Çay eşliğinde yedikleri bol çikolatalı pasta yedi kişiye özellikle Kaya Tuzu’na az gelmişti. Hayır, pasta küçük olduğu için değil Kaya Tuzu fazla yemeye alışkın olduğu içindi. Ancak Asya ona daha fazlasının sözünü verdiğinde itirazları son bulur gibi olsa da daha pastadan aldığı ilk lokmada Asya’nın önündeki tabağın büyük kısmını bölüp Kaya Tuzu’nun önüne koyan İdril ile sesi kesilmişti.
Asya’nın ağlamaklı ifadesine bakan Elf elini kaldırmıştı, çok şekerli demişti Asya’ya yememen senin için daha iyi ama o deyip susmuş sonrada gülümsemişti. Asya hemen itiraz etmek için ellerini kaldırmıştı ki hepsi aynı anda hı hı dediler, yok bir şey.
Asya bundan daha fazla utanamazdı, kapasitenin üst sınırı buydu. Zorlukla yediği tek lokmalık pastadan sonra mutfaktan kaçarak çıkmış ve doğruca odasına çıkmıştı. Malum meditasyon yapması gerekiyordu ancak zihni fazla dolu olduğu için sadece oturmuş ancak bu sayede daha rahat uyumuştu.
Uyandığında saat gece ikiyi gösteriyordu. Biraz yatakta oraya uraya döndü ama uyuyacak gibi değildi. Uykucu biri sayılmazdı ama bundan sonra daha az uyuyarak vücudunun çok daha iyi dinleneceğini biliyordu. Yatağından kalktığında gördüğü kar küresiyle gülümsedi, her yaz doğum günleri curcunalı geçerdi ama dün oldukça sıradandı. Aslında bunu daha çok sevdiğini fark etti. Hatırlanmak, değer görmek güzeldi ve artık geçmişte kalmıştı anlaşılan.
Odadan sessiz adımlarla çıktı niyeti sıcak bir süt içmekti ancak mutfağa indiğinde Akira’nın çoktan sütü hazırladığını gördü.
“Zihin mi okuyorsun sende?” dedi hayretle, zihnine aktı büyücülerin böyle bir yeteneği olup olmadığını tarttı ama yoktu! Fakat sürekli şüpheler vardı, pek çok konuda derin şüpheler… Kesin olarak bilinenleri gölgede bırakacak kadar çok şüphe.
“Hayır, kendime ve İdril’e kahve yaptım ve yanında bir şeyler yemek için dolabı açmıştım ve orada birden süt belirdiğini görünce süt içmek istediğini anladım.” Omzunu silkti “Senin için hazırlamak istedim. Bu akşamki nöbet bizde hadi gel bize eşlik et,” dedi sütü ona uzatıp Asya’nın eline tutuşturdu. Tezgâhta duran üstünden buhar çıkan kahve kupalarını alıp önden ilerledi. Asya sıcak süt kupasına ellerini sarıp arkası sıra yürüdü.
Bahçeye çıktıklarında İdril ağaçların gölgesinden çıkıp yanlarına geldi ve kahveyi Akira’dan teşekkür ederek aldı.
“Uyanmışsın,” dedi Asya’ya “yorgunluk hissediyor musun?” diye sordu. Asya başını olumsuz anlamda sallayınca İdril gözleriyle etrafı tarayıp mırıldandı “Yavaş yavaş daha az uyuyacaksın,” dedi. O sırada evin önünden geçen birinin Asya’ya düşman bakışlar atarak geçtiğini gördüler.
“Dışarıyı da kontrol etmeliyiz,” dedi Akira, İdril onu onaylar bir mırıltı çıkardı ancak Asya bunu pek istemiyordu. Fakat İdril ve Akira sözleşmiş gibi çıkışa doğru ilerlediklerinde gürültülü ir nefes verip arkalarından koşturup öne geçti ve kapıyı açtı. Birlikte lambaların ışığında hoş bir loşluğa sahip sokağa çıktıklarında Asya ürperdi. Kalkan havayı fazlasıyla yumuşatıyordu anlaşılan. Akira onun ürperdiğini fark edince asasını sallayınca genç kızın omuzlarına dolanan kalın bir şal peyda oldu. Asya minnetle ona gülümsedi.
“Konuşmuyor olman çok kötü, dilin hareket etmeyince mimiklerini kullanmak zorunda kalıyorsun. Çabuk kırışırsın tatlım,” dedi.
“Biz Elflerde çok konuşmayız Akira,” diye tersledi İdril onu ancak Akira ona şöyle bir bakıp gülümsedi.
“Evet, ama siz mimiklerinizle değil gözlerinizle konuşuyorsunuz,” dedi. Kadının ona ters ters baktığını görünce onu işaret etti “Tıpkı böyle,” dedi.
Sokakta aheste adımlarla ilerlerken arada sırada burada kalan kutsanmışlara rastlıyorlardı. Çoğu uykudaydı ancak bir kısmı ayakta oradan oraya koşturuyordu. Kaleye yaklaştıklarında yoğunluk arttı, Asya içeri girip girmemek konusunda tedirgindi ancak Akira ve İdril doğruca oraya yürüyorlardı. Sütünden bir yudum içtiğinde hala sıcak olduğunu görünce Akira’ya dönüp baktı ama o kaledekilere öyle odaklanmıştı ki Asya’nın ona baktığını fark etmedi.
“Anlaşılan Johan ve Rose burada,” diye mırıldandı İdril, Akira onu onaylar bir ses çıkardı. Asya olduğu yerde kalınca İdril homurdandı.
“Aklından bile geçirme Seçilmiş, sana alışmak zorundalar. Onlardan kaçman hiçbir şeyi kolaylaştırmaz.”
Asya iç çekip aralarında yürümeye devam etti. Ona hak veriyordu ama daha sabah konuşmuşlardı şimdi ertesi günün güneşi doğmadan yine görüşeceklerdi. Kaleden içeri girdiklerinde İdril’in haklı olduğunu gördüler. Rose ve Johan buradaydı. Johan ona seçtiği elemanları tanıtıyordu. Ancak iki değil üç kişi seçmiş gibiydi. Asya, İdril ve Akira’nın girdiğini görünce susup ona döndüler.
“Erkencisin Seçilmiş, ne güzel!” johan’ın memnuniyetsizliği öyle belirgindi ki etraftaki birkaç kişinin memnuniyetle gülümsemesine neden olmuştu. Asya elindeki kupayı Akira’ya uzatınca Büyücü eline almadan asasını salladı. Üçünün elindeki kupalar ortadan kalktığında Asya serbest kalan ellerini hareket ettirdi.
“Beni sürekli göremeyecek olmak canını sıkıyorsa gittiğin yerde bana bir ev ayarlamanı isteyebilirim Johan,” dedi.
“Bu senden isteyeceğim son şey bile değil,” diye tısladı Johan.
“Fakat ne kadar yakın olduğumuzu duyurmamı isterken oldukça ılımlıydın Johan.”
“O farklı bir konu,” diyerek geçiştirmek istedi ancak Asya bu tavrı daha fazla görmezden gelmeyecekti.
“Gecenin bu vaktinde bu çekilmez tavrın bana aynı temele dayanan konular olduğu izlenimini veriyor Johan! Her şeyi bir yıl erteleyebilir ve sonra mutlak bir güçle isteklerimi iletebilirim, o zaman bu kadar suratsız olmayacağına nedense eminim. Sonuçta demir yumrukla bir kez yönetildiniz ve alışıksınız. Sizi kırmamaya çalışmak çok saçma gelemeye başladı,” dedi. Kaşları çatılmış el hareketleri hızlanmıştı. Kesinlikle öfkelenmişti! Bunu Johan’da görmüş olacak ki geri adım attı.
“Üzgünüm, Rose’a burayı ve bağlı bölgeleri tanıtıp seçtiğim elemanların hangi işleri bildiklerini anlatıyordum.” dedi. Asya ona ters ters baksa da uzatmadı.
“Bu saatte uyanık olmanıza şaşırdım,” dedi “sağlıklı kararlar verebilmek için dinlenmeniz gerekiyor.”
“Evet, haklısın,” dedi Rose “ancak ben kendi bölgemdeki adamları görevlendirmeyi ancak bitirmiştim ve Johan uyanık olduğumu öğrenince beni burası için seçtiği kişilerle tanıştırmak istedi.”
“Asya’daki ailelerle anlaşacaksam bunu buranın güvende olduğundan emin olduktan sonra rahatça yapabileceğimi düşündüm,” dedi sonra Asya’ya yanındaki üç kişiyi tanıttı. Asya hepsinin de yaşça Johan’la hemen hemen aynı olduğunu ördü. Rose’u gerçekten dinleyecekler mi yoksa kendi düzenlerini devam mı ettirecekler emin olamadı. Yine de Johan’ın seçimine güvenmeyi tercih etti. Rose bunu önceden düşünmüş olmalı ki kendi seçtiği kişileri getirmiş ve işleyiş de onlara yardım etmelerini söylemişti. Böylece her şeyden gerçekten haberdar olabilecekti. Asya onu bir kez daha takdir etti, neden Rose seçilmemişti ki? Tam bir liderdi ve kimse itiraz etmezdi. Düşüncelerini ona da söylemek istedi.
“Rose, seni kısa süredir tanıyorum ancak gerçekten çok mantıklı adımlar atıyorsun, korkusuz ve cesursun ancak mantığını asla elden bırakmıyorsun. Tabi elbette bazı yanlışların vardır ama gerçekten her açıdan seçilmek için uygunsun,” dedi “benden önce kitap seni sınadı mı?” diye sordu. İtirafı ve sorusu hem Rose’u hem diğerlerini şaşırtmış gibi duruyordu. Rose ne diyeceğini bilemeden kekeleyince Johan açıklama yaptı.
“Rose, sınandı hatta bir ara hepimiz onun seçileceğini düşündük ki bu sadece birkaç kişide böyle oldu son anda kitap onu seçmekten vazgeçti. Bizim için büyük bir hayal kırıklığıydı, gerçi şimdi seçilmemesine daha çok üzülüyoruz,” dedi. Asya başını salladı.
“Birkaç kişide olduysa onlarla da tanışmak isterim Johan onlarda Rose gibiyse örgüt için fazlasıyla faydalı olabilirler.”
“Gerçekten alınmıyor musun?” diye sordu kaşları çatılmıştı. “Seni istemediğimizi bildiğin halde…” dedi ama devamını getirmedi. Yaşlıydı pek çok kişi görmüştü. Böylesi dışlanan birinin oturup ağlaması ve isyan etmesi gerekirdi.
“Sizinle asla yakın olamayacağımız için ne kadar üzgün olduğumu tahmin bile edemezsin,” dedi Asya samimiyetle. “Ancak burada neden olmak zorunda olduğum her şeyi bastırıyor. Yoksa huzurlu bir yerde sessiz sakin yaşayıp gitmeyi fazlasıyla isterdim. Açıkçası eğer seçilmeseydim ve o adamı reddetseydim, onu öldürmeyi düşünmeme bile gerek yok, sırf ona sırt çevirdim diye beni severdiniz. Sizin favoriniz olurdum ancak seçildim ve onun kızını, kanını taşıyan birini burada istemediğinizi anlıyorum. Bunu sürekli yüzüme vurmadığınız müddetçe sizi anlamaya devam edeceğim Johan, bizi belki kanımız birleştirmiyor ama bizi amaçlarımız bir bütün yapıyor. Bunu ir gün sizin de göreceğinizi biliyorum. Üstelik korktuğum gibi yönetimi ele vaktinden çok önce almama rağmen mantıklı olan hiçbir öneriyi geri çevirmeyeceğinizi anladım.” Dedi. Rose’a döndü kendisini dikkatle izliyordu “Bir yılı tamamlayamazsam şansını tekrar dene, neden seçilmediğini en iyi sen biliyor olmalısın, o kısmı törpüle. Ve Rose seçilmemene bende çok üzüldüm, biçilmiş kaftan gibi duruyorsun,” dedi.
İzin isteyip ayrılacağı sırada Rose’un sesini duydu.
“Teşekkür ederim Asya,” genç kız ona dönünce Rose’un artık ona nefret beslemeyeceğini biliyordu. Tabi ya diye düşündü Asya son sınanmaya yaklaşanlar… Onlar ışığın Dünyadaki geleceği! “Elimden geleni yaptığımı bilmelisin,” dedi. Asya ona gülümsedi.
“Bundan şüphem yok Rose, bir yıl boyunca sırtına yüklediklerim konusunda en fazla fikir verebilirim ama sonra tam yanında olacağımdan da senin şüphen olmasın,” dedi. Rose elini uzattığında şüphe etmeksizin o eli tutup sıktı. Kurulan bağı yüreğinde hissetti, hayır, bu oldukça farklıydı dostluk değildi. Arkadaşlık ya da başka bir şey… Daha çok Asya bir organına kavuşmuş gibiydi, geçmişte yaşayanlardan biliyordu ki ona bahşedilecek güç aralarında kurulan bu bağdan ötürü Rose’da da ortaya çıkacaktı. Asırlardı Dünyadaki hiçbir seçilmiş böylesi kuvvetli bir bağ kuramamıştı. Doğru kişileri nasıl bulacaklarını bilmiyorlardı diye düşündü ama ben denklemi çözmüş olabilirim. Önceki seçilmişler son sınamaya kadar gelenlerle kıyaslandıkları için ya da başka sebeplerden onlardan uzak durmuşlardı. Oysa bağ onların kalplerinde gizliydi.
“Bu da ne?” diye sordu bağı hissetmişti. Asya herkesin içinde açıklamak istemedi hala sevilmiyordu ve bağ Rose’un otoritesini belki de sarsardı.
“Işık seni takdir etti onu hissetmiş olmalısın,” dedi elini çektikten sonra. Rose onu başıyla onayladı ancak gözleri şüpheyle bakıyordu. “Ben gideyim ve sizde artık gidip uyuyun,” dedi.
Yanlarından ayrılıp uzaklaştıklarında Akira’ya döndü.
“Fark ettiniz mi?”
“Bu bile Dünya halkı için başlı başına bir başarı,” dedi İdril “Öyle unutmuşlar ve bağ konusunda öyle umutsuzlar ki şüphelenmediler bile.”
“Acınacak haldeler,” diye iç geçirdi Akira “Yine de tebrik ederim Asya gecenin bir yarısı sadece Rose’un değil birkaç kişinin daha gönlünü kazanmış olabilirsin,” dedi.
Asya ona kuşkuyla baktı, kalp kazanmak ile kalplerin biraz yumuşaması aynı değildi. Ancak Rose onu görmüş ve anlamıştı, etrafındakileri umursamadan elini uzatmıştı. Asya gülümsedi çok şanslıydı.
“Bak sen,” diyen İdril’in sesiyle daldığını fark etti. Elf’in baktığı yöne bakınca Uğur’u gördü. Adımlarını hızlandırıp Akira ve İdril’i geride bıraktı.
“Abi,” dedi heyecanla “burada ne işin var?” onlara belli bir mesafe kala durup etrafı seyretmeye başlayan İdril ve Akira’ya kaydı bakışları.
Uğur gecenin üç buçuğunda neden burada olduğunu açıklaması gerektiğini düşünmüştü. Uyanık olmadığını düşündüğü için şöyle bir bakıp giderim diye düşünmüştü. Neden buradaydı açıklaması zordu.
“Ben,” dedi elindeki paketi uzatıp “sen yemeyince içimiz, yani daha çok annemin içi ama tabi bizimde, ben ve Güneş’in de içi rahat etmedi,” dedi. Asya onun bu haline gülümser gibi oldu ama eğlendiğin düşünsün istemediği için gülümsemesini bastırdı. Eliyle içeriyi gösterdiğinde sesli bir nefes verdi ve başını olumlu anlamda salladı ve genç kızın elindeki paketi ondan geri aldı. Bahçe kapısını açtığında Uğur onun arkasından İdril ve Akira içeri girdiler. Akira ve İdril dışarıdaki nöbetlerine kaldıkları yerden devam ederken Asya Uğur’u mutfağa götürdü. Tezgâhın üzerinde dumanı tüten çayları görünce gülümseyip birini alıp Uğur’a uzattı.
Uğur elindeki paketi tezgâha bıraktı ve çayı aldı. Birlikte salona geçtiklerinde Asya çayını sehpaya bıraktı geldiği için memnundu.
“Bu saatte neden uyanıksın?” diye sordu Uğur. Asya omuz silkti.
“Uyandığımda çok dinçtim tekrar uyumaya çalıştım ama olmadı, etrafta biraz dolaştım,” dedi. Biraz önce yaşadıklarını anlatmak için öyle şiddetli bir istek duyuyordu ki anlatıp anlatmaması gerektiği konusunda tarafsız bir karar veremiyordu. “Sen neden bu saatte uyumadın?” diye sordu.
“Erken uyandım ve annemin sana hazırladıklarını görünce alıp geleyim dedim ama sonra saat farkını hatırlayıp buralarda dolanayım demiştim,” dedi. Asya onu başıyla onayladı.
“Babaannem taşınmış sanırım, nerede kalıyor?” deyip uzandı ve çayını eline aldı. Sıcak sıvı boğazından geçerken meraklı görünmemeye çalıştı.
“Babam onun için başka bir müstakil ayarladı ama şimdilik Aysel Halamın yanında kalıyor,” dedi ve oda çayından bir yudum aldı. “Çok iyi bir iş çıkardın,” dedi hemen ardından “Seni böyle ayakta görmek çok güzel Asya.”
Asya ona bakıp gülümsedi ve çayı sehpaya bıraktı. Eğer biraz daha zorlarsa her şeyi ona hevesle anlatabilirdi.
“Abi, ben seçilmeden önce seçime yaklaşan kaç kişi vardı yani son sınanmaya kalanlardan kaç kişi var?”
Uğur gerildi, seçilmişler şimdiye kadar son sınanmaya kalanları pek sevmemişlerdi. Bunun nedenini kimse bilemiyordu ama yine de sevmemişlerdi. Amcasının Johan’a karşı tutumunu düşününce sırtı buz kesti. Boğazını temizledi başkalarından öğreneceğine kendisinden öğrenmesini yeğlerdi.
“Bildiğim kadarıyla beş kişi son sınanmaya kaldı ve seçilmedi, neden soruyorsun?” diye sordu tedirgince, tekrar çayından içti.
“Rose çok yetenekli ve onlarda böyle yetenekliyse onların yakınımda olmasını isterim,” dedi omzunu silkerek ve ilave etti “Bizim aileden var mı böyle biri?”
Uğur rahatlayarak nefes aldı, korktuğu gibi değildi ama hiç ummayacağı gibiydi.
“Evet var, ben son aşamaya kadar gelmiştim,” dedi. Sonra Asya’nın gözlerine dikkatle baktı orada amcasının gözlerinde çokça gördüğü bir şeyleri aradı ama onun yerine heyecan vardı.
“Ciddi misin?” diye sordu Asya “Beni kandırıyor olamazsın değil mi?”
“Hayır, son derece ciddiyim Asya. İstediğin kişiye sorabilirsin,” dedi onun sevinci kendisine de bulaşırken. Asya hemen ayağa kalktı, Rose’la bu bağı nasıl kurmuştu? Diğerleriyle nasıl kuracaktı?
“Senden bir şey isteyeceğim, bunun için kalkman gerekiyor,” dedi “Uğur ayağa kalkınca “Sana bazı görevler vereceğim bunları yapacağına yapamasan bile elinden geleni yapacağına tüm kalbimle inanıyorum,” dedi ve ekledi “Senden tek isteğim bana tüm kalbinle güvenmen, güvenecek misin abi?” dedi ve elini uzattı. Uğur onun elini tutarken söze gerek olmadığını düşündü ona tüm kalbiyle zaten güveniyor ve inanıyordu.
“Adım Uğur,” dedi ve Asya’nın gözlerinin içine baktı hem anlasın hem anlamasın istiyordu “Bana istediğin gibi hitap edebilirsin tabi ama…” cümlenin devamını toparlayamadı “Her neyse şüphen olmasın ki elimden gelen her şeyi yapacağım ve sana inanmadığımı mı düşündün? Deli olma sana her konuda güveniyorum ben.”
Işık yine içinde çağladı ve o bağı yeniden hissetti, gülümseyerek Uğur’a baktığında onun kaşlarını çattığını gördü hissetmişti.
“Neler oluyor?” diye sordu “Sende hissediyor musun?” Asya onu başıyla onayladı hala gülümsüyordu. Nihayet elini çekip açıklama yaptı.
“Bağ… Hani yüz yıllardır insanlarda görülmeyen bağ..”
“Ciddi olamazsın,” dedi Uğur az önce Asya’nın elini tuttuğu eline bakarak hala karıncalanıyordu sanki. “Bu mümkün mü?” Asya onu başıyla onayladı.
“Evet ve biz bağlandık Uğur,” dedi kan yanaklarına hücum ederken Uğur’un gözlerinden yumuşacık bir ifade geçti.
“Biz zaten bağlıydık,” dedi Uğur aynı yumuşak ifade sesine de yansımıştı omuzunu silkti “en azından ben bağlıydım.”