Bir can uğruna tüm gençliğini yitirmişti on dakikada...
Hayatı boyunca her şeyde iyi olmak için çabalamıştı Neslihan.
Kimseye aldırmadan kimseden medet ummadan iyi olmaktı hayatının felsefesi.
Şimdiyse hayatı daha on sekizinde tepetaklak olmuştu. Şuan için tek istediği şey kafasını bastırarak öne eğen kadın polisin ellerine büyük ve ağır gelen kelepçeleri çıkarmasıydı. Ama bunu söylemeye hakkı yoktu biliyordu.
En çok acıtan da buydu ya. Herkesin ona saygı göstermesini sağlayacaktı sözde ama şimdi pencerelere toplanmış, kapıda fısır fısır konuşanların önünde başı eğilmişti.
Sahi çok değil birkaç dakika önce neredeydi bu aptal topluluk? Şimdi mi çıkarıyorlardı kafalarını daracık pencerelerden ?
Ah şu insanoğlu... Ne zaman bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasından çıkacaklardı?
Bu gidişle hiçbir zaman...
Ona tuhaf tuhaf baktıkları için utanıyordu ama ağlayamıyordu bile. Elinden geldiği kadar soğukkanlı olmaya çalışıyordu.Hastaneye kaldırılan kadına güveniyordu çünkü. Onu koruyacağına olan inancı tamdı. Başka türlü ne olacaktı ki zaten. Genç kız nefs-i müdafaa sayesinde serbest bırakılacaktı. Ve bir de bir kadının hayatını kurtarmıştı değil mi ? Böylece tekrar eskiye dönecekti hızlıca öyle değil mi ? Dönerdi değil mi ?
Ruhundan ses geldi yine:Bir insanı öldürdün! Neden bahsediyorsun?! Bir insanı ÖLDÜRDÜN!"
Yine de ağlayamıyordu. Neden ağlayamıyordu?
Çünkü öldüklerine inanamıyordu. O adamların ölümüne inanamıyordu. Nasıl ölmüşlerdi ki?
Hatırladığı şeyler çok bulanıktı; o adam geliyordu elindeki bıçakla sonra kolunu tuttuğu gibi bıçağı boğazına dayıyor ve genç kız da elinden kurtulmaya çalışıyordu. Ve bu arbede de bir gölge daha belirdi o adamın yanında ikisini birden ittirmeye çalışıyordu ve bir ara eline, nasıl olduğunu bilmiyordu, bıçak gelmişti o da sadece kendisini korumak için cebelleşiyordu onlarla... Yaraladığını biliyordu ama ölüm için yeterli değildi darbeleri, güçsüz bilekleri ve elleri buna izin vermezdi zaten.
Peki ama nasıl oluyordu bu olanlar?
- Büyük bir şaibe ve soru silsilesiydi geri kalan düşünce kırıntıları; hepsi o kadar.
Işıkları göz kamaştırırcasına yanan polis arabasına bindirileceği sırada babasının adını seslendiğini ve hemen sonrasında annesinin ağlayarak konuştuğunu duydu;
" Kızıııımmm! Yavruumm, kızım ne oldu ? ne yaptılar sana ? ne yaptın sen ?!" Annesiydi bağıra bağıra bu cümleleri söyleyen.
Neslihan herhangi bir söz söyleyemedi. Babası, Ahmet Bey, sadece "Neslihan" diyebiliyordu Titrek ve zayıf bir sesle. Babasının ona baktığını biliyordu ama genç kız artık onun gözlerine bakamayacak kadar mahvolmuştu.
Babasının bütün umutlarını çökertmişti. Bu düşünceyle daha da eğdi başını. Arabaya bindiğinde cama vurulmasıyla kaldırmaya zorlandığı kafasını kaldırdı, babası var gücüyle cama vuruyor ve :
"Korkma tamam mı korkma! Ben buradayım, baban burada! " " Hemen yanına geleceğim çıkartacağım seni oradan! " diye hem göğsüne vuruyor hem de arabanın camına vuruyordu.
Durumu içler acısıydı.
Neslihan sadece babasının dağılmış düz saçlarına, korkudan büyümüş gözlerine bakmaya çalıştı o kapkara gecede. Ne evet dedi ne de hayır. Sadece baktı. Babası konuşmaya devam ederken polisler çoktan arabaya binmişti.
Ve araba çalıştı .
Ve babasının onca bağırışına rağmen araba çalıştı.
Ve araba tıpkı hayallerini geride bırakmak zorunda kalan genç kız gibi ailesini yüz üstü bırakıp yola çıktı .
Genç kız hızla mahalleden uzaklaşırken hayallerinin eksiye düştüğünü anladı.
Resmen bataklığa batıyordu.
Artık sıfır noktasına bile o kadar uzaktı ki.
***
O gece o kadar hızlı olup bitiyordu ki olaylar, genç kız her nefes alış verişinde bir yerden bir yere sürükleniyordu.
Ağlamıyordu ama ruhu isilik döküyormuş gibi yanıyor, içi harlandıkça harlanıyordu. İlk defa bu kadar acıyordu canı.
Onu kelepçeleyen ve arabaya tıkayan kadın polis onu parmaklıklar ardına hapsetmiş ve onu kocaman bir yalnızlığa terk etmişti.
Oradan oraya bir sürü üniformalı insan koşuşturuyordu. Birileri bağırarak çay istiyor birileri de bilmem kaçıncı dosyanın bilmem hangi sayfasının kopyasını...
"Benim burada ne işim var ? Şuan kitap okumak varken burada ne işim var ?! Buraya ait değilim ben ! Korkuyorum! Duymadınız mı ? Ben çok korkuyorum. ÇIKARIN! YALVARIRIM ÇIKARIN BENİ!" Diye bağırıyordu sözde ama ne bilgisayardan kağıt oyunu oynayan göbekli adam duydu ne de adının Kamuran olduğunu öğrendiği çaycı duydu genç kızın feryadını...
Duymadılar, duyamazlar çünkü dışarıda olan insanlar kıza baktıklarında sadece dümdüz bir surat görüyordu. Çünkü kimse kızın içindeki kıyameti yüzüne yansıtmadığını, yansıtamadığını anlamıyordu. Çünkü kimse kızın cinnet geçirmiş olduğunu fark etmiyordu.
Neslihan oturduğu yerden biraz yüksekte olan tahta yatağa benzer şeyin ucuna tutundu son dakika. Nefes alamıyordu.
Nefes alamıyordu!
Genç kız bağırmaya başladı; “Ölüyorum! Yardım edin, canım yanıyor! Lütfen çıkarın beni buradan!”
diyordu demesine ama kimse duyamazdı ki .
Neslihan bunların hiçbirini söylememişti. Ne oluyorsa ne diyorsa hepsi ruhunun zihnine çığlıklar eşliğinde söylediği şeylerdi. Ruhu, zihnine işkence çektiriyordu. Beynini kemiriyor, eziyor ve bunu sadece Neslihan biliyordu, sadece Neslihan hissediyordu,sadece Neslihan bunun acısını çekiyordu.
Onun bu durumda olduğunu kim nasıl anlayabilirdi ki? Kim ona " Suçsuz olduğunu biliyorum. Buradan en kısa zamanda çıkacaksın ama sabret ve korkma. " diyebilirdi ki?
Kimse...
Zaman kavramını yitireceği sırada parmaklıkların bir anda gözünün önünde açılmasıyla heyecanla kalktı genç kızın kafası. Karşısında büyük cüsseli bir adam vardı, kahverengi gözleriyle ona tepeden bakıyordu. Ha birde sıkılmış bir ifadeyle...
Ona bakan kızın yerinden kalkmaya niyeti olmadığını fark eden Harun sağ eliyle yüzünü sıvazladı sertçe. Bugün amma da boktan geçiyordu zaten bir de gecenin bir yarısı bu psikopat kız çıkmıştı şimdi başına.
"Davetiye getirelim mi?" demesiyle karşısındaki kızı ürküttüğünü fark etti ama hiçte umurunda değildi maalesef.
Genç kız ses çıkarmadan yerinden kalktı ağırca,eskisi gibi dik duramıyordu omuzları. Demişti ya birkaç dakikada on yıl yaşlanmış gibiydi. Herhangi bir şey demeden parmaklıklardan dışarı attı kendini tam da Komiser Harun'un önüne .
Harun geri çekildi ve demir parmaklıkları eski haline getirip genç kızın kolunu kavradığı gibi yürütmeye başladı. Genç kız hiç sevinemedi çıkarıldığına çünkü çıkışa doğru değil de karakolun izbe ve rutubetli koridorlarını arşınlamaya başlamışlardı.
Anladığı kadarıyla sorguya çekilecekti. İşkence de görecek miydi peki? Hani filmlerdeki gibi.
Mecali olsa o an sorardı yanındaki tuhaf polise ama yoktu işte.
Bu karakolu bile ömründe ilk kez görüyordu.
Altı, tam altı tane kahverengi kapıyı geçmişlerdi. Ve yedi numaralı kapının önünde durdular birlikte. Genç kız, derin derin nefesler alırken adamın sinirleri git gide daha da geriliyordu. Umuyordu ki bir an önce kız her yediği haltı itiraf ederdi de evine gidip zıbarırdı.
O bu düşüncelere dalmışken kız, gözünü diktiği kapıya odaklanmıştı. Siyah renkle kabartılmış sayıya baktı gözlerini dahi kırpmadan.
Yedinci kapı, yedi... Bu saatten sonra en nefret ettiği sayı olacaktı bu sayı Neslihan'ın.
Genç adam açtı tekmelenmekten boyası çıkmış ve eskimiş tahta kapıyı tüm hızıyla. Kızı düz renk bir masanın önüne, kolçakları kırık bir sandalyenin üstüne fırlatırcasına oturttu. Ve hiç beklemeden kapıya yöneldi bir kaç saniye duraklar gibi olsa da rotasını değiştirmedi. Artık her ne düşündüyse yine var gücüyle kapıyı kapatıp çıktı.
Genç kız polislerin bu kadar korkutucu ve sinirli olduğunu bilmiyordu. Etrafında elbet ki birkaç tane polis görmüştü ama hiçbiri böyle iğrenilesi bir tavır takınmıyordu. Neden ona karşı bu kadar saldırgan davrandığını anlamasa da pek üstünde duramadı açıkçası çünkü genç kız daha fazla düşünemiyordu artık. Biraz daha düşünürse kafası kopup ellerinin içine düşecek gibiydi çünkü.
Yorgun ve hüzünlü toprak rengi gözlerini dört duvara, her birini en ince çatlaklarına kadar, en saydam sızılarına kadar takip etti gözleriyle, sanki o an bütün işi ondan öncekilerin duvarda bıraktığı izleri incelemekti.
Tam otuz dördüncü çatlağa geldiğinde kapı bu sefer daha yavaş ama sertçe açıldı ve kapandı. Adım sesleri yavaşça yaklaştı ve sarı saçlarıyla karşısına bir kadın geçti. Kadını daha inceleyemeden tekrar kapı açıldı ve kapandı.
Bu sefer gelen kişiyi kapıyı kapatma sesinden tanımıştı. O adamdı gelen. O da kendinden emin bir şekilde karşısına geçip kollarını bağlayarak önce sarışına sonra da kendisine baktı.
Karşısında duran kadın iri, pazılarını gözünün içine soka soka öne eğildi ve iki elini masanın üstüne koyarak konuşmaya başladı. Her hareketinde kasları şekil değiştiriyordu.
Bu kadının ağzından çıkan ve kendisinin de sürekli ders çalışmak için kullandığı o kelime genç kızın tüylerini diken diken etmişti bir anda :
"BAŞLIYORUZ"
Genç adam asabi bir sesle " Çabuk bitse bari" diye söylense de Neslihan gözünü sarışın kadından ayırmadı. İki kadın da birbirlerine kilitlenmişti.
Tıpkı bir yılan ve kartal gibi.
Tıpkı bir çita ve ceylan gibi.