17 İlk aşk..

3032 Kelimeler
Yanmış olmam yüzünden kendisini suçlayıp durması ve bununla da yetinmeyip evin içinde eşi benzeri görülmemiş bir terör estirmesi karşısında şaşkınlığımı ifade edecek kelime yoktu. Koca konakta herkesin korkak fareler gibi sağa sola koşuştuğunu duyabiliyordum. Ben daha onun kucağında odamıza varmadan, Firuze anayı bizi yatağın kenarında bekler bulduk. Beni yavaşça yatağa bırakan deli adam, "Canın yanıyor mu?" diye sorunca, az daha evet diyecektim. "Yok, hissetmedim ki!" Verdiğim cevap karşısında sevinmiş ama aynı anda üzülmüştü sanki. "Anladım, geçmiş olsun. Firuze ananın ilaçları yanığa çok iyi gelir. Ben çıkayım, kapının önündeyim," dedi ve daha fazla oyalanmadan odayı terk etti. Kulaklarım kapının ardına dikkat kesilmişti ve yeniden hizmetime verdiği Ayla, üstümü çıkarmaya başladığında ben hala koridordan gelen sesleri dinliyordum. Koca kapımız kapalı olsa bile onun, taş zeminli geniş ve uzun koridorda bir ileri bir geri gidip geldiğini duyabiliyordum. Ayla üstümeki giysilerimi yukarı doğru sıyırmaya başladığında ancak dikkatimi ona verebildim. "Ablam canım çok yanıyor, yavaş hareket edelim n'olur?" Fısıldayarak söylediğim sözler karşısında yüzüme bakarken adeta nefes almayı unutan Ayla'ya ufak bir tokat atmak zorunda kaldım. "Ahh menim gözel gızım, demah hissedisen bacahların hee?" Firuze anamın kulaklarının çok iyi duyduğunu unutmuştum. Tıpkı benim gibi fısıltıyla konuştuğunda o görmesede gülümsedim. "He anacım, hissediyem," dememle, o da tatlı tatlı gülümsedi ve hemen ardından ekledim. "Sadece sen, ben ve Ayla.. üçümüz biliyoruz tamam mı? Belki ilerde Ceylan'a da söylerim ama şimdi değil. Kocam olacak o zalim hiç bilmeyecek," dediğimde, ikiside başıyla onayladı beni. Bu arada çoktan üstümdeki elbiseyi çıkarmıştık. Bacağımda hafif bir kabarıklık oluşmakla beraber beyaz tenim kıpkırmızı olmuştu. Yarım saaat sonra tedavimi olmuş ve sızım biraz olsun dinmişti. Kapıma hafifçe dokunan Umut ağadan başkası olmadığını biliyordum. Yalnız olduğumu biliyordu ve hiç vakit kaybetmeden yanıma gelmek istemişti. "Nasılsın?" "İç güveysinden hallice," dediğimde gülümsedi ama ben ciddiydim. Kapadığı kapıdan bana doğru yaklaşmaya başladı. Yatağımın yanında duran az öncesine kadar Firuze anamın oturduğu sandalyeye oturdu ve bana doğru uzanıp, kucağımda duran elimi tuttu. Çekmek isteyince, bu kez iki avucunun içine aldı. "Bırak kalsın!" "Neden?.. Elimin ya da başka bir şeyin senin için ne önemi var ki? Yaptıklarını, oynadığın o lanet oyunu unuttum mu sanıyorsun? Salonda çok sevgili yengene karşı beni korumandan etkilendiğimi düşünüyorsan çok yanılıyorsun. Yine bir oyunun içindesin ya da!.." Sustum bir anda. Gerçek düşüncelerimi onunla paylaşmalı mıydım karar veremiyordum. "Ya da?" "Ya da iki ruhlu, dengesizin tekisin, tabii yalancı olmanın yanında!" Öylece yüzüme bakıyordu ve ağzını açıp tek kelime etmedi. Oysa ben, onu affedebilmem için bana mantıklı bir açıklama yapmasına öyle muhtaçtım ki! Konuşmak, kendini temize çıkaracak bir açıklama yapmak yerine sadece gözlerimin içine diktiği o gözleriyle uzun uzun bakmaya devam etti. Elimi yeniden kucağıma bıraktı ve yavaşça ayağa kalktı. Derin bir nefes aldı ve, "Çıkmak zorundayım Yıldız. Ayla'yı yanına göndereceğim. Asla bu odada yalnız kalmayacaksın. Daha doğrusu evin hiçbir yerinde yalnız kalmamı istemiyorum," dediğinde gözlerimi devirdim. "Merak etme! Yürüyemediğimi unutuyor olmalısın! Kaçacak bir halim yok!" "Yürüsen bile kaçmayacağını biliyorum. Burda bana hayatı zehir etmek varken, niçin kaçasın ki? Demem o ki, sen gitmezsin ve güvensizliğim sana değil. Kendime bile sana güvendiğim kadar güvenmiyorum ama evde sana bilenen çok insan var ve bu arada kim, sana ne yapıyor, ne söylüyor bileceğim. Hiçbir şeyi gizleme!" Eğilip beni kâhküllerimin üstünden öptü bir anda ve uzaklaşırken yine göz kırptı. Gözlerim, dudağının kenarına iliştirdiği aslında görmeyi çok sevdiğim o tatlı, çekici tebessümündeydi ve onunda bunu gördüğünü biliyordum. Hızla bakışlarımı odada başka bir noktaya çevirdim. Ağır adımlarla kapıya doğru ilerlerken sanki bin ton taşıyormuş gibi görünen omuzları çökmüştü. Hali ve söyledikleri bugün gerçekten çok başkaydı ve ben buna bir anlam yüklemek, adı Umut olan bu zalime yeniden umutlarımı bağlamak istemiyordum. Değişen hiçbir şey yoktu ne de olsa. Cemal ağaları zorbanın tekiydi ve çok sertti ama Umut, ah Umut!.. yaptığı onca zalimlikten sonra şimdi yumuşamaya başlamıştı. Nasıl bir oyun oynuyorsa şimdi, asla ona güvenemezdim. Hayallerimi yaktı, yıktı kül etti.. şimdi kırgın, üzgün kalbim ona nasıl güvenebilirdi ki?.. * * * Evim değildi orası benim. Evim olmaktan yıllar önce çıkmıştı aslında. Asla bir parçası olmayı istemediğim bu aşiret kültürünün orta yerinde, her yeri taştan bir kale gibi yükselen ve içinde olduğum her an, her saniye kendimi mahkum gibi hissettiğim o koca konaktan çocukluğumdan beri nefret ediyorum ve bu duygum hiç değişmedi. Şimdilerde ise daha çok nefret eder oldum. Bir zamanlar abimin koruma görevini üstlenen Halil ve Mustafa, yine ellerini önlerinde birbirine kenetlemiş, onlara emir vermemi bekliyorlardı avluya bakan kapının önünde. Yüreğimde kasıgaya dönüşen fırtınalar, artık nefes almamı zorlaştırır bir boyuta ulaşmıştı. Yalnız kalmak istiyordum. Taş merdivenler bitipte avluya ayak bastığımda, Halil ve Mustafa hemen harekete geçtiler. Biri kapıyı açarken, diğeri yanıma koştu. “Ağam emrin nedir?” “Evden ayrılmayın ve gözleriniz herkesin üzerinde olsun. Benim biraz işim var,” dedim ve tek kelime etmelerine fırsat tanımadan, Halil’in açtığı kapıdan tüm sıkıntımı da kendimle birlikte sürükleyerek çıktım. Kapının önünde her daim gıcır gıcır olan bir pumaya benzettiğim simsiyah jipime bindiğim gibi, gazı kökledim. Vurdum yine kendimi yollara. Gideceğim yer belli aslında. Yol boyunca yine olanları ve aslında hep onu düşündüm. Firuze ananın evinin olduğu sokağa vardığımda arabayı, eve giden yol yokken bıraktığım yola park ettim. Araçtan inip aşağıya doğru yürümeye başladığımda acı acı gülümsüyordum. Daha önceleri bu yolda adımlarken, onunla kurduğum hayalleri düşünüyordum. İyileşecekti ve bir gece yarısı buraya gelecektim, onu, Ayla’yı ve Firuze anayı alıp buralardan çekip gidecek, izimizi yok ettirecek ve hep birlikte bize ait güzel bir evde yaşayıp gidecektik. İnsan gibi yaşayıp, mutlu olacaktık hepimiz ama olmadı işte. Gözümden süzülen yaşı silerken, anahtarla açtığım şimdilerde bomboş olan evden içeri girdim. Üç sevdiğim de burda yoktu şimdi ama o tatlı kokuları evin içinde kalmıştı. Onun yaşadığı odaya giderken yine aklımda birlikte buraya gelişimiz vardı. Kucağımda taşımıştım onu. Yıldız’ımın, hayatım boyunca gerçekten aşık olduğum, deli gibi sevdiğim tek kızın günlerini, aylarını geçirdiği o divanın kenarına oturdum yine. Sanki o yine burdaymış gibi oturduğu yere baktım. Beni burda beklediğini bilirdim ve bende hep sonsuz bir heyecanla gelirdim ona ama aşkım bunu öncesinde pek bilmezdi. O günlerde ne zordu duygularımı bastırmak, ona onu çok uzun zamandır sevdiğimi söyleyememek, ah ne zordu!.. Ben onu dün sevmedim ki!.. aylar önce ya da buraya il getirildiğinde ona aşık olmadım ki!.. Yıllar öncesinde aşık oldum ben ona ama hep içimde yaşadım. Abim, ona kumar borcu olan başka bir aşiret ağasının kumar borcunu, kendisi gibi kumarbazın teki olan ve evlatlıktan red ettiği, yokluğa mahkûm ettiği oğlunun evladına göz koyarak tahsil etmişti yıllar öncesinde. Anlaşma basitti. O kız büyüyecek ve ağaya ilerde yeni bir eş olacaktı. Bu kadar iğrenç bir anlaşma yaptıklarını öğrendiğimde delikanlılıktan yeni çıkmıştım ve hepsinden tiksinmiştim. Üniversiteyi kazandıktan sonra da o kızı gözetleme, her halinden haberdar olma işi de bana verilmişti. İstanbul Üniversitesi diş hekimliği bölümünü okumak için İstanbul’a gittiğimde, gariban bir öğrenciymişim gibi onun oturduğu o varoşta bir göz oda, küçük mutfak ve banyosu olan bir ev kiraladım. Hem okuy, hem de çalışıyorum izlenimi yarattım. Mahallenin kendi halinde edepli genciydim ve aslında kendimi orda herkese sevdirmiştim. Yıldız’ı çaktırmadan izlerken, hiç farkında olmadan her gün onun yolunu gözler olmuştum. Birkaç kez aynı bakkaldan onunda içerde olduğu sırada alış veriş yapmıştım ve bana hiç bakmadığına, aslında kimselere bakmadığını fark etmiş ve nedense kendi adıma sevinmiştim. İşte o zamanlar anladım adı Yıldız olan o kızdan hoşlanmaya başladığımı. Kalbim onunla her karşılaştığımda ya da onu uzaktan gördüğümde deli gibi çarpmaya başlardı. Sanki nefessiz kalıyormuş gibi hissederdim. Çok akıllı, edepli, kendi halinde, kendi yolundan şaşmayan bir kızdı. Okula giderken üzerine giydiği o lacivert jile forması, içindeki beyaz gömleği, ilkbaharda beyaz diz altı çoraplı, kışın ise jilesi ile aynı renkteki çorabı, siyah eski botları ve yine yıllardır giyilmekten yıpranmış kahverengi ekoseli, şapkalı mantosuyla tatlı bir liseli kızdı. Uzun siyah saçlarını bazen omuzlarından iki örgü yapar bırakır, bazende başının arkasında tek ve kalın bir örgü halinde bırakırdı. Kendi sokağının çok sevilen bir kızıydı. Yardımseverdi. Fırsat bulduğum her an onu izlemek artık benim için bir görev değil, vazgeçilmez bir tutku haline gelmişti ve onun, günü geldiğinde abimin kim bilir kaçıncı karısı olacağını bilmek, canımı fena halde yakıyordu. Sürekli abime telefonda onunla ilgili rapor veriyordum ve onunda Yıldız işe ilgili iştahı her geçen gün daha çok kabarıyordu. Aslında bir ara bu Yıldız konusunda abim olacak o şerefsize yalan yanlış şeyler söylemeyi de düşündüm ancak, bu tip yalanın ömürü ızun olmazdı. Abimin benden huylanmasını hiç istemiyordum çünkü, eğer benim Yıldız’a olan duygularımı sezecek olursa sadece bana değil, kıza da gün yüzü göstermezdi. Yıldız’ın hiçbir şeyden haberi yokken payıma düşen ona aşık olmak ve onu kendimden bile korumaktı. On sekizine gelmesini hiç istemiyordum ama günlerin artık eli kulağındaydı. O liseden, bense çoktan üniversiteyi bitirmiştim ve ilk fırsatta yurt dışına çıkmıştım. Okulun ilk yılında bir süre Nihal ile yakınlaşmamız olsa bile ne aklımdan, ne de gönlümden Yıldız’ı çıkaramıyordum. İstesemde Nihal’e karşı, Yıldız’a beslediğim duyguların benzerini hissedemiyordum. Zaten aile yapılarımız birbirine hiç uymuyordu. İspanya-Amerika arasında mekik dokuduğum zamanlarda yine Nihal ile karşılaşmıştık ve yeniden yakınlaşmaya başlamıştık ama olmuyordu işte. Eskisi kadar olmasada zaman zaman yine Yıldız’ı izlemek, onun hakkında bilgi edinmek için İstanbul’a gidiyordum ve tabii ki yeni iş bağlantıları için illegal gruplarla iletişime geçiyordum. Zor zamanlardan geçiliyordu. Akla gelinecek her tür malın kaçakçılığını yapıyorduk ve Cemal ağa şerefsizi bu yoldan servestine servet, topraklarına toprak ekliyordu. Birkaç kez köylerdeki marabalara, ırgatlara daha iyi davranılması, yaşam koşullarını biraz daha iyileştirilmesi konusunda ısrar ettğimde, “benim varlığım onlara en büyük nimet! Her işlerini adımı söyledikleri yerde hiç beklemeden gördür müyorlar mı? Bu bile çok onlara ama işte merhametli bir adamım ben,” demişti ve söylediklerine şaşıp kalmıştım. Her işleri dediği şey, aslında kendi çıkarına olan ve onun için halledilmesi gereken işlerdi. Zaman Yıldız’a acımadı. Annem öleli birkaç ay olmuştu ve ben yurt dışından geri dönmüştüm. Abim beni İstanbul’a göndermek için türlü isteklerde bulunsada gitmek istemediğim için ona hep karşı çıkıyordum. Artık yeniden İspanya’ya dönmenin planlarını yapmaya başlamıştım ki, ağa olacak puşt, beni ve iki adamını İstanbul’a gidip Yıldız’ı almamız için görevlendirdi. Buna da karşı çıkarsam benden huylanacağından çekindim ve ayrıca sevdiğim tek kızı, ne kadar güvenilir olsalarda ağanın admlarıyla yalnız bırakmak istemedim. İki arabanın ikkat çekeceğini düşündüğüm için ağaya şöförlüğünü üstüme aldığım tek araçla gideceğimi ama kendimi hiçbir türlü Yıldız’a tanıtmayacağımı, ben bilmesemde onun beni daha önceleri görmüş olabileceği yalanından dem vurdum. Bu düşünceme sıcak bakan abim, teklifimi kabul etti ve Yıldız’ı tekrar görecek olmanın üzerimde yarattığı heyecan, mutluluk ama daha çok kahır ile yola çıktık. Uzun bir zaman sonra onu yeniden gördüğümde kalbim yerinden çıkacak sandım. Tipimi değiştirmiştim. Takma bıyık ve gözlerime kadar inen bir kasket takmıştım ve onunla hiç konuşmadım desem yeri vardı. Yuvasının kapısından ağlayarak çıkarken, dudağının kenarındaki yarayı gördüğümde kan beynime çıkmıştı. Babalığı olacak adamın ona el kaldırdığı besbelliydi. Kısa bir süreliğine araçta beni bekleyen Yıldız’ı ve Halil’i yalnız bıraktım. Az öncesinde aşkımın çıktığı o kapıyı tekrar çaldım ve o puşt kapıyı açtığında karnına dayadığım silahımla onu içeri geri ittim ve kapıyı kapadım. Adamın rengi kireç gibi olurken, elimdeki silahın kabzasıyla kaşının tam üstüne indirdim. Herif aldığı darbe ile yere düştüğünde, durmadan onu tekmelemeye ve ağzıma gelen küfürleri saydırmaya başladım. Yüzü gözü kan içinde kalırken, en son yanına diz çöktüm ve silahımı belime yerleştirdim. İki kulağından asıldığım başını yerden kaldırdım ve yüzüme yaklaştırdım. “Bu yüze iyi bak ve sakın ola unutma! Ağanın eşi olacak o kıza el kaldırdığın için bugün sadece sana bu kadarını reva görüyorum. Bundan sonra kıçını kolla! Günü geldiğinde yine beni karşında bulacaksın ve o gün, şimdiki kadar merhametli olmayacağım!” dedim ve bir anda onu geri ittim. Yapıştığı yerde korkudan altına kaçırdığını gördüğümde heriften daha çok tiksindim ve son tekmemi midesine geçirdikten sonra o evden çıktım. O günlerde beni neyin beklediğini bilmeden geldiğimiz bu şehirde, memleketimde bir şekilde hep aşkımı korumaya çalıştım ama başaramadım işte. Onun abimle evlenmemek için canına koyabileceğini tahmin edememiştim. Bir şekilde eninde sonunda onu bekleyen kaderini kabul edecektir diye düşünmüştüm ama o bana ve hepimize bunun tam tersini gösterdi. Derdine derman olması için onu getirdiğim bu köhnemiş evde zamanla onunda bana karşı duygular beslediğini öğrendiğimde mutluluktan deli olmuştum ve içten içe asla ondan vazgeçmeyeceğime yemin etmiştim. Gizliden gizliye planlar yapmaya başlamıştım bile. İlk iş sahte nüfus cüzdanı ile pasaport çıkartmak için harekete geçmiştim ve ikimizi evli gösteren o belgeleri temin edebilmiştim. Zaman zaman ortadan kaybolmamın nedeni sadece abimin beni İstanbul’a iş için göndermesi değildi. Her gittiğimde bir işlemi hallediyordum. Benimde kendi çapımda tanıdıklarım olmuştu ama o insanların varlığından abime hiç söz etmemiştim. Aşkımın iyileşme belirtileri göstermesi karşısında ikimize ve kaçabileceğimize dair ümidim daha çok artmıştı ama işte kahretsin ki, kendi memleketimin hastanesinde bir anlık gösterdiğim dikkatsizlik sonucu Yıldız ile beni, yalnız kaldığımız sırada ve birbirimize çok yakın durduğumuz o anda görenler olmuş ve haber hemen ağaya uçmuş. Birkaç kez bana laf çaktırdı ve beni Yıldız’ı baştan çıkarmakla suçladı. Çok kötü tartıştık ve evden bastım gittim. Şerefsiz herifin benden huylanması hiç iyi olmamıştı. Ne yapabilirim diye düşünürken, yine iş için beni İstanbul’a gönderdi. İçime kurt düşmüştü ama gitmesem daha kötü olacaktı. Gittim ve gördüm işte o zaman hain planını. Beni hiç bilmediğim bir eve gönderdi. Adamlarla orda buluşacağımız yalanını sallamıştı. Ah aptal kafam.. bile bile resmen lades olmuştum. Tanıdığım, bildiğim pis işlerinde kullandığı birkaç adamıyla adeta dağa kaldırılmış gibiydim ve ben bu oyuna kendi ayağımla düşmüştüm. Kendim için olmasa bile Yıldız için hissettiğim korku belasına hiçbir yerde bırakamadığım ve çok sevdiğim için sürekli giydiğimi söylediğim ceketimin astarının içinde gizli bir cepte sakladığım sahte pasaport ve nüfus cüzdanlarını günlerdir ağzımdan şaf almak için uğraşan ve bana korka korka işkence eden adamlar bulamazken, adamlarının beceriksizliği karşısında daha fazla dayanamadı ağa. En nihayetinde kendi çıktı geldi. Aklı sıra önce güzellikle ağzımdan laf almaya çalıştı, hatta durumu Yıldız’ın zaten itiraf ettiğini söyledi. Buna inanmam mümkün değildi. Yıldız’ın çok akıllı ve ve dirençli bir kız olduğunun fazlasıyla farkındaydım. Ben inkâr ettikçe üzerimdeki etkisi arttı ve şiddetin şekli de değişti. Beni günlerdir uyutmadan iç çamaşırlarımla oturttukları ve sıkı sıkı bağladıkları o sandalyede resmen üstümden dozer gibi geçti ama ağzımdan tek kelam alamadı. Kıyafetlerimi görmek istediğini söylediğinde sona geldiğimi anladım. İkimiz odada yalnızken giysilerimi didik didik aramaya başladı ve sonunda sırrımı ele geçirdi. Günlerce süren o işkenceye bazen susarak bazen ise tamamen her şeyi inkâr ederek karşı çıkmamın artık hiçbir anlamı kalmamıştı. Adım gibi emindim, Yıldız’da artık Firuze ananın evinde kalamayacaktı. Onu mutlaka konağa aldıracaktı. Bomba gibi bir delildi bu ve sonrasında yüzüm artık tanınmaz hale geldiğinde artık kendimden geçmiştim. İki gün boyunca baygın yattığımı, kendime geldiğimde o söyledi bana. Adamlar evde yoktu. Yalnızca ikimiz vardık “Köpeklerin nerede, bana mezar kazdırmaya mı gönderdin?” diye sorduğumda, “ihanetini gizleyebilmek, adımın boynuzluya çıkmasını engellemek için öldürdüm onları! Şimdiden iki cana sebep oldun kalleş kardeşim. Kulaklarını dört aç ve beni iyi dinle. Bir daha eve gelmeyeceksin! Derhal kendine evlenecek birini bul ve evlen. Ben sana gelebilirsin diyene kadar Van’ın sınırlarından içeri bile giremezsin. Geldiğinde de karınla geleceksin ve ikinizin adına konakta bir cümbüş tertip edilecek. Sonrasında da ilk fırsatta ikimiz birlikte benim avradım Yıldız’ın yanına gideceğiz ve ona en başından beri bir oyun oynadığımızı söyleceğiz. Eğer bunu yapmazsan, gözlerinin önünde onu öldürürüm, sonra da seni öldürürüm. Avradını da Yıldız’ın yerine kendime avrad yaparım. Beni az çok tanıyorsun. Anam avradım olsun tüm söylediklerimi yaparım. Seçim senin, yok yapmam dersen o zaman Yıldız’ı buraya getirtir, önce senin gözlerinin önünde bağırta bağırta tecavüz ederim, sonra da ikinizi öldürürüm,” dediğinde bana bir şeyler yapabilmem için hiçbir şans tanımadığını anladım. Kendi canım umrumda bile değildi ama Yıldız’ın saçının teline zarar verseydi, onu öldürürdüm. Kıskıvrak yakalamıştı beni, hemde en hassas noktamdan. Aklım başımdan gitmişti o günlerde. Doğru dürüst düşünemiyordum bile. Yıldız’ın ölmesine dayanamazdım. Onu görmemeye razıydım. Yeter ki yaşasındı ve anladığım kadarıyla, o şerefsizde benim sevdiğime deli gibi aşık olmuştu ama aşkın ne olduğunu bilmediği için kendince hırs yapmıştı. Ne olursa olsun Yıldız onun olmalıydı. Bu durum artık erkek çocuk sahibi olmaktan çıkmıştı. Yıldız’a aşıktı ve onu deli gibi istiyordu. Safça, aptalca günün birinde Yıldız’ında onu sevebileceği yalanına inandırdım kendimi ve ona dair her şeyden vazgeçtim. Benden dilediği kadar nefret edebilirdi. Buna razıydım ve vazgeçtim işte. Puştun anlamını hakkıyla yerine getiren o herifin her istediğini yaptım. Eski sağlığıma kavuşunca ilk iş Nihal’i aradım be tüm içtenliğim ile ona durumu anlattım. Yıldız’ı hatırlamıştı. Evlenmek istememin nedenini ondan hiç gizlemeden tüm gerekçelerini söyledim. Gözlerinde gördüğüm ışıklar bu teklife gözü kapalı atlayacağının habercisiydi. “Seni içten içe hep sevdim ben ve seninde benden hoşlandığını biliyordum. Demek beni sevmene engel olan şey o kızmış ve talihe bak ki şimdi o kıza çok şey borçluyum. Seninle he şartta evlenirim Umut. Hem belli mi olur, bakarsın bir gün sende beni sevmeye başlarsın,” demişti. “Zamana bırakalım o zaman bazı şeyleri,” dediğimde bana, “doğru diyorsun, zaman her şeyin ilacıdır derler. Zaman ve ben, kanayan yarana merhem olacağımıza inanıyorum,” demişti ve çok geçmeden evlenmiştik. Aynı evde yaşayan iki yabancı gibiydik ve o buna hiç itiraz etmiyordu. Sabırla onu sevebileceğim günleri bekliyordu. Ona ümit vermekten hep kaçındım. Çok geçmeden ona bu işin yürümeyeceğini söyledim ama bunu kabul etmedi. Aramızda hiçbir yakınlaşöa olmuyordu. Gönül, akıl bir başkasındayken ona nasıl dokunabilirdim ki? Birkaç kez yine boşanmak istediğimi söyledim ama hep itiraz etti. Onun hayatını da mahvediyordum. İçinde hep bir ümit taşıdığını biliyordum ve zamanla bunun onu mutsuz edeceğinin de bilincindeydim. Kaçıp gitmek, her şeyi ardımda bırakıp yalnız başıma yaşayabileceğim, izimi kaybettirebilmeyi çok istiyordum. Araştırmalara bile başlamıştım ki, kötülüğün beden bulmuş hali o haysiyetsiz, alçak herif aradı beni ve yaptığı planın uygulama zamanı geldiğini söylemişti. Aylardır Yıldız’ı görmüyordum ve zorla imam nikâhı ile artık ağanın eşi olduğunu biliyordum. Sonunda o gün gelip çattı. Gelmez olsaydı keşke. Bir gün durup, hemen geri dönecektik ama olaylar bir anda öyle bir noktaya geldi ki, şimdi Yıldız ile evliyim ama yine rol yapmak zorundayım. Ne olursa olsun bu yaşanılanlar gün ışığına çıkmamalı. Belasını aşkımın elinden bulan o pisliğin planı aynen devam etmeli. Aksi taktirde, bu işi Yıldız ile ikimizin tezgâhladığını düşünebilecek o kirli beyinler, önce Yıldız’ı sonra da beni yok etmek için ellerinden geleni yaparlar ve ben bunu asla göze alamam. Tıkandım kaldım. Bir yanda hâla deli gibi aşık olduğum Yıldız’ım, bir yanda hiç istemediğim bir ağalık olayı ve ben, artık nefes alamaz haldeyim. Benim için önemli olan tek şey Yıldız’ın güvenliği ve elbet, en kısa sürede yaşadığım her şeyi ona anlatmak zorundayım ama Yıldız ile birbirimizi sevdiğimizi kimsenin öğrenmemesi için bir süre daha rol yapmak zorundayım. Kırdığım o kalbi nasıl onaracağım? İşte en büyük ikinci derdim ve şimdi, onun sırtını dayadığı şu yastığa bakarken, adım gibi yarınlara ve beni affetmesine dair umut etmek istiyorum. O benim gerçek yıldızım ve yeniden parladığını görmek istiyorum. Ah benim ceylan gözlüm.. bir gün affedecek misin acaba beni? * * * * *
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE