Akşamüzeri mimar ve inşaat mühendisleriyle gelmek üzere olduğunu söyleyen amcasına kendisinin geleceğini söyleyip evden çıkmak istemişti. Saatlerdir Maral ve Kaya Tuzu’nun bir birlerine laf atmalarına katlanmak zorunda kalmış üstelik buna Elf İdril ve Deniz adamı, ona ne diyeceğini bilememişti, Cort’la amansız bir çalışma yaparken maruz kalmıştı. Asya koşup kaslarını çalıştırırken onlar balkonda keyif çaylarını onu seyrederek ve hiç susmadan atışarak içmişlerdi. Asya bir ara yalvarır gözlerle Büyücü Akira’ya bakmış ancak o kaslarının çok zayıf olduğunu söyleyip ona kür yapmak için içeri girmekle yetinmişti.
Nihayet amcası gelmek istediğini söyleyince ben gelip yerinde göreyim diyerek neredeyse kaçarak kendini banyoya atmış saçlarını bile doğru düzgün kurutmamıştı. Neyse ki Cort elinin tek hareketiyle saçındaki suyu almıştı. Birlikte geçide gittiklerinde Asya içinde güçlenen ışığı hissetti, son zamanlarda kendini güçlü hissettiği tek yerdi. Buraya bir yatak atıp kalabilirdi. Hızlıca hafızasındaki seçilmişlerin hayatına bakıp bir üssün en iyi nasıl kullanılabileceğini ve nasıl daha korunaklı olacağını bulmaya çalışmıştı.
Ancak beklediği gibi onu sadece amcası beklemiyordu, babaannesi de oradaydı ve fazlasıyla öfkeli görünüyordu. Daha kapıdan çıktığı anda Asya’ya amacını sormuştu. Onu evinden kimse atamazdı, öyle diyordu. Kapı oluşturulduğundan beri ailesi tarafından korunmuştu, babası beş erkek kardeşine rağmen bu görevi ona vermişti ve Melike Hanım şimdiye kadar emanete en iyi şekilde sahip çıkmıştı. Asya intikamını başka bir yolla almalıydı.
“İntikam isteseydim sonun Linda gibi olurdu babaanne lütfen zorluk çıkarma.” Demekle yetinmişti Asya ama babaannesi ona onun hiçbir şeyi olmadığını nereyse tıslayarak söylemişti.
“Burası bir ailenin olamaz,” demişti Asya sabırla “Oğlunun buraya ihtiyacı olacak, bunu sende biliyorsun! Arazi fazlasıyla geniş ve sadece bir ailenin konaklama ihtiyacına hizmet edemez. Eğer ısrar ediyorsan kapı açıldığı gibi kapatılabilir ve çok daha stratejik bir noktaya yenisi açılabilir. Buranın sana ait olduğu konusunda ısrarcı mısın?” diye sormuştu. Sonuç olarak babaannesi razı olmuş ardını dönüp onu bekleyen araca binip gitmişti.
Asya amcasına bunu niye yaptığını sorunca Halit annesine engel olamadığını söylemişti. Asya buna ilk ve son kez inandığını söylemişti. Amcası umursar görünmese de bir daha ki sefere dikkat edeceğini biliyordu Asya.
Nihayet araziyi gezmişler amcasının ekibindekiler neler yapacaklarından bahsetmişlerdi. Şimdi çalışma masasının üzerinde kabaca çizilmiş çizimlere bakıyorlardı.
“Kulübenin böyle açıkta kalması beni çok rahatsız ediyor. Kulübe yıkılıp daha güvenlikli bir bina yapılmalı ve mutlaka kapı içeride olmalı,” dedi. Ancak amcası aynı fikirde değildi.
“Burası bizim için bir semboldür,” dedi sertçe.
“Sembollerle işim yok Halit! Güvenlik önceliğim ve sizde bundan pek yok!”
“Burayı bir asırdır bu haliyle koruyoruz,” diye çıkıştı amcası.
“Şanslı olmanız ya da daha önce fark edilmemiş olması umurumda değil. Babam deşifre oldu ve burada bir kapı olduğunu anlamış olmalılar! Kapıyı riske atmayacağım.”
“Kapıdan Işık tarafından kutsanmamış kimse giremez.”
“Ama kapıdan çıkan kişi kolaylıkla öldürülebilir!”
“Kapının etrafına binalar yapılacak,” dediğinde amcası artık hırlıyordu neredeyse.
“Bu sizi içeride kapıyı dışarıda bırakmaktan başka bir anlama gelmiyor!”
“Bu kapı hiç olmadığı kadar güvende olacak!”
“Verdiğin güvencenin belli şartlara bağlı olduğunu fazlasıyla acı bir şekilde öğrendim! Kapı daha güvenilir bir binanın içinde olacak yoksa kapatacağım! Bu konu tartışmaya açık değil!”
“Bana emir veremezsin daha bir yılını doldurmadın!” bağırdığında elini masaya vurdu “Haddini aşıyorsun Asya, kaldırmak istesen ile bir yıl geçmeden bunları yapamayacağını biliyorsun.”
Çalışma masasının kapısı açıldığında ikisi de geri çekilip derin bir nefes aldı. Odadaki herkes nefeslerini tutmuş ikisinin tartışmasını izliyorlardı.
“Asya,” diye seslenilince Asya sesin geldiği yöne kapıya baktı. Uğur’u görünce derin bir nefes alıp koşarak ona gidip sarıldı. Kurtarıcısı gelmişti. “Özlenmişim anlaşılan,” diye kıkırdayınca Asya onu başıyla onaylayıp kollarını çözdü.
“Telefonum buradaydı ve ben biraz meşguldüm,” dedi.
Uğur geri çekilip ceketinin cebinden çıkardığı telefonu Asya’ya uzattı.
“Artık beni aramamak için bahanen kalmadı,” dedi. “Ne konuşuyordunuz babamın sesi dışarıdan bile duyuluyor? Onu çıldırtmak için öz babanı çok sevdiğini falan mı söyledin?” dediğinde Asya kocaman gözlerle ona bakarken Kaya Tuzu izlemekte olduğu pencereden dönmeden homurdandı.
“Hayır, geçide açılan kapıyı güvende tutmak istiyorum dedi, babanın güvenlikten anladığı boş sözler vermek anlaşılan.”
Halit Ederha’ya dönmüştü ki Uğur’un kıkırtısıyla oğluna öfkeyle baktı.
“Bu çok bel altı olmuş,” dedi. Masanın başına Asya’yla birlikte geldiğinde artık mühendis ve mimarlar bir iki adım gerilemişlerdi. “Planlar bunlar demek,” dedi önündeki taslakları incelerken. “Seni kulübe konusunda bu kadar endişelendiren nedir?” diye sordu.
“Fazla açıkta ve açıkçası amcam kimliği gizleme konusunda fazlasıyla cesur davrandığı için çoktan keşfetmiş bile olabilirler. Aslında taşımak istiyorum ama buna ailedeki kimsenin razı gelmeyeceğini biliyorum bu yüzden en azından daha güvenlikli bir binada korunmasını istiyorum ama bunu da geri çeviriyor,” dedi. İç çekerek. Uğur onu dikkatle izledikten sonra biraz düşündü.
“Şöyle yapsak nasıl olur, madem kulübe konusunda karşındakinin henüz on yedisine basmış bir kız olduğunu unutarak bağırıp çağıracak kadar ısrarcısın baba,” dediğinde baba oğul göz göze geldiler. Halit’in bakışları sert olabilirdi ama Uğur’da babasının oğluydu. “Kulübe aynen kalacak fakat onu içine alacak şekilde bir bina yapacağız, buradaki tüm binalarla,” yaptırmayı düşündükleri dört binayı ve genişletilip yeniden düzenlenecek evi gösterdi “bağlantılar olur.” Dedi. İlk itiraz Asya’dan geldi.
“Binaya bu kadar çok kapı açılmamalı,” dedi hemen. Uğur ona anlayışla gülümsedi.
“Pekâlâ, öyleyse tüm binalara açılan tek bir kapısı olur,” dediğinde Asya onu başıyla onayladı. Babası da homurtular eşliğinde onaylayınca herkes derin bir nefes aldı.
“Seni kapı konusunda bu kadar endişelendiren ne?” diye sordu Uğur, kaşları çatılmış Asya’yı anlamak için çaba harcıyormuş gibi görünüyordu “Daha önce hiçbir kapıyı bulamadılar, üstelik her kapıda çok güçlü büyüler var,” dedi.
Asya ona bakarken endişeyle dudaklarını dişledi. Bunu ona söylese elbette anlayabilirdi ama şimdi odada başkaları ve özellikle amcası vardı.
“Bunu nasıl açıklayacağımı bilemiyorum ama onları korumak zorundayız abi,” dedi endişeyle “Işık henüz çok güçlü değil öyle karmaşık ki içinden süzüp çıkarmak çok zor. Sadece bunun yapılması gerektiğini biliyorum. Şimdilik ailelerin liderleri kararları kulak arkası etmiyor ama acelede etmeyecekler diye endişeliyim. Elimde olsa hemen şimdi olması için ne gerekiyorsa yaparım ama zaman elimi kolumu her yönden bağlıyor.”
“Zaman içinde fazlaca sürat barındıran bir kavram Asya, gözünde büyüttüğün kadar uzak bir gelecekten bahsetmiyorsun.” Dedi. İki gencin diğerlerini unutmuş halleri Halit’in canını sıkıyordu. Asya Uğur’un gözünün içine bakıyordu ve Uğur’un vücudu hep ona meyilli duruyor asla görüş açısından Asya’yı çıkarmıyordu. Önceden olsa bu duruma sevinebilirdi ama işler değişmişti. Uğur ailenin lideri olacaktı ve onu, o iğrenç kadının ve o katilin kızıyla düşünemiyordu bile! Annesi kardeşinin hayatını mahvetmekle kalmamış ölümüne neden olmuştu şimdi de kızı oğlunun hayatını mahvedemezdi. Boğazını temizledi ancak ikisi de aldırmamıştı. Oğlunun duyduğunu ile zannetmiyordu.
“Teselli edilmek istiyorsan zamanımı harcamayacağın bir zamanı seçmelisin,” dedi öfkeyle Halit. Asya nihayet ona dönmüştü ancak oğlu gözlerini kapatıp derin bir nefes almakla yetinmişti. Evet, belki onu saklamalarını anlayabiliyordu ama kendi adamlarının önünde oğlunun bu kızla bu kadar yakın olmasını anlayamazdı. “Adamlar planları kesinleştirince işe başlarlar,” deyip ayağa kalktı ancak Asya bugün onu zorlamaya yemin etmiş gibi ellerini hareket ettirdi.
“Detaylı halini mutlaka bende göreceğim, en onay verdikten sonra başlayabilirler amca, habersiz hiçbir taş bile yerinden oynamayacak.” Dedi Halit, ona bir şeyler söylemek istiyordu ama ondaki bu bakışı tanıyordu. Burak’ta kararlı olduğu bir konuda böyle bakardı, böyle dururdu ve muhtemelen bu kadar inatçı olurdu. Belki kanından değildi ama kardeşi pek çok huyunu ona aktarmayı başarmıştı. Onu başıyla onaylayıp adamlarıyla çıkmak için kapıya yöneldiği sırada oğlunun sesini duydu.
“Annem seni akşam yemeğine bekliyor, merak etmesin babaannesini halalarına gönderdim dedi, geleceksin değil mi?”
Halit olduğu yerde donakaldı, bu kadın bilerek mi yapıyordu?
“Hiçbir yere gelmiyor o,” dedi gayet net olduğunu umduğu bir sesle. Asya ona bakınca Halit onu ne kadar kırdığını gözlerinden rahatça anlayabiliyordu. Geri adım atamazdı, annesi Burak’ın çocuğu olmamasına rağmen yıllarca onu buraya göndermiş ailesiyle resmen dalga geçmişti. Onu affetmesine imkân yoktu ancak Uğur bunları umursuyormuş gibi değildi.
“Senin için mantı ve kıymalı börek yapmıştı en evden çıkarken de ocağa tarhana çorbası koyuyordu,” dedi. Halit ağzını açmıştı ki Asya’nın elleri yine oynadı.
“Minnettarım ama gelemem abi, bende amcamı görmek istemiyorum,” dedi. Bunu öyle söylemişti ki Halit içinde bir şeylerin kayıp parçalandığını hissetti. Arkasını dönüp odadan çıktığında aklıda kalbide karmakarışık olmuştu. Arkasından gelenlerin düzensiz adım seslerine vermeye çalıştı dikkatini ama içindeki gürültü çok daha şiddetliydi.
“Annem çok üzülecek,” dedi Uğur babası çıktıktan hemen sonra, fakat Asya’yı zorlamak istemediği için üstüne gitmedi. Odanın köşelerinde konum almış diğerlerine baktı. “Ben Uğur,” dedi ama gerisini getiremedi. Artık Asya’nın hiçbir şeyi sayılmazdı.
“Astrid,” dedi Kurt Kız “Alard’dan.
“İdril, Elf Diyarından.”
“Cort, Su Halkından.”
“Kaya Tuzu, Ejder Diyarından.”
“Büyücü Akira.”
“Maral, Ovaladan.”
Kendilerini tanıttıklarında Uğur özellikle Astrid’e akmaktan sakındı. Eğer o da Alfaysa içindeki karmaşayı muhtemelen geldiğinden beri biliyordu.
“Tanıştığıma memnun oldum, burada kaldığınız içinde minnettarım,” dedi. Omzunu silkti Cort.
“Görevlerimizden sadece biri,” dedi. Uğur onun pul kaplı yüzüne ve kollarına baktı. İçlerinde en farklı görünen oydu.
“Yine de minnettarım,” dedi Uğur. Asya’ya döndü “Evi boşaltmadan önce odandan almak istediklerin olabileceğiniz düşündüm. Endişelenme eşyalarını çoktan toplattım, valizindeler,” dedi.
Asya ne almak istediğini biliyordu ama artık buna hakkı yoktu. Gözleri çalışma odasında ki yan flüte kaydı fakat onu da alamazdı.
“Teşekkür ederim abi, almak istediğim bir şey yok,” dedi evden nasıl kaçtığını hatırlayınca iç çekti “artık gideyim çalışmam gerekiyor.”
“Anladım size eşlik edeyim,” dedi Uğur henüz yeni gördüğünü düşünerek. Genç kız başını olumlu anlamda sallayıp koluna girdi. Birlikte evden çıkarlarken Cort, elinde valizle bekleyen adamdan valizi aldı. Uğur onları kulübeye götürürken tek kelime konuşmadılar. Sadece sessiz ve ağır adımlarla yürüdüler. Kapıya geldiklerinde Asya’ya sarıldı, burada sorumlulukları vardı bırakıp arkasından gidemiyordu ama ondan uzak olmakta zihnini çok meşgul ediyordu. Gerçi artık telefonu yanında olacağı için ona istediği zaman ulaşabilirdi.
“Kendine dikkat et ve ne zaman istersen ara,” dedi. Asya onu başıyla onaylayıp uzaklaştı ve açtığı kapıdan girdi. Güçlenen bilinç içinde gürüldedi. Sonra zihnine pek çok görüntü aktı, bunlar tarihte yaşanmış ihanetlere dair görüntülerdi.
Amcam bana ihanet etmez diye düşündü. O örgüte hayatını adamış, şimdi ailesinin önemli bir konuma gelmesi için elinde bulunmaz bir fırsat var.
Tarihte pek çok defa inançların ikinci plana düştüğünü gördük.
Asya konuyu değiştirdi. Neden korkunç bir saldırı olacağını düşünüyorum?
Bunun nedeni geçmişte gördüklerin, her rehavete kapılıp gücümüz gözlerimizi boyadığında karanlık tarafından ağır bir yenilgi aldık. Bunları gördün, insanlarının rehavete düşmekte olduğunu fark ettin. Şimdi olası bir saldırıdan masumları koruyabilmek ve kapılardan emniyetli bölgelere geçebilmelerini sağlamak için kapıların güvende olduğundan emin olmaya çalışıyorsun.
Asya’nın kaşları çatıldı. Neden seni duyduğumda canım yanmıyor artık?
Ah! Çocuğum, kafandaki ve kulaklarındaki o acı boşuna değildi.
“Asya!” diye seslenen Uğur’la Asya arkasına döndü. Elindeki paketleri uzatan Uğur gülümsedi “İyi ki doğdun Asya…” genç kız paketleri aldığında birinin pasta olduğunu gördü. Uğur’a bakınca onun elini saçından geçirdiğin gördü, abisi utanmış mıydı? “Umarım seversin, birlikte yemekten sonra yeriz demiştim ama başka zaman artık,” dedi.
İyi günler dileyip geldiği gibi giderken Maral arkasından fısıldadı.
“Çok şapşal değil mi?”
“Şapşal ve aşık gibi,” deyip tek kaşını kaldırarak Asya’ya baktı. Asya ona göz devirse de yanaklarına yürüyen sıcaklıktan kızardığını hissetti. Hızlı adımlarla diğer kapıdan çıkıp kimseye selam ile vermeden hızlı adımlarla evine yürüdü. Kapıyı diğerleri için tutup kalkandan geçmelerini sağladı. Pastayı mutfağa bırakıp dinlenme bahanesiyle odasına çıktı. Küçük paketi dikkatle açıp içindeki kutuyu çıkardı. Küp şeklindeki kutuyu açıp açmamakta bir an kararsız kaldı ama sonra hızlıca onu da açıp ters çevirdi eline küçük bir kar küresi düştü.
Yağan karın altında flüt çalan kıza arkasında bir buket gül tutan bir çocuk bakıyordu. Asya kızın kendisine oğlanın ise Uğur’a benzediğini düşünmeden edemedi. Bu düşünce yanaklarının daha çok kızarmasına neden olurken saçmaladığını düşündü ancak kar küresini yine de başucuna koydu. Bir süre küreye öylece baktı, hiçbir şey düşünmeden sadece seyretti ancak sonra çalınmadan açılan kapıdan başını uzatan Astrid bütün her şeyi bozdu.
“Küreyle yaşadığın aşka ara verebilirsen pastayı keseceğiz, Kaya Tuzu’nun daha fazla meraka dayanabileceğini sanmıyorum,” dedi. Asya yerinden kalkıp ona doğru yürürken bir şey dikkatini çekti odasındaki dolap değişmişti. Daha yeni ve daha kızsıydı, kesinlikle çirkin değildi ama odanın matemine uygunda değildi. Ne düşüneceğini bilemedi, yanlış değildi ama doğru da hissettirmiyordu. Yutkunduğu sırada Astrid yanına gelip elini beline doladı.
“Asya, babanı özlediğini biliyorum ama burası senin odan olmalı. Kabul etmesi zor olsa da hiçbir şey onu geri getiremez,” dedi. Genç kız başını sallasa da zihninde ona ait anılardaki canlı sesi sanki hala oradaymış gibi tazeydi.