“Bu depo,” dedi Rose büyük masanın üzerine açılmış haritadaki bir binayı işaret ederek “izleyiciler onların burada gizledikleri şeylerin pek çok bölgedeki faaliyetlerine ilişkin ilgi vereceğinden şüpheleniyorlar.”
“Bundan emin misiniz Rose, depo tamamen onların kontrolündeki bir bölgede bulunuyor ve benim izleyicilerim bana depoya girsek bile çıkamayacağımızı söylüyor,” dedi Johan. Masanın etrafında toplanmış Omar, yanında yeni yardımcısı Fira, Johan ve yeni yardımcısı Yu Jin, Halit ve oğlu Uğur, Rose ve Hüsrev vardı. Asya’nın arkadaşları ve korumaları Akira, Cort, Astrid, Maral, İdril ve Kaya Tuzu her zaman olduğu gibi odanın dört bir yanına dağılmış ve sanki başka bir yerdeymişler gibi ilgisizlerdi.
“İtalya tamamen onların elinde Rose, oraya kapı açamayız Asya henüz o kadar güçlü değil, kara yoluyla gitmek intihar olur. Hava yoluyla gitsek bizi görürler yine intihar olur. Deniz yolunu konuşmaya değer görmüyorum bile. Binlerce yıldır orası kaleleri gibi yerleşmiş bir sistemleri var,” dedi Omar.
“Beklemek zorunda,” dedi amcası Halit’te son derece ciddi görünüyordu. Bağ olayından sonra yumuşamasa da en azından nefretini belli etmiyordu.
“Burası bizim kontrolümüzdeki noktalara çok yakın,” diye diretti Rose “adamlarımla enine boyuna düşündük üç farklı kaçış yolu var, bunları görmezden gelmek çok saçma olur. İtalya evet onlarda ama sınırın durumu daha karışık ve ben bu karışıklığı kullanabileceğimizi düşünüyorum,” dedi. Eliyle depodan millerce ötedeki bir noktayı gösterdi. Küçük bir yerleşim yeriydi ama Rose’un annesi orayı yakın zaman önce ele geçirmişti ve geri almalarına engel olmak için oraya küçük bir karakol bile kurmuştu. “İlk önce burada toplanırız, bu yerleşkenin onların bölgesine açılan pek çok yolu var, kara bağlantılarını geçtim bu iki yerleşim yerinin kanalizasyonları birbirine bağlı. Bu depoyu elimizi kolumuzu sallaya sallaya alırız demiyorum ama imkânsız da değil.”
“Rose, bu kadar sınırda olan bir bölgeye öyle mühim bir bilgiyi koyar mısın?” genç kız omuzlarını düşürdü Halit’in söyledikleriyle. “Bende koymazdım ancak belli ki bir planları var,” dedi Halit devamında.
“Buraya kimler girip çıkmaya başladı demiştin?” diye sordu Asya dalgınca.
“Öz baban yani Sergio ve adamları ile sık uğramaya başladı,” dedi Rose nefes vererek.
“Ve kızı değil mi?”
“Evet, onu da görmüşler. Genelde akşamüzeri gelip geç saatlerde çıkıyorlarmış,” dedi Rose.
“Bu bir davet,” dedi Asya.
“Hayır,” diye karşı çıktı Uğur hemen.
“Bu bir davet Uğur, birinin seçildiğini biliyorlar, yem atıyorlar,” dedi Asya.
“Öte yandan ikisinin olduğu bir gün depoya gerçekten bir baskın yapabiliriz ve kızını izleyicilerimizin neden izleyemediğini anlayabiliriz,” dedi haritayı detaylıca inceliyordu. Eliyle kanalizasyonu işaret etti “Cort kanalizasyon denize açılıyor,” dediğinde pullu adam köşeden çıkıp genç kızın yanına gelip gösterdiği yeri inceledi.
“Sizi kaçırmamı mı istiyorsun?” diye sordu.
“Evet, burasının bir tuzak için biçilmiş kaftan olduğu da açık, senden daha rahat kimse inceleyemez diye düşünüyorum.”
“Öncesinde kontrol de etmemi istiyorsun,” dedi. Asya onu başıyla onayladı.
“Oraya gittiğimizde bunu kolayca yapabileceğimi umuyorum,” dedi ve doğruldu.
“Ama onlar varken oradaki belgeler ya da ne saklıyorlarsa onu ele geçiremeyeceğiz,” dedi Rose.
“Rose orada delil olabilecek hiçbir şey yok, belli ki bir tür tuzak kuruyorlar,” dedi Johan.
“Bizde üstüne atlıyoruz şuan,” diyerek iç çekti Halit “bakın gençliğinizi enerjinizi hatta kendinizi kanıtlama isteğinizi bile anlıyorum fakat hadi ama Rose annen orayı ele geçirdiğinde aylarca yerleşke küçük olsa da pek çok deliğinin ve tuzağının olduğundan yakınmıştı. Bir ara pişman bile olmuştu oraya girdiği için. Sen üç çıkıştan bahsediyorsun. O lanet baba kızı orada yakalasak bile elimizde tutamayız,” dedi.
“Kendimi kanıtlamak istemiyorum,” diyerek karşı çıktı Rose “ancak bunun risk alınabilecek kadar güzel bir fırsat olduğunu zihnimden atamıyorum,” dedi.
“Oraya rahatlıkla girip çıktıklarına göre kendi bölgelerine açılan tünellerden en az bir ikisinin depoda olduğuna eminim,” dedi Johan.
“Bu da bizi orada kalabalık bir grubun beklediğini gösterir,” dedi Hüsrev.
“Babamı nasıl bulduklarını bilmek istiyorum,” dedi Asya. Sessizleşen gruptakilerin gözlerinin içine baktı. “Annemle siz yaşamadınız, o gün amcam tarafından kurtlara yem edilmek istenen siz değildiniz. Ona yaptıklarının hesabını sormak istiyorum,” dediğinde Johan araya girmek istedi.
“Asya tehlikeyi anlamıyorsun,” dedi.
“Anlıyorum ve her türlü önlemi alacağız, bağ kurduklarımdan kimse gelmeyecek böylece olası bir durumda boyut kapısı kapanmaz.”
“Asya, saçmalıyorsun!” dedi Halit.
“Seçilmiş!” diye düzeltti Asya onu bu uzaklığı kendisi seçmişti şimdi amcası sonuçlarına katlanmak zorundaydı. “Ve kesinlikle saçmalamıyorum, gideceğiz o ikisinin olduğu bir gece baskın yapacağız ve onları ele geçireceğiz. Önce kızını neden izleyemediğimizi öğreneceğiz sonra babamın seçilmiş olduğunu nasıl anladıklarını öğreneceğim ve en sonunda,” dedi derin bir nefes alarak “bana yaşattıklarının hesabını soracağım!”
“Asya,” diyenleri elini kaldırarak susturdu.
“Babamı gözlerimin önünde öldürdüler, sonra da sırra kadem basıp ortadan kayboldu o pislik. Eğer onu tekrar görseydim intikamımı alabilirdim! Şimdi şansa bakın ki kızıyla birlikte burnumuzun dibine giriyor! Bunun risklerini görüyorum ama hiç kimse bu fırsatı geri tepmemi benden isteyemez!” dedi. Gözleri gruptakilerin üzerinde dolaştı ama amcasını bilerek es geçti. O intikamını Asya’dan almayı yolunu seçmişti, alacağı bir intikam kalmamıştı!
“Pekâlâ, planı konuşalım öyleyse,” diyen Rose keyifliydi.
“Sen gelmiyorsun Rose,” diye düzeltti Asya onu.
“Sen gidiyorsun buna kimse itiraz edemiyor ki tek bir aptal tecrüben bile yok ama ben(!) bunca tecrübeme rağmen kendi kontrolümdeki bölgede düzenlenecek bir operasyona katılmayacağım öyle mi? Tatlım hadi bunu bir kez daha söyle!” dedi öfkeyle.
“Rose,” diye iç geçirdi Asya “ben gidiyorum işte, bölge senin olsa da mevzu benim,” dedi.
“Aynen öyle bölge benim ve bende adamlarımın yanında olacağım,” dedi.
“Cidden liseye geri dönmüş gibiyim,” diye homurdandı Johan. Ancak Omar’ın keyfi yerindeydi.
“Öyle mi dersin oysa ben birbirlerini korumaya çalışmalarından son derece memnunum,” dedi.
Asya ve Rose birbirlerine baktılar bu söz üzerine Rose göz devirdi.
“Ölüme göndersene beni, senin diğer seçilmişlerden ne eksiğin var,” dedi huysuzca.
“Pekâlâ, yapalım ama ince eleyip sık dokuyalım, onları uzun süre inlettik aynısını yapabiliriz, Burak ölse de gölgesi burada sonuçta,” deyip Halit’e baktı Johan. Halit ona ters baksa da kafasında şekillenmeye başlayan planı anlatmadan önce Astrid’e baktı. Astrid o tarafa bakmasa da onun bakışıyla yerinden ayrılıp yanına geldi.
“Pekâlâ, kaçış kanalizasyon gibi duruyor, Cort burada sana ve Akira’ya güveneceğim,” dedi Halit. Akira ve diğerleri de yanlarına geldiler.
“O iş bizde,” dedi Cort.
“Bizim bölgemizde bir tekne olacak, gelenleri oraya kaçırmanız gerekiyor. Johan gemi en iyisi ve en hızlısı olmalı,” dediğinde o da sakince başıyla onayladı. “Astrid bizimle birlikte geleceksin, elimizden kaçırsak bile sen öğrenmek istediğimiz her şeyi öğrenebilirsin.”
“Sadece sorun yeter, düşünmelerini sağlayın,” dedi Astrid.
“Omar, kaçış senin bölgene olacak, bizim için en işlevsel limanı seçmeni istiyorum,” dedi. Yaşlı adam onu başıyla onayladı.
“Rose bölgeye takviye yap, mutlaka saldıracaklardır, bu hazırlık sadece tuzak değilse orada güçlü bir saldırının planı çoktan çizilmiş olabilir. Yerleşkenin güneyi de onların kontrolünde, en kötü ihtimalle oradakileri geriye çekecek bir yol açman gerekecek bu yüzden sen bölgenin daha kuzeyinde saldırıya hazır olarak Uğur’la birlikte bekleyeceksin.” Sonra derin bir nefes aldı “Gelelim saldırıya,” dedi.
İşte bu andan sonrası onun sınavıydı, Asya’yı rahatlıkla bir tuzağın ortasına itebilirdi, Astrid’in ona dönen bakışlarını görünce içinden homurdandı, itmeme gerek yok zaten kucağına gidiyor!
Bundan sonraki süreçte toplantı uzadıkça uzadı, gece yarısına yaklaşırken nihayet belirlenen plandan kimse tam olarak memnun değildi. Plan pek çok bilinmeze bağlıydı ama Asya buna rağmen intikamını alabileceğini düşünüyordu. Eve girmeden önce arkadaşlarının içeri girmesini sağladı. Dışarı çıkıp sokaktaki kaldırıma oturdu, telefonu bir süre elinde evirip çevirdikten sonra nihayet açıp ezbere bildiği tek numarayı aradı. Birkaç çalıştan sonra titrek bir ses duydu.
“Asya, kızım?”
“Beni öldürmek istediler,” dedi doğrudan. Annesi bunu beklemiyor olmalı ki korkulu bir nefes aldı.
“Asya ben söyleyeceğini…”
“Gül Abla olmasaydı ölmüştüm muhtemelen,” dedi.
“Asya ben çok üzgünüm,” dedi Burcu kızının konuşuyor olmasına bile sevinememişti.
“Babamı asla hak etmedin,” dedi acımasızca “yazık ki bende onun kızı olacak kadar şanslı değilmişim!”
“Asla bunu bilemezsin!” dedi annesi, ağladığını duydu ama Asya’nın kalbinde en ufak bir titreme olmadı.
“Enis Abiyi de aldattın mı?”
“Asya neler söylüyorsun ben onu seviyorum.”
“Enes onun oğlu mu?” diye sordu bu sefer. “Babama yaptığını ona da yaptın mı anne?”
“Asya, çirkinleşme!”
“Babamı o adamın öldürdüğünü o günden beri biliyordun neden beni oğullarının katilinin kızını, gözlerine soktun?” diye sordu, şimdi o da ağlıyordu. “Sen nasıl bir insansın?”
“Ben acılarını sarsınlar istedim,” dedi çaresizce annesi “emin olamazdım. Babanın Burak’ı öldürdüğünden emin olamazdım.”
“Sana adamı çizdim, tarif ettim, nasıl emin olacaktın başka?”
“Asya ben onları düşünmüştüm,” dedi tekrar.
“Senden nefret bile edemiyorum anne, keşke o gece bende ölseydim de senin bu kadar düştüğünü görmeseydim,” dedi burnunu çektikten sonra devam etti. Sokaktan geçen birkaç göz ona endişeyle bakmış ama yanına gelmemişlerdi. “Bir gün ölürsen asla üzülmeyeceğim biliyor musun? Eğer ben ölürsem cenazeme bile gelme sakın!” dedi.
“Asya…” diyen annesini susturdu.
“Omzuma bunca ağırlığı yüklemek zorunda mıydın? Senin yüzünden beni seven, bana senin yapmadığı anneliği babalığı yapan insanları kaybettim. Hayır, bu kadar kötü bir anneyken derdin neydi de onları da kaybetmeme sebep oldun? Bana bir sebep söyle, bu kadar korkunç biri olmanı haklı çıkarak tek bir sebep…”
“Elimden geleni yaptım,” diyen annesine güldü sadece.
“Enes’i hak etmiyorsun, Enis Abiyi de hak etmiyorsun. Umarım senden çabuk kurtulurlar,” deyip telefonu kapattı. Telefonu cebine sokarken diğer elinin tersiyle yüzünü sildi. Bu halini kimse görsün istemiyordu ama sokağın ortasında geçen üç beş kişiden saklanması da mümkün olmamıştı.
Yüzünü ellerinin arasına saklayıp kopan hıçkırıklarını dindirmek istedi, neden aramıştı ki? Ancak tüm toplantı boyunca annesi zihninden çıkmamıştı. Hemen yanı başından gelen çakmak sesiyle ellerini yüzünden çekip yanına, kaldırıma oturmuş sigarasını yakan kişiye baktı.
“Ağlama,” dedi Halit “seni ağlarken görünce her şeyi unutasım geliyor,” dedi ardından sigarasından derin bir nefes çekti.
“Ama unutamazsın,” dedi Asya burnunu çekerek.
“Ama unutamam,” dedi Halit.
“Sigara içmemelisin çok zararlı,” dedi Asya gözlerinin dolmasının nedeni bu sefer amcasının içine çektiği dumandı.
“Bunca zaman ağlamadan iyi dayandın,” dedi Halit gülümseyerek.
“Evet,” diyerek güldü Asya’da “bence de iyi dayandım,” dedi.
“Ne diyor?” diye sordu bir nefes daha çektikten sonra.
“Sizi düşünmüş,” dedi omuz silkerek, amcası ağzının içinde bir küfür savurdu. Asya sessiz kaldı.
“Senin seçildiğini öğrenirlerse oradan çıkamazsın Asya,” dedi Halit uzatmadan.
“Babamı öldürdü, bunun intikamını er ya da geç alacaktım. Yanımda siz varken acelem yoktu ama,” deyip omuz silkti, başını önüne eğdiğinde amcasının bir nefes daha çektiğini duydu.
“Baban,” derken güldü “Burak benden küçüktü, tam bir savaş tanrısı gibiydi. Adamların nereye kaçacağından tut nasıl saldıracağına kadar bilirdi ama bizi de demir bir yumrukla yönetti. Son sınanmaya kalıp hayatta kalabilen iki kişiydik, Johan ve ben,” dediğinde Asya dehşet içinde ona döndü ama o umursamadan anlatmaya devam etti “beni öğrendiğinde bir süre beni görmek istemedi biliyor musun? Buna hiç anlam verememiştim, sonuçta abisiydim, ben onun beşiğini sallamıştım Asya,” dedi. Son nefesi çekip kalanı yere bastırdı. Sönen sigarayı yakındaki çöp kovasına fırlatırken devam etti. “Sonra diğerlerine olduğu kadar olmasa da beni de tehlikeli görevlere gönderdi, babamın hatırı varmış meğerse babam ölünce anladım bunu da zira sonrasında Johan’la anlaşamasak da sırt sırta verip canımızı kurtarmışlığımız çoktur. Öyle büktü ki belimi, öyle yaraladı ki beni sen seçildiğinde Uğur’la iyi olman için her şeyi yapacağıma yemin ettim. Oysa şimdi sen bin yıllık bir yarayı sarıp sarmaladın, umut oldun Asya,”dedi.
Cebindeki paketten bir dal daha çıkarıp yaktı. Asya ondan akan yorgunluğun gönlüne dolduğunu hissetti. Amcasının kanamakta olan tüm yaralarının bir benzerinin yüreğinde de açıldığını ve aynı ritimle kanadığını da…
“Uğur son sınanmadan geri çevrilince yüreğime inen ağırlığı tasavvur bile edemezsin Asya, insan başına ne gelse eyvallah diyebiliyor ama evladının da benzer bir acıya katlanmak zorunda kalacağını bilmek… işte bu tahammül edebileceğin bir şey değilmiş,” dedi.
“Bağ olmasaydı da kimseye öyle davranmazdım,” dedi Asya.
“Belki de kim bilir? Fakat şimdi resmen bölgeleri son sınanmaya kalanlara bölüştürdün, hepsine büyük sorumluluklar verip sana bağışlanacak yeteneği paylaştın, kızım olsaydın gurur duyardım Asya.”
“Beni siz büyüttünüz,” deyince amcası güldü.
“Seni çektiğin acılar büyüttü çocuğum, biz sadece yaraya yara bandı sardık,” dedi.
“Eskisi gibi olacak mıyız?” diye sordu Asya ama sesi yalvarmanın kıyısındaydı. Her şeyden çok istiyordu amcasının ona sarılmasını.
“Bilmem olur muyuz? Seni öldürecektim,” dedi Halit onun gözlerine bakamayarak yere çevirdi bakışlarını.
“Bence ben seni bir mantıya affederim,” dedi Asya elinin tersiyle tekrar sırılsıklam olan yüzünü silerek.
“Bence sen beni ağzımla kuş tutsam da affetme Asya,” dedi Halit ama Asya’nın sözüyle dolan gözünü sildi.
“Tekrar amcam olursan da affederim,” dedi Asya dudakları titriyordu.
“Affedersin de ben senin yüzüne bakabilir miyim?” dedi Halit.
Asya onun kolunu tutup kaldırdı ve omuzlarının üstünden geçirip şimdi dumanla gölgelenmiş göğsüne sarıldı.
“Sen ben affedersen beni ölsem de gözüm arkada kalmaz amca,” dedi şimdi amcasının gömleğini suluyordu gözyaşları.
“Ben buna izin vermem Asya,” deyince Asya başını olumsuz anlamda salladı.
“Olurda böyle bir ihtimal olursa önceliğin onların ölmesi olsun amca,” dedi Asya başını kaldırıp amcasının yüzüne baktı. Karşılaştığımız gün ya onlar ölecek ya da ben! Onların öldüğünden emin ol amca,” dedi Asya. Bakışları öyle kararlıydı ki Halit onu onaylamak zorunda kaldı. Genç kızı kendine çekip sarılırken özlemle saçlarına bir öpücük kondurdu, evlat diye düşündü, ne yaparsam yapayım bunca zamanda yüreğimde büyüttüğüm bir diğer evladım…