Başlarken...
Niyetim 1.kitap olan "İpek'in Kaderi Lâl"'i bitirip 2.kitap olarak "Mafya Ağasının Gelini"'ne başlamaktı; ama Lâl ve Kuzey zihnimi öyle meşgul ediyor ki, onları kenarda bekletmem haksızlık olurdu.
Muhtemel bitişi belli olan kısa bir 1.kitap sonu ekliyorum buraya...
Lâl'in Soykan olma özeti...
KEYİFLİ OKUMALAR.
...
Geçmiş, insanın peşini asla bırakmayan, kendi gölgesinden bile daha sadık bir cellattı.
Lâl, Boğaz’ın o kurşuni, soğuk sularına tepeden bakan devasa Soykan yalısının yaldızlı pencerelerinden dışarıyı izlerken, hayatının nasıl tek bir gecede, tek bir adamın iki dudağı arasından dökülen kelimelerle paramparça olduğunu düşünüyordu. Artık o vitrindeki dokunulmaz, paha biçilemez eskort "Lâl" değildi. İpek hiç değildi.
O, İstanbul yeraltı dünyasının en karanlık, en acımasız efendisi Trabzon Sürmeneli Kudret Ağa’nın gelini, o durdurulamaz mafya prensi Karadenizli Kuzey Soykan’ın yasal esiriydi.
İnsanın kendi cehennemini kanıksaması ne kadar sürerdi? Aras’ın o meşhur kulübünün en üst katındaki loş odalarda, zenginlerin ve siyasilerin iğrenç fantezilerinden sağ çıkmayı öğrendiğinde Lâl, dünyadaki en kötü şeyleri gördüğünü sanmıştı. Aras’ın koruması altında, o lüks ama satılık hayatın içinde kendi duygularını öldürmüş, bedenini bir zırha çevirmişti. Aras bu şehrin yenilmez, korkusuz prensiydi ve Lâl de onun en değerli, en ulaşılamaz ganimetiydi. Ta ki o geceye kadar... İstanbul'un asıl sahibinin, gölgelerin içindeki "Büyük Patron"un o kulüpten içeri adım attığı o kâbus gecesine kadar.
Lâl’in zihni, o gecenin her saniyesini, sanki derisine kızgın bir demirle dağlanmış gibi hatırlıyordu.
Kulübün müziği susmuş, etten duvarlar örülmüş ve içerideki hava nefes alınamayacak kadar ağırlaşmıştı. Aras, kendi krallığında bir piyon gibi başını eğmiş, Kudret Ağa'nın önünde ceketini iliklemişti. Lâl, o gece Aras tarafından bizzat giydirilen o boynu kapalı, sırtı dekolteli zümrüt yeşili ipek elbisesinin içinde, bir kurbanlık koyun gibi VIP locasının köşesinde bekliyordu.
Görünmez ol, demişti Aras. Gerekmedikçe nefes bile aldığını hissettirme. Lâl, o güne kadar Aras'ın gözlerinde hiç görmediği o saf terörü gördüğünde, o locaya girecek olan adamın sınırları olmadığını iliklerine kadar hissetmişti.
Sonra o an geldi. Ağır bir kristal karaf, Lâl’in titreyen parmakları ve Kudret Ağa’nın kalın, işlemeli viski bardağı. Lâl, başını öne eğip içkiyi doldururken, kaderinin o saniyede yeniden yazıldığından habersizdi. Kudret Ağa’nın o nasırlı, ağır eli aniden havaya kalkıp Lâl’in bileğini yakaladığında, Lâl’in dünyasındaki zaman durmuştu.
O gece Kudret Ağa, Lâl'e diğer tüm adamların baktığı gibi bakmamıştı. O zifiri, dipsiz gözlerde açgözlü bir şehvet, ucuz bir arzu yoktu. Kudret, Lâl’in gözlerindeki o karanlık dehlizlere, o kimyasal krizlerden, o iğrenç otel odalarından sağ çıkmasını sağlayan o çelikten iradeye bakmıştı. Bir at yetiştiricisinin, en hırçın, en dayanıklı kısrağı bulduğunda yaşadığı o takdiri görmüştü Lâl.
Ve sonra, idam fermanı o boğuk, pürüzlü sesle odaya düşmüştü: "Sistem değişti."
Kudret Ağa’nın o gece Aras’a kurduğu cümleler, Lâl’in zihninde sonsuz bir yankı gibi dönüp duruyordu. “Benim bir oğlum var Aras... Kanı deli akıyor, kibri aklının önüne geçiyor. Serserilerle, o ucuz kimyasallarla, bitmek bilmeyen gece hayatıyla o muazzam mirası piç ediyor. Onu hizaya sokacak bir güce ihtiyacım var. Onu ezecek, onu yola getirecek bir duvara ihtiyacım var...”
Lâl bir kadın, bir eş ya da bir sevgili olarak seçilmemişti. O, tahtı taşıyacak zihne henüz sahip olmayan, şımarık, öfkeli ve sadist bir veliahdın, Kuzey’in boynuna geçirilecek bir tasma olarak seçilmişti. Kudret, Lâl’in gözlerindeki o ölümü görüp hala ayakta kalışına hayran kalmış, Kuzey’in bitmek bilmeyen öfkesinin çarpıp parçalanacağı o "buzdan duvar" olarak onu uygun görmüştü.
"O benim oğlumun karısı olacak," demişti Kudret. "Kuzey’in helali, Kudret Ağa'nın gelini olacak. Bundan sonra hiçbir masaya oturmayacak, hiçbir adamın yatağına girmeyecek."
Bu, dışarıdan bakıldığında bir fahişenin bataklıktan kurtarılıp yeraltının en güçlü ailesine hanımefendi yapılması, peri masalına benzeyen bir lütuftu. Ama Lâl için bu, cehennemin boyut değiştirmesinden başka bir şey değildi.
Eskortluk yaparken bir kapısı vardı; bedenini kiralıyor, ruhunu kendine saklıyordu. Ancak bu evlilik... Bu, duvarları çok daha lüks, çok daha yüksek olan ama asla kaçışı olmayan bir hücreydi.
O gece, Lâl’in içinde bir şeyler sonsuza dek kırılmıştı. Son bir çare, son bir umut kırıntısıyla gözlerini Aras’a çevirdiğini hatırlıyordu. Kendi imparatorluğunun yıkılmaması uğruna onu kendi efendisine teslim eden, onu bir hiç gibi şeytanın önüne atan Aras’a... Aras’ın o yenik sesiyle, "Emredersiniz Kudret Bey... Lâl artık sizindir," deyişi, "İpek"in öldüğü an olmuştu. Aras, kalbini kendi elleriyle söküp vermiş, Lâl’i ateşin tam ortasına bırakmıştı.
...
Başlıyoruz, kemerlerinizi sıkı bağlayın.