Alard

2625 Kelimeler
“Endişelenme, ben yanında olacağım Asya.” Dedi Nishi bir elini kızın diğer omzuna koyarken. Asya onun yanında güneşin altında görünmeyen sivrisinek gibi hissediyordu. Yutkundu yanında Uğur olacağı için memnundu. Başıyla Waen’i onaylayınca sarı bir ışık saçan sarı kumların uçuştuğu kapının önüne geldiler. Genç kız durmaksızın ilerleyen Waen’in arkasından kum zerreciklerinin içine girdiğinde beklediğinin aksine tozdan bir kasırganın içine girmediğini fark etti. Tıpkı buraya ilk geldiğinde hissettiği baskının bir benzerini üzerinde hissetti garip ve soğuk bir dalganın çarpası gibi geriye iten yapı Waen’nin varlığında sanki onlara yol açıyordu. Waen bir an olsun elini bırakmamıştı. Bir an son üzerindeki korkunç askı sona erdi. Sımsıkı tuttuğu gözlerini açınca Waen’nin ona dikkatle baktığını gördü. “Bu garipti,” dedi genç adam. Asya onu tanıdığından beri ilk kez yüzünün gerçekten ciddi bir hal aldığını görüyordu. “Neyse sonra bakabiliriz buna,” diyerek derin bir nefes alan Waen genişçe uzun koridoru gösterdi. Her birinin önünde… Bir dakika diye düşündü Genç kız derin bir soluk alarak korkuyla hemen yanında duran Uğur’un elini sıkıca tutarak, kapıda bekleyenler gerçekten kurt adamlar mıydı? Hepsi kurt-adam formunda koridora açılan kapıların önünde dimdiklerdi. Uzamış burunlarından gürültülü nefesler alıyorlar ve koridorun ucunda görünmüş kalabalığı tehlikeli bir ifadeyle izliyorlardı. Sanki her an saldıracaklarmış ve o çeneleriyle… Tanrım diye düşündü Asya zihnine üşüşen parçalanışına dair görüntüleri aklından uzaklaştırmaya çalıştı. Elbette Waen’in bir kurt adam olduğunu biliyordu ama o hep insan formundaydı. Üstelik zihninde görmek başkaydı aralarında bulunmak başka. Önceki seçilmişlerin tecrübelerinden zihninde beliren iki bilgi onu hepten gerdi. Kurt adamlar korkunun kokusunu alıyorlardı ve alfalarında zihin okuma yeteneği vardı. Aldığı nefesi verirken Waen omzuna hafifçe vurdu. “Boyutuma hoş geldin Asya, seni boyutumuzun baskın türüyle tanıştırayım, burada gördüklerin kurt adam sürülerinin en güçlü betalarından. Bu form biraz ürkütücü ancak bu formda her duyumuz daha keskin olduğu için onları kurt adam formunda görüyorsun ve hayır küçük hanım görev yerini diğer gruba teslim edene kadar insan şekline dönmeyecekler.” Asya hepsini başıyla selamlayıp el salladı. “Demek hakkında söyledikleri doğru seçilmiş, konuşamıyorsun ha!” Uzun koridordan gelen ses öyle güçlüydü ki Asya neredeyse bir adım geri gidecekti ancak Uğur hemen yanında elini sıkıp yumuşattı. Doğru diye düşündü Asya yalnız değilim. Derin bir nefes alıp koridorda beliren adama baktı. Omuzları öyle genişti ki Asya’nın aklına Gök Gürültüsü geldi, bir daha asla öyle büyük ve güçlü birini göremeyeceğini düşünmüştü ama şimdi karşısındaki bu kırmızı gözlü adam onun kadar güçlü duruyordu. Yaşça amcası Halit’e yakın gibiydi ancak Asya emin olamadı. Giydiği siyah gömlek ve siyah kumaş pantolonu siyah kunduraları tamamlamıştı. Ceket ve kravat diye düşündü Asya, resmi bir görüntü için ceketi eksik! Adam ellerini cebine sokmuştu, üstelik gömleğinin iki düğmesi açıktı ama yine de ulaşılamaz ve resmi bir havası vardı. Alfa, diye düşündü Asya kesinlikle bir Alfa! Adam yanına gelmişti ve muhtemelen düşündükleri ona ayan beyandı. “Merhaba genç hanım ben Kuzey Çöl Kurtlarının Alfası Damon,” Asya elini uzatıp sıktı ardından elini çekip kendini tanıttı. “Ben Asya, tanıştığıma memnun oldum Damon.” “O memnuniyet bana ait Asya sayende kapılar açıldı ve o kan açlığı çeken yaratıklardan şehirlerimizi koruyabileceğiz. Senin gelmeni ne kadar büyük bir ihtiyaçla bekledik bilemezsin.” Ardından adam elini Nishi’ye uzattı. “Çağrımıza bu kadar çabuk cevap verdiğiniz için minnettarız Nishi güneye büyülü bir kalkan yapmana acilen ihtiyaç duyuyoruz.” “Bunun için buradayım Damon, umarım kaybınız yoktur.” Dedi Nishi Asya’nın hayranlık duyacağı kadar kendinden emin duruyordu. Damon bu sefer elini Uğur’a uzattı. “Hoş geldin Uğur, seni aramızda görmekten mutluluk duyduk.” “O mutluluk bana ait,” diyen Uğur’da bu adamın karşısında oldukça sakindi. Asya buna çok şaşırdı bu adamın yaydığı gücü fark etmiyorlar mıydı? “Efendim isterseniz burada beklemeyelim, Asya şehrimizi oldukça merak ediyor olmalı,” dedi Waen son derece saygılı bir ifadeyle. Asya buna da inanamadı, burayı yöneten Waen değil miydi? “Böyle devam edelim,” diyen adam onlara yol gösterirken bir yandan da Asya’ya hitaben konuşmaya başladı. “Waen’den önceki seçilmiş tam bir baş belasıydı,” dedi ama sesinde gülümseme vardı. Ancak Asya bu söylemden rahatsız olmuştur. Waen tabi ki durumu fark edip açıkladı. “Benden önceki Damon’un kardeşiydi,” dedi yine aynı saygılı tonla. “Ah! Ve inan bana tam bir baş belasıydı, babana en çok o karşı çıkmıştı ama sonra ne yaptığını görünce de onun izinden gitti. Ancak babandan sonra diğer seçilmişler kendi boyutlarında tek başlarına kaldılar. Dünya’dan bir türlü biri seçilmiyordu ve bir kişinin eksikliğinde kapılar tamamı diğer ırklara kapanıyordu. Ara boşlukta buluşuyor konuşuyor ama diğerine fikir vermekten öteye gidemiyordu. Waen ve diğerleri senden önce geldiler ama hatta bizim çok aramamıza gerek kalmadan bu genç adam bir gün kapımda belirip beni orada burada aramaktan yorulmadınız mı diyerek kendi geldi,” dedi gülerek. “Ancak sen bizi çok beklettin Asya. Gerçi amcana söyledik ama seni on yedinci yaşını görmeden sınava tabi tutmayacağı konusunda katır kadar inatçı davrandı.” Kayıplar diye düşündü genç kız, yokluğumda pek çok kayıp vermiş olmalılar. Onun bu düşüncesini ne onayladı Waen ne de içini rahatlatacak bir şeyler söyledi. Asya başını yere eğerken Uğur bunu hissedip araya girdi. “Babam sizin için boyutunun gizli efendisidir diyordu Damon,” dedi. “Kesinlikle,” diyen Waen’in sesinde kuşkuya yer yoktu. “Sadece beni üç kez ölmekten kurtardı. Vampirlerin kurduğu tuzağın kokusunu millerce öteden aldığını düşünüyorum artık.” Bir kapının önünde durduklarında Damon onun omzuna pıt pıt vurdu. “Sadece çok deneyimsizdin Waen, koskoca gezegenin tüm yükünü senin omuzlarına öylece yıkamayacağımız kadar deneyimsizdin. Ancak artık senin bilgeliğin ve yol göstericiliğin beni bile aşıyor,” dedi adam ve kapıyı açtı. Asya sıcak sıvının içinden geçtiğinde neden bu kadar sıcak olduğunu sorgulayamadan kendini yakıcı güneşin pencerelerden süzüldüğü bir binada buldu. Karşı duvardaki pencereden görünen manzaradan emin olmak için hızlı adımlarla pencereye ulaştı. Tanrım diye düşündü, çöl mü? Sıcak kumların üzerinde yükselen taş binalar gösterişten uzak sade bir mimariye sahiptiler. Ortalarında yükselen büyük kulenin piramitlerle olan benzerliği karşısında şaşkına döndü genç kız. Dışarıda kokuşturan insanların tek ortak özelliği siyah veya kahverengi giymiş olmalarıydı. Çölde mi, diye sorguladı genç kız, siyah daha çok çekmiyor muydu ışığı? Ancak bazı farklar vardı şehri saran surların üzerinde yarı kurt formundaki nöbetçileri buradan ile görebiliyordu, şehrin sokaklarında dolaşan yarı kurtlarda vardı ancak onlar en azından gölgedeydiler. Kendi gezegeninin yaşili mavisiyle ve hatta çölüyle de kıyasladı bir an için burayı ama buradaki o tuhaf kültürel hava nedense her seferinde galip geldi gönlünde. Burayı sevmişti, hem de çok sevmişti. Yüzünde beliren ve her yerinden hayranlık akan gülümsemeyle derin bir nefes alıp pencereden çekildi ve arkasını dönüp odayı incelemeye başladı. Bu sırada Uğur ve Nishi’de gelip pencereden bakmaya başlamışlardı. Kapıların olması gereken yerlerde kemerli yapılar vardı. Bulundukları büyük geniş alana açılan pek çok kapının hemen yanında dikilen yarı kurt muhafızların hepsi oldukları yerde sanki içeride kimse yokmuş gibi bekliyorlardı. Kemerli açıklıkları kapatan kalın kilimlerin üzerindeki işlemelerde bulunan savaşmakta olan yarı kurt muhafızların canlı halleri gibiydiler. İşlemeler öyle canlıydı ki sanki tasvir edilen savaş şuanda tam karşısındaydı. Yakınındaki bir kilimde ise onları gördü, kurt adamların düşmanlarını, vampirleri. Yakından görebilmek için kilime yaklaştı, gözleri olmayan yaratıkların vücutlarında tek bir kıl yoktu uzun ve sivri çehrelerinde en belirgin özellikleri kalın dudaklarının kapatamadığı sivri dişleriydi. İçindeki sesi duyamasa da zihninde beliren yüz binlerce anıda onlarla savaştığını hatırladı. Savaştıklarını diye düzeltti kendini, hiç birinde ben yoktum. Ancak bir süre sonra bunun fark etmeyeceğini biliyordu. Yoğun ve ortak bir bilince dâhil olmuştu. Artık o bilincin kedisiydi, en azından öyle olacaktı. Zihnindeki pek çok anıda gördüğü gibi yılan burunlarını andıran ince uzun burun delikleri yüzünde hiçbir çıkıntı yapmaksızın uzanıyordu. Pençeyi andıran uzun kemik tırnaklarını avını parçalamak için uzattığı eli ise tıpkı tüm vücudu gibi vücudundaki jelimsi tabakayla soluk yeşil bir ışıltı saçıyordu. Yok etmek için varlardı… Yok etmek tüketmek ya da açlığını gidermek için değil sadece yok etmek için. Yokluğunda bu insanlar, hayır diye düzeltti yine kendini kurt adamlar, işte bu canlılarla mücadele etmişlerdi. Arkasını döndüğünde Damon’un etrafında toplanmış insanları bir an yadırgayacak oldu, ancak dışarıda da insan formunda dolaşıyorlardı. İncelemesini bitirmesini sessizce bekleyen kalabalık onun ne düşündüğünü merakla bekliyor gibiydi. Damon ve Waen dışındakiler tabi. “Burada sonsuza kadar yaşayabilirmişim gibi hissediyorum,” dediğinde içerdeki kalabalık gülümsedi. Gerçekten mi diye düşündü, hepsi mi işaret dili biliyor? “Acele edelim, bir kum fırtınasının bu tarafa geldiğin öğrendik. Henüz birkaç saati var gibi ama çölde garanti olan hiçbir şey yoktur.” Diyen Waen keyifli gibiydi, Nishi’ye döndüğünde genç kadın elini kaldırdı. “Biliyorum ama işimiz bittiğinde dışarıdaki çarşıdan istediğim her şeyi alacaksın Waen,” dedi. Waen’in yüzünde genişleyen gülümsemenin bir benzeri diğerlerinin yüzünde de oluşurken Damon, Asya’nın yanına geldi. “Biz piramide gideceğiz Asya, onların burada biraz daha işleri var.” Diyerek ona çıkışı gösterince Asya endişeyle Waen’e baktı, onların iyi olacağından emin olmak istemişti. Ancak Waen izin veremeden Nishi konuştu. “O bakışı bir daha görmek istemiyorum Asya, ben varken Waen güvende olacak endişelenme,” derken yüzünde kendini beğenmiş bir gülümseme vardı. Genç kadın kimseyi beklemeden geldikleri kapıya doğru yürürken biraz önce Damon’un yanında bekleyen kalabalığın ir kısmı Asya’nın gözleri önünde yarı kurt formuna dönüşerek Nshi’nin arkasından yürümeye başladıklarında Waen, Asya’ya göz kırpıp dudaklarını oynattı. “Güvende olacakmışım,” Asya onun abartılı yüz ifadesine gülümserken Waen, Damon’a selam verip kapıya yöneldi. Nihayet çıktıklarında Damon tekrar Asya’ya döndü. “Gidelim mi?” genç kız onu onaylayınca birlikte işlemeli büyük geniş kapıya yöneldiler. Kapı açılıp dışarı adım attığında yüzünü yalayan sıcak meltem ciğerinde soluduğu nemi daha nefes vermeden almak ister gibiydi. Asya derin bir nefes aldığında kup kuru sıcak hava önce burnunu ardından soluk borusunu ve nihayet ciğerlerini yaktı. Asya’nın fal taşı gibi açılan gözlerini gören Damon onu yürümesi için teşvik eder gibi elini sırtına koydu. Birlikte kısa bir mesafe yürüyeceklerdi bu sırada Uğur’un sesi duyuldu. “Bir şehir için fazla küçük değil mi Damon?” “Çölde şehirlerimizi kayalık yapıların üzerine kurarız Uğur, bu nedenle birbiriyle bağlantılı pek çok kayalık üzerine kurulmuş yerleşimin yerinden oluşur.” Ardından kafasıyla piramidi gösterdi “ Harim’e varınca yakındakileri görebileceksiniz.” Dedi. “Harim?” diye sordu Uğur Damon başıyla tekrar piramidi gösterdi. “Gençliğimden sizin, bizim Harimlerimizin daha kaba haline piramit dediğinizi hatırlıyorum Uğur.” Birlikte aceleci adımlarla sokaklardan geçerlerken onları gören herkes başıyla selam veriyor ve sonra ise mutlaka herkesin Asya’nın üzerindeki çiçekli elbiseye bakışları değiyordu. Kimisinin kaşları çatılıyor kimisi ise beğeniyle süzüyordu ama mutlaka herkes ilk başta garipsiyordu. Uğur o kadar göze batmıyordu zira bugün üzerine siyah kot pantolon ve üzerine siyah kısa kollu spor bir gömlek giymişti. Damon gibi durmuyordu ama göze de batmıyordu. Nihayet Piramidin ya da Damon’un dediği gibi Harimin girişine geldiklerinde onları yine büyük ve işlemeli tahta kapılar karşıladı. Yol kısa sürmüştü ancak Asya teninin üst tabakasının kavrulduğuna ve şimdiden beş altı ton bronzlaştığına yemin edebilirdi. Bu nedenle kapıdan içeri girdiğinde onu kucaklayan serinliği neredeyse inleyerek kabul edecekti. “ Bütün gezegen böyle mi?” diye sorduğunda Damon başını olumsuz anlamda salladı. “Elbette hayır, ancak vampirlerin cildi sürekli nemli kalmak zorunda, ışık, toz ve sıcakta iki günden uzun yaşayamazlar ki çölde bir saat güneşin altında kaldıklarında yürüyemez hale gelirler. Bu nedenle çöle ve buradaki yerleşim yerlerine saldıramıyorlar.” Omuzlarını silkti “Sen güçlerine kavuşmadan seni nemli bir bölgeye götürecek değildik Asya,” dedi ve “bu taraftan lütfen,” diyerek yol gösterdi. Birlikte tırmandıkları uzun ve geniş merdivenlerden pek çok kişiyle karşılaştılar, istisnasız hepsi insan formundaydı. Nihayet tepedeki açıklığa ulaştıklarında onları yine kemerli bir kapı karşıladı ancak onu kapatan kilimin desenlerinde savaş yoktu. Orada çölün kendisi vardı Damon kilimi açtığında Asya’nın tükürüğü boğazına kaçacaktı neredeyse. Önünde uzanan uçsuz bucaksız çöl ve öbek öbek yükselen yerleşim yerlerinin ortasındaki devasa Harimler karşıladı. Çıktıkları geniş teras çölde yetişen bitkilerle doldurulmuş bir bahçeydi aslında ve Asya geldikleri binanın penceresinden gördüğü manzaradan biliyordu ki Harim’in her katında böyle bahçeler vardı. Tarım mı yapılıyor bu balkonlarda diye düşündüğünde Damon’a döndü. Adam düşüncelerini duyuyorsa bile kesinlikle belli etmiyordu ancak genç kız ona döndüğünde adamın arkası dönük olmasına rağmen yüzünü Asya’ya çevirmişti. “Harimlerde tarım mı yapıyorsunuz?” Damon’dan önce zihnine doluşan görüntüler cevap verse de Asya adamın konuşmasını ilgiyle takip etti. “Çöldeki kumu uygun koşullarda kullanırsanız verimli bir toprak örtüsü kadar verim alabilirsiniz. Tarım için gerekli olan şeyin su ve ışık ve bitkilerin kullanacağı besin olduğunu keşfettiğimizde Harimlerimizi bu amaçla kullanmaya başladık. Bu Harimler sizin piramitlerinizle aynı zamanda ve aynı şekilde yapılmış ancak siz onlarda yaşamayı bıraktığınız için onları mezarlar olarak kullanmaya başladınız biz ise onları güncelledik ve onlardan en iyi şekilde faydalanmaya çalıştık.” Sonra uzanan çardağa oturarak karşısını işaret etti. Asya yumuşak minderlere kendini bıraktığında rahatlıkları onu şaşırttı. Damon gülümseyerek devam etti. “Harimler özellikle çölde vazgeçilmez bir yapı bizim için, onlar sayesinde çok geniş bir alanın kum tarafından yutulmasını en zahmetsiz yöntemle engelliyoruz. Bak dikkat edersen yerleşim yerleri piramidin doğusuna inşa edilmişlerdir bunun nedeni kum fırtınalarını her zaman batıdan gelen rüzgârların başlatmasıdır ve fırtına hep batıdan vurur.” “Şehirleri koruyor yani,” dedi Uğur. Damon başıyla onayladı onu. “Bugün nasıl koruduğuna şahit olacaksınız muhtemelen,” dedi. Bu sırada terasa giren kadını ve ellerindeki tepsilerle onu takip eden iki genç kızı gördüğünde Damon’un yüzünde belirgin bir aydınlanma oldu ayağa kalktığında Asya ve Uğur’da ayağa kalktılar onu takip ederek. “Sizi eşim Isla ile tanıştırayım,” dedi Damon kadın onun yanına vardığında ikiliye hoş geldiniz diyerek elini uzattı. Asya elini uzattığında kadının güçlü kavrayışını fark etti. Zayıftı kesinlikle bir deri bir kemik sayılamasa da çok zayıftı. Uzun sarı saçlarında parlayan beyazlar olmasa Asya onun otuzlarında olduğunu düşünürdü, Damon kadar uzun olmasa da Asya’nın tepesinden bakıyordu. Güçlü bir aurası vardı ancak bu sindirici veya tedirgin edici olmaktan çok uzaktı. “Asya, senin sınanışına ve boyutunun muhafızı olarak seçilişine şahitlik ettim. Bunca zaman beklenildiğine değen bir muhafız olacaksın.” Ardından Uğur’a yöneldi “ Seni tekrar kendi topraklarımızda görmek büyük mutluluk Uğur, umarım daha sık görüşebiliriz.” Asya, Uğur’a dönünce Uğur gülümsedi ancak ona açıklama yapmadan önce Isla’nın uzattığı eli sıktı. “Teşekkür ederim Isla, çölü görme şansım olmamıştı. İlk geldiğimde nasıl hayran kaldıysam yine aynı şekilde hayran kaldım. Kurduğunuz her şehri büyü bir incelik ve özveriyle oluşturuyorsunuz.” Sonra Asya’ya açıklamaya başladı “Işıkla kutsandığım sıralarda yani henüz senin yaşlarındayken burada bir saldırı olmuş ve amcam beraberinde benimde gelmemi istemişti,” dedi. Isla minderleri gösterdikten sonra yanında gelen kızlara işaret etti. Kızların uzattığı uzun bardakları aldıklarında içindeki sıvının serinliğini hemen anlamışlardı. “Çölde çok az çeşit itki yetişir ancak yetişenler pek çok hastalığa iyi geldikleri gibi çok farklı yiyecek ve içecek yapabildiğimiz şifalı bitkilerdir. Size ikram ettiğimiz ise bu bitkilerden birinden yaptığımız bir şerbettir. Tadını beğeneceğinizi umuyorum,” dedi. Asya bardağı dudaklarına götürüp sıvıdan ilk yudumu aldığında ağzında dağılan serinliği hafif acı ir tada bıraktığında kaşları çatıldı ancak sonra yayılan tatla Isla’nın gözlerinin içine baktı. Kadın beğenilmiş olduğunu anlayınca gülümseyerek kendi bardağındaki şerbeti yudumladı. Bir müddet çölden ve “lezzetli” bitkilerinden bahsettiler bu sırada terasta esen meltemin şiddeti her geçen an daha şiddetlenmiş ancak Damon ve eşi Isla bundan rahatsız görünmemişlerdi. Nihayet Nishi ve Waen terasa geldiler. Onların adımlarını havada yayılan ürkütücü bir ıslık sesi Damon hemen açıklamaya koyuldu ancak Nishi, Uğur ve Asya’nın dikkati artık onda değildi. Havada yayılan güç alanını hepsi fark edebiliyordu, bu muazzam görüntüden gözlerini ayırabilen Asya uzaklardaki Harim’in batı duvarında beliren tuhaf siyahlıkları gördü. Koşarak terasın demir parmaklıklarına ilerleyip parmaklıklardan bir miktar sarkarak Harim’in batı tarafına baktığında onları gördü. Devasa pervane benzeri yapılar güç alanını dışında her an daha çok şiddetlenen rüzgârla çalışmaya başladılar. Batı tarafından gelen toz bulutu yaklaştıkça kolların hızı arttı ve nihayet karanlık bulut büyük bir uğultuyla Harime vurduğunda Nishi’nin kahkahalarını duydu. Güç kalkanını etrafını büyük bir uğultuyla kaplayan toz bulutu üstlerinden bir amibin yiyeceğinin etrafını sarması gibi sarmış ve onları küçük bir anda tamamen içine hapsetmişti. Asya yüzündeki hayranlıkla Waen’e döndüğünde genç adamın onu izlediğini gördü. Terasta tek tek çalışmaya başlayan lambalar ortamın karanlığa bürünmesini engellerken Waen yine o kendinden emin ifadeyle kollarını açtı. “Bu boyutun Dünyası olan Alard’a hoş geldiniz demiş miydim?” Uğur’un ve Nishi’nin kahkahalarına Asya’da sessiz bir haykırışla eşlik ediyordu. Alard diye düşündü, sen muhteşem bir yersin ve kıymetini bilmelisin ki üzerinde yaşayanlarda en az senin kadar muhteşemler.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE