yaşarız Asya,” dedi. Asya esen rüzgârda uçuşan saçlarına eşlik eden diz boyu yeşil çimenlerin arasında duran büyük çadıra doğru birkaç adım attı.
Çimenlerin arasında öbek öbek baş çıkarmış renk renk çiçekler ekilmiş gibiydi. Kaya Tuzu’nun ıslığını duydu. Ona eşlik eden birkaç mırıltı daha duyuldu. Aslı arkasını dönüp Maral’a baktı, gözleri yaşarmış birkaç firari çoktan yüzünde kendi yollarını çizmişlerdi.
“Burası çok güzel Maral,” dediğinde Maral gülümseyip yanına geldi ve ona sarıldı.
“Geceyi benim çadırımda geçirebilirsin ve şu emeklilik planlarını yaparken bir kez daha düşünmeni tavsiye ederim,” dedi. Asya gözlerindeki yaşları silerek onu onayladı öyle güzeldi ki buradan kesinlikle ayrılmak istemiyordu.
“Burada yere inmemecesine uçardım.”
Asya Kaya Tuzu’nun sözleriyle ona döndü ancak Ejderha Adam önündeki uçsuz bucaksız çayıra bakıyordu. Onunda etkilendiği her halinden belliydi, Asya onunla ilk defa aynı fikirde olmaktan son derece memnundu.
“Senin odanı görmedik,” diyen Akira’yı onaylayıp Maral’ın koluna girip onu da beraberinde çekiştirdi. Odasının kapısını açmak için kapı kolunu tuttu, hepsinden daha çok merak ediyordu belki de kendi odasını.
Nihayet kapıyı açtığı anda tanıdık bir manzaraya açıldı kapı. Babaannesinin kendisine verdiği babasının odasının birebir kopyasıydı.
“Senin zevkin mi gerçekten bu eski masa ve sandalye? Ciddi olamazsın Asya burası hiç genç kız odasına benzemiyor,” diyen Kaya Tuzu inleyerek sustu.
Asya çenesi titreyince arkasına dönemedi, güçlü olma masalı da buraya kadardı. Kaç gündür uyuduğu tedirgin uykulara içerlemişti de ondan mı böyleydi yoksa yol yorgunluğu mu kendini hissettirmişti? Belki de bu günkü stresin acısının çıkışıydı. Ben daha on altı yaşındayım diye düşündü ama gözü takvime kayınca tekrar şaşırdı yarın doğum günüydü. İki temmuz, belki de burcundandı tüm bu duygusallık.
“Babamın odasıydı Kaya Tuzu,” dedi kendini kontrol edebildiğinde “başka bir yerde rahat uyuyamıyorum.”
“Anlıyorum babanın ruhunun burada dolaştığını mı düşünüyorsun? Eğer öyleyse düşmanın kızısın ve hani bilemiyorum eğer o da bunu fark ettiyse tehlikeli olabilir.” Kurt Kız Maral böbreğine bir tane indirmişti ama o ne var uyarıyorum diye fısıldadığında Asya ona dik dik baktı.
“Hayır Kaya Tuzu ruhunun dolaştığını düşündüğüm için değil.”
“Ah! İçim rahatladı, peki neden onu buraya mı gömdünüz ya da küllerini…”
“Keser misin şunu Kaya Tuzu?” diye inledi Maral.
“Elf atalarıma tamamen hak verdim şuan eğer seni görselerdi kesinlikle bizim tanrılardan geldiğimizi falan düşünürlerdi,” dedi İdril alaylı bir gülüşle.
“Şurada Asya’yı anlamaya ve tanımaya çalışıyorum, ne var bunda? Şu odaya bir baksanıza, benim bile psikolojim bozulurdu bu kasvette,” diyerek isyan etti.
“Babamın anıları var Kaya Tuzu o yüzden huzurlu hissediyorum. Hala yaşıyormuş gibi…”
“Asya, ya yas tutmuşsun ya küçük düşürülmüşsün sana iyi olma ve unutma şansı tanınmamış ki!” dedi genç kızın yanına gelip onun koluna girmesini sağlayarak sonra onun odadan çıkması için yönlendirdi. “Bence sen vahşi kızımız Maral’ın çayırında ki o çadırda uyumalısın. Hem bende çadırın dışında olurum,” sesini kısıp Asya’nın kulağına eğildi arkalarından kapanan kapının sesi yankılandı “Biraz vahşi olduğu için güvende olduğundan emin olacağım tamam mı?”
“Senin gürültülü horultundan uyuyabileceğimizi sanmıyorum!” dedi Maral ters ters fakat Kaya Tuzu bunu umursuyormuş gibi görünmedi.
“Yıldızları seyredersiniz işte fena mı?”
Birlikte aşağı indiklerinde salonun bitişiğinde beliren geniş çalışma odasına girdiler. Büyük bir masanın üzerinde ki Dünya haritasında ışığın ve karanlığın baskın olduğu alanlar işaretliydi. Anlaşılan ışığın varlık gösteremediği yerler Dünyada da vardı. Güneş batmak üzereyken Asya Linda’nın çocuklarının geldiğini hissetti. Evden çıktıklarında onları doğruca geçide yönlendirdi, itiraz ettiklerinde ise onlara Işığı orada daha iyi anladığını söyledi. Öyle de oldu.
Işığın sormasını istediği soruları onlara yöneltti, seçimi Omar ve Johan’da izliyordu. Asya onlara kızmış olsa da sesini çıkarmadı. Verilen cevapların içinde Waen’in söylediği gibi Rose hemen kendini belli etmişti. Onu seçtiğinde itiraz eden sadece diğer çocuklar olmuştu. Ancak Omar ve Johan’ın seçimi onaylaması ile onlarda kabul etmek zorunda kaldılar. Asya Johan’la yapacağı toplantıya Omar ve Rose’da çağırdı. Johan’a amcasına haber vermesini de rica etti. Ona vermeyi düşündüğü bir görev vardı.
Eve nihayet döndüklerinde yorgunluktan her yeri ağrıyordu. Kaya Tuzu onu Maral’ın odasına doğru itince Asya itiraz etmedi, Maral’ın çadırında çoktan ikinci bir yatak oluşmuştu bile. İçeri girdiğinde diğerleri yanlarından ayrılsalar da Kaya Tuzu dediği yapıp çadırın dışında yere uzun çimenlerin üstüne sırt üstü uzandı. Maral genç kıza kendi yurdunun efsanelerinden bahsederken genç kız uyuya kalmıştı. Bir müddet onun başında bekledikten sonra dışarı çıktı. Kaya Tuzu oturuyordu, yüzü oldukça ciddi görünüyordu.
“Uyudu sanırım,” dedi yanına oturan Maral’a. Maral onu aşıyla onaylarken Kaya Tuzu’nun gözleri genç kadının örgülerle dolu saçlarında gezindi. Ancak kısa sürmüştü bu oyalanma gözlerini tekrar gökyüzündeki yıldızlara çevirdi. “Yurdumdaki gökyüzünden farklı değil,” diye mırıldandı.
“Daha önce kendi boyutumdan hiç ayrılmamıştım, burası fazla gürültülü ve hareketli,” dedi Maral.
“Bizim orası fazla sıcak,” diye kıkırdayan Ejdere Maral’da eşlik etti. “Burada yaşayamazdım muhtemelen,” dedi nihayet adam. Ya bir hayalperest olurdum ya da bir münzevi, bu kadar bencillik üstelik kutsanmış olmalarına rağmen korkunç… Belki de burayı savunmayı bırakmalıyız,” dedi düşünceli bir halde.
“Yurdunu kaybeden insanlar nerede yaşayacaklar dersin taş kafalı? Üstelik onlara yurdumuzu açtığımız için minnet duymazlar kaybedilen yurtlarından bizi sorumlu tutarlar. Bunun kendi tarihlerinde oldukça çok örnekleri var. İçeride k çocuk tek umutları ama onlar bunu göremeyecek kadar körler.”
“İnsanlığı sevmiyorsun,” dedi Kaya Tuzu kadının yıldızlara dönmüş koyu sarı gözlerinin bir benzerini görüp görmediğini düşünürken.
“Sevmiyorum değil daha çok öğrendiklerim ve artık gördüklerim nedeniyle tedirgin oluyorum. Kendi Seçilmişimiz beni buraya belki dönmemek üzere gönderdi. Düşünebiliyor musun Kaya Tuzu? Onca bilgeliğine rağmen kutsanmışlardan emin olamadı. Üstelik içerideki sadece bir çocuk!”
“Hala sevmediğini düşünüyorum,” dedi ejder ama sesi biraz daha yumuşaktı. Maral ona burnundan nefes vererek güldü.
“Haklısın pek sevmiyorum,” dedi sonra kaşlarını çatıp ona dik dik baktı “Asya’nın odasında saçmaladıkların da neydi öyle?”
“Hepiniz aynı şeyi düşündünüz ama ben söyledim diye mi saçmalık oluyor?” dedi gözlerini tekrar gökyüzüne çevirirken devam etti “Delirmemiş olması mucize değil mi sence de?”
“Öyle,” diyerek hak verdi Maral ona.
Aralarına sessizlik çökerken Maral iyi geceler dilemeden önce odasına gitmesini söyledi ama Kaya Tuzu ona bakmakla yetindi. Genç kadının çadıra girişinin sonrasında asıl bedenine bürünerek kirli beyaz bir ejderhaya dönüştü. Çadırın etrafını uzun kuyruğuyla sararken esen hafif meltem ona ninni gibi gelmişti.