yolculuk

1546 Kelimeler
Uzun süren araba yolculuğu nihayet bitmek üzereydi, havanın nemi ve yüzüne vuran sabah güneşinin sıcaklığı ağustos ayının sıcağı gibi gelmişti ama henüz temmuzun ilk haftasını yeni bitiriyorlardı. Başını cama dayayıp akıp giden yolu izlerken dünü düşündü, güzeldi… Sabah liderlerle toplantı yapmış ve vasisi olarak Johan’ı atadığını duyurmuştu, amcasının kırılacağından korkmuştu ama herkesten önce de o onaylamıştı. Gerçi Asya aileleri Johan’ı neden kendilerine lider olarak atadığını sormuştu ama Asya onlara geçmişteki başarısız bir araya gelme deneyimlerini hatırlatmış ve Johan’la kurulmuş bağı hatırlatmıştı. Johan ailesinden vazgeçiyorsa demişti onlara sizde koltuk sevdanızdan vazgeçeceksiniz! Dinlemeyebilirlerdi belki ama Johan’a duydukları saygı bunun önüne geçiyordu ve tabi Yu Jin’i, Johan’a yardımcı olarak ataması da onları susturmuş olabilirdi. Burada en kazançlı çıkan Kim Ailesiydi, varisleri Yu Jin Asya lideri olacaktı ve onlarda büyük bir ailenin parçası olacaklardı. Gerçi orada liderlik Halit’teydi ve onun varisi olarak Uğur vardı ama belli ki bu onları rahatsız etmiyordu. Akşam amcasıyla bağ kurmak istemişti ama amcası layık olmadığını söyleyip onu geri çevirmişti, Asya’nın dil dökmesi işe yaramadığı için bunu kabul etmek zorunda kalmıştı. Toplantıda da amcası yaptıkları planı anlatırken tüm ailelerde en iyi elemanları istemiş Asya onu dinlerken kuramadıkları o bağ içini sızlatmıştı. Amcası bunu hak ediyordu… İç çekip yan koltukta arabayı süren amcasına baktı, gözleri yoldaydı. Kaşları çatılı arada yolun iki tarafını da kontrol ediyordu bunu öyle doğal yapıyordu ki Asya bunu ona öğreten hayat şartlarını öğrenmek istemediğini düşündü. Tekrar gözlerini akıp giden yola çevirdi, dün öğleden sonra amcası onu ve korumalarını alıp evine götürmüştü. Kapıda onu karşılayan Güneş’in çığlıklarını hatırlayınca dudaklarında bir gülümseme belirdi. İkisi de birbirini özlemişlerdi, Asya’yı alıp yerin dibine gömmüş olması bile genç kızın gözüne görünmemişti, bu sefer karşılığını anında alan Güneş’in de atışmalarından keyif aldığını biliyordu. Gül’ün sarılışı hala iliklerine kadar yayılan o ısıyı hissetmesini sağlıyordu. Hayır, babaannesi yoktu ya da halaları hatta Murat bile yoktu ama Asya yine de mutluydu. Babasından sonraki babasını geri kazanmıştı, diğerlerini şimdilik gözü görmüyordu. Amcası eskisi gibi sarıp sarmalamıyordu, gözlerine sinmiş bir suçluluk vardı ama bir gün bunu da aşacaklarını Asya biliyordu. Ah Kaya Tuzu! Mantılar tabaklara dağıldıktan sonra tencereyi önüne çekmiş ve hepsini afiyetle yemişti! Buna en çok itiraz eden Asya’ydı ama amcası ona istediği zaman gelip yiyebileceğini hatırlatınca sakinleşmişti. Uğur’da oradaydı, sessizdi, düşünceliydi ve sanki akşam orada değilmiş gibiydi. Asya onunla yaptıkları konuşmayı hatırlayınca yutkundu. Bensiz gideceksin Asya, demişti Uğur, yine akıbetinden endişe edeceğim. Senin yanında olamamak beni nasıl kahrediyor bilmiyorsun demişti. Ona bu iş bitene kadar kapının oradaki tesisi iyice ilerletmesi gerektiğini hatırlattı Asya, artık büyük bir ailenin lideri olacaksın demişti bunun bazen arkada kalmak olduğunu bilmek zorundasın. Yokluğumda demişti ama Uğur tamamlamasına izin vermemişti, gülümseme yüzüne yayılırken onların yalnızlığını bozan İdril’in gelip balkonda korkuluğa yaslanmış ikilinin ortasına girişin hatırladığında ise yanakları kızardı. Evden ayrılmalarına en çok Güneş bozulmuştu ve onun en büyük destekçisi tabi ki Kaya Tuzu’ydu. Onların uyuşan kimyalarına Asya hala anlam veremiyordu. Kaya Tuzu onu çoktan favori insanı olarak seçmişti, Ejderha Diyarına gelirse ona söz vermişti kendisinin sırtına binmesine izin verecek ve onunla göklerde süzüleceklerdi. Güneş’in yaşına lanet okumasını hatırlayınca kıkırdadı. “Neye güldün?” diye sordu amcası. “Güneş dün akşam daha erken doğmadığı için başınızın etini yedi mi?” diye sordu amcasının dudakları yana kayarken yine gözleriyle yolun iki tarafını da kontrol etti. “Yemez mi? En sonunda Gül, benim önemli bir göreve gideceğimi hatırlatıp onu susturdu. Yoksa bana rahat uyku yoktu,” dedi. Gözleri yolda bir müddet sessiz kaldı Halit, Asya onun bir şeyler söylemek istediğini hissetti ama ikisi de sessizliğini bozmadı. Arka koltukta oturan Astrid ve Maral yol boyunca uyumuşlar ya da uyur taklidi yapmışlar ama ikisinin arasına girmemişlerdi. Üç saat diye düşündü Asya, yerleşim yerine en yakın kapı üç saat uzaklıkta, kaçmak istesek bile oraya gidemeyiz. “Sence sağlam bir plan mı?” diye sorunca dudaklarını büktü amcası. “Seni tehlikeye atmayacağız Asya, bu da yeterince sağlam bir plan demek. Üstelik Astrid sayesinde sakladıkları ne varsa öğreneceğiz, onlara bundan daha fazla üstelik kendi sınırlarımıza bu kadar yakınken yaklaşmamız pek mümkün değil. Onları buraya kadar hangi rüzgârın attığını öğrenmemiz iyi olacak,” dedi. Ancak kaşları çatılıydı ve içini kemiren bir şeyler olduğunu anlamak için özel güçlere ihtiyacı yoktu Asya’nın. “Seni tedirgin eden şey ne?” diye sordu nihayet dayanamayarak. “Asya, güçlerine kavuşmadın. Orası bir anda cehennem yerine dönebilir, hiçbir tecrüben yok. Kaçmanı istesem kasların bile yeterince hazır değil. Seni buraya getirmek delilik, bunu neden yaptığımızı anlayamıyorum,” dedi. “İntikamımı,” dedi Asya ama amcası devamını getirdi. “İntikamını almak istemeni anlıyorum ama bazen vakti gelene kadar sabretmek en iyisidir. Her şeyi çok erken ele aldın, çocukça şeyler yapsan önüne dikiliriz ama isteklerinin altında yatan nedenleri anlıyoruz ve bu bile yeterince ürkütücü. Şimdide hiç tecrüben olmamasına rağmen cehennemin içine gidiyorsun. Bazen kaçmak mümkün olmaz Asya,” dedi. “Anlıyorum fakat bunu yapmazsam kendimden nefret edeceğim, olan onca şeyden sonra benim hükmüm altındaki bir noktaya bu kadar rahat gelip gitmelerine izin vermeyeceğim amca,” dedi. “Seçilenin kim olduğunu bilmiyorlar Asya, senden şüphelenmelerine imkân yok çünkü artık on altısına girenlerin sınanmaya tabii tutulduğunu biliyorlar. Şuan güvendiğim tek şey bu, gelmeyeceğini düşünüyorlar, güçlerine kavuşmadığın için geride kalacağına inanıyorlar. Korkum ise sana gözdağı vermek istiyor olabilirler Asya, orası gerçekten cehenneme dönebilir.” “Beni düşünmeni çok özlemişim,” dedi Asya gülümseyerek. Amcasının yüzü gerilirken direksiyon tutan parmakları sıkılaştı. “Affedilecek bir tarafım yok,” dediğinde Asya itiraz etmek istedi ama amcası ileriyi gösterdi. “Geldik kızım, yerleşke burası,” dedi. Asya camdan dışarı baktığında gözüne ilk çarpan şey en fazla iki katlı evlerin olduğu taş evlerdi. Alçak demir parmaklıkların koruduğu küçük balkonların neredeyse hepsinde renk renk çiçekler saksılardan taşıyordu. Yaz güneşi yerleşim yerine tüm renklerini bağışlamış gibiydi. Bahçelerinde kırmızı, yeşil pembesi evlerinde ise çoğunlukla beyaz, sarı ve mavi hakimdi. Astrid’in ıslığı duyuldu. “Burası ne kadar güzel böyle,” diyen kurt kızın başı ikisinin ortasında belirmişti. “Burada yaşanır işte,” dedi hayranlıkla. Asya gururla dolmuştu, Astrid ona dönüp gülümsedi. Elbette içinden geçenleri anlamıştı. Asya onların hayatını tehlikeye attığını düşününce iç geçirip saçmalama diyerek gerisin geri yerine oturdu. Araba durduğunda onları buradaki işleri yöneten Remi karşıladı. Gri uzun saçlarını başında düzgün bir topuz olarak toplayan kadının yüzü en az Linda’nın ki kadar sertti. Asya anlık bir ayma ile Remi’nin onun yakın bir akrabası olup olmadığını düşündü. “Değil,” diye mırıldandı hemen yanında dikilen Astrid. Asya içi rahatlayarak derin bir nefes verdi. “Hoş geldiniz,” diyen Remi elini önce Halit’e sonra Asya’ya uzattı. Asya kadının ne yüzünden ne de gözlerinden duygularını anlayamadığını fark etti. Onlardan önce gelenler çoktan valizlerini onlara yol gösterenlerle birlikte taşımaya başlamışlardı. Amcası buraya kalabalık bir grupla gelmiş, sayılarından daha fazla silah getirmişti. Taşınan valizlerin neredeyse hepsinde patlayıcı maddeler vardı ki Asya’nın bunu düşündükçe midesine kramplar giriyordu. Gelen onca aracın kaldırdığı toz manzaranın güzelliğine bir sis çekmişti. “Hoş bulduk Remi, seni tekrar görmek çok güzel,” dedi Halit. “Sükûnet hiçbir zaman ailenizin en önemli özelliği olmamıştı,” diyen kadınının durumdan memnun olmadığını varsaydı Asya. “Bu sefer öneri sizin liderinizden geldi,” diyerek omuzlarını kaldırdı Halit. “Buraya saldırı olabileceğini düşünüyormuşsun,” dedi Lemi umursamayarak. “Neredeyse eminim Lemi yoksa düzenini bozmak gibi bir planım yoktu.” Hah gibi bir ses çıkardı Lemi, ilk defa bir ifade belirdi yüzünde, amcasına inanamıyormuş gibi baktı. “Yapma Halit, seninle ne zaman karşılaşsak sen düzenimi bozmakla kalmadın. Seni her postaladığımda düzenimin içine edilmiş olarak buldum ben,” dedi ve bıkkın bir nefes verip arkasını dönüp önden yürümeye başladığında Halit Asya’ya göz kırpıp ardı sıra yürümeye başladı. “Bu sefer durum çok kritik Lemi,” diyen amcasının keyifli görüntüsü Asya’nın da mutlu olmasına neden oluyordu. Aralarındaki ilişkiyi anlamaya çalışıyordu ancak Astrid varken çok uğraşmasına gerek yoktu. “Amcanı o eğitmiş,” dedi fısıltıyla “Oğlu gibi görüyor, hayatta kalmayı da o öğretmiş. Anladığım kadarıyla eğittiği kişiler hep en iyisi olmuş, en iyi örnekleri ise Johan ve amcanmış,” dedi. “Johan amcamı sevmiyor ama,” dedi Asya anlamayarak. “Johan amcana baban yüzünden mesafeli, çünkü amcan her seferinde babanın tarafını seçmiş. Johan ona itiraz etmediği ve karşısında durabilecekken durmadığı için kızgın, ona göre onca kaybı vermelerinin nedeni amcanın ne olursa olsun babanın yanında olması,” dedi. Amcasının sözleri kulağında çınladı, beşiğini salladım demişti. Amcasının içindeki yaranın derinliği Asya’yı bir kez daha sarsarken yutkundu. Amcası hala Lemi’ye dil döküyor ve onu ikna etmeye çalışıyordu, yaşlı kadın ise her seferinde onu geçmişle vurup tersliyordu. Lemi onları garaj gibi bir yere getirdiğinde amcası hemen bölgeyi keşif için kurduğu ekibin başına geçerken bir adamını da izleyicilerin başına verdi. Keşif ekibiyle çıkmadan önce Asya’nın etrafına neredeyse küçük bir koruma ordusu kurdu. Oysa Asya yanında İdril, Maral, Kaya Tuzu ve Astrid varken ona bir zarar gelmeyeceğini söylemiş ve dibinde bilmem kaç kişiyle dolaşmayacağında inat etmişti. Şimdilik uzak takipte olacaklardı ama Asya güvenli bölgeden ayrılmayacaktı. Amcası gittiğinde Lemi ona kalacağı küçük evi gösterdi tam yanlarından ayrılacakken Asya kadını durdurdu. “Teşekkür ederim,” dedi. Anlamayan kadının kaşları çatıldı. “Amcamı hayatta tuttuğun için teşekkür ederim,” diyerek kendini açıkladı. Lemi’nin dudaklarında beliren gerginliği kaçırmadı Asya, kadın nihayet ona yaklaşıp fısıldadı. “Amcanı ben kurtarmadım, zekiydi gösterdiğim yolu ve ötesini gördü. Ancak baban daha fazlasının ölümüne neden oldu Asya! Onu baban bile öldüremedi ama şimdi böyle tehlikeli bir yere gelerek sen onun hayatını riske atıyorsun! Eğer seni korumak için ölürse seni asla affetmeyeceğim,” deyip ağır ancak keskin adımlarla uzaklaştı. Asya istemsizce yutkundu, bunu düşünmemişti işte, amcası onu kurtarmak için kendisini riske atacaktı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE