Acının hiç bir zaman tarifi Olamazdı. Hele ki ellerinizden kayıp giden bir can ise,boran saatlerce Sibelin cansız bedenini yol boyu taşıdı. Nereye gittiğini bilmeden, bakışları aldırmadan yol boyu yürüdü, ben peşinde savaş ile beraber takip ediyorduk. Boran sanki hipnoz olmuş gibi devam etti, devam ettik. En sonunda bir yere geldiğimiz de, boran sibeli hastaneye getirmişti. Hastanenin girişine geldiğin de daha fazla dayanamayıp yere diz çöktü. Boran yere diz çöker çökmez etrafını hasta bakırcıları ve doktorlar sarmıştı. Adımlarımı hızlandırdım, boranın yanına geldim. Diz çöktüm, elimi omzuna koydum. " boran" dedim kısık sesle. Boranın bakışları beni buldu. Bakışlarında hayat yoktu, gözleri kıpkırmızı idi yüzünün bazı yerlerinde sibelin kanı vardı.
Kalbim sıkıştı, nefesim daraldı ve yanağımdan bir yaş düştü. Hızla elimin tersi ile göz yaşımı sildim " bırak" dedim Borana titreyen sesim ile. Boran bakışlarını benden çekti ve bedeni beyaza dönüş Sibele çevirdi, kollarını ile daha sıkı sıkı sardı onu bırakmamak için ama oda biliyordu bunu başka çareside yoktu.
Sibel in saçlarına öpücük kondurdu " özür dilerim abicim koruyamadım seni, izin vermediler mutlu olmama, olmamıza" diye mırıldandı. Sibelin soğuk yüzünü avuçlarının arasında aldı ve yanaklarına öpücükler bıraktı " herşeyimizi aldılar bizden" içini çekti, göz yaşları Sibelin yüzünü ıslatır iken " neden gittin sende, bir sen vardın benim dayanağım bir sen vardın yaşama sebebim neden sende bıraktın beni" dediğinde başımı başka bir tarafa çevirdim. Kalbim acıyordu bedenim acıyordu. En önemlisi de hayatım dediğim adam kanıyordu.
Bakışlarımı Borana tekrar çevirdim, Sibelin kapanan gözlerinden öptü, başını kaldırdı, doktorlara Sibeli alması için izin verdiklerinde, hasta bakıcıları dikkatle Sibeli kucağından aldı ve sedyenin üzerine koydular, üzerine beyaz çarşaf örtecek ikenler boran " durun" dediğinde örtüyü örtmediler. Boran sarsak adımlar ile ayağa kalktı, hasta bakıcıların elinden çarşafı aldı, Sibeli son kez inceledikten sonra çarşafı Sibelin üzerine örttü. Kenarları sıkı sıkı kapattı ve kalbimi paramparça edicek o cümleyi söyledi
" buz gibi çok üşür, sevmez o soğu. Sıkı sıkı örtün onu " dedi.
Hasta bakıcılar bir şey demedi ve biri sedyenin ucuna biri de diğer ucuna geçtikten sonra hastaneden içeriye götürdüler, boran ise arkasından öylece baka kaldı, başı önüne düştü, yanına gitmek için hamle yapacağım sırada savaş benden önce davrandı ve yanına gitti, boran savaşı görür görmez ona sıkı sıkı sarıldı, savaşta ona sarıldığın da boran hıçkırarak ağlamaya başladı.
O ağladı, biz ağladık, o içini çekti biz nefessiz kaldık, o konuştu bedenimize hançer saplandı, boran yıkıldı bizde onun ile beraber yıkıldık
******************************************
" hazır iseniz buyurun" dedi gasilhanede çalışan kadın, başımı salladım ve içeri gireceğim sırada " gülçiçek" diyen boranın acılı sesi ile durdum, bakışlarımı Borana çevirdim, saçları dağılmıştı, yüzü yüz hatları çöküştü, ve baştan aşağı siyahtı. Boran yanıma geldiğin de bakışları kapıya takıldı ordan ise büyük harfler ile yazılan morg yazısına. Titrek bir nefes aldı, bakışlarını kapıdan çekti ve bana baktı, bakışları bile yoktu, aslında ne boran vardı nede Azer, sadece bir acıya teslim olmuş bir adam vardı.
" onu güzel yıka olur mu" eli ile akan göz yaşını sildi " babamın annemin karşısına güzel çıksın" dediğinde sesi titredi, başın yere eğdi, ağladı, ağladım. Başını kaldırdı nefesini dışarı verdi " güzel koksun olur mu çünkü annem babam onu güzel kokulu kızım diye severdi" dediğinde daha fazla dayanamayıp ona sıkı sarıldım. Boran başını omzuma koydu ve tekrar içli içli ağlamaya başladı. Kollarımda ağlayan adam küçücük kalmıştı.
Geri çekildi ve hızla göz yaşlarını sildi, başı ile içeriyi işaret etti " gir hadi sende bekletme" dediğinde başımı salladım. Dilimde çok kelime vardı ama bir türlü konuşamadım, beklemeyip içeri girdim, içeride benden başka biri daha vardı, Sibelin başında bekliyorlardı. Sibelin yattığı yere doğru ilerledim, o cıvıl cıvıl kız yoktu, soğuk buz gibi bir kız vardı. Nefesim daraldı bakamadım yüzüne.
Kadınlar Sibeli yıkamaya başladığında bende onlara yardım ettim, boranın dediği gibi onu çok güzel hazırladım, saçlarını taradım sabunladım, onu yıkadıkça ağladım, hem Borana hem kendime hemde Sibele.
Sibel yıkandıktan sonra kefenlendi, Sibel ebedi yolculuğuna gitmeye hazırlanmıştı, nefesimin daralmaya başladığın da daha fazla beklemedim ve hızla gasilhanededen çıktım. Dışarı çıkar çıkmaz kendimi kenarda duran sandalyelerin birine attım ve daha fazla tutamadığım göz yaşlarım aktı. Hıçkırıklarım ve iç çekmelerim ile ağladım.
******************************************
Sayısız acı, sayısız mezar taşı ve sayısız yitip giden can vardı, kimisi yeni iken kimisi eski mezar taşları idi, kimisi genç kimisi ise yaşlı idi ama en can yakan ise bebek mezarları idi.
Bakışlarımı mezarlardan çektim ve ondan giden Sibelin tabutuna baktım, abisinin mutluğu için geldiği bu topraklarda şimdi ise cansız bedeni vardı, boran en önde kimseye sırasını vermeden tabutu götürüyor du, biz kadınlar ise en arkada idik, kimi dua ediyordu kimi ise ağırtlar yakıyordu.
Bir süre sonra kalabalığın arasından boran çıktığın da doğruca kendini kenara attı ve kaldırım taşına oturdu. Boranın yanına gittim ve oturdum, boran bana baktı ve kimseyi umursamadan ağlamaya başladı, çok dayanmıştı, boranın başını göğsüme çektim ve sıkı sıkı sarıldım, boran ise hıçkırarak ağlamaya devam etti.
Mezarı yerine gelindiğinde de tabutun kapağını açtılar ve Sibelin cenazesini mezarın içine indirdiler, boran başını çekti ve göz yaşlarını silip ayağa kalktı, elini tuta bilmem için elini uzattı, boranın elini tuttum ve ayağa kalktım. Elini sıkı sıkı tuttum.
İkimiz de mezarın olduğu yere geldiğimizde, savaş mezarın içine girmiş üzerine tahtalar kapatıyordu , savaş tahtaları koydukça boranın omuzları daha da çöktü. İşlemi bitirdikten sonra mezardan çıktı, boran elimi bırakıp kenarda duran küreği aldı ve mezarın içine attı. Attı.... Attı.... Attı.... Sanki kardeşini değilde kendini de gömüyordu. Gözümden bir damla yaş düştü, silmedim silemedim çünkü ben boran için ağladım. O toprak attı ben ağladım, o içine ağladı benim içim yandı.
Bir süre sonra boran küreği başkasına bıraktı ve geri çekildi, geri çekildiğinde telefonu çaldı, ilk başta umursamadı ama arayan her kim ise inatla aradığı için elini cebine attı ve telefonu çıkardı, arayan her kim ise kaşları çatıldı, yüz hatları sertleşti, kalabalığın arasından çıkıp gittiğin de bende peşinden gittim, boran telefonu açıp " bende seni bekliyordum" dedi sert bir şekilde.
Karşıda ki her kim ise boran yumruklarını sıktı, eklem yerleri beyaza büründü.
" amk piçi bekle ecelin olacağım senin, bende aldığın herşeyin hesabını sana soracağım kendi ellerim de diri diri yüzeceğim derini bekle sen" dedi dişlerini sıkarak.
Karşısında ki kişi her ne dedi ise boran "bekle amk evladı geliyorum" dedi telefonu kapattı ve arkasını dönmeden
" eve git gülçiçek" dediğinde " hayır" diye direttim, boran beni umursamadan hızla çıkışa doğru yürüdü. Arkasından " boran" diye seslendim, durmadı, mezarlığın çıkışına geldiğin de, dudaklarımdan
" Azer boysal" ismi çıktı, boranın adımları durdu ve bir süre öylece bekledi, en sonunda bana döndü, bakışları eskisi gibi değil di aksine yakıcı idi, bu hali ile yutkundum, boran ise " hatırlattığın iyi oldu gülçiçek, ben bundan sonra boran değilim Azer boysalım ikinci adımın anlamı gibi, benden ailemi alan kişilerin cehennemi olacağım" dedikten sonra önüne döndü ve mezarlıktan çıktı.
***************************************