ÜÇ GÜN ÖNCE

1355 Kelimeler
«Ne kozu?» Maelyn dikkatli bir şekilde Morris’e bakıyordu. Morris dudaklarını büzdü ve kocaman bir iç çektikten sonra gözlerini kapattı. «Meleklerle uğraşıyoruz Maelyn.. Ben bile onların ne kadar güçlü olabileceklerini tahmin edebiliyorum.» «Ne demek istiyorsun Morris? Planın ne?» «Bu... çok çılgınca. Onlara savaşamayacakları bir düşman vermeliyiz.. Eğer işler kötüye giderse... ki gideceğinden eminiz..» Gözlerinin içine baktı. Maelyn onun ne demek istediğini gayet net bir şekilde anlamıştı. Fakat işin bu noktasının gerçeklerini sadece ve sadece Maelyn biliyordu. «Ne istediğinin farkında mısın Morris? Bu sürecin nasıl olduğunun?» «Değilim ve öğrenmek istemiyorum. Sadece yap gitsin! Eğer yok olacaksak en azından bir amaca hizmet etmiş olurum!» «Bir yolu var Morris ama hiç hoşuna gitmeyecek.» Morris Maelyn’in yüzündeki endişeyi görmüştü. Ona kimse için kaygılanmamasını söyleyen bu kadın bile endişeleniyorsa mutlaka haddinden fazla kötü bir şey olmalıydı. «Bir ritüel var Morris. Antik çağlardan kalma bir ritüel. Tek nihai yolu bu. Fakat buna dayanamazsın.» «Dayanabilirim! Denemeliyiz..» «Bu gece tekrar düşün Morris. Çünkü neler olacağı hakkında hiçbir fikrin yok.» Maelyn onu düşünceler içerisinde bırakarak kitapların arasına geri döndü. Sürekli bir çözüm aramaya koyulmuştu. Morris ise aklına gelen tek plandan geri dönmeyecekti. Aradan iki gün geçti. Maelyn Morris’e kararını sorduğunda hiç tereddüt etmeden kabul etti. «Elimde hiç anestezi yok Morris. Bunu canlı canlı yapmalıyım.» Morris yanında duran viski şişesini havaya kaldırdı. «Benim yanımda biraz var.» Maelyn küçük bir çanta ile geri geldi. Deri kayışını çözdükten sonra masanın üstüne serdi. Morris’in gözleri kocaman açıldı. «Bunlar da ne?» «Normalde bunlar işkence aletleri fakat bugün... Senin dileğin.» «Çok acıyacak değil mi?» «Derinin en az iki santim altına kadar girmeliyim. Arkanı dön ve sakın kıpırdama.» Morris son defa onun gözlerine baktı. Sandalyeye ters oturarak sırtını Maelyn’e dönmüştü. «Başlıyorum.» Neşterin derisine girmesi ile Morris bağırdı. Canı çok yanmıştı ama artık geri dönüşü yoktu. İşlem saatler sürdü. Morris bu süre içinde toplam altı kez bayılmıştı. Fakat artık sonuna gelmişti. Morris’in sırtında kırk santim genişliğinde kocaman bir mühür vardı. Maelyn tarafından derisi yüzülerek yapılmış bu mühür çok fazla kompleks harflerden oluşuyordu. Morris’in sırtındaki derinin yarısı yerinde yoktu. Kan kaybı çok fazlaydı. Gözleri kendinden geçmiş bir halde Maelyn’in yüzüne baktı. «Artık gitme vakti Maelyn..» Onun yüzüne baktığında her şeyi çok net görebiliyordu. «Gitme vakti Morris.» Şehre gitmeleri ve kilisenin içine girmelerinden hemen önce bunlar yaşanmıştı. Maelyn kolyesini tutarak sözlerini bitirdiğinde bir kılıç tam gözlerinin önündeydi, Mikail’in kılıcı. Fakat zaman durmuştu. Mikail aniden geriye doğru uçtu ve vaaz kürsüsünün de arkasına düştü. Maelyn gözlerini kapatmıştı. O iğrenç sesi duydu. «Maelyn..» Gözlerini yavaşça açarak arkasını döndü. Morris’in ağzından akan kanların yerini siyah balçık almıştı. Gözleri simsiyah, dişleri ise her şeyden daha keskindi. Gülümsedi. «Güzel bir beden seçmişsin Maelyn..» Gelen Lucifer’ın kendisiydi, gölgesi değil.. Maelyn son kilidi kendi elleriyle kırmıştı. Morris’in planına uyarak tarihte bilinen tek mührü yani Lucifer’ın mührünü Morris’in sırtına bir neşterle işlemişti. Durum bu olduğunda Lucifer başka bir bedene gidemezdi. «Benden daha iyi bir beden bulamaz zaten.. Hem günahkar hem de kafir..» Morris’in bu sözleri aklına geldiğinde gözleri doldu. Lucifer’ın yüzüne baktı. «O... hala orada mı?» Gölgesinin aksine Lucifer ne kurnaz ne de asabiydi. «Hala içeride.» Eliyle Maelyn’i kenara çekti, «Bir yere kıpırdama.» Yanından geçerek kardeşlerinin önüne doğru yürümeye başladı. Gözlerinde öfke vardı. Bu sırada Mikail yeni yeni kendini toparlamaya çalışıyordu ki onunla göz göze gelmişti. «Sen!» «Seni de görmek güzel Mikail. Hiç değişmemişsin.» Aniden durdu. Cebrail’in yüzüne baktı. «Bu maymunlara biyat etmememiz gerektiğini söylediğimde beni sırtımdan bıçaklayan sendin. Şimdi onları yoketmeye mi çalışıyorsun?» «Bu yapılmalı kardeşim..» «Binlerce yıl cehennemde soğuk kilitlere vuruldum ben!» «Başından beri seni dinlemeliydik! Özür dilerim!» «Ah.. Hayır. Özür dilemene gerek yok. Aslında hepinize teşekkür etmeliyim. Onların kırılmış ruhları ile oynamanın ne kadar zevkli olduğunu anladım.» «Ne demek istiyorsun!» «Oyuncaklarımı elimden alamazsın..» Bunu dediği anda aniden Sam’in gözlerinin içine baktı. Sam istemsizce elindeki hançeri yere atarak havada süzülmeye başladı. Lucifer’a doğru gidiyordu. Saniyeler sonra onun burnunun dibine kadar gelmişti. «Sen bir aptalsın Sam.» Bir el hareketi ile onu Maelyn’in yanına fırlattı. «Ona iyi bak. Buradan kaçın.» Lucifer’ın yüzü aniden çirkinleşti. Cehennem formuna dönüşmesi çok zaman almadı. Heryeri yanıklar içindeydi ve bileklerindeki zincirler hala duruyordu. Bu olduğunda Cebrail, Mikail ve İsrafil kanatlarını açığa çıkardılar. Meleklerin sekiz kanadı kilisenin duvarlarına yetişecek kadar büyüktü. Maelyn Sam’i kucaklayıp kapıya doğru gidecekken bir gariplik olduğunu farketti. Dışarıdaki melekler artık kiliseye doğru bakmıyordu. Yer sarsılmaya başladı, sokak aralarından binlerce insan koşarak geliyordu. Bir savaş başlamak üzereydi. Sağanak yağmurun altında bir yandan yaralarıyla uğraşıp bir yandan da Sam’i oradan uzaklaştırmaya çalışan Maelyn yorgun düşmeye başlamıştı. Sendeledi ve duraksadı. Bir elini karnına götürdüğünde oluk oluk akan kan gözüne çarptı. Birden vücudu hafifledi. Sam’in kolları vücudunun etrafını sarmıştı. «Bundan sonrasını ben hallederim Maelyn..» Maelyn’i tıpkı bir çocuk gibi omuzlarına alarak karanlık şehrin sokaklarında koşmaya başladı. Çok uzak bir noktada güvenli bir apartman dairesinin içine kadar koştu. Maelyn’i kiliseyi uzaktan gören odanın yanına bıraktı. Kaybettiği kan yüzünden yüzü bembeyazdı, gözleri ise artık çok iyi göremiyordu. Sam onu sakince koltuğa yatırdı. «Özür dilerim Maelyn..» «Sam.. Bu sen misin? Yoksa..» «Beş yıl önce içimdeki o şeyi yok ettiğinizden beri benim Maeyln. Fakat onu tekrar uyandıran o melekler yüzünden geldiğimiz şu duruma bak..» Ellerini Maelyn’in yarasının üstüne koydu. Aniden acı çığlıklar atmaya başladı, saniyeler sonra ise bağırmaları durmuştu. «İyi olacaksın Koruyucu.» Bir kaç adım geri çıkarak camı açtı. Hızla camın üstüne çıktı. «Dokuz mühür hala yerli yerinde Maelyn! Tam bu noktada onuncu mühürü çizebilirsin. Bunu ne erken ne de geç yapmalısın! Bu olduğunda onları kurtarman için bir şansın olacak! İşaretimi bekle!» «Ne işareti Sam!» «Görünce anlayacaksın..» Sam aniden camdan aşağıya atladı. Maelyn’in orada oturmaktan başka şansı yoktu. Yaralarını kontrol ettikten sonra onuncu mührü çizmeye başladı. Son bir harf kaldığında ise durdu. Elleri hazırda beklerken gözleri camdan dışarı bakıyordu. Dışarıda tam bir kaos hakimdi. Şeytanlar ve melekler birbirini parçalarken Sam aralarından sıyrılarak tekrar kiliseye doğru koşmaya başladı. O an garip bir duygu hissetti içinde. Çok yakında olmaması gereken bir şey... hayır, birisi vardı. Fakat bunu düşünecek vakti yoktu Sam’in. Kargaşanın içinden sıyrılarak kiliseye varmıştı ki aniden durdu. Kilisenin yarısı yerinde yoktu.. Uzaktan gelen sesler ise tıpkı bir yaratığın sesini andırıyordu. Sam ruhunda Lucifer’ın hiddetini hissedebiliyordu, ses ona aitti. Koşarak artık yerinde olmayan kilise kapısından içeri girdiğinde kendi gözleri ile şahit oldu. Cebrail ve Mikail onunla kıyasıya bir dövüş haline girmişlerdi. Fakat Lucifer hepsinden daha yaşlıydı. Onlara her vurduğunda yüzü biraz daha çirkinleşiyordu. En son Cebrail’in hamlesi ile Sam’in yanına kadar uçtu. «O güvende mi?» «Evet..» «Güzel! Ona canlı ihtiyacım var..» «Planın ne Lucifer!» «Öncelikle şu ikisini ortadan kaldırmak. Sonra da Maelyn’in etini kemiğinden yavaşça ayırdıktan sonra bu bedendeki mühürü kıracağım..» Sam’in gözleri aniden büyüdü. Lucifer Maelyn’i öldüreceğini söylediği anda o da sözlerini söylemeye başlamıştı. Lucifer ne olduğunu hissettiğinde ondan hemen uzaklaştı. «Ne yapıyorsun sen!» «Maelyn’i koruyorum.. Artık kandırdığın küçük çocuk değilim.» Lucifer korkmuştu. Korkmakta haklıydı çünkü Sam zaten çok güçlü bir ustaydı ve içindeki Şeytan ile geçirdiği vakit boyunca diğerlerinin bilmediği onca şeyi de biliyordu. Bunlara iblis lisanında konuşmak ve onu manipüle etmek dahildi. Sam de aynen öyle yaptı. Lucifer’ı Tanrı’nın sözleri ile değil cehennemin sözleri ile hedef almıştı. Vücudundaki dövmelerin her biri aniden kor ateş gibi parlamaya başladı. Gözleri ise kırmızıdan turuncuya geçmişti. O an Cebrail’in kahkahasını duydu. «Demek köpeğin sana sırtını çevirdi!» Söylenmemesi gereken sözler vardır. İnsanların duymaması gereken sözler. Ve Cebrail’in söylediği bu söz onlardan biriydi. Sam tüm öfkesini Lucifer’ın üstüne kusacakken aniden hedefini değiştirdi. Artık Cebrail’e saldırmaya hazırlanıyordu. «O sözler bana zarar verme-» Cebrail kendisini birkaç metre gerideki duvarın önünde buldu. Çarpmanın etkisi ile dengesini kaybedip yere yığılmıştı. Üstünde ise Sam Cornhill vardı. Turuncu gözleri ile ona doğru baktı, elleriyle yakasından tutuyordu. Yavaşça kafasını eğdi. «Bir daha söyle!» Bir ıslık sesi duydu, tam arkasındaydı. O an ölmüş olmalıydı. Mikail’in kılıcının kesemeyeceği hiçbir şey yoktu bu Dünya’da. Fakat Sam her ne kadar Lucifer’a sırt çevirmiş olsa da düşmanları ortaktı. Mikail’in kılıcını kendi elleriyle durdurdu Lucifer. Cehennemvari görüntüsüyle onun gözlerinin içine baktı. Mikail çırpınırken bir hamlede kılıcını elinden aldı. İğrenç bir gülümseme geldi ardından. kırık dişlerinin arasından siyah kanlı balçık akarken yüzüne baktı. « Dua etmeyecek misin?» Kılıcı hızla Mikail’e doğru savurduğunda herkes aniden durdu. Kimin geldiğini iyi biliyorlardı. Bu Dünya’da Sam ve Lucifer’dan daha günahkar olan tek kişiydi o.. Kalın ve hırıltılı sesi ile konuştu. «Sizin... burada olmamanız gerek.» Sam kafasını çevirerek ona baktı. Cebrail’in yakasını bırakmıştı. «Hissettiğim şey sendin..» Şapkasının altından onun gözlerinin içine baktı. «Uzun zaman oldu yeğenim.»
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE