bc

Koruma

book_age18+
1.7K
TAKİP ET
22.2K
OKU
revenge
forbidden
love-triangle
contract marriage
one-night stand
family
HE
escape while being pregnant
teacherxstudent
age gap
forced
opposites attract
second chance
pregnant
arranged marriage
curse
playboy
arrogant
badboy
goodgirl
kickass heroine
neighbor
stepfather
heir/heiress
blue collar
sweet
bxg
bold
city
mythology
cheating
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
lies
secrets
love at the first sight
friends with benefits
surrender
addiction
seductive
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yetişkin içerikli 🔞Sevmeden evlendi…Evliliği bir anlaşmadan ibaretti ve duygulara yer yoktu.Ta ki kocasını başka bir kadınla yakalayana kadar.Kırıldı, yoruldu ve kendini uzak bir tatilde buldu.Bir gecelik kaçamak, hayatını değiştirecek kadar derindi.Unutmak istedi, ama o adamı yeniden karşısında görünce… hiçbir şey kolay olmadı.Artık kalbiyle aklı arasında bir savaş vardı.Düzenini mi seçecek, yoksa yasak bir tutkuyu mu?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Maske
Altın işlemeli aynanın karşısında duruyordum. Üzerimdeki gece mavisi saten elbise, üzerime dikilmişti sanki… Ama bedenime otursa da, ruhuma hâlâ yabancıydı. O elbise gibi ben de bu hayata yabancıydım. Bugün evliliğimizin sekizinci yılıydı. Sekiz yıl... Sayılara bakınca uzun, yaşanana bakınca bomboş. Aynadaki yansımama baktım. Gözlerimde alışılmış bir soğukluk vardı, ama içimde hâlâ sesi çıkmayan bir kız çocuğu dolanıyordu. O susuyordu ama ben onu duyuyordum. İçimden gelen o tanıdık kırık sesle fısıldadım kendi kendime: "Ben Sera Vardar… Ailenin tek kızıydım." Sonra dudaklarım titreyerek devam ettim: "Benden sonra bir kardeşim daha olmuştu. Ama o bu hayata tutunamadı. Annem o günlerden sonra kendine bir daha hiç gelemedi. Büyük bir sessizliğe gömüldü, büyük bir karanlığa. Ve ben… daha çocuk yaşımda, bir kadının yükünü taşımayı öğrendim. Çünkü Vardar ailesinin tek umudu bendim." Omuzlarımı düzelttim, saçımı hafifçe arkaya attım ama gözümün içindeki yorgunluğu gizleyemedim. "İçimde hâlâ o küçük kız var… Koşmak isteyen, kahkaha atmak isteyen, gerçek bir 'ev' isteyen. Ama ne yazık ki hayat, bana bunların hiçbirini vermedi. 29 yaşımdayım… Hiç aşık olmadım. Hiç heyecan duymadım. Ne zaman mutlu oldum, hatırlamıyorum bile." Gözümün ucundan bir damla yaş süzüldü. Sildim. Her zaman olduğu gibi güçlü durmalıydım. Çünkü gücümü kaybedersem, sahip olduğum her şeyi kaybederdim. Ama aynada gördüğüm kadın, artık beni yansıtmıyordu. O kadın bir yabancıydı. Sertti. Soğuktu. Yorulmuştu. Ve işte o an, geçmiş gözlerimin önünde yavaşça açıldı… ******* 8 Yıl Önce – Karar Masası Babam o gün beni çalışma odasına çağırdığında, içimde bir şeylerin değişeceğini hissetmiştim. Zaten günlerdir bir şey söylemek isteyip durduğunu fark ediyordum. Ama bu kadar büyük, bu kadar geri dönüşsüz bir şey olacağını tahmin edemezdim... Kapıyı yavaşça açtım. Her zamanki gibi masasının başında oturuyordu. Ceketinin cebinde altın işlemeli mendili, masasının üstünde yarım kalmış kahvesi… Ve yüzünde karışık bir ifade; hem kararlı hem suçlu… “Sera gel kızım… Önemli bir şey konuşmamız lazım.” Karşısına oturdum. Ellerim dizimde kenetliydi. İçimde kıpırdayan o huzursuzluk iyice büyüdü. Sessizce başımı salladım. “Benim güzel kızım…” dedi yumuşak ama ağırlıklı bir sesle. “Hani şu arkadaşım, iş ortağım Semih Eren var ya…” O ismi duyunca içimden bir şey geçti, ama daha anlamlandıramadan cümle devam etti: “Geçen gün konuştuk. Bana bir teklif yaptı. Dedi ki; dünür olalım…” O cümle, kafamda yankılandı sanki. "Dünür olalım…" Birkaç kez zihnimde dönüp durdu. Anlamaya çalıştım. Yok, içim almadı. “Semih’in oğluyla seni evlendirmek istiyoruz,” dedi babam. “Böylelikle ailelerimiz daha da yakın olacak. Ortaklığımız sağlamlaşacak. Senin için de iyi bir eş olur. Yaşıtsınız, belki 3-4 yaş büyük ama ne fark eder… Çocuğun adı Yiğit. İyi biri. Akıllı. Zeki. Görür görmez sevdim.” O an ellerim titremeye başladı. Dizlerimdeki parmaklarımı daha da sıktım. Yutkundum. Gözüm babamın gözlerinde, içimden taşan korkuyla fısıldadım: “Baba… Ben tanımıyorum Yiğit’i. Hem… ben evlenmek istemiyorum daha…” Sözüm daha ağzımdan tam çıkmadan, sesi bir anda değişti. Sertleşti. Bıçaq kimi kəsdi cümləmi: “Sormadım.” Gözlerine baktım. Beni sevdiğini sandığım o gözler… ilk defa beni duymuyordu. “Evleneceksin,” dedi. “O kadar. Hazırlığını yap. Yarın isteme olacak.” Kalbim durdu sandım. İçimə sanki koca bir daş çöktü… Sevdiğim biri yoktu belki, ama bu kadar yabancı birine de hayatımı bağlamak istemiyordum. Daha aşık olmamıştım. Daha sokakta özgürce yürümemiştim. Daha ben... ben olmamıştım. Ama yapacak bir şey yoktu. Çünkü bu evlilik sadece iki insan arasında değil, iki şirket, iki ailenin geleceği için yapılacaktı. Ve ben bu oyunda sadece bir piyon olacaktım. **** Günümüz Saçlarımın son telini de taradım. Aynaya baktım, ama orada gördüğüm kadın hâlâ bana yabancıydı. İçimde kıpırdayan kırgınlığın sesi gitgide yükselirken, arkamdan gelen bir sesle düşüncelerim dağıldı. “Sera Hanım, gece için hangi elbisenizi giymek istersiniz?” Bir an başımı çevirdim. Sesin sahibine, Elif’e baktım ama zihnim hâlâ geçmişteydi. “Bir şey mi dedin?” dedim dalgınca. Elif yumuşak bir tebessümle bir daha sordu: “Akşama hangi elbisenizi giymek istersiniz?” O an gözlerimi yere indirdim. Cevap vermek zor geldi. Çünkü bu gece de diğer gecelerden farksız olacaktı. Gösteriş, sahte tebessümler, ilgilenir gibi yapan kalabalıklar... Hepsi boş. Hepsi sadece iyi bir hayatın vitrin süsleri. Başımı hafifçe sağa sola sallayarak söyledim: “Bilmiyorum Elif… Zaten her şeyin gösteriden ibaret olduğunu sen de biliyorsun. Sen seç bir şey. Zevkimi biliyorsun.” O an yüzüme baktı. Gözleri dolmadı belki ama bana kıyamayan bir sessizlikle bakıyordu. O da benim gibi bazı şeyleri yıllardır içine attı. Elif... Benim sadece yardımcım değil, sırdaşım, arkadaşım, sessizliğimi dinleyen tek kişiydi. “Peki Sera Hanım,” dedi sessizce ve odadan çıktı. Kapı kapanırken içimdeki o eski sessizlik yeniden büyümeye başladı. Elif’in varlığı bana bazen kendi annemi hatırlatır. O kırılgan, hayata küsmüş kadını… Ben de ona zamanla Elif gözüyle değil, ‘tek kalan dostum’ gözüyle bakmaya başladım. Bu evde herkes rol yapıyordu. Ama Elif hiç yapmadı. Ne sevdiğini gösterirken, ne de üzüldüğünü saklarken. O her zaman kendiydi. Ve bu yüzden bana iyi geliyordu. Derin bir nefes aldım. Aynadaki kadına son kez baktım. "Geceye hazır mısın?" diye fısıldadım kendime. Hazır değildim. Sekiz yıldır hiçbir geceye hazır olmadım zaten. Ama yine de ayağa kalktım. Çünkü bu evde herkes gibi ben de oynamaya devam etmek zorundaydım. **** Kapı hafifçe aralandı. Önce küçük bir nefes duydum, sonra tanıdık bir ses: “Anne…” Başımı çevirdiğimde, kapının aralığından bakan o küçük gözlerle karşılaştım. Lara’m… Benim canım… Bu hayatta sahip olduğum en gerçek, en temiz şey. “Gelsene buraya tatlım,” dedim gülümseyerek. Koşarak yanıma geldi. Minik kollarını belime doladı. Onun sarılması her defasında içimdeki buzları biraz olsun çözerdi. Saçlarını okşadım, başını göğsüme yasladı. Ben bu evlilikten hiç mutluluk bulamadım ama Lara… o benim en büyük mucizem. Beni ayakta tutan tek nedenim. Yedi yaşında ama bazen bana yetişkin biri gibi bakıyor. Sanki annesinin acıyan kalbini hissediyor da, çocuk kalbiyle onu korumaya çalışıyor. “Bugün yine çok güzelsin,” dedi küçük sesiyle. Gülümsedim. “Senin kadar değil.” Kafasını kaldırdı, yüzüme baktı. “Bu gece yine herkes gelecek mi?” “Evet… Misafirlerimiz olacak,” dedim. Bir an sustu. Gözleri büyüdü. Sanki bir şey soracak ama çekiniyordu. “Babam işlerinden vakit ayırıp gelecek mi ?..” Kalbime küçük ama keskin bir bıçak gibi saplandı bu soru. Ne diyebilirdim ki? Evet… Babası da o gece o kalabalığın içinde olacak ama Lara için değil… Hiçbir zaman Lara’nın gözlerine benim gibi bakmadı Yiğit. Yutkundum, gözlerine hüzünle baktım: “Gelecek, evet kızım.Seni özlemiş bu aralar çok yoğun ama kızımı özledim dedi bana ” Lara başını yere eğdi. Sesi fısıltı gibi çıktı: “Keşke onunla daha çok vakit geçirseydik…” O an içimde bir şey koptu. Bu çocuğu böyle hissettirmeye kimsenin hakkı yoktu. Ne benim, ne babasının. Ama bu hayat, Lara’ya ne sevgi dolu bir aile, ne de mutlu bir çocukluk vermişti. O yine de içindeki masumluğuyla ayakta duruyordu. Kollarımı sıkıca doladım ona. “Ben her zaman senin yanındayım, tamam mı?” “Seni çok seviyorum, anne.” dedi. Gözlerim doldu ama ona belli etmedim. Sarıldım, daha da sıkı. “Ben de seni her şeyden çok seviyorum… Her şeyden.” Bir süre daha Lara’nın saçlarını okşadım. Kalbimde bir yanım hep onun için çarpıyordu. Bu soğuk, sahte dünyanın içinde sadece o gerçekti. Küçük elleriyle bana sıkı sıkı sarıldığında, kendimi güçlü hissettiğim tek andı belki de. Ama zaman akıyordu. Gözüm aynanın yanındaki saate ilişti. Geceye çok az kalmıştı… Hazırlıklar başlayacaktı… Maskeler takılacaktı… Ve ben yine yüzümde bir gülümseme taklidiyle kalabalığın arasına karışacaktım. Lara’nın yanağına bir öpücük kondurdum, sonra yavaşça doğruldum. “Tatlım, artık hazırlanma zamanı,” dedim nazikçe. “Akşama çok az kaldı.” O an kapıya yöneldim, Elife seslendim Birkaç saniye sonra Elif kapının önünde belirdi. “Elif, bakıcıyı çağırır mısın?” “Tabii Sera Hanım,” dedi başıyla hafifçe eğilerek. Ardından Elif dönüp uzaklaştı. Birkaç dakika sonra Lara’nın bakıcısı kapıda belirdi. Genç, sevecen bir kadındı. Lara’nın tüm ihtiyaçlarını özenle takip ederdi. “Melek, rica ediyorum,” dedim hafif yorgun bir ses tonuyla. “Lara’yı akşam için güzelce hazırla. Saçını da özenle yap. Bugün biraz özel.” Bakıcısı başını salladı: “Merak etmeyin Sera Hanım, Lara’yı prenses gibi hazırlayacağım.” Lara bana dönüp kocaman gülümsedi. “Anne, sen de prenses gibisin.” Gülümsedim. Ama o gülümsemenin altında gizlenen yorgunluk, içimi delik deşik ediyordu. “Sadece kostüm kızım… Ben bir masalda değil, uzun bir rüyada kaybolmuş gibiyim…” diye geçirdim içimden. Lara, Melek’in peşinden neşe içinde çıkarken, gözüm onun arkasından uzun uzun baktı. Onun neşesi, benim gizlediğim tüm yaraları onarmaya çalışıyordu sanki. Ama bilmediği bir şey vardı… O, gerçek bir prenses olmayı hak ediyordu. Ama krallık… yalanlarla kurulmuştu. ***** Aynanın karşısında son dokunuşları yaparken, içimde tarif edemediğim bir ağırlık vardı. Saçlarım toplanmış, elbisem vücuda tam oturmuştu. Zarif ve şıktım. Dışarıdan bakıldığında her şey mükemmeldi. Ama içim… İçim darmadağındı. Adımlar yaklaştı. Kapı hafifçe aralandı. Yiğit geldi. Her zamanki gibi soğuk, mesafeli, ilgisiz. Üzerinde koyu lacivert takım elbise, kravatı kusursuz. Ama bakışları boş. Bana değil, odaya bakar gibiydi. Birkaç saniye birbirimize sessizce baktık. Sonra ben dayanamayıp konuştum: “Sonunda işlerden ayrılıp eve gelebildin.” Gözlerini kaçırmadı ama bir şey de söylemedi. “Kızını çok ihmal ediyorsun Yiğit…” dedim sesimi yumuşatarak. Omzunu silkti. “Koskoca şirketi yönetiyorum Sera, boş işlerim yok.” Kaşlarımı çattım, gözlerimle içine işlemek istedim: “Ben de şirket yönetiyorum. Ama kızımla vakit geçiriyorum. Çünkü onun kalbi, kar rakamlarından daha önemli benim için.” O derin bir iç çekti, sıkılmış bir ifadeyle başını iki yana salladı: “Başlama yine Allah aşkına...” Bu söz... içime oturdu. Onu daha fazla görmek istemedim. Başımı çevirdim sessizce yürüdüm. Elbisem mükemmeldi ama hissettiğim tek şey: sıkışmışlıktı. **** Evliliyimizin 8 ci yıl kutlaması başladı… Salon ışıltılıydı. Kristal avizeler ışıldıyor, içerisi gülüşmelerle doluyordu. Sahte tebessümler, içi boş sohbetler, şarap kadehlerindeki cilalı maskeler... Yanımda duran Yiğit’e göz ucuyla baktım. Gülümsüyordu… Sahte bir zarafetle. Ama ne bana döndü, ne bir kelime söyledi. Biz sadece iki yabancıydık. Yan yana, ama ruhsuz… “Allah’ım, ne olur bu gece çabuk bitsin…” İçimde defalarca aynı cümleyi tekrarladım. Ve sonunda gece bitti. Misafirler tek tek uğurlandı. Kapılar kapandı. Işıklar biraz kısıldı. **** Odama çıkıp üzerimi değiştirmeye karar verdim. Elbisemi yavaşça çıkardım, askıya asacakken bir leke fark ettim. İnce bir kırmızı leke… Belki şarap, belki başka bir şey. Ama beni rahatsız etti. Çamaşır odasına götürüp hemen ayırmak istedim. Ev sessizdi. Alt kata doğru inerken ışıklar kısık, her yer gölgeler içindeydi. Çamaşır odasına yaklaşırken… bir ses duydum. Fısıltı mıydı? İlk başta anlamadım. Duraksadım. Kulak kesildim. Evet… sesler geliyordu. Yaklaştım. Kadın gülüşü… Ardından boğuk bir erkek sesi. Ve tekrar bir gülüş. Adımlarımı yavaşlattım. Çamaşır odasının hemen yan tarafındaki küçük oturma odasından geliyordu sesler. Kalbim güm güm atmaya başladı. Nefesim daraldı. O kapıya doğru yürüdüm… Her adımımda sesler daha da netleşti. Kadının sesi yumuşaktı, oyun oynar gibi: “Biri duyar diye korkmuyor musunuz?” Erkek sesi... tanıdıktı. Çok tanıdıktı. Ve tam o anda… Kapının aralığından gelen o adı duydum: “Yiğit…” Sesler git gide artmaya başladı konuşmanın yerini inlemeler aldı.Ve tekrar Yiğitin sesini duydum.." Offf çok güzelsin seni daha önce neden becermedim bilmiyorum" Sonra kızın sesiii..... "Ahhh sert becerin beni sevdiğinizi biliyorum" dedi inleyerek.Artık midem bulanmıştı hızlıca odama çıktım.İçimde gram kıskançlık yoktu ama öfke vardı beni evin çalışanıyla aldatamazdı.Ve benimde bir itibarım vardı

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.9K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
42.3K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.4K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.6K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
552.9K
bc

HÜKÜM

read
231.5K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
37.1K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook