“Asya sana elbise çok yakışıyor,” diyen Aybüke’ye gülümseyerek baktı. Gerçekten kızı büyüyünceye kadar hevesini Asya’dan almaya devam edecekti.
“Teşekkür ederim,” dedi Asya, elbise giymeyi pek sevdiği söylenemezdi ancak halasını kıracak kadar sevmiyor da değildi. Hem üzerindeki mavi pembe çiçeklerle dolu beyaz elbisede üstünde kötü durmamıştı. Dizlerinin hemen üzerinde biten kalın askılı elbiseyi akşam giymeyi planlamıştı ama istediği gibi olmamıştı. Bu nedenle sabah yerinden kalkınca ilk işi onu giymek olmuştu. Akşam yatmadan önce babasının günlüğünü okumak istemiş ancak bundan kaçınan tarafı galip gelmiş ve sadece defterin kapağına bakarken uyuyakalmıştı. Suçluluk yüreğini kavururken bunu yapamayacağını hatırlattı kendine, kabahatli değildi!
“Amcan sabah erkenden Waen ve Nishi’yle konuşmak için geldi. Bakalım öğlene gelir herhalde.”
Asya halasını başıyla onaylarken kucağında tuttuğu bebeğe uzandı. Gözaltları şişmişti ve halasının uykusuz olduğunu anlamak için gözaltı torbalarına bakmaya gerek bile yoktu. Kadın bebeği verirken minnetle gülümsedi.
“Diş çıkarıyor sanırım bu ara çok huysuz.”
“Sana gelme demiştim, dinlemiyorsun ki?” diye söylenen babaannesinin sesi mutfaktan geliyordu. “Git uyu biraz biz çocuklarla ilgileniriz.” Halası itiraz edecekken diğer çocuğunu omzunda taşıyan Murat salondan çıktı.
“Teyze bu pamuk şekerler bizde, sen git dinlen biraz. Burada bu kadar insanız iki küçüğe akamayacaksak oturup derdimize yanalım.”
Aybüke’yi el birliğiyle dinlenmeye gönderdiklerinde kahvaltı büyük bir curcuna eşliğinde geçmişti. Murat’ın gözetimindeki küçük Talha sofraya önündeki çayı devirmiş ardından boğazına kaçan su yüzünden endişelendirmişti. Yeşim bebek ise illa kucakta gezmek istiyordu ve onu tutan ortalıkta dolaşmak zorundaydı. Kazağının kolunu salyasıyla ıslaması ise başka bir mevzuydu. Çocuk gerçekten diş çıkarıyor olmalıydı. Gençler sürünürken Aysel önce onların iyice bocalamalarını izledi keyifle, eşekler kolay sanıyorlardı çocuk bakmayı. Güneş’le Murat’ın ir birleriyle Talha için atışmalarına gülerken annesinin de tıpkı kendisi gibi Uğur ve Asya’nın koordineli r şekilde Yeşimle sessiz sedasız ilgilenişini takip ettiğini biliyordu.
Kimse bu konuyu dillendirmiyordu ama Asya başkasına güvenemeyecekleri kadar kıymetliydi hepsi için. İki gencinde aklından böyle bir şeyin geçmediği belliydi lakin göz görüyor, gönül yakıştırıyordu.
“Getirin bakalım yavrucuklarımı çocuklar kepaze oldular,” dedi en sonunda, özellikle Murat’ın rezil haline bakarak. Tek çocuğuydu, gözünden sakınırdı Murat’ı. Ondan önce düşen iki bebeğinin etkisiydi belki de ya da ondan sonra ir daha çocuğu olmadığı içindi ama Murat onun canından öteydi. Belki biraz şımarık olması bundandı ama şükür ki merhametliydi yavrusu, şımarıklığı da cana yakınlığının gölgesinde kalıyordu hani.
Güneş, Talha’yı minnetle uzanırken, Murat ona ne kadar iyi baktığıyla övünüyordu. Aysel bıyık altından güldü oğlunun bu haline ama söylenmeyi ihmal etmedi.
“Çocuğun ağzı yüzü rezil halde kalk ıslak mendil ver, yüzüne tükürmediğiniz kalmış bir.” Murat asık suratla gidip ıslak mendil getirirken Asya’ya baktı.
“Onu uyutalım Asya’m kaç saattir ayakta gecede uyumamış dinlensin biraz.”
“Biz uyuturuz hala,” diyen Uğur’a annesi Gül mani oldu.
“Siz ikinizde doğru yiyemediniz verin bakayım Yeşim Hanımı,” deyip Asya’dan bebeği aldı. Asya çocuğu son kez öpüp yengesine verince masadaki yerine oturdu gerçekten kahvaltı yapamamıştı. Uğur boşalan çay bardağını doldurunca genç kız ona minnetle baktı. Kahvaltısını nihayet rahatça yapacak olmak Aybüke Halasına üzüldü, Güneş’te onunla aynı şeyleri düşünmüş olacak ki söylenmeye başladı.
“Halam nasıl hala yaşıyor inanılacak gibi değil!”
“Sen bunu Aybüke’ye söyleme sakın kuzum yoksa yük olduğunu düşünüp bir daha bize bırakmaz.” Dedi Aysel sonra kucağındaki oğlanı öpüp devam etti “Evet zor ama bunlar güzel zamanlar, hem Aybüke Halanız çocuklarıyla çocuk olmayı sever. Siz onların uslu durmasını düzgün yemek yemesini istiyorsunuz ama onlar bunu yapacak sabra sahip değiller. Nasıl yemek yenileneceğini nasıl oyun oynayacağını, konuşacağını, kısaca her şeyi bizi izleyerek öğrenecek sonra zamanı geldiğinde de bunları yapmaya başlayacak. Onların sabırsız ve meraklı olduğu bu zamanda bizlerin sabırlı olması gerekiyor hepsi bu.”
“Ben anne olmayacağım hala, an itibariyle vazgeçtim!”
Onun bu cevabına gülüştüler öyle ki Talha’da onlara katılmıştı. Nihayet Aysel, Talha’yı alıp içeri geçtiğinde gençler ivedilikle karınlarını doyurmuşlar ve sofrayı kaldırmışlardı. Asya ve kuzenleri bahçedeki çardağa geçtikleri sırada bahçe kapısından geçen Halit gençleri görmüş Murat, Uğur ve Asya’yı yanına çağırıp tekrar içeri girmişti. Asya heyecanla kuzenlerinin arasında kapıdan geçerken Murat’ın koluna sıkıca tutundu. İlki kadar yabacı olmamanın verdiği rahatlık olsa da hala garip hissettiriyordu. Yumurta akının içinden geçip hiçbir yerine bir şeyin yapışmamış olması tuhaftı. Uzun geniş koridor o geceki kadar boş değildi, aksine her kapının önünde biri vardı.
“Alışacaksın,” diye fısıldayan Murat’ın yüzünde anlayışlı bir gülümseme vardı. Amcası az ileride birileriyle konuşuyordu. Asya onları kitabın ona gösterdiği anılardan hatırlıyor garip bir şekilde amcasını tanıdığı gibi onları da tanıyordu aslında. Oysaki dün insanlarla tanışırken böyle hissetmemişti.
Bana alışacaksın…
Sesi, o akşam onu çağıran sesi tüm varlığında tekrar duyunca olduğu yerde kaldı. Duyduğu ses tüm bedenini gıdıklıyor gibi tuhaf bir his bırakıyordu ancak öyle güçlü bir etkisi vardı ki Asya iki büklüm olmamak için nefesini tutmak zorunda kaldı. Kimsin?
Ben, senim artık varlığımı sorgulama. Burada sesim daha gür olduğu için beni duyuyorsun. Burada senin eksiklerinin önemi kalmaz Asya, burası bize ait. Adımlarını bu güvenle at kendi evindesin.
“İyi misin?” diye soran Uğur’a cevap verecek oldu ama izlenildiğini bilerek bundan vazgeçti gülümsemekle yetindi ama Uğur inanmamış görünüyordu.
Yürüyerek amcasına yaklaştı nihayet yanlarına vardığında diğerlerini başıyla selamladı.
“Konuşmak için fiziksel bir engelin olmadığını duymuştum,” dedi Johan. Asla söyleyeceklerini bekletmezdi ya da yumuşatma gereksinimi görmezdi. Amcasının gerilen yüzüne rağmen susmasını minnetle karşıladı.
“İşaret dilini öğrenemediniz mi Johan?” diye sordu gülümseyerek “Sizin için kuzenlerim çevirebilir,” adamın parlayan gözlerinden geçerli bir not aldığını anlayan Asya devam etti. “Benimle görüşmek istediniz sanırım bir problem mi vardı?”
“Aslında pek çok problem var ama bunların öncesinde endişelerimiz var, bizi tanımıyorsun tanıtmak isteriz.”
İçinde homurdanan ses yine tüm varlığını gıdıkladı ancak zihninde beliren geçmiş seçilmişlerden birine dair hatıralar ona yol gösterecek türdendi. Asya adama hak veriyordu bir gece öncesine kadar hiçbir şey bilmiyordu adamların kitap ve seçilen kişi arasındaki bağdan haberleri de yoktu. Bu seçilmişlere özel bir sırdı.
“Haklısınız Johan, sizleri tanımayı bende çok isterim, gün içinde kendi yerel saatimize göre öğleden sonraları sizleri ziyaret etmek isterim. Amcam teşkilatlanmanızın buraya göre daha iyi olduğunu söylemişti. Bana bu konuda rehber olacağınızı düşünüyorum.”
Adamın dudaklarının kenarında beliren gülümsemeyi neye yorması gerektiğini biliyordu Asya ancak kullandığı üslubun adamın atalarında bulunan bir seçilmişe ait olduğunu elbette bilemezdi.
Aferin sana, kendi dilinden konuşmak dediğin böyle olur.
“Belli ki iletişim kurmak konusunda yaşına göre daha olgunsun. Madem Halit sana bizim teşkilatlanmamızın daha iyi olduğunu söyledi öyleyse hak verirsin ki bizim yanımızda olman daha güvenli olacaktır.”
Asya adama yine yumuşak bir şekilde gülümsedi amcası onu dikkatle izliyordu, gözlerinde gururun yanında hayreti de görüyordu. Muhtemelen ağlamasını falan beklemişti belki de ya da en azından korkup ondan yardım beklemesini ama bir gece önce Asya binlerce hayatın, binlerce hayatta edinilmiş tecrübenin yorgunluğunu ruhunda hissetmişti. Asya bir daha asla sadece Asya olamayacaktı. Sadece küçük bir kısmı ona ait küçücük bir kısmı Asya’ydı.
“Sizi bu konuda hayal kırıklığına uğratacağım Johan ancak şimdilik etrafımın kalabalık bir güruh tarafından işgal edilmesini istemiyorum. Gücüme kavuşamadan karanlığın kimliğimi deşifre etmesini istemem. Ancak sizden, her birinizden” dedi eliyle amcasının iki yanında duran yirmiye yakın kişiyi göstererek “gençlerinizden birini koruyor görünmenizi rica edebilirim. Böylece ben gücüme kavuşana kadar onları bir süre oyalayabiliriz. Ve bu sırada ben de normal yaşantımdan kopmadan eğitim alabilir ve bu alışma sürecini daha rahat atlatabilirim.”
Johan’ın altın sarısı saçlarının gölgesinde parıldayan açık kahverengi gözleri düşünceliydi. Adam bu gruptaki en uzun birkaç kişiden biriydi ve doğrusu Asya aralarındaki mesafeye rağmen aşını kaldırmak zorunda kalmıştı.
“Bu iyi bir düşünce sevgili Asya ancak onları uzun süre oyalayamayız.” Konuşan siyahi adamın düşüncelerini dile getiriş şekli yargılamaktan daha çok uyarı niteliğindeydi. “Ayrıca tarihimizde konuşamayan bir seçilmiş hiç olmamıştı bu bizi biraz endişelendiriyor.” Samimiydi… Asya bundan emindi onu yargılamıyor sadece endişesini dile getiriyordu ve haklıydı da şimdiye kadar hiçbir seçilmişin böyle bir problemi olmamıştı.
“Bunun için şimdiye kadar endişelenmem gerekememişti, hepiniz işaret dili bildiğinize göre sizden daha fazla hazırlıksız yakalandığım ortada.” Dediğinde aralarından bir kaçı anlayışla gülümsedi “Bu konuda üzerime düşeni yapacağımdan şüpheniz olmasın ancak bana bir müddet katlanmak zorunda kalacağınız aşikâr.” Bu sırada üstünde garip ir baskı hissetti. Kendi boyutuna biri geçmek istiyordu.
Nefes almak gibi, diyen ses ona babasının boyuttan geçmek isteyen seçilmişlere nasıl izin verdiğini gösterdi. Sadece kapıyı zihninde arala.
Dediğini yaptığında kapıdan geçen Nishi ve Waen’nin varlığını hissetti. Kapıdan geçen herkesi mi hissedeceğim? Diye düşündü cevabını bile bile.
Herkesi…
“Umarım sesini duymamız uzun sürmez,” dedi bu sırada içlerindeki esmer irice bir kadın Asya cevap verecekti ama Nishi’nin uzaktan duyulan sesiyle herkes arkasına bakmıştı.
“Kapıyı nasıl açacağını nereden biliyordun?” diye mırıldandı aynı kadın adı Linda’ydı. Ancak cevabı duyamayacağını hatırlamış gibi Asya’ya döndü. Genç kız omuz silkti.
“Işık bana her zaman yol gösteriyor olacak.” Dedi kendinden emin bir şekilde kendinden öncekilerin söylediğini tekrar ederek. Ancak kadın fazla acımasızdı.
“Babana da yol gösteriyordu ama ışık her zaman hayatını kurtarmaz!”
“Bu kadar yeter!” dedi amcası nihayet dayanamayarak “Kuruntularını kendine sakla Linda, Asya’nın daha önemli işleri var.”
“Çok yakında emirlerini yerine getireceğim kişinin boş inançlarla gereksiz cesaret gösterileri yapmasını istemiyorum Halit!”
“Burada hava ısınmış,” diyen Waen’nin yüzündeki yırtıcı gülümseme Asya’nın yutkunmasına neden oldu. “Onu biz eğitiriz şüphen varsa Linda!” dedi sesinde tehdit tınısı vardı ama Asya Waen’nin neyi kastettiğini anlayamamıştı. Kadın sessiz kalınca genç adam Asya’ya döndü. “Her zaman yanında sana inanan insanlar bulmak zordur Asya ancak her halükarda yanında olmaları gerektiğini bilecek kadar akıllıdırlar endişelenme.” Bu bir eleştiriydi ve sesindeki suçlayıcı ton kadını az da olsa rahatsız etmiş gibiydi ancak belli etmemeye çalışır gibiydi. Sessiz olmak kuvvetli bir gözlem gücünü de beraberinde getirse de bu kadar rahat okuyabiliyor olmasının nedeninin kendi küçük deneyimleri olmadığını biliyordu.
“Demek Seçilmiş biri olmanın nasıl bir şey olduğunu deneyimlemek yerine gözlemlemek istiyorsun? Buradaki herkese şımarıkça emirler verebilirdin hâlbuki onların dağılan yüzlerini izlemek benim için keyifli olurdu.” Diyen adam hala kadınla uğraşıyordu.
“Sizinle gelirken bizlerin göndereceği bir birliğin gelmesini istiyoruz ama Halit gerek olmayacağını söylüyor,” dedi Johan onaylamaz yarı öfkeli bir şekilde.
“Halit haklı halkım da bu durumu hoş karşılamaz, Asya’yı tehlikeli bölgelere götürmeyeceğimiz için gerek de yok Johan. Ancak hala birlik için kimse bize getirilmiş değil.” Dedi Nishi.
“Buna belki de Asya karar vermeli,” diyen adama Asya bezginlikle baktı.
“Bir daha ki sefere boyutlara yardım için seçmeniz gerek elemanları buraya getirin Johan. Size istediğiniz kadar süre tanıyorum acele etmeyin ve emin olmadığınız kimseyi karşıma çıkarmayın. Bu daha nemli bir mesele.” Dedi Asya ancak adamın kaşları çatıldı.
“Bu birliği nereden biliyorsun?” diye sorduğunda Asya pot kırmak üzere olduğunu fark etti panik vücuduna yayıldı.
Sakin ol baban tuttuğu günlükte bundan bahsediyordu. Okusaydın zaten iliyor olacaktın.
“Babamın günlüğünden okumuştum, lütfen bu konuyu geciktirmeyin,” dedi yalan söylemiş olmanın verdiği suçlulukla başını eğmişti ki Waen araya girdi.
“Pekala, Asya hazırsan halkım seninle tanışmak için can atıyor.” Dedi genç kız onu başıyla onaylarken amcası cevapladı onu.
“Konuştuğumuz gibi Uğur’da size eşlik edecek,” Johan Neden derken amcası elini kaldırarak susturdu “Tanıdığı birinin yanında olmasını kendisi istedi hem böylece o da daha çabuk bizlere daha çabuk alışır Johan. Artık sorgulamak yerine üzerimize düşenleri yerine getirmek için dağılabiliriz.” Johan Halit’e bu burada bitmedi bakışları atarken Asya o gıdıklayıcı sesi duydu.
Asla vazgeçmek gibi bir seçenek bilmez…
Waen yanı başında başını sallayınca içindeki sesi onunda duyduğunu anladı, yanakları tekrar kızarırken genç adam ona göz kırpıp kendisiyle vedalaşmak için uzatılan eli sıktı.
“Sizleri burada görmek umut verici,” diyordu siyahi adam, Asya adının Omar olduğunu hatırladı. Ardından Asya’ya yöneldiğinde genç kız elin uzattı ancak o bunu görmezden gelerek genç kıza sıkı sıkı sarıldı.
“İyi iş çıkardın Asya, hiç birimiz bu kadar anlayışlı ya da bilge olacağını beklememiştik bizi fazlasıyla şaşırttın genç hanım.” Asya ona kocaman bir gülümseme sunduğunda devam etti Omar “Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacın olursa tüm bu tavrımıza rağmen senin hemen yanında olacağımızı bilmeni isterim. Bizler yaşlı ve biraz huysuz olabiliriz, özellikle Linda,” deyip yaşından beklenmeyecek şekilde kıkırdadı ancak Linda arkasında göz deviriyordu. “Senden biz sana sen bize alışana kadar anlayışlı kalamaya devam etmeni rica ediyorum, hepimiz büyük kayıplar verdik o gece kızım. Evlatlar, atalar ve kardeşler…” adam susup devam edemediğin de Asya başka bir suçluluk dalgasının esiri oldu. Kitap göstermiş ancak o sadece kendi acısına odaklanmıştı. Eliyle yaşlı adamın kolunu tutup sıktı yaşlı adamda onun elini sıkıp bıraktı. Bu tuhaf, acı dolu ancak ferahlatıcı bir andı ve Asya sadece ailesinin acı çektiği düşünerek çok büyük bir hata etmişti.
Ayaküstü yapılan toplantı başladığı hızla son bulduğunda Asya Waen’e döndü. Ellerini kaldırdı, Waen’e Nishi’yi soracaktı. Waen’in ülkesine gidiyorsak Nishi niye gelmişti? Ancak Waen o tek parmağını kaldıramadan onu cevapladı.
“Nishi bir büyücü ve ondan yenilemesini istediğimiz büyülü bir kalkan var,” genç kız bu durumda ne düşüneceğini bilemedi. Rahatsız olmuştu ancak neden olduğunu söyleyemiyordu. Waen bunu da fark etmişti “Üzgünüm konuşmana engel olmamam gerekirdi ancak una engel olmam mümkün değil ve r cümleyi iki kere dinlemek benim için can sıkıcı. Bunun senin konuşma dilinde bir ilgisi yok, yapmamaya çalışırım ama söz veremiyorum.” Boyut kapısından çıkıp taş masanın olduğu boşluğa çıktıklarında genç adam ona yavru köpek bakışları attı. Kesinlikle unu tekrar yapacaktı, Waen onu başıyla onaylayınca görmezden gelmeye karar verdi.
“Kesinlikle doğru karar Mavi Kitabın seçilmişi şimdi hazırsan seni benim boyutuma götüreceğim,” genç adam kızı baştan ayağa süzünce tuhaf bir şekilde gülümsedi “Seni gören herkesi şoka sokacaksın.”
Genç kıza elini uzatınca Asya tereddüt etti ancak hemen arkasında duran Uğur elini Asya’nın omzuna koyunca yalnız olmayacağını hatırladı ve uzatılan eli tuttu.