APTAL KAHRAMANİÇE

1063 Kelimeler
Çöp. Bir poşet dolusu çöp yüzündendi her şey aslında... Normal bir gün normal bir sabah ve yine normal bir akşam geçiriyordu ev ahalisi. Anne çocuklara sessiz olmasını söyleyip duruyor, baba dün ki derbinin üçüncü özetini izliyor, evin büyük kızıysa bulaşıkları hayal kurarak yıkayıp dizmiş sonrada yatağına çekilmiş en sevdiği fantastik serinin son kitabını heyecanla karışık üzüntüyle okuyordu. Bitiyordu çünkü, tıpkı her şeyin bir gün biteceği gibi... Burada, bu hikayede, çok arkadaş edinmişti, her türlü duygu değişimini yaşamış o karakterlerle ağlayıp gülmüştü şimdiyse ana karakterlerin birisinin ölümüyle yüzleşerek kitabın son iki sayfasını çevirmeye çalışıyordu. Evin tek oğlu Furkan annesine laf söyleyerek çöp poşetlerini eline aldı. " Bu evdeki her haltı neden ben yapmak zorundayım? " " Hayır yani böyle bir kanun var da ben mi bilmiyorum? İşe gittiğim yetmiyor bir de çöp atmaya bile ben gidiyorum. Kızın orada oturmuş kitap okusun bende gidip çöpçülük yapayım! Oldu başka emrin ?!" Kara kaşları yine gece kadar kara gözlerinin üzerine serilmişti Furkan'ın. Annesiyle karşı karşıya kaldığında oğlu annesinin boyunu çoktan geçmişti bile, bu yüzden annesinin üstüne gölge misali üşüşmüştü. " Altı üstü bir poşet çöp!" Diye atıldı oradan annesi "Eline yapışmadı ya ! Git at gel sonra ne istiyorsan yaparsın. Ama yok! Olur mu? illa laf edeceksin değil mi ? "Evet ederim sanane ?!" Bu şekilde aşağı yukarı on, on beş dakika kavga eden ikiliyi ayıransa yine ve mecburen evin büyük kızı Neslihan oldu. "Tamam bırak! Ben giderim. Git otur oturduğun yerde. " Furkan üstüne sinen laubalilikle kendisinden iki yaş büyük ablasına alayla bakarak " Ya he he, iyi git. Biraz olsun ev senden kurtulur hem!" diyerek laf soktuğunu sanıp yüzünü şekilden şekle sokarak gitmiş tekrar kalktığı koltuğuna oturmuştu. Bu çocuk ne zaman büyüyecekti acaba? Neslihan ağzında alışkın olduğu "Ya sabır" ı zikrederek montunu vestiyerden almış ve koltuk köşesinde onu izleyen annesine dönmüştü: " Şu salağı söyletme boşuna anne, ben giderim sorun olmaz. " Hürrem Hanım son derece evhamlı ve sitemkar bir sesle: "Senin ne işin var gece gece kızım aşağıda? Geçenlerde bir kıza tecavüz edip evlerine gömmüşlerdi!" "Anne! Daha kaç kez söyleyeceksin bunu? Çöp konteynırı binadan bir kaç metre uzakta ya! Her zaman okula gidip geldiğim yol. Ayrıca o dediğin olay iki mahalle yukarıda oldu. Ve tutuklandılar zaten. Bir süre kimse bir şey yapmaya kalkışmaz bu korkuyla." Genç kız, bıkmıştı bu tür haberler yüzünden uyarı almaktan. Hürrem Hanım, nerede felaket bir olay oluyorsa günlerce kızına veryansın ediyor ve onu dikkatli olması konusunda defalarca kez uyarmadan konuyu kapatmıyordu. Annesi yine bol tembihli bir şeyler demeye başladığında Neslihan artık bıkkın bir ifadeyle onu dinliyormuş gibi yapıp pis kokan poşeti eline aldı. Bugün kış temizliği yaptıkları için poşet hayli ağırdı. Buna rağmen tek eliyle kaldırdığı gibi kapıyı kapatıp asansör düğmesine bastı. Aşağıya vardığında yüzüne acımadan vuran soğuk ve insanı dirilten rüzgara karşı sırıttı. Tam anlamıyla soğuk havaların insanıydı. Nefesini vererek geriye kalan iki üç basamağı da inip yola çıktı. Bu mahalle tabiri caizse memur mahallesi kabul edilen bir yerdi. Binalar şehrin geri kalan yerlerine göre daha ihtişamlı ve süslüydü. Babası veya annesi memur değildi Neslihan'ın, babası sigortası bile olmayan normal bir elektrikçi annesiyse ev hanımıydı. Bu memur mahallesine de herkesten önce gelip tüm birikimlerini buraya yatırmışlardı zaten. Babası... Bu hayatta üzmek istemediği ilk adam. Her ne kadar hayalindeki baba kız ilişkisine sahip olmasa da babasıyla gurur duyuyor ve onu canından çok seviyordu. Yaşadıkları yerde kimse kızını okutmazken babası ona güvenmiş ve üniversiteye gitmesine şans vermişti. Bu yüzden babasına çok laf eden olmuştu ama her şeye rağmen üniversite sınavını kazanırsa babası gitmesine izin vermişti. Bu da bir nevi sevgi ve güven emaresiydi Neslihan'a göre. Bu senenin sonunda yepyeni bir sayfa açıyordu hayatında. Mutlu olduğu tek şey buydu kızın, onun dışında herhangi bir şeyi umursamıyordu bile. Mezuna kalma şansı yoktu. Tek kurşunu vardı ya kazanacak ya da kaybedecekti. Ve Neslihan ilk zorlukta yıkılırsa bir daha asla kendine güvenemezdi. Tek istediği ailesinin onunla gurur duyması ve yüzüne gülüp arkadan dedikodusunu yapan herkese ağzının payını vermekti. Tabi bir de saygı vardı işin içinde... Saygı duyulmasını istiyordu kendisine. Kimsenin sevgisi umurunda değildi artık ama saygı için aynı şeyleri söyleyemezdi. Kırmızı çizgisiydi. Eğer üniversiteyi kazanırsa en büyük kazancı da saygı olacak sanıyordu genç kız. O, bu düşünce ve hırslı hayallere dalmışken yolun ortasında öylece durduğunu fark etmemişti bile. Boş boş ayağına baktığını anlayınca utançla kafasını etrafta gezdirdi. Kimsenin onu görmemesini umut ederek yolun karşısına geçti. Zaten gecenin onunda kimse de sokakta olmasındı bir zahmet. Ve... Ve hayatında duyduğu en acı feryadı duydu genç kız. O canhıraş ses 10 yıl çalmıştı bir anda hayatından. Yaşlandırmış, saçlarına aklar düşürmüş, dert sahibi etmişti saniyeler içinde... Ne ara poşeti yere atıp o karanlık ve iğrenç ara sokağa attı kendini ya da ne ara üç tane tipsiz adam müsveddelerinin arasında yerde yarı baygın kızı görüp de bağırdı, bilmiyordu bile. Bildiği tek şey o sesin canını çok yaktığıydı. O adamlardan birinin elinde gördüğü parlak bıçak ,aldığı acılı nefesten daha keskin olamazdı. Evet, bağırmıştı hem de çok bağırmıştı. Tek bir kişi bile kafasını çıkarmamıştı pencereden. Bir kişi bile... Genç kız kendisine bakan üç pislik ve yerdeki kıza korku dolu gözlerle bakmak dışında bir şey yapamadı bir süre. Ve kendine doğru yürümeye başladı içlerinde en domuz kılıklı olan. Neslihan kanının daha önce hiç bu kadar hızlı aktığını hissetmemişti. Resmen sesini duyuyordu kulaklarında kendi kanının. Ne oldu ne bitti anlamadı bile, o bıçağın kendisine saplanmasını önleyecekti sadece ve kaçacaktı hemen kendi evine. Belki polisi arardı? BELKİ!!! Gözü döndü bir anda bedeni küçük ama ruhu büyük kızın. Ne yardım etti, nasıl oldu, hatırlamıyordu, hiçbir şey bilmiyordu ama kafasını yerden kaldırdığında iki yaralı bir ölü vardı artık yerde, ha bir de bir kadın... Sonra siren sesleri duyuldu tüm mahallede... İşte o an tutamadı kız kendini, talihsizliğine ağladı. Polisler ve adalet neden bu kadar gerideydi? Biraz daha erken gelselerdi ne olurdu? Belki birkaç dakikacık... Bu zalim dünya neden ona bunu yaşatmıştı. Bir katildi artık. Peki bir çöp poşetini bile taşıyamayan bu küçük kızın dağları bu kara karları nasıl taşıyacaktı? Kime gidecekti? Ne olacaktı? İşte şimdi ölmek için bir sebebi vardı artık ama mecali bile kalmamıştı. Şu an en çok istediği ölüm bile artık umurunda değildi. Yaslandı yosunlu duvara, çöktü yere. Karşısındaki kafası yerinde olmayan kıza baktı... Değer miydi? Değer miydi kendi canını bile önemsemeyen tanımadığı bu kadın için mahvetmeye kendini ? Cevap geldi ruhundan: Değerdi. Bir kadını kurtarmıştı... Bir can kurtarmıştı. Göz göze geldiler kızla... İkisinin de gözleri kahveydi. Ama acı olanından, mutsuz olanından, git gide solanından... Eğdi Neslihan kafasını ve bir daha kaldırmak istemedi. O KAYBETMİŞTİ.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE