Masanın başında duran Johan, Rose, Omar ve Halit’e baktı. Onların gözünde bir hafta önce seçilen yanlış kandan biriydi. Oysa şimdi onlara neye sahip olduğunu göstermek zorundaydı. Eliyle Asya kıtasını gösterdi önce, kesinlikle konuşması gerekiyordu artık ancak o gün maalesef bugün değildi.
“Çok uzun süredir Asya kıtası hep küçük ailelerin yönetiminde kalmış, burada var olsak da bu her an değişebilir. Johan oraya gitmeni, küçük aileleri birleştirmen ve orada tıpkı Londra’da olduğu gibi sağlam kaleler oluşturmanı istiyorum.”
“Sağlam kaleler üç günde oluşturulmuyor Seçilmiş,” dedi dik dik Asya’ya bakarak. “Üstelik oradaki aileler küçük olsa da çok köklü aileler başka birinin kontrolünü kabul etmek istemezler.”
“Haklısın bu yüzden senden başka gönderecek kimsem yok elimde! Bunu sen yapamazsan kimse yapamaz,” dedi Asya ona bezgin bakışlar atarak “senin bir önerin varsa dinleyebilirim,” dedi.
“Omar’ı gönderebilirsin!” dedi adam ona hala meydan okuyan akışlar atıyordu.
“Omar senden daha iyi bir seçenek olurdu ama henüz onun yerini alacak biri yetişmedi,” dedi arkasındaki sandalyeye kendini bırakarak oturdu. “Avrupa’da iki güçlü aile fazla ironik. Ya sen gideceksin bu durumda ya da Rose… Rose’a vereceğim görev seninkinden daha küçük değil fakat onun sağlam bir kaleye ihtiyacı var. O gerekli tüm vasıflara sahip olsa da henüz çok yeni bir lider, oradaki aileler dediğin gibi fazlasıyla köklü. Onu dinlemezler.” Gözleri amcasına kaydı “Tabi amcamı da...”
“Ben senin amcan değilim!”
Asya derin bir nefes alıp cümleyi tekrar kurdu.
“Halit’i de gönderebilirim ama onların dengi ve bu onları küçümsediğimi gösterir. Bu kadar açıklama yeterliyse ailenden iş bitirici olan bir grup seç bundan böyle bu bölge tamamen Rose’a ait.”
“Bana burada senin kalacağını söyledin, bölgemi başkasına vermekte nedir?” elini masaya vurup genç kıza doğru eğildi. “Ailemi elimden alıyorsun!”
“Öyle yapıyorum,” diyerek kabul etti Asya odanın dört bir yanında onlardan uzakta ancak tetikte bekleyen ev arkadaşlarına baktı. Sanki hiçbir şey duymuyormuş gibiydiler. Tekrar Johan’a döndü “Size fedakârlıkla ilgili ders veremem Johan, ne yaşım ne de tecrübem bunun için yeterli. Fakat bunu yapmana ihtiyacım var.”
“Oradaki ailelerden birine bu görevi verebilirsin,” dedi sinirle.
“Bu pek çok kez uygulanmış ve başarısız olmuş taktiği önermen sana olan inancımı zedeliyor Johan. Bu sefer hangi aileyi deneyelim dersin? Yanlış bilmiyorsam bazıları şansını iki kere denedi.”
Johan’da kendi sandalyesine çökerek oturunca Asya kırklı yaşlarındaki adama minnetle baktı. Kabul edecekti.
“İşe nereden başlayacağın, ilk hangi ailenin kalesinden başlayacağın tamamen sana kalmış. İstersen birlikte gider ve orada da bir toplantı yaparız,” dedi fakat Johan elini kaldırıp bunu istemediğini belli etti.
“Annesiyle okula giden çocuk gibi… Kesinlikle hayır ben gideceğim. Ne kadar sürem var?”
“Bir hafta yeterli mi? Burayı ve kalan yerleri Rose’a devretmen için tabi birde diğer planlar ve seçeceğin elemanlar için? Yalnız buradaki işleyişi iyi bilenlerden bir iki kişi mutlaka kalmalı ve onları Rose’a yönlendirmelisin,” dedi.
Johan onu başıyla onayladı. Ancak hala bu durumdan memnun değildi. Asya yeni lidere döndü. Heyecanlı ya da korkmuş görünmüyordu, Asya ona imrendiğini fark etti. Rose kendisinin olamadığı pek çok şeydi.
“Rose, Avrupa tamamen senden ancak,” deyip eliyle güney sınırlarını gösterdi “bu bölgede diğerleri çok güçlü. Takip edebiliyor olmamız ki bu da her an değişebilir, orada kuvvetli olduğumuzu göstermez. O adamın kızını takip edemediğimizi öğrendim, bu beni çok endişelendiriyor, Güney Avrupa’yı kaybetmemiz kolumuzu kanadımızı kırar. Bu bölgeyi temizlemek zorundasın. Onları her kanaldan sıkıştır burayı terk etmelerini sağlamalısın.”
Rose haritaya eğildi ve Johan’a sordu.
“Bu mümkün mü?”
Johan göz devirdi ancak itiraz etmeden yanıtladı.
“Kurdukları pek çok şirketi devlet nazarında suçlu gösterip ellerinden alabilirseniz ki bu konuda çok sıkılar buradaki varlıkları tehlikeye girer. Bunun yanında orayı yönetir görünenlerden bazıları yem. Onları yavaş yavaş ortadan kaybedersen diğerleri endişelenmeye başlayacaktır,” dedi.
Rose bu defa Asya’ya döndü, gözlerinde annesine olanlardan sonra bile tek bir fırtına yoktu. Asya bu kadar kontrollü olabilmesini minnetle karşıladı, elbette kendisinden nefret ediyordu.
“Henüz kendi bölgemde de kontrolü tam sağlamış sayılmam bu nedenle bu isteğini hemen yerine getiremem ama kontrolü elime alır almaz ilk iş onları sürüp atacağım,” dedi. Kendinden şüphesi yoktu Asya onu başıyla onayladı.
“Omar,” deyip yaşlı adama döndü.
“Amerika mı yoksa Avusturya’mı?” diye sordu adam Asya gülümseyip eliyle Kuzey ve Güney Amerika’yı gösterdi.
“Büyük bir bölge ama…” dedi fakat Omar elini salladı.
“Diğerleri elinden geleni yaparken benimkiler oturamazdı zaten,” dedi.
Asya sonunda amcasına bakınca onunda kendisini beklediğini gördü.
“Beni bu toplantıya evle ilgili planların için çağırmadın herhalde,” dedi adam.
“Hayır, o işi senden alacağım zaten,” dedi amca dememek için kendini tuttu “Seni Avusturya’ya göndermek istiyorum,” dedi. Amcası burnundan nefes verdi.
“Beni öldürtmeye mi çalışacaksın? Babana da haber ver istersen.” Asya ona sadece baktı, sahi onu neden buraya çağırmıştı? Geçitte içindeki bilinçte yapılması gerekenleri iyice ölçüp biçmiş ve bunun için en uygun olanları seçmişti. Oysa şimdi kararından şüphe ediyordu.
“Babam öldü benim, yine de bir gün karşılaşacak olursam kardeşinin neler yaptığını ona mutlaka söyleyeceğimden şüphen olmasın. Bakalım sen nasıl bakacaksın yüzüne!” derin bir nefes aldı. “Her neyse Asya’daki ailelerden anlaştığın birini seçmelisin ki Kim Ailesini seçeceğini düşünüyorum. Rose diğerlerini sürdüklerinde oraya, en kuvvetli oldukları kıtaya geleceklerdir ve sen onları buraya geldiklerine pişman edeceksin.”
“Biz diğerleri gibi başka bir türle savaşmıyoruz, kendi türümüzle savaşıyoruz bir yerde mutlak hâkimiyet kurmak imkânsız!” dedi Halit “Sıradan insanlardan her zaman onların tarafına geçenler olacaktır. Onları biz fark edene kadar çoktan güçlenmiş olabilirler. Yani bütün bölgeleri ele geçirmemiz mümkün olmadığı gibi mantıklı da değil.”
“Haklısın ancak bizim varlığımızın karanlığı zayıflattığını unutuyor gibi konuşuyorsun. Onların beslendiği damarı kesmek zorundayız.” Dedi, korkularından ya da hislerinden bahsetmeli miydi? Babası onlara büyük bir darbe zaten vurmuş pek çok bölgeden ellerini ayaklarını neredeyse kesmişti. Ona inanırlar mıydı? “Çok yeni olduğumu biliyorum, sizleri gereksiz tehlikeye atmak istemiyorum bu yüzden senin ve seçeceğin ailenin üyelerinin hazırlanmasını istiyorum. Senin görevin Rose’a bağlı, o başarılı olursa yine bir toplantı yapar bu durumu netleştiririz,” dedi.
“Yani benden ailemi belki olabilecek bir görev için hazırlamamı istiyorsun, doğru mu anlıyorum?” dedi amcası alayla gülerek. Asya ona bakmakla yetinmek istedi ama onların düşmanı değildi, şüphelerini görmezden gelemez bir diktatör gibi emirlerini yerine getirmelerini isteyemezdi.
“Hayır, tam olarak böyle değil. Hazırlanmanızı istiyorum çünkü Rose onları sıkıştırdığında saldırganlaşırlarsa sizden onlara karşılık vermenizi isteyeceğim. Evet, Rose’un hükmettiği kişi sayısı çoğaldı ama onlar o mücadelede yorgun düşecekler. Johan ve Omar’da meşgul olacaklar bölünmelerin istemiyorum. Ve sen babamın en yakınındaydın taktiksel olarak çok iyi yetiştin. Benim onlardan eş on adım ilerisini görebilecek birine ihtiyacım olacak. Bu yazık ki senden başkası değil. Yoksa bu masada babamın yüzüyle oturup bana böyle nefret dolu bakışlar atıp küçümsemene katlanmayı bende istemiyorum!” dedi. Sonlara doğru amcasına olan öfkesi yüzeye çıkmış el hareketleri hızlanmıştı. Derin bir nefes alıp sakinleşmek için odanın dört bir tarafında sağır gibi duran muhafızlarına baktı. Sonra amcasına tekrar döndü, “Bak, benim yüzüme bakmak zorunda kaldığın için üzgünüm ama bunu senden seni öldürmek istediğim için istemiyorum. Bunu senden istiyorum çünkü onları iyice zayıf düşürmek istiyorum! Orada burada kutsanmışların öldürülmesinin önünü kesmek zorundayız! Belki bugün değil ama bir gün tükeneceğiz! Bizi önemsiz sayılarla gün gün azaltmalarının önüne geçmek zorundayız!”
“Şimdilik destek görevi göreceğiz yani?” diye sordu amcası. Asya onu başıyla onayladı.
“Bu iki aile yeterince büyük ve fazlasıyla güçlü eleman yetiştirme potansiyeline sahip. Üstelik size büyük bir aile oluşturma fırsatı da vermiş oluyorum. Bunu iki tarafında istediğini biliyorum,” dedi ve devam etti “Senin yetişkin bir oğlun ve diğer ailede de abime her yönden denk bir kız var, belki…” dedi omuzlarını silkerek. “Geri kalanı onların bileceği iş elbette ama yine de her yönüyle sizin için bir fırsat. Pekâlâ,” dedi derin bir nefes alarak “itirazı olan ya da eklemek istedikleri olan?” diye sordu.
Amcası ve diğerleri bir süre sessiz kaldılar, toplantı yaklaşık olarak iki saat önce başlamıştı. Harita üstünde hemen hemen her bölge değerlendirilmiş ve nihayet Asya emin olduktan sonra görevlendirmeleri yapmıştı. Burada en büyük fedakârlığı hiç şüphesiz Johan yapıyordu. Ancak o da durumu kabullenmiş görünüyordu. Nihayet Rose ayağa kalktı.
“Benim için tamamdır Seçilmiş,” dedi “Şimdi bunu ailemle görüşmeli ve plan yapmalıyım. Johan bana işleyişi bilen kişileri ne kadar hızlı gönderirsen o kadar memnun olurum,” dedi. Johan kalkıp genç kızın elini sıktı.
“Ailem ve topraklarım sana emanet Rose, annenden daha iyi bir lider olacağına tüm kalbimle inanıyorum. Yarın öğlene kadar sana iki kişi göndereceğim. İkisi de hemen hemen her noktaya hakimler, onları her zaman yanında bulacaksın.” Rose onu başıyla onayladı ve iki eliyle Johan’ın elini sıktı.
“Evin bundan sonra evimdir, gözüm gibi bakacağımdan şüphen olmasın.” Dedi Asya’ya dönüp “Başka bir şey yoksa?” dediğinde Asya başını olumsuz anlamda salladı.
“Şimdilik bu kadar hareket planlarınızı yapınca beni burada bulabilirsiniz,” dedi. Halit ve Rose kapıya yönelince onlara Büyücü Akira yol gösterdi. Omar ve Johan geride kaldılar. Omar genç kızın elini sıktı.
“En kısa sürede hareket planımla buraya geleceğim Asya, bu arada Femi derslere devam etmek istediğini iletmemi istedi,” dedi Asya onu başıyla onaylayınca yaşlı adam iyi günler dileyip Maral eşliğinde dışarı çıktı. Johan onların arkasından kalktığı koltuğuna oturdu.
“Ailemi elimden aldın, amcana, seni öldürmek istemesine rağmen büyük bir ailenin sözünü verdin. Senin hakkında ne düşünmeliyim Asya?” diye sordu.
“Senin aileni elinden alsam bile daha dinamik ve daha kalabalık bir aile veriyorum. Hepsinin sana itaat etmesi gerektiğini ikimizde biliyoruz,” dedi.
“İtaat mi? Ciddi misin? Hepsi büyük ailelerden olmanın hayalini kuruyorken mi? Beni bir çıkmazın içine sürüklüyorsun,” dedi.
“Uzatma Johan ne istiyorsun?” diye sordu Asya koltukta geri yaslanarak.
“Vasin yok! Kanınla bağlı olduğun kimse yok, beni vasin olarak duyurmanı istiyorum.” Dedi açıkça “Olurda ölürsen ki bunu tüm kalbimle umuyorum yönetim bana geçecek,” dedi.
Asya bunu bir süre düşündü aslında Omar ya da Rose’u düşünmüştü ama Johan’ da şüphesiz iyi bir liderdi.
“Ben ölürsem planı devam ettireceğine söz verir misin?” diye sordu.
“Bu kadar önemli mi?” diye sordu Johan’da. Asya ona alaylı bir gülümseme sundu.
“Bunların hiç birini keyfimden istemediğimi yakın vakitte göreceğinizi düşünüyorum. Bana dürüstçe cevap ver planı yeni seçilmiş gelene kadar devam ettirecek misin?”
“Biz güçlüyüz neden onları sıkıştırıp saldırganlaştırıyorsun ki?” diye sordu bu kez de, kuşku tüm yüzünde açıkça gürlüyordu.
“ Korkunç bir içgüdü diyelim Johan, haksız çıkmamı isteyeceğimiz kadar korkunç bir içgüdü.”
Johan’la bir süre bakıştılar, nihayet vazgeçip ellerin kaldırdı.
“Pekâlâ, planını aynen devam ettireceğimden şüphen olmasın. Fakat sözünü en kısa sürede tutmanı istiyorum böylece Asya’daki dostlarımız daha çabuk itaat edeler,” dedi itaat kısmını bastırarak. Asya ona teminat verdikten sonra o da çıktı. Asya bir süre sessizce önündeki haritaya baktı. Beyaz ve siyahın dalgalandığı haritada tüm geçit kapıları işaretlenmişti. Gerçekten içini kemiren neydi bu kadar? Işık yavaş yavaş vücudunu sarıyor ama bu Asya’nın istediği büyüklükte bir alan kaplamıyordu. Hissettiği bu korkunun tek sebebinin kendi kuruntuları olmasını umdu. Geçmiş hayatların hiç birinde Karanlık o kadar cesur olmamıştı sonuçta…