Burası benim evim

1141 Kelimeler
Yiğit'in anlatımıyla Sekiz yıl… Zaman dediğin şey, insanın yüzüne vurmadan geçmiyor. Bu gece, evliliğimizin sekizinci yılıydı. Kutlama mı? Adına ne dersen de. Sadece iş ortaklarımız için süslenmiş bir salondaydık. Sera yanımdaydı. Şık, güzel, güçlüydü… Ama biz, çok uzun zamandır birbirimize uzaktık. İlk günden beri biliyordum. O bu evliliği istemedi. Ben de istemedim. Ama kader demek bazen iki soyadını aynı dosyada birleştirmekti. Ve biz o dosyanın kapağına imza attık. Sera’yı tanıyorum. İçinde fırtınalar kopuyor ama hep sessiz… Kızımıza düşkün, sorumluluk sahibi, akıllı. Ama bana karşı hep mesafeli. Ben kötü bir adam değilim. Ama iyi biri de olmadım hiç. Aldattım. Hem de bir kez değil. Çok kez. Çünkü… Sevmeyi unuttuğum yerde, sadece bedeni aradım. Bağlanmadım. Hiçbirine. Hiç kimseye. Sera’ya da değil. O hiçbir zaman kalbimi alamadı çünkü... Ben zaten o kalbi yıllar önce bir mezarın başında bırakmıştım. Ben genç yaşta sevdiğim kadını kaybettim. İlk defa âşık olduğum kızı… Onu ellerimle toprağa koydum. Ve o günden sonra hayatımda hiçbir şey tam olmadı. Ailem Sera’yı sundu önüme. Güzel, akıllı, güçlü. Ama bana yabancı. Ve ben ona… kırık. Onunla evlendim çünkü gerekiyordu. Çünkü o günlerde ailemin borçları vardı, benim de nefes almaya ihtiyacım. Ama Sera bana asla şans vermedi. Gözlerimdeki o boşluğu fark etti. Ve asla içeri girmeye çalışmadı. Ben de kimseyi içeri almadım zaten. Günübirlik ilişkiler… Sabah adını unuttuğum kadınlar… Sadece geçici kaçışlar. Ama bu sefer farklıydı. Çünkü o kadın… evin içindeydi. Sera’nın evinde. Kızımın aynı çatı altında nefes aldığı yerde. Bunu fark ettiğim an... İçimde ilk defa bir ağırlık hissettim. Pişman mıyım? Bilmiyorum. Belki biraz. Ama asıl korkum… Sera’nın artık gerçekten susmaması. Çünkü Sera sustuğunda güçlüydü. Ama bir gün konuşursa… Benim inşa ettiğim bütün bu sahte hayat çöker. Ve ben… İlk kez gerçek anlamda yalnız kalırım. **** Parti… O sahte tebessümler, yapmacık kahkahalar, boş bakışlar… Herkesin birbirine bir şey kanıtlamaya çalıştığı anlamsız bir gösteri. Sera yanımda, kusursuz. Her adımı zarif, her sözü ölçülü. Göz kamaştırıcı bir kadın. Herkesin hayalini süsleyen o “mükemmel eş.” Keşke… Keşke ona âşık olabilseydim. Belki o zaman her şey farklı olurdu. Belki kurduğum bu boş hayat, gerçek bir yuvaya dönüşürdü. Ama olmadı. Hiç olmadı. Sera’yla el ele tutuşmak bile bize azap gibi geliyordu. Gösteri için bir arada durmak… Sanki kendimize işkenceydi. İçimde büyüyen o karanlık sessizlik, artık iş hayatıma da sızmıştı. Her şey kontrolden çıkıyor gibiydi. Aile hayatım paramparça, işler de yavaş yavaş elimden kayıyordu. Toparlanmalıyım, dedim kendime. Ama o an… sadece uzaklaşmak istedim. Yok olmak. Sadece birkaç saatliğine bile olsa herkesin gözünden kaybolmak. Parti bittiğinde, içkimi aldım. Sessizce alt kata indim. Orada, kimsenin kullanmadığı küçük bir oturma odası vardı. Işığı açmadan girdim. Karanlıkta sadece kendimle baş başa kalmak istiyordum. Birkaç dakika geçmişti ki kapı açıldı ve odanın ışığı açıldı. Ayak seslerinden sonra hafif tedirgin bir kadın sesi: “Burada mıydınız Yiğit Bey? Affedersiniz…” Işığın gölgelerinde yüzünü zor seçebiliyordum. O çalışan kız. Adını hatırlamıyordum. Ama yüzü tanıdıktı. Evin içinde sessizce dolananlardan biri. “Burada bir işin varsa yap. Ben yokmuşum gibi davran,” dedim soğukça. Kız başını eğdi, bir dolabı açtı. Ama sonra döndü, bana baktı. Yaka düğmeleri açıktı. Yüzünde fark edilmeyi isteyen bir ifade. Ve dudaklarının arasından çıkan o cümle: “İyi görünmüyorsunuz… Yardım edebilirim isterseniz…” Cilveli bir ton. Ne yapmak istediğini anlamıştım. Açık bir teklifti bu. Yeşil ışık. Normalde reddederdim belki. Belki biraz gurur, biraz da akıl kalırdı. Ama o an… Umurumda olan hiçbir şey kalmamıştı. Ayağa kalktım. Kadeh elimdeydi. Göz göze geldik. Yavaşça ona doğru yürüdüm. İçimde vicdan değil, sadece boşluk yankılanıyordu. Kadehi sehpaya brakarak elimi beline dolayıp gözlerine baktım.Onun gözlerinin içindeki arzuyu ve ihtirası göre biliyordum.Hiç düşünmeden dudaklarına yumuldum.Sırtını dolaba yaslayarak tutkuyla öpüşmeye başladım dudaklarından boynuna geçtim.Bir çırpıda gömleğinin önünü açıp göğüslerini meydanda brakmıştım sonra durdum. Pantalonumun fermuarını açtım sanki ne demek istediğimi anlamış gibi yere çöktü aletimi boxerimden çıkararak eliyle sıvazlayıp dudaklarına doğru götürdü sanki bedenimdeki bütün kaslar gevşemişti o an.Bir kaç saniyelik hazzdan sonra ayağa kaldırıp sırtı bana olucak şekilde döndürdüm ve dolaba yasladım tekrar. Aletimi girişine dayayıp içine girdim yavaşça her girdiğimde inliyor oda da yankılanan inleme sesi beni daha da tahrik ediyordu.Birden kız inleyerek “ Lütfen sert istiyorum.sizinde sert sevdiyinizi biliyorum” dedi. Hoşuma gitmişti… kalçalarından tutarak kendime bastırdım sertçe içine girip çıkmaya başladım… İnelemeler yükseldi…sonunda boşalarak üzerine yığıldım.Yüzüne bakmadan üzerimi düzletip odadan çıktım. Yukarı çıktım lavaboda elimi yüzümü yıkayıp yatağa yattım Karanlıkta olan bitenin etkisi hâlâ üzerimdeydi. Bedenim yorgundu ama ruhum… o artık çok daha kirliydi. Birkaç dakika sonra kapı sertçe açıldı. Aniden irkildim. Sera içeri girdi gözleri alev alevdi. “Kapıyı çalma adabını da mı unuttun artık?” dedim soğukça. Cevap vermedi. Sadece kapıyı sertçe kapattı. O an ilk kez gözlerinde o sessiz kadını değil, öfkeyi gördüm. “Aşağılık herif…” Yatağın kenarından doğruldum. “Bu ne biçim konuşma benimle?” Sesim sertti ama içimde bir titreme başladı. Çünkü bu Sera... artık bildiğim Sera değildi. Gözlerini dikti bana. Sesindeki kırılganlık, artık yerini zehre bırakmıştı: “Aşağılık... haysiyetsiz birisin sen! Neden şaşırıyorsun ki?” “Benim evimde… kızının yaşadığı bu evde… bir çalışanı kuytu bir köşede becerecek kadar alçaldın sen.” Sessizlik. O an odada ne saat sesi vardı, ne nefes alış. Sadece Sera’nın sözleri… Ve o sözlerin üzerime sapladığı her harf, etimi yakıyordu. Bir şey diyemedim. Çünkü susmak bile bazen itiraf etmektir. Sera ise gözünü bile kırpmadı. Yıllardır içine attığı her cümle, şimdi birer mermi gibi çıkıyordu ağzından. “Seninle yıllardır aynı çatının altındayım. Herkes bizi mutlu sanırken ben gece yatağımda taş gibi yalnız yatıyordum. Ama ben buna katlandım. Kızım için, ismim için, soyadım için… Ama sen? Sen, kendi kızının yaşadığı bu evde, evin bir köşesinde hayvan gibi hareket ettin! İğrençsin!” Ellerim yumruk oldu. Ama öfkem ona değil… kendimeydi. Çünkü o an... ilk kez gerçekten rezil hissettim. Sera bir adım yaklaştı, gözlerini gözlerime dikti: “Ben seni sevmek istemedim. Ama saygı duymaya çalıştım. Şimdi artık sana ne saygım kaldı, ne sabrım.” Sera’nın o sözleri, odanın içinde yankılanıyordu hâlâ. Sanki duvardan duvara çarpıyor, her defasında biraz daha ağır geliyordu üzerime. Bana ilk kez böyle bakmıştı. Gözlerinde ne kırgınlık vardı, ne sevgi… Sadece keskin bir öfke. Buz gibi ve yakıcı. Ama ben geri adım atmak yerine, kendimi saçma bir savunmaya ittim. Sanki hâlâ üstün taraf benmişim gibi. “Üstüme bu kadar gelme Sera…” dedim, alaycı bir gülümsemeyle. “Kıskanmış karı gibi konuşuyorsun. Umurunda bile değilim senin, öyle demiyor muydun hep?” Gözlerini kıstı. Yavaşça bana doğru yürüdü. Soğuk, net, korkusuz. Ve sonra… O cümle geldi: “Evet. Umrumda değil kiminle ve kimlerle yattığın. Ne kadar rezil, ne kadar ucuz düştüğün de artık ilgilendirmiyor beni Yiğit.” “Ama bu evde… kızımın yaşadığı bu çatı altında böyle bir rezilliğe kalkışırsan…” “İşte o zaman… gerçek Sera’yla tanışırsın.” Sustum. İçimden “o gerçek Sera kim?” diye sormak geçse de, sormadım. Çünkü karşımda duran kadın, artık yıllardır susan o sessiz Sera değildi. Gözleri karanlıktı. Ama kararlılıkla doluydu. Ben o an ilk kez onu tehdit olarak hissettim. Ve tuhaf bir şekilde... İlk kez gerçekten tedirgin oldum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE