Kız kardeş...

2004 Kelimeler
Bir haftadır derin bir sessizlik içinde bekliyorlardı. Gündüzleri Sergio ve kızının gelip gittikleri depoyu gözlüyorlar, gelip yük boşaltan tırları izliyorlardı. Sergio ve kızı bu bir hafta içinde sadece bir kere birlikte gelmişlerdi ancak onda da baskına Asya karşı çıkmıştı. Vazgeçmiş değildi ama her koşulda onların belirlediği şartları kabul etmiş olmak istemiyordu. Tabi birde içinde bir noktada yanlış giden bir şeyler hissediyordu. Burasının kalabalıklaştığını mutlaka fark ettiklerini düşünüyordu Asya, sayı üstünlüğünün onlarda olacağını düşünüyordu ki bunu amcası ve Lemi’de kabul etmişti. Lemi yıllardan beri burada olduğunu ve bir saldırıyı geri püskürtebileceğini söylüyordu ama Asya buna şüpheyle yaklaşıyordu. Rose ve Uğur çok uzakta olacaktı, bir saldırı sırasında üç saat dayanabileceklerinden emin olamıyordu. Amcasının gönderdiği haberci geldiğinde meditasyon yapıyordu. Gelen kişi acil olarak çağrıldığını söylediğinde daha o anda Asya beklediği ve beklediğinin bile farkında olmadığı o vaktin geldiğini iliklerine kadar hissetmişti. “Rose’un izleyicileri Sergio ve kızının iki saat sonra depoda olacaklarını söylüyorlar,” dediğinde Asya bu saatin doğru bir öngörü olduğunu da biliyordu. “Amca,” demişti derince bir nefes almıştı “doğru zaman geldi, gelen onlar!” gözleri kendisine anlamaz gözlerle bakanların üzerinde gezinmişti. Bunu açıklamasına imkân yoktu, sadece bu zihnindeki o büyük parçanın gönderdiği bir sezgiydi. “Rose tereddüt etmesin gelince bu bölgenin denizle arasında onlara ait olan her noktayı vursun Lemi, ona öncü olup yol göstereceksin, planlandığı gibi Omar kıyı şeridini vuracak. Amcamın adamları ile bölgeyi koruyanlar burayı elde tutacaktır.” “Bu planın yeterli olacağından emin misiniz?” dedi yaşlı kadın dudaklarını bükerek Asya’nın şüphesi yoktu elbette işe yarayacaktı ama onu asıl rahatsız eden şey bu bölge değildi, onu rahatsız eden depoydu. Orada yaşanacaklardan endişeliydi, amcasına gözleri dokundu, en ufak şüphe gözlerinde yoktu, bu Asya’yı çok korkutuyordu. “Ne kadar ileri gidileceğini sen belirleyeceksin Lemi, elinde tutabileceğinin fazlasına gitmelerine izin verme,” dedi. “Tam olarak hangi anda bu planı uygulayacak kişi olarak seçildin sen?” diye sordu Lemi ters bir tonda gözleri Halit’teydi, kontrolü ele almasını istediği çok belliydi. “Lemi,” dedi ama çıkan sesi kendi kulağına bile yabancı geliyordu “kendine dair bir şüphen varsa şimdi söyle, eğer yoksa benim liderliğim korkman gereken en son şey!” “Hiç tecrüben yok, hepimizin hayatını riske atıyorsun,” dedi yaşlı kadın. “Öyle mi, kendimi sağlama aldım mı peki?” “Körü körüne…” diye karşı çıkacak oldu ama Asya daha fazla dayanamayarak onu susturdu. “Bugün yaşanacak her şey olmak zorunda, nasıl diye sorma, nedenini yaşanınca anlayacağım ama yaşanmak zorunda!” Heyecan… Tüm benliğini kaplıyordu, anılarında yabancı olmadığı bu duyguyu bedeni ilk defa tadıyordu. Bir kader noktasındaydı, öyle bir nokta ki ona bahşedilen ya da bahşedilecek özellik bir kol mesafesi kadar ötesindeydi. Nabzını vücudunun her noktasında hissediyordu, ışık damarlarında tekrar çağlamaya başlamıştı. Asya tam olarak neye hazırlandığını bilmiyordu ama buna ihtiyacı olduğunu biliyordu. Daha akıllı olmaya, daha güçlü olmaya ve gözleri amcasına kaydı daha metanetli olmaya ihtiyaç vardı ama hangisi için geçerli olduğunu kestiremedi. Kendisi için mi amcası için mi? “Ne yaşanırsa yaşansın, geri çekilmenizi istediğim anda tereddüt etmeyin amca, arkanıza bile bakmayın!” “Asya,” diye karşı çıkacak oldu ama Asya onu eliyle durdurdu. “Buna ihtiyacım olacak, ana güvenmene ihtiyacım olduğu gibi,” dedi. Amcası onu başıyla onaylarken Asya gözlerini Astrid’e çevirdi, kurt kız ondaki her değişimi görüyordu ve nedense Asya onun yanında olmasını istiyordu. Garajdaki yüze yakın kişinin hepsinin yüzleri de üstlerindeki simsiyah giysilerden daha karanlık duruyordu. Gönülleri ak ama diye düşündü Asya, karanlık düşüncelere ve hatta belirsizlik onları ele geçirmiş olsa da onların içleri apak. Gece karanlığına yayan daldıklarında geride garajdaki kişilerden daha fazlasını bırakmışlardı, son nöbet yerini geçtiklerinde arkalarında havayı yırtan pek çok baykuş sesi duydular. Asya bu sese de anılarından hakimdi ancak kulaklarıyla ilk defa duyuyordu, ürperti ensesini yalayıp geçerken onların sonuna kadar orada olacağını ve dayanacağını biliyordu. Amcasının bizzat kendi elleriyle bağladığı bileklikleri kontrol etti, bu tarih öncelerine dayanan eski silahlar, ona en son seçilmişten, babasından miras kalmıştı. Yazık ki sadece bir haftadır onlarla antrenman yapıyordu. Asya hiçbir şeyin kendisini gitmekte olduğu yoldan kurtaramayacağını biliyordu, garip olan o yola gitmesi gerektiğini biliyordu. Nihayet iki yerleşim yerini birbirinden ayıran tepeyi aştıklarında önlerinde gürleyerek akan bir nehir önlerine dikildi. Asya bu nehre benzeyen başka bir nehri başka bir hayatın anılarında gördüğüne emindi ama zihnini yokladığında hiçbir seçilmişin yaşamında böyle bir anıya rastlamadı. Ancak nehir ona çok tanıdık geliyordu. Deponun etrafını sardıklarında derin bir sessizliğe gömüldüler, Asya yüzünü kapatan siyah maskeyi burnuna kadar çektiğinde gruptaki herkes gibi artık sadece gözleri açıktaydı. Etraf öyle sessizdi ki defonun korumalığını yapanların bu sessizlik dikkatlerinden kaçmamıştı. Etrafı daha temkinli tarıyorlardı ama Asya onların kendilerini göremediğini biliyordu. Kalkanlar devreye girmiş onları tam manasıyla görünmez kılmıştı. Görmek için cisimden yansıyan ışığın göze gelmesi gerekirdi ancak ışık onların ellerinde şekillenen, emirlerine amade bir kuldu şu anda. Kalkanlar üzerlerine gelen ışığın yansımaya uğramadan olduğu gibi geçip gitmesini sağlıyor ve saydamlıktan daha öte bir yokluğa sahip oluyorlardı. Aldıkları nefeslerin ve gümbürdeyerek atan nabzının sesinden başka onu bu temmuz gecesinde hiçbir şeyin ele vermeyeceğini biliyordu. Nihayet beklenen konvoy geldiğinde Asya üstüne çöken buz gibi sakinliğe tutundu. Onlar içeri girdiğinde her yönden sessizce harekete geçmişlerdi, bilekliklerden soldaki kalkanı çalıştırıyordu diğeri ışıktan bir kılıç oluşturuyordu ve sadece bedene işlemiş karanlığı yok etmeye muktedirdi. Karanlık o bedene ne kadar işlemişse beden o kadar zarar görüyordu. Aynı silahın bir benzeri karşı tarafta vardı ama onlarınki daha acımasızdı. Kılıçlarına sürdükleri zehirle temas eden hiçbir beden hayatta kalamazdı. İs kokulu isten yapılma bu kılıçların aslında kararmış yüreklerden yapıldığı söylenirdi. Yüreğin kararmadıysa silahın olmazdı, olamazdı! Deponun içine girdiklerinde Sergio onları bekler gibiydi. Asya geri planda kaldı, amcasının tek ir şartı vardı hiçbir koşulda Asya öne çıkmayacaktı. “Halit!” dedi bozuk Türkçesiyle “Seni görmek ne güzel!” Amcası yüzündeki maskeyi aşağı çekti, kılıcı ortadan kalkarken bir an görünmez oldu ama sonra tekrar göründü. “Seni bu kadar sınıra atan rüzgâra binip geldim Sergo,” dedi. “Ah!” deyip elini salladı Sergio “Aslında gayet sıradan bir mesele,” dediğinde Astrid dehşet içinde Asya’ya baktı. Asya ona anlamayan gözlerle bakarken yıllar sonra ikinci kez gördüğü öz babasının sözlerini duydu. “Kızım,” dedi Sergio pis bir gülüş dudaklarında oynaştı “Asya, birkaç haftadır ondan haber alamıyorum,” dedi ve hiddetle bağırdı. “Kızımı istiyorum Halit!” Amcasından bir an ses çıkmadı Asya, amcasının Astrid ile iletişimde olduğunu hissetti. Astrid’in kolunu tuttuğunda Astrid isteğini anlayıp amcasıyla zihin bağlantısı kurmasını sağladı. “Benden nefret ederek konuş amca,” dedi. “Olmaz,” dedi amcası “bunu kullanıyor olmalı seni mevzu bahis yapmayacağım!” “Benim bedel ödemek zorunda olduğumu söyle amca lütfen,” diye yalvardı. Bir şey onu ikna etmiş olacak ki amcasının nefret akan sesini duydu. “O piç bedel ödüyor!” Sergio’nun yüzü gerildi. Gözleri geride bekleyen kızına değip tekrar amcasına döndü. Asya geride bekleyen kıza baktığında sırtından buz gibi bir ürperti geçti. Astrid’in sesini duydular zihinlerinde. “Asya’nın seçildiğinden haberleri yok buna ihtimal bile vermiyorlar. Kızı bir amaç uğruna Sergio’nun kızı istiyor ama ne olduğunu göremiyorum. O… fazla karanlık.” “Etrafınız sarıldı, bu gece seçilmişinize hepinizin başını göndermekten beni alıkoyan tek şey kızım istiyor olmam!” dediğin Astrid bunun doğru olduğunu fısıldadı zihinlerine ve adamın zihnindeki saldırı planını aktardı. Asya derin bir nefes aldı hiçbir şeyden haberi olmayan halkında canına kastedeceklerdi. Bunu öylece yapmazlardı, bir bölgeyi istediklerinde önce orada savaş çıkartırlardı. “Kızım neredeyse söyleyeceksin şuan şehrinin her sokağında adamlarım var Halit, kızımı adamlarıma teslim et bende sizin hayatta kalmanıza izin vereyim,” dedi. Astrid bunun bir yalan olduğunu fısıldadı adamın planına göre Asya’yı aldıkları an saldırıya geçeceklerdi. “Buraya o velet için geldin demek üstelik varisini de sürüklemişsin, ancak kardeşimi aldın elimden! Söylesene Sergio onun seçilmiş olduğunu nerden anladın?” diye sordu amcası. Astrid’in derin bir nefes aldığını duydu. Sadece Asya’nın zihnine fısıldadı. “Bilmiyormuş Asya, o gece sadece seni almak istemiş ve babanın örgütten olduğunu düşünüp örgütün seçilmişine mesaj iletmek istemişler. Baban güçlerin kullanınca seçilmiş olduğunu anlamışlar.” Asya o geceki babasının ellerinden çıkan ışık patlamasını hatırlayıp yutkundu. Hepsi aptal varlığı yüzünden mi olmuştu yani? Sergio’nun çirkin kahkahası çınladı aralarında. “Aslında o gece kızım için gelmiştim biliyor musun? Ah ne av olmuştu ama? Seçilmişi yalnız ve aciz yakalamak,” dedi keyifle, Astrid, Asya’nın isteği üzerine öğrendiklerini amcasına aktardı. Amcasının elleriyle saçını taradığını gördü. “Evet, seçilmişi kızın pahasına aldın, ne avdı ama değil mi? Kızın yıllardır seni rüyalarında gördüğünde çığlık atarak uyanıyor? Kaç yıl altına kaçırdı biliyor musun? “ dedi histerik bir gülüşle. “O işedi siz temizlediniz Halit,” dediğinde Asya yumruklarını sıktı “En çok bundan keyif aldım, yoksa yıllar önce onu yanıma alırdım. Şimdi her haltınızı biliyor,” dedi keyifle. “Öylemi zannediyorsun? Her zaman aptaldın Sergio,” dedi amcası. Astrid deponun altında büyük bir birliğin yukarı çıkmaya hazırlandığını duyurdu ikiliye, gelmek üzereler dedi çıkacaksak tam zamanı. Asya’nın yüreği kasılıyordu konuşmada geçen bir cümle onun buraya geliş amacını fısıldıyordu, sezgileri öyle ayaklanmıştı ki Asya şuan karıncayı işitebilecek durumdaydı. Astrid ona endişeyle bakıp önüne döndü. “Belki öyle belki değil,” dedi Sergio bu sırada açılan kapaklardan kalabalık bir güruh içeri girmeye başladığında amcası kulağına dokundu. O anda deponun yukarıdaki camları parçalandı ve içeri uzanan pek çok namlunun ucu göründü. “Önce senin kanın akacak Sergio, sonra uğruna canını aldığın kardeşimin kanına karşılık o veledin kanı. Buraya son nefesini vermeye geldiğinden haberin yok senin,” deyince Sergio kıkırdadı ve o anda Astrid’in sesi tekrar Halit ve Asya’nın zihninde duyuldu. Babaannesi… adamın adamlarının elindeydi. “Seni temin ederim Halit burada kan akarsa o küçük şehrinde de kan akar!” sonra korkusuzca amcasına yaklaşmaya başlamıştı ki Asya kontrolü sezgilerine bırakıp bileğindeki bileklikleri aceleyle çıkarıp Astrid’e verdi ve ikisi kalabalıktan sıyrılıp amcasının önüne geçtiler. Sergio’nun kaşları çatıldı, Asya’nın yüzündeki tek açıklığa dikkatlice bakmaya başladığında Asya’nın Astrid vasıtasıyla amcasına yalvardığından haberi yoktu adamın ancak Asya’nın gözlerindeki paniği farklı yorumlamıştı. “Geri çekil,” diye kükredi Astrid. “Seçilmişin sana bir mesajı vardı demek bir bildiği varmış!” Amcasının itirazlarını Asya duymazdan gelip dışarıda bekleyen İdril’e haber uçuruyordu, Uğur babaannesini kurtardığında onlarda buradan çıkacaktı. Astrid omzuna yüklenen onca düşünce akışını yönetmekte zorlanmaya başlamıştı. Asya’nın yüzünü sertçe açtığında Sergio’nun yüzünden akan korkuyu, onun kızının bir adım öne çıkmasını neredeyse Asya’nın gözlerinden takip ediyordu artık. “Seçilmiş diyor ki; akan her damlanın hesabını ödeyeceksin, yetim kalan her çocuğun bedelini hepiniz canınızla ödeyeceksiniz.” “Dur,” dedi Sergio korkuyla “kızıma zarar verme, onun yerine beni öldür, bu odadaki herkesi öldür ama kızlarımın çıkmasına izin ver!” “Öyle bir seçenek yok!” diye haykırdı amcası, Asya’nın koluna girdiğinde amacı onu bir kaza kurşunundan korumaktı. Telefonu çaldığında arayanın annesi olduğunu gördü. Açtığında Melike Hanım yerine bir yabancının sesi duyuldu. “Kızı teslim etmezsen annen oğluna kavuşur!” Amcası cevap veremeden telefonda bir takırtı duyuldu, sonrasında gelen ses Asya’nın gözlerinin dolmasına neden oldu. “Babaannem güvende baba, aklın burada olmasın.” Amcasının kıkırtısı ortalığa yayılırken, Asya ona sorması gereken soruyu Astrid yoluyla hatırlattı. Amcası bu isteğine uyup Sergio’nun kızına döndü. “Seni görmek ne güzel Donatella, malum izlenmesi oldukça zor birisin,” dediğinde nihayet ortaya çıkan genç kadının gözlerinde sinsi bir pırıltı dolaşıyordu. “Seninle tanışmak da güzel Halit, demek benim sıram geldi,” dedi ve en öne geçerken onunla hareket eden adamlarda ilerlediler. “Kızı bize teslim ettiğin takdirde acısız bir şekilde ölmene izin vereceğim Halit,” dedi. Asya içine yayılan panikle o anın bu olduğunu fark etti. kader anı… zihninde beliren görüntüler hemen beş dakika sonrasını kapsıyordu ama artık gücünün ne olduğunu biliyordu ve bu korkunç kaderden kaçabilecekleri tek yolu gördü. “Geri çekilin diye haykırdı Astrid, hemen!” Amcası direnecek gibi oldu ama Astrid onu ikna etmiş olmalıydı, çatışma kaçınılmazdı ama bu depo kesin ölüm noktasıydı. Buradan çıkmaları gerekiyordu, Asya üzerine düşeni yapmak zorundaydı. Asya’yı kendisine siper eden grup depodan çıktığında amcasının onu çekmesine izin vermeden kapıyı arkasından kapatıp içeride kaldı Asya, genç kadın kedi gibi kıvrak adımlarla ona yaklaşırken dışarıda kıyametin koptuğunun işareti olan gürültüler duydu. Amcasının ve adamlarının durumunu Astrid’den hala öğreniyordu. Kadın dibine girdiğinde Astrid yavaşça zihninden çekildi; artık tek başınasın Asya! “Merhaba küçük kardeş,” dedi kadın “Seni bu kadar değerli kılanın ne olduğunu yakında öğreneceğim,” dedi sonra kulağı yanaşıp fısıldadı “Dikkat et de ayağıma dolaşacak kadar önemli olma!”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE