Gezinti ve Planlar

2337 Kelimeler
Tüm vücuduna yayılmış korkunç bir ağrıyla uyandı Asya, kolunu kaldırıp bileğindeki saate baktı. Saat 14’ü gösteriyordu, gerinerek kaslarını açmaya çalıştı kısmen işe yaramıştı ancak hala kaslarını hareket ettirdiğinde inatçı ince bir sızı varlığını hissettiriyordu. “Sonunda uyandın halacığım,” yanı başından gelen sesle irkildi. Yan tarafına döndüğünde Aysima’yı bulmayı beklemiyordu akşam gittiğini hatırladı ancak akşamki kalabalıkta onu Aysel Halasının hemen yanında görmüştü. “Gece buradaydın değil mi?” mahcubiyeti tüm yüzünü kaplamıştı. Yerinden doğrulmasına yardım eden halasına minnetle baktı. “Kendimi üç çocuklu bir anne olarak kabul ediyorum tatlım, diğerleri beni biraz özlese fena olmaz. Ayrıca belki biraz özlerler, kıymet ancak özlemle biliniyor,” diyen halası kıkırdadı. Ardından endişeyle sordu “Nasılsın canım, kendini nasıl hissediyorsun?” “Uzun bir yoldan gelmiş gibi,” dedi parmaklarıyla, akşamda işaret diliyle konuşmuştu ama onlarda bu dili biliyorlardı. “Beni nasıl anladılar hala? İşaret dilin nasıl biliyorlar?” Genç kadın gülümseyip koluna girdi birlikte odadan çıkarken yumuşak bir şekilde anlatmaya başladı. “Birkaç yıl önce seçileceğini umduğumuz herkes tek tek kitap tarafından geri çevrildiğinde hepimiz bir şekilde senin seçilecek kişi olduğundan emin olmuştuk. Bu nedenle Boyut Koruyucuları seni daha iyi anlamak için bu dili öğrendiler.” “Birinin, Waen… sesini zihnimde duydum, bu nasıl oldu?” diye sordu bu sefer. Aybüke gülümsedi bir yandan da merdivenden indikleri için Asya’yı daha dikkatli tutuyordu. “Waen, içlerinde en sempatik olanıdır. Ah! Evet, zihninde sesini duyabilirsin ve senin zihnindekileri de o rahatça duyabilir, ona bahşedilen güç bu!” Panikle Aybüke’ye döndü genç kız. “Her şey mi?” “Evet, her şeyi!” Boynundan yukarı tırmanan sıcaklıkla öylece halasına bakakaldı, neler düşünmüştü ve o kıkırdamıştı. Tanrım, diye düşündü neler düşündüm ve o hepsini duydu mu yani? “Merak etme alışacaksın onlara, seçilmişler iyidir Asya. Bizim boyutumuza senin yokluğunda geçemiyorlardı herkes o boşluğa kadar çıkıyordu ama bir diğerine geçemiyordu. Bizim aksimize karanlık istediği boyutta cirit atıyordu. Tabi dün akşama kadar!” halası durunca Asya’da durdu. Omuzlarından tutulunca başını kaldırıp halasının endişeyle kısılmış gözlerine baktı. “Asya hiç birimiz hazırlıklı değildik, hatanın büyüğü bizde elbette boyut kapılarının hiç birinde muhafız yokmuş. Şaka gibi,” dedi son söylediği daha çok kendisine gibiydi. “Hiçbir konuda yalnız değilsin bunu unutma lütfen…” Asya onu başıyla onaylarken mahcubiyeti artmıştı, halası onu kendine çekip iyice sarıldı. “Acıkmıştır çocuk Aybüke bırak da menemen sıcakken yesin kuzum,” Aysel Halasının sesi koridorda çınlayınca Aybüke derin bir nefesle Asya’dan ayrıldı. “Kıskanmadıysa bende bir şey bilmiyorum,” diye homurdanınca Asya ağız dolusu sırıttı. Paylaşılamamak… güzeldi. Mutfağa girdiğinde masada tüm kuzenleri vardı. Hepsinden kopan alkış tufanıyla birlikte hem utandı hem mutlu oldu. “Herkesin ağzı beş karış açık kaldı Asya!” “Ben söylemiştim ama herkes beni totosuyla dinlemişti Asya,” “Kimin kuzeni be yıktın akşam ortalığı!” “Yalnız seçilmek uyku yapıyormuş gençler on altı saat uykuda tuvaletinde mi gelmedi be kızım?” Herkes Murat’ın söyledikleriyle kahkahalara boğulurken Aysel Halası yine çığırmaya başlamıştı. “Aç çocuk, siz kafa uluyorsunuz. Susun da karnını doyursun gevezeler. Gel yavrum otur şöyle.” Asya’yı omuzlarından tutup boş sandalyeye yöneltip oturttu. Genç kızın önüne sıcak menemen ve dumanı üstünde taze ekmeği bıraktı. Çayda yerini alırken kuzenleri aç bakışlarla Asya’nın tabağını süzüyorlardı. “Yemek ister misiniz?” diye sordu elleriyle ilk önce amcası Halit’in oğlu Uğur ekmeğinden bir parça kopardı. “Bu geri çevirebileceğim tekliflerden değil Asya, kusura bakmayacaksın,” deyip menemene yumuldu onu diğerleri takip ederken Aysel Halası çocuklara söyleniyordu. Hep birlikte menemeni dakikalar içinde silip süpürmüşlerdi. Asya’nın midesinden önce ruhu mutlulukla doymuştu. “E Asya, seçilmiş olmak nasıl bir duygu, kendinde farklı bir şeyler hissediyor musun?” Omuz silkti, hissetmiyordu yani en azından ayık olduğu şu on dakika içinde farklı bir şeyler hissetmemişti. “Bilmem, daha zeki, daha bilge ya da daha iyi hissetmiyorum ancak binlerce yılın yaşanmışlığı var üzerimde onca hayata dair bilgi…” hışımla doğruldu. Yıldırımlar çakan bakışlarının hedefinde Aysel Halası vardı. “O gece canavarlar vardı demiştim ama siz hayaller gördüğümü söyleyip durdunuz!” “Evet,” diye kabul etti halası genç kızın eline uzandı, Asya çekecek oldu ama sonra yapamadı vicdanı rahat etmedi ya da annesi bildiği insanlardan biriydi Aysel, kaybetmekten korktuğundan elini çekemedi. “Çok küçüktün sana kırmızı başlıklı kızdaki kurtlardan daha vahşi, uyuyan güzeldeki cadıdan daha acımasız yaratıklar gördüğünü nasıl anlatırdık Asya? Onları sana nasıl tarif ederdik? Kaza kulağa daha vicdanlı geliyordu, babası gözlerinin önünde ölen bir çocuğa babasını kötü birilerinin bilerek ve isteyerek öldürüldüğünü söyleyemedik.” “Senin için geleceğim demişti!” dedi elini kurtararak aceleci hareketlerle. “Ve bu seni korkutuyor mu?” diye sordu Aysel, mutfaktaki kimseden ses çıkmıyor, hiç biri bu konuşmaya müdahil olmuyordu. Beklenen bir hesaplaşmaydı ama Aysel’le olacağını düşünmemişlerdi. Halit’le belki de Melike Hanımla diye düşünmüşlerdi. Genç kız başını iki yana salladı, ifadesindeki acelecilik silindi, korkmuyordu. Buna bir an kendisi de şaşırdı, çocukken gördüğü onca kâbusun gerçek olduğunu öğrenmişti ancak artık korkmuyordu. “Korkmuyorum,” dedi, hareketleri sakindi, Aysel onu gülümseyerek onayladı. “Elbette hatalıyız Asya, inkâr edemem ancak yalnız değilsin. Aynı şeyler yaşanmayacak, buna hiç birimiz izin vermeyeceğiz.” Aysel uzanıp genç kızın koluna dokunduğunda Asya’da elini halasının elinin üzerine koydu, başıyla onu onayladı aynı şeyler yaşanmazdı ama hep bir benzeri olurdu. “Hadi gidip üzerini değiştir Asya, Uğur’la birlikte gidip görmen gereken yerler var.” Asya’nın kaşlarının çatıldığını görünce onu kendine çekip sarıldı. “Ola ki yalnız olursun bizden birilerinin olduğunu bileceğin her yeri bilmen senin için iyi olur kuzum.” Halasının onu döndürüp itelemesi ile mutfaktan çıktı, yukarı çıkıp üzerine her zamanki gibi kot pantolon ve gömlek giydi. Kıyafetleri çoktan ütülenmiş ve yerleştirilmişti, aralarında gördüğü çiçekli elbiselerde Aybüke Halasının parmağı olduğuna kalıbını basabilirdi. Yüzüne yayılan gülümsemeyle elbiselerden birine uzandı ama sonra vazgeçti, akşam halası burada olursa giyerdi. Küçük kızı büyüyene kadar tüm hevesini Asya’dan çıkarmaya devam edecek gibiydi. Aşağı indiğinde Uğur’u girişte onu beklerken buldu, hadi diyen Uğur kapıyı açıp Asya’nın önden geçmesini bekledi. Kapının önünde bekleyen arabada Murat’ın çoktan öne oturduğunu gördüler. Telefonunda oynadığı oyundan başını kaldırıp Asya’ya kocaman gülümsedi. “Ailenin en hızlı hazırlanan kızı sensin Asya, sırf bu yüzden seni hepsinden daha çok seviyorum.” Asya arka koltuğa kıkırdayarak geçtiğinde Uğur, Murat’a söyleniyordu. “Ne rahat bir adamsın sen Murat, hastanede karışmadıysan ende bir şey bilmiyorum! Yoksa imkan yok halamın senin gibi bir çocuğu olamaz.” Murat ağız dolusu bir kahkaha atarken başını geriye atmıştı, sakinleştiğinde Uğur’un koluna vurup telefonunu kapattı. “Babamda aynısını söylüyor anneme ama annem benim hakkımda çok emin şansınıza küsün.” Asya’da Murat’la birlikte kıkırdayınca Uğur ona aynadan bakıp sende mi der gibi baktı. Genç kız omuzlarını silkmekle yetinirken iki kuzeni aylardır görmemenin verdiği özlemle inceliyordu. Murat tam bir sarışındı, al sarısı saçları açık mavi gözleri ve bronz teniyle büyüdükçe daha ir yakışıklı oluyordu. Görmediği on ay boyunca boyu uzamış ailenin en uzunu olan Uğur’a yetişmesine az kalmıştı. Annesinden ziyade babasına benzese de Aysel halasının göz ve burun yapısı oğluna aynen geçmişti. Badem gözleri ve biraz büyükçe kemerli burun… Uğur Abisi babaannesinin en büyük torunuydu ve ailenin ilk göz ağrısıydı. Aslında şımarık olmasını beklerdi Asya ama Uğur şımarık olmaktan çok uzaktı. Ağırbaşlılığı bir yana henüz yirmi dördünde olmasına rağmen çoktan babasına yardımcı olmaya başlamıştı. Güçlüydü… Murat’ında bu yıl sanki kasları daha belirgindi ama Uğur’un heybetli bir yapısı vardı. Siyah gür saçları, koyu mavi gözleri ve babasından aldığı kemerli burnu köşeli yüzüyle sert ancak yine de tuhaf bir şekilde insanı güvende hissettiren bir ifadeye sahipti. “Daldın,” dedi Uğur aynadan kendisine bir bakış atıp dikkatini yola vermişti. Murat ona dönüp kaşını kaldırınca omuz silkip açıkladı Asya. “Ben yokken ne kadar değiştiğinize bakıyordum,” dedi. Asya daha ellerini kucağına koyamadan Murat genişçe sırıtmıştı. “Git gide daha yakışıklı oluyorum değil mi?” dedi kasılarak. Asya’da gülümseyip onu başıyla onayladı. “Git gide enişteme benziyorsun, bence halam bu yüzden senden şüphe etmiyor.” Murat kıkırdarken Uğur’da gülümsemişti. “Asya şımartma şunu, iyice kendini bir şey sanacak.” Araba nihayet merkezdeki kitapçının önünde durduğunda Uğur arabayı durdurup anlatmaya başladı, böylece Kastamonu’da onlarla aynı safta savaşan ne kadar kişi varsa hepsiyle Asya’yı tanıştırdı. Nihayet bir kafeye oturduklarında üçü de birer pizza söylediler. Yorulmuştu ancak çok keyifli geçmişti tanışma, gerçekten bu kadar kalabalık olacaklarını düşünmemişti. “Amcam gerçekten beni yaz kursuna mı yazdırdı?” dedi iç geçirerek, Murat onu başıyla onaylarken Uğur açıklamaya koyuldu. “Babam senin normal hayatından geri kalmanı istemiyor, bu hem daha az dikkat çekmeni hem de seni diğer işlerinden biraz olsun kaçıp dinlenmeni sağlayacak.” “Bu sırada oraya oraya koşturmaktan muhtemelen öleceğim,” deyince Murat uzanıp alnına bir fiske vurdu. “ Seni görmeyeli tembelleşmişsin,” dedi. Alnını çekip eline vurduğu sırada pizzaları geldi. Asya sırıtarak başını kaldırdığında dün yolda karşılaştığı çocuğu gördü. Yutkunarak başını önüne çevirirken çocuk Asya’nın pizzasını afiyet olsun diyerek önüne koydu. Asya onu başıyla onaylarken Uğur ve Murat’ta önlerine konan pizzalarını teşekkür ederek aldılar. Murat sıcak demen ilk dilimden kocaman bir ısırık alırken Uğur yine ona onaylamaz bakışlar atıyordu. İçecek servisinden sonra gitmediğini fark etti. “Başka bir isteğiniz var mı?” diye soran çocuğa nihayet başını kaldırıp baktığında onunda kendisine baktığını gördü, başını olumsuz anlamda salladı. Diğerlerine de sorarken yaka kartına baktığında isminin Efe olduğunu öğrendi. İçten içe ismini tekrar ederken Efe diğerlerinin başka bir şey istemediklerini öğrenmişti, genç kıza selam verip yanlarından ayrıldı. Asya derin bir nefes alarak önüne döndüğünde Uğur’un ona baktığını görünce yüzü yanmaya başladı. “Tanıyor musun?” derken sesinde yargılamadan çok merak vardı. “Dinlenme tesisinde karşılaşmıştık,” “Anlıyorum,” derken düşünceliydi. Genç kız onu başıyla onaylayıp pizzasına gömülünce Murat ve Uğur’un bakıştıklarını görmedi. Nihayet yemeklerini yediklerinde Asya lavaboya gitmek için yanlarından ayrıldı. İşi bitip çıktığında karşısında telefonuyla oynayan bir Murat bulmayı beklemiyordu. “Korkuttum mu?” diye sorunca Asya başparmağı ile işaret parmağının arası küçük tutarak biraz işareti yaptı. “Üzgünüm, lavabo görüş alanımızda değildi canım kusura bakma lütfen. Hadi gel Uğur bizi arabada bekliyor,” diyerek Asya’ya kolunu uzattı. Asya onun koluna girerek yürürken gözleriyle kafeyi taradı ama onu tekrar göremedi. Eve ulaştıklarında babaannesi, Aysel Halası ve Gül Yengesi çoktan akşam yemeği için sofrayı kurmaya başlamışlardı. Amcası Halit’i ise salonda Aybüke Halası ile otururken bulmuşlardı. Yardım etmek isteseler de yorulmuş olduklarını söyleyip onları salona yollamışlardı. Amcası daha onu görür görmez kolunu açıp yanına çağırmıştı. Asya hemen kolunun altına girerken Halit dikkatle Aybüke’nin anlattıklarını dinliyordu. “Nishi, Johan’ın getirdiği eğitmenlerden hiç birine onay vermedi. Johan çok bozuldu ama sesini çıkarmadı abi.” “Dayanamaz arar beni, seçilmişle yakın bir irtibatı olmasını mutlaka isteyecektir. En azından ondaki gelişmeyi yakından takip edebileceği biri ya da konum talep edecektir.” Dedi amcası düşünceli bir şekilde sonra Asya’ya dönüp açıklamaya koyuldu. “Üç nesildir seçilen kişiler bizim ailemizden çıkıyor, bu da diğer kıtalarda bizden daha iyi örgütlenmiş olan kolların başındaki aileleri rahatsız etmeye başladı. Bu pek rastlanılan bir durum değil,” dedi. “Tabi birde onlardan daha küçük bir ailenin yönetimde söz hakkı olması da ayrı bir etken,” diye belirtti Aybüke. Asya’nın elleri hareketlenince ikisinin de dikkati ona odaklandı. “Neden yönetimde söz hakkımız var?” “Çünkü babanın, ondan öncede amcamızın yönettiği bir topluluğuz. Onlar gittiğinde yeni seçilmiş belirlenene kadar kararları onaylama hakkı seçilmişin ailesine aittir.” Diye açıkladı amcası. “Tabi amcanın, Johan’ın ailesi gibi büyük toplulukların liderlerinin bir iki önerisi reddetmiş olması gibi bir iki küçük pürüz onları bize karşı biraz temkinli olmaya itmiş olabilir,” dedi Aybüke Asya’ya göz kırparak. “Sofraya gelin hadi,” diyen Melike Hanımın sözü ikiletilmeden herkes geniş sofraya oturdu. Asya sofrada yine sevdiği yemeklerin olduğunu görünce yutkundu, akşam yemekleri onun için her zaman kaçamadığı bir işkence olmuştu annesinin yanında. Dün gece ona sunulan tercih aklına gelince çorba kâsesine giden kaşığı duraksadı. Şuan bu masada babasıyla oturabileceği aklına gelince derin ir nefes alıp arkasına yaslandı. Bileğinde gün boyu görmezden gelmeye çalıştığı bileklik mavi bir ışıkla parlamaya başlayınca herkes daldıkları koyu sohbeti bırakıp ona baktılar. Yüreğine ılık ılık akan şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama onu teskin ediyordu. “Asya iyi misin kızım?” babaannesinin sesi endişeli geliyordu. Parlama kesildiğinde Asya kendini daha iyi hissediyordu. Babaannesine döndüğünde ona söyleyemeyeceğini fark etti, ona kaybettiği oğlunu geri getirebileceğini ama unu seçmediğini nasıl söyleyebilirdi ki? “Babaanne, flüt dersleri alabilecek miyim?” diye sordu. İnandırıcı olması için yüzüne meraklı bir ifade yerleştirmeye çalıştı ama Melike Hanım’ın kalkan kaşı çok da başarılı olmadığını söylüyordu. “Elbette kuzum, bir müzik öğretmeniyle anlaştık sen ne zaman istersen derslere başlayabilirsin.” “Sorun olmayacak yani? Dün akşamdan sonra zannetmiştim ki…” “Ah! Elbette istediğin şeyleri yapabilirsin Asya! Sorumlukların olacak tabi ama bu seni mutlu eden şeylerden uzaklaşacağın anlamına gelmiyor.” Babaannesi bir an düşündükten sonra oğluna döndü “Belki de Asya, diğer boyutlardan birine gidip onu nelerin beklediğini bir başkası üzerinden görebilir Halit, ne dersin?” “Ayarlayabilirim anne,” diyen amcasının kaşları çatılmıştı, sonra keyifle gülümsedi “böylece gönderdikleri adamları da deneme şansımız olur. İyi düşündün Melike Sultan. Senin içinde uygun mu Asya?” Asya tekrar dikkatlerin üzerine toplandığını görünce gözleri Murat’a dokunup tekrar amcasına odaklandı. “Murat Abimde gelebilir mi?” Murat sandalyesinde kasılırken Uğur’a kaşlarını oynattı. “Elbette yanında tanıdığın biri olması iyi olur ancak Uğur, Murat’a göre daha tecrübeli seninle Uğur Abin gelsin Asya,” diyen amcasıyla Murat’ın omuzları düştü. Uğur kıkırdayarak Murat’ın omzuna uzanıp vurunca hep birlikte gülüştüler. Asya son bir kez daha ellerini oynatınca bakışlar yine onu bulmuştu. “Waen ya da Nishi’nin dünyası olabilir mi?” Sorusuyla amcasının kaşları çatıldı. “Neden?” “Onlar dün daha sıcak karşılamışlardı,” dedi omzunu silkerek. Amcasının gözleri anlayışla kısılırken onu başıyla onayladı. “Onlarla konuşacağım, zaten diğer boyutları da görmen gerekecek ne kadar erken tanırsan herkes için o kadar iyi olacaktır,” diyen amcasına gülümsedi. “Hadi soğutmayın artık çorbalarınızı hem daha Laz böreği de var çayın yanında yiyeceğiz soğumasınlar,” diyen babaannesine artık gözleri dolu dolu bakıyordu. Elbette hepsini yiyemezdi ama küçücük şeylerle bile olsa önemsendiğini bilmek paha biçilemez bir duyguydu. Çorbasının dilini yakmasını umursamadan koca bir yudum alırken amcasının kaşığı tutan elinin beyazladığını görmedi. Oysa amcası börek için dolan gözlerini görmüş ve öfkelenmişti. Elini saran sıcacık ellerin sahibine baktı, Gül yine onu sakinleştirmek için hemen yanı başındaydı. Onu gözlerini açıp kapayarak onaylarken çorbasını yudumladı. On yedisinde olacak Asya’yı yıpratmadan onun burada kalmasını sağlayacak bir yol bulmalıyım diye düşündü. Gözleri Uğur’a kaydı belki diye düşündü, kim bilir…?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE