19 Oynama artık!..

1430 Kelimeler
Kahretsin ki o günden sonra ilk işi beni doktora götürmek oldu. "Madem ki anlıkta olsa ayağa kalkabildin bunun arkasını bırakmayacağız. Önce burdaki bir doktora görüneceksin, ardından da İstanbul'a ya da nereye gerekirse oraya gideceğiz," dedi. İstanbul'un ismini duymak bile yüreğimin heyecanla çarpmasına neden olmuştu. Nasıl da özledim doğup büyüdüğüm memleketimi. Benim kökenim de buralardan gelmiş olsa bile, hiçbir türlü duygusal bir bağ oluşmadı ki kalbimde. Tek istediğim iyileşmek ve burada yaşamak zorunda kaldığım her şeyi geride bırakarak İstanbul'a dönmekti. Sonuçta lise mezunuyum ve mutlaka iyi bir yerde iş bulabilirdim. Zamanla Umut'a karşı hissettiğim duygularda azalırdı belki ve gerçek anlamda özgürlüğüme yeniden kavuşurdum. Gerçi ondan boşanmadığım sürece bu bir hayaldi ama insan denen varlık hayal ettiği kadar vardı ve bende deli gibi o günlerin hayalini kuruyor, o hayallerle hayata tutunmaya çalışıyordum. Şimdi doktorun odasının önünde sıranın bize gelmesini beklerken tedirginliğimin yanında biraz da heyecanlıyım. Doktorun sekreteri bize içeri girmemizi söylediğinde Umut Ayla'ya, "ben hallederim," dedi ve tekerlekli sandalyemi kendi itmeye başladı. Bu doktor yeniymiş ve kendisine burda özel muayenehane açmış ve işinde çok iyiymiş. Gelir gelmez isim yapmış ve benim gibi birçok hastayı ayağa kaldırdığı söylentisi her yerde konuşulmaya başlanmış. Tüm bunları bizzat Umut anlattı bana. "Sen güçlü bir kızsın ve ben sana inanıyorum, yeniden yürüyeceksin!" dediğinde gerçekten buna inandığı o ışıl ışıl bakan gözlerinden okunuyordu. "O kadar da umutlanma," demiştim ve o da bana, "ah Yıldız!.. umut etmek benim işim," diye cevap vermişti. Doktor beni en sağlamından muayene ettiğinde, başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Şaşkındı. "Nasıl oldu bu?" "Camdan at.. düştüm!" dedim. Az daha intahar ettiğimi ağzımdan kaçıracaktım. "Onu sormuyorum, ne zamandan beri bacaklarında his var? Bunu öğrenmek istiyorum," dedi bir anda. "His yoktu ki!" Yalanımı bakışlarımdan anlamasını çok istiyordum ama adam sanki beni anlamamak için özel bir çaba sarf ediyordu. Tıpkı Umut gibi sinir edici bir tebessümle gülümsedi. "Umuuut! Bak hele!.." Ne bu samimiyet böyle hiç anlamadım. Beyaz perdeli, üç panelli paravanın arkasına, bizim yanımıza gelen Umut heyecan içinde, "efendim Sami?" dediğinde başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Anlamıştım. Bunlar kesin birbirlerini tanıyorlardı. Şaşkınlığım, sanırım bakışlarıma yansımış olacak ki Umut, "Yıldız, Sami benim kan kardeşim ve okuldan da arkadaşım. Beraber okuduk biz. Onun branşı ortopedi ve buraya gelmesini ben istedim," demesin mi? İçimden ona bas bas, "yine kandırdın beni!.." diye bağırsamda, ağzımı açıp tek kelime etmedim. "Umut kardeşim, müjdemi isterim. Eşinin bacaklarında iyileşme var. Her şeyi hissediyor ama tabii uzun zamandır yürümediği için kasları, kemikleri çok güçsüz. İyi bir fizyoterapistle çalışırsanız kısa zamanda tamamen ayağa kalkacaktır." Doktor Sami sözlerini bitirdiğinde, kaçamak bakışlarımla Umut'a yakalandım ve onun başını seni gidi seni dercesine salladığını, dudağını da tüm hırsıyla ısırdığını görünce hemen yine bakışlarımı kaçırdım. Çok pis yakalandığımın farkındaydım. Resmen yaramazlık yapan bir kız çocuğu gibiydim ve o da sanki bana ceza kesecek hakimdi. "Çok teşekkür ederim kardeşim. Bize dünyayı verdin sanki," dedi. Bize mi? Sana değil, bana verdi o dünyayı bana!.. ama çok eminim ki sen o dünyayı yine başıma yıkmayı başaracaksın pislik herif! Sevincimi bile tam olarak yaşayamamak azap gibi. Ona öyle kırgınım ve kızgınım ki, istediği kadar beni sevdiğini söyleyip dursun, benim sağlığım için sevinsin, artık hep şüphe ile bakıyorum ona. Şu an öyle mutlu ki, utanmasa bana arkadaşının yanında sarılacak. "Hemen fizik tedaviye başlıyoruz Yıldız," dedi tüm heyecanıyla. Başımla onu onayladım ama artık çok emindim ki, beni dört gözle izleyecekti. Kaçacağımı düşünmüyormuş, yani böyle söylemişti ama belki de beni denemek için öyle konuşmuştu ve ben aklıma koymuştum bir kere. İlk fırsatta burdan kaçacaktım. Bunu nasıl başaracağımı bilmiyorum ama bir gün onu ve onunla ilgili her şeyi ardımda bırakıp gideceğimi biliyordum. Sadece zamana ihtiyacım vardı, biraz zaman.. hepsi o kadar. Sami doktorun yanından ayrıldıktan sonra yine yola koyulduk. "Biraz gezmek ister misin?" diye sorunca hiç düşünmeden, "Hayır," dedim. "Ağam Akdamar Adası'na gidelim mi?" Ayla'nın yırtık dondan fırlar gibi lafa atlamasına çok sinir oldum. Hemen itiraz ettim. "Çok yoruldum, eve gidip yatmak istiyorum," dediğimde, "Emrin olur küçük hanım," dedi gıcık herif. Her fırsatta beni kızdıracak bir şey söylemeyi nasıl buluyordu aklım almıyordu. Kal gidelim diyen öfkemle ona kötü kötü baktım. O ise tatlı mı tatlı bir tebessümle yolu takip ediyordu. Bir an dönüp bana baktı ve bildiğim öpücük attı bana ya! Utanmadı da yok bunun be! Arkada oturan Ayla’nın kıkırdadığını duyunca dikiz aynasından kötü bir bakışta ona attım. Zilli ye bak ya!.. hiç oralı olmadı. Etrafa bakınır gibi yaparken kıkırdamaya devam etti utanmaz. Umut efendinin de keyfi pek yerindeydi ve arada bir bana çapkın bakışlar atıyordu. Bir sigara yaktığını görünce şaşırdım. Sigarayı bıraktığını düşünüyordum, yanılmışım meğer. Elinin aracın teyibine uzandığını gördüm. Son ses çalmaya başlayan şarkı aramın hiçte iyi olmadığı Orhan Gencebay’dan, “Bir Teselli Ver,” isimli şarkısıydı. “Offf uleen offff!” Aşka geldi deli adam ya! Şarkıya eşlik etmeye başlayınca avazım çıktığı kadar imdat diye bağırmak istedim ama tabii ki yapamadım. İçimden durmadan ona, “vereceğim ben sana teselliyi, hemde öyle bir vereceğim ki bir daha teselli istemeye tövbe edeceksin,” diyordum. Ayla arkada kendinden geçmiş şarkıya eşlik ediyordu ve ben çıldırmak üzereydim ama ikisi de kendilerini şarkıya öyle bir kaptırmışlardı ki, sessiz kalmaktan başka bir çare bulamadım. Eve giden yola girdiğimizde ilerdeki kalabalığı görünce şaşırdım. Umut, anında mod değiştirirken, kucağında duran silahını kaptı. Ani freniyle öne doğru savrulduğumu görünce, “canın yandı mı aşkım?” diye telaşla sordu. Tedirginliğinin sadece benimle ilgili olmadığının farkındaydım. Müziği çoktan kapatmıştı. Silahın ağzına mermi verince yeniden aracı hareket ettirdi. Bizim geldiğimizi görenler bir anda ellerini havaya kaldırdılar ve hepside silahlıydı. Ortalık silah sesinden geçilmiyordu. Korkmuştum ve o korkumla Umut’un eline yapıştım. “N’oluyor Umut, kim bu insanlar?” “Korkma ceylan gözlüm. Halledemeyeceğim bir mesele değil,” desede, deli gibi korkmaya başlamıştım bile. Kalabalığın içinde durmadan havaya ateş edenlere silah çeken Halil ve Mustafa abileri görünce içim biraz olsun rahatlasada korkumun önüne geçemiyordum. Eve çok yaklaşmadan yolun kenarına aracı çeken Umut, kendi kapısını açmaya kalkınca iyice tedirgin oldum. “Gitme Umut, bu adamların niyeti bozuk görmüyor musun ya?” diye can hıraş bağırdım ama o sadece bana gülümsedi ve sonra, “bana bir şey olacak olursa sakın ama sakın seni çok sevdiğimi unutma! Sakın arabadan inmeye kalkmayın. Döneceğim. Eğer dönemezsem, seni İstanbul’a götürecekler. Hayatına orda istediğin gibi devam edersin! Sakın burda kalma aşkım, sakın kalma!” dedi ve kapısını kapadı. Resmen koşarak kalabalığa doğru giderken elini havaya kaldırdığını ve ard arda ateş ettiğini dehşet içinde izliyordum.Kapıldığım korkuyla titremeye başlamıştım. Ne olup bitiyor hiçbir fikrim yoktu. İlk kez gördüğüm bu adamlar mağara insanlarına benziyorlardı. Herkes birbirine bağırarak bir şeyler söylüyor, küfürler havada uçuşuyordu. “Ayla kim bunlar ya, ne oluyor böyle?” Sorduğum soruya karşılık Ayla’dan hiç ses çıkmayınca güç bela dönüp arkama baktım. Gözlerime, bu gözlerin gördüğü o şeye inanamadım. Çığlık üstüne çığlık atıyordum. Ayla kanlar içindeydi, vurulmuştu ve hiç nefes almıyordu. Ne yapacağımı bilemez haldeyken, bir anda aracın kapı kolunu tuttum ve kapıyı açtım. Ağlamaktan onu göremiyordum ama deli gibi bağırıyordum. “Umuut! Ayla vurulmuş, kardeşimi vurdular Umuuut! Yetiş Umut n’olur yetiş vurdular kardeşimi vurdulaaar!” Onca bağırış çağırışın içinde Umut çok şükür ki beni duymuş olacaktı ki dönüp arkasına baktı ve işte o an fark ettim. Arabadan inmiştim ve hangi ara bunu yaptım hiç bilmiyorum. Başım dönüyordu. Kulaklarımda inanılmaz bir uğultu var olmuştu ama umrumda değildi. Düşündüğüm tek şey Ayla’nın vurulduğu gerçeği idi. Kulağımın dibinden bir vızıltı ama çok güçlü bir vızıltının geçtiğini duyduğumda, kurşun yemekten son anda kurtulduğumu anladım. Kapıldığım korkum artık bambaşka bir şeye dönüşmeye başlamıştı ve ben ona doğru zar zor adım atarken,Umut’un adımı haykırdığını duyabildim. Aynı anda bana geri gitmem için işaret ettiğini de gördüm. Ne yapacağımı bilemezken yine ona doğru zorda olsa adımlıyordum k, tekrar birbiri ardına silahlar patladığına tanık oldu bulanık gören gözlerim. Ortalık mahşer yeri gibiydi. İnsanlar birbirine sıkıyordu. Yaralananları, kanlar içinde yere yığılıp kalanları ve tüm bu cinnet hali içinde Umut’un yönünü değiştirip bana doğru koştuğunu gördüm. Aklımı kaçırmanın eşiğindeydim sanki. Deli gibi ağlıyordum. Sürekli adımı haykırıyor ve yere eğilmemi söylüyordu ama ben resmen vurgun yemiş gibi artık bir adım dahi atamaz hale gelmiştim. Umut’un bana sarıldığını ve bedenini bana siper etiğini fark ettiğimde hâlâ delirmiş gibi çığlıklar atıyordum. “Yanındayım aşkım, tamam güvendesin, korkma! Bırakmam se..” Sustu bir anda. N’oldu ki öyle? Ona bir şey çarptı sanki? Bedeni ile hâlâ beni koruyordu ama sanki nefes almakta zorlanıyordu. Göğsün gömdüğüm yüzümü hızla çekip ona baktım. Umut diye bağıran ben miyim? Ağzının kenarından ince ince sızan kanı ile dizlerinin üstüne çöken Umut mu? Vurudun mu sen ya? Yoksa yine bana oyun mu oynuyorsun? Şaka yapıyorsun değil mi ha aşkım? Bu olanların hepsini sen ayarladın değil mi? Vurulmuş olamazsın, şaka yaptım de bana ya! Şaka yapıyorsun, kızdın ya sen bana? Kızdın da ondan böyle bir oyuna kalkıştın değil mi Umut? Umuut!.. aşkım yapma, yine oynama bana n’olur? * * * * *
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE