SERDAR'dan...
Belinden kavrayıp yatakta ters çevirdim. Yeterince hafifti. Kara kuru değil; balık etli hiç değil. En sevdiğim pozisyonda altımda olan kişinin Yasemin olduğu hayali gözümde belirdi. Benim temiz sevgilim. Yatakta bir hayat kadınıyla birlikte olmamın sebebi aşkım.
Rahatsız edici düzeyde değildi; sebebi, belki benimkinin büyüklüğü belki de üstlendiği rolün hakkını veriyor oluşuydu. Umrumda değildi; çünkü bu noktadan sonra geri dönüşü olmayan yola girmiştim.
Ellerimle göğüslerini kavrayıp içinde git gel yaparken biraz daha sakinleşti ve birlikte aynı ritmle inlemeye başladık. Artık sona yaklaştığımda beni yönlendirmeyen ya da yönetmeyen bir kadınla birlikte olmayalı uzun zaman oldu diye düşünüyordum.
Kontrolün sadece bende olması hoşuma gitti ve o anda kendimi Aslı'ya birkaç kez daha sert bir çarpıp üstüne yığıldım. Nefesimi biraz kontrol edene kadar öylece kaldık. Ses yok, itiraz yok.
Yana geçtiğimde gözümü kolumla kapattım. Bu gerçekten iyi gelmişti. İçinde kesinlikle bir saniye bile boşa gidip gelmemiştim. Her darbede içinde olduğumu hissedip duvarlarına çarptığımı hissederek resmen içimi O'na akıtmıştım.
Yine sessizdi. Kendi aldığım zevkten O'na sormayı akıl edememiştim. Sonuçta karşılıklı çıkar ilişkisiydi. Memnun olmasa da -Çok iyiydi.- diyecekti mutlaka; ama yine de sormak için doğruldum.
Kalktığımda gördüğüm manzara ile beynimden vurulmuş gibi oldum. Hemen yatakta zarar tespiti için bakınmaya başladım. Siktir, siktir, siktir...
"Siktir."
Bu kan bana nereden bulaşmış olabilirdi? Yatakta bardak mı kırmıştım acaba? Kendi canımın yanmadığını fark ettiğimde Aslı'ya sordum. O da iyiydi. Kesilen et yoktu. Üstüne örttüğü çarşafı kaldırıp bacak arasında da aynı durumu gördüğümde midem bulandı.
Kaşlarımı çattım. Düşündüğüm şeyin her ne kadar gerçek olup olmadığını bilmek istemesem de; sormak zorundaydım. Regl döneminde olup da bir de ilişkiye giren bir kadınsa eğer; bunun hesabını çok pis soracaktım. Döneminde olup olmadığını sorduğumda daha vakti olduğunu söylemesi içimden ferahlık duygusu yerine nefret duygusu geçmesine sebep oldu. Bu elimde değildi; çünkü beynim error veriyordu.
Hormonlarım beynimden önce devreye girmişti ve olayı çok farklı boyuta taşımıştı. Kesilen yer yok, döneminde değil.
BAKİRE???
İlk gördüğüm andan beri ayan beyan, açık seçik, bas bas bağıran durumun bir anda bana oynanmış oyun olabileceği düşüncesi içimi nefretle doldurdu. Yasemin? Daha da kudurdum. Beni denemek için oyun oynamış ve bu oyunu kazanmış olabilir miydi?
Tiksintiyle Aslı'ya baktım. Canını hiç yakmayıp gayet sabırlı olduğum kişi şimdi tecavüze uğradığını söylese, polisleri eve doldursa kesin hapse girerdim. Şimdi de O'na kızıyordum.
Tüm kanıtlar sıkı sıkı kapattığı bacaklarının arasındaydı.
Düşüncem dile geldi ve bana tuzak kurup kurmadığını sordum. Ağlamaya başladı.Bu beni daha çok sinirlendirdi sakinleşmek için banyoya gittim. Kalırsam elimde kalırdı. Arkamdan sesini duydum.
"Serdar öyle değil, özür dilerim."
Banyo sakinleşmemi sağlamıyordu."Neden ben?" sorusu beynimi deliyordu.
Altıma bir şey giyip aynı sinirle odaya döndüm. Gördüğüm manzara tezimi doğruluyordu sanki. Giyinmiş gitmeye hazırlanıyordu. Kolu kopsa umrumda değildi artık. Tuttuğum gibi,
"Nereye gittiğini sanıyorsun." dedim.
Yine sustu. Canının yandığından emindim. Daha da sıktım. En sonunda benden sadece gecelik ücretini istediğini söyledi. Kolunu bırakmasam da gevşettim. Kulaklarım bana az önce verdiği hazine karşısında istediği ücreti duyduğunda,
"Bakiresin. Ya da en azından öyleydin. Bunun için sana milyarlar verecek insanlar var. Neden ben ha neden?" diye sordum.
Konuştuğunda işitme merkezimin algıladığı titreşimden çıkan sesler anlam kazandı saçmaca.
"Çünkü arabası ile önümde duran sen oldun."
Yalan söylemiyordu. Şikayet etmeyecek üstüme kalmayacaktı. Bu kadına inanmaktan kendimi alamıyordum. Daha birkaç saattir tanıdığım birine bu kadar güvendiğimi görse, babam beni evlatlıktan çıkarır. Neden inanıyorum sürekli sana?
ASLI'dan...
Önümde arabası ile durmasının şimdi içinde olduğumuz zaman ve bekaretimle ne ilgisi olduğunu anlamlandıramadığı belliydi. Ben bile bir anlam veremezken O'ndan beklemem haksızlık olurdu. Canım yanıyordu; ama beklemediği durum karşısında sadece ağlamaktan başka elimden bir şey gelmiyordu.
Ben hala ağlarken ne diyeceğimi bilemez halde birbirimize baktık. Elini kolumdan çekmedi. Konuşmalı, kendimi savunmalıydım.
"Yemin ederim, sana tuzak kurmadım. Seni tanımıyorum bile. İyi ya da kötü olabilirdin. Risk aldım. Şanslıydım, senin arabana binerken. Zarar vermedin bana." dedim.
Kolumu tekrar sıkması iyiye işaret değildi. Bana inanmamış mıydı? Derdin ne canım yanıyor. Devam etmek zorunda kaldım. Kolumu bırakacağı yoktu. En azından konuşursam canımın acısını unutabilirdim belki.
"Bak, istersen önünde banyo yaparım. Sana ait hiçbir iz kalmaz üzerimde. Senin zengin olduğunu, nereye gideceğimizi bile bilmiyordum. Sana tuzak kuracak biri gibi mi görünüyorum? Arabada uyudum ben ya. Sıradan, basit biriyim sadece." dediğimde gülmeye başladı.
Buna ne anlam vermem gerektiğini bilmesem de seriye bağlamıştım bir kere. Beni bırakması için devam etmek zorundaydım.
"Önümde kim durursa dursun bu gece onunla gidecektim. Üç gecedir oradaydım ben, bir türlü cesaret edip hiçbir arabayı durduramadım. Sadece kenarda bekleyebildim. Bu gece de seni ben durdurmadım ki, sen camı açıp seslendiğinde vazgeçmek üzereydim. Ben kötü bir insan değilim gerçekten inan bana. Bırak gideyim." dedim.
Kafasını sallama şekli -hayır gidemezsin- diyordu. Neden bırakmıyorsun beni? Alacağını aldın, başka verecek bir şeyim yok.
"Devam et anlatmaya ve niçin ilk seferin olduğunu benden gizlediğini söylemeyi de unutma!" dedi. Bu bir uyarıydı. Devam mı edeyim? Daha ne söylemem gerek bilmiyordum. Onu rahatsız etmeyecektim işte. Benden daha ne istiyordu?
Aklımın ucundan bile geçmemişti böyle bir oyun. İnsanlar gerçekten de böyle yollara mı başvuruyordu onları istemeyen erkeklerle evlenebilmek için? Ne evliliği be adam. Ben daha otuz bin lira bulup okulumu bitireceğim.
Yine de aklım sorduğu sorudaydı. Evet, niçin söylememiştim? Bunun bu kadar sorun olacağı aklıma bile gelmemişti. Benim tek derdim, acemi olduğumu anlayıp da beni kabul etmemesiydi. Şimdi ise bekaretim için daha fazla ücret alabileceğimi öğrenmiştim. Bu işleri anlatan bir kitap olsaydı keşke. Birden karar verilip bodoslama yapılacak bir şey değil kesinlikle.
Ellerini kumral, hafif uzun saçlarının arasından geçirdi. Cevap vermezsem buradan gidemeyeceğimi belirtince, ne söylememi beklediğini bilsem anında -hepsini söyler ve buradan arkama bakmadan koşarak uzaklaşırdım.- diye düşündüm.
Doğruları söylemek her zaman daha iyiydi. Yalan söylemeyi oldum olası sevmezdim.
"Çok önemli olduğunu düşünmedim." dedim doğrudan gözlerine bakarak ve içimden inanması için dua ettim.
"Bekaretinin mi, bana söylemenin mi?" Bitmiyordu soruları lanet olsun! Ne bileyim ben. Bekaretim önemliydi tabii, yirmi iki yıl benimleydi. bir yirmi iki yıl daha tutardım sevdiğim biri karşıma çıkana kadar. Hayat öyle değil işte. Deli gibi kolumu sıkan adam aldı benden.
"Sana söylemenin çok önemli olduğunu düşünmedim. Erkekler hep bunu istemez mi? Bakire olmayanlarla evlenmek bile istemezler." Bakışları düşünceli bir hal aldı.
"Sen şimdi bana önünde elli yaşında birisi dursaydı onunla da birlikte olacağını mı söylüyorsun? Yirmi iki yaşındasın farkındasın değil mi?" dediğinde olayın vehameti bu kez beynimi yaktı.
Gerçekten de Serdar gibi yakışıklı, genç, kibar, uzun boylu, kaslı... biri yerine şiddet yanlısı, sadist, değişik zevkleri olan biri ile de olabilir miydim? Gerçekten şanslıydım. En önemli olanıysa -yaşlı- sanırım. Belli standartlarım olmalı diye düşündüm kendimce. O zaman katlanılması daha kolay olabilirdi her şey.
Hala bana bakıp cevap bekliyordu. Verecek cevabım onu tatmin etmeyecekti, emindim. Ve ben yine bana nefretle bakmasına tahammül edemezdim. Artık hıçkırmaya da başladım. Etkilenmişe benzemiyordu. Yorulmuştum, uyumak istiyordum. -Sabah konuşsak...- demek geçti içimden. Ama kolumu bırakmayan eli beni bunları söylemekten alıkoydu.
"Benim paraya ihtiyacım vardı." dediğimde kolumu birden bıraktı.
Bu kez bıraktığı yerden ben tuttum, gerçekten acıyordu. Mosmor olmuştu şimdiden. Dudakları aralandı bir şey söyleyecek gibi. Tekrar kapandı. Bir daha açıldı. Konuşuyorsa da ben yine araba camından içeri baktığım andaki gibiduymuyordum .
"Beş yüz lira için mi verdin kızlığını bana? Bir hafta garsonluk yapsaydın, standta sucuk satsaydın namusunu da koruyarak çok daha fazla kazanırdın eminim." dedi. Bana inanmaz gözlerle bakıyordu.
Gecelik ücretim beş yüz lira idi demek ki. Öğrendiğim iyi oldu. Kaç beş yüz lira daha lazım olduğunu söyleyip söylemek arasında gidip gelirken ister istemez kaldı doksandokuz diye düşündüm. Bana dediği parayı alabilirsem tabii.
O an her ne kadar evime gitmek istesem de duvardaki saat sabahın beşine geliyordu. Şehir merkezinden uzakta O beni bırakmadan gidemeyeceğim yerdeydim. Gözlerim yine kapanacak ve oyun oynadığımı düşünecek diye tırsıyordum.
Bu adama her şeyi anlatabilir miydim? Bana oynanan oyunlardan sonra başkasını asla bu duruma sokmayacağıma dair ettiğim yemin Serdar'ın umrunda olur muydu?
Yine de anlatmaya karar verdim. Konuşmadığımda gidemeyecektim en azından konuşmak buna imkan verebilirdi.
"Söylediğimde benimle birlikte olmak istemezsin diye düşündüm. Kim acemi biri ile uğraşmak ister ki? Kaldı ki bana acemi bile denemez. Senin arabana binmeseydim bir daha bunu yapacak cesaretim olmayacaktı. Kaldırım kenarına bile gelecek cesaretim yoktu. Benden önce üç kız arabaya binip giderken o kadar rahatlardı ki, "Boş musun?" dediğinde sana küfür etmek üzereydim; ama ihtiyacım beş yüz liradan kat kat fazla olduğu için ayaklarımı adım atmaya zorladım." dedim.
Ben konuşurken dolabına gidip üstüne siyah renkli kapüşonlu sweatini ve takımı olan eşofman altını giydi. Daha da gençleşmişti sanki. Gerçekten yakışıklıydı. Çoğu genç kızın tipi sayılabilirdi. Hafif kirli sakalları, seks sonrası nemli saçları ile bir içim suydu adeta.
O anda neden bir hayat kadınına ihtiyaç duyduğunu merak ettim.
Bana orospu olmadığımı, rahat olmamamın normal olduğunu söylerken, ben hakaret mi duydum iltifat mı emin olamadım. Kafam öne eğildi otomatik olarak.
"Çılgınsın ve evet dediğin gibi şanslısın. Bahsettiğin diğer üç kadını izleyen pezevenkleri vardır muhtemelen. Ya seni fark etmediler ya da birbirlerinin sandılar." Yutkundum.
Başka bir şey demeden odadan çıktı. Haklıydı. Ben başıma kötü bir şey gelmeden bu geceyi atlatma derdindeyken beni alıp götürmeleri birine satmaları işten bile değildi. Sonra elveda hayaller. Arkasından çıksam mı karar veremeden etrafıma bakmaya başladım. Giyinmiştim zaten. Duş almamış olmak canımı sıksa da çantamı alırken yatakta da olan leke ile çarşafı toplamaya başladım. Sonra yastıkları düzelttim. Örtüyü serdiğim sırada elinde içeceklerle odaya girdi O da.
Bana bir bardak uzatırken konuşmak için ağzımı açtığımda Serdar konuştu önce.
"Para ne için gerekli? Ailenden biri mi hasta? Para biriktirmek adına ilginç bir yola başvurmuşsun." dedi. Bir yandan da yerdeki toplanmış çarşafa bakıyordu. Dudaklarını ısırdı.
Ben o sırada bardağı koklayarak alkol taraması yapıyordum. Sorduğu soru ile rahatsız olup baktım. O hala yere bakarken aklına bir şey gelmiş gibi kafasını baktığı yerden kaldırdı ve hafifçe eğip,
"Korunmuyordun değil mi?" dedi. Sakince bardağından içti. Alkol yoktu ben de içtim.
Ben bir önceki soruya vereceğim cevabı düşünürken ikinci soru aklımı karıştırdı. Pezevenklerden mi bahsediyordu, anlamadım. Onlar aklıma bile gelmemişti ki. Hem onlardan nasıl korunulurdu bilmiyordum. Üç gece fark edilmeden buraya gelmem hayattaki tek şansımdı belki de.
Başımı -hayır- der gibi salladım.
"Harika." diye bağırdı.
Yerimden sıçradım. Niye bu kadar sinirlendiğini anlamadım. Benden sorumlu değildi sonuçta.
Küfürlü bir takım cümleler yine duyma yeteneğimi benden alıp gitmişti sanki. Bana hiç vurmamıştı ama vuracakmış gibi kendimi sakındım. Ben konuşmanın içinden sadece -hamile, çocuk- kelimelerini seçerken O da odadan banyoya geçti.
Çıkınca hemen elime bir hap sıkıştırdı. "Yut şunu." diye kükredi bu kez de.
Alıp yuttum. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu; ama tartışmak, soru sormak için doğru zaman değildi.
İtiraz edeceğimi düşündüğünden midir bilmem yüzünden rahatlama geçerken kaşları hafif kalkmıştı.
Bir anlık sessizlikle "Bzzzzzrrr" sesi daha net duyulmaya başladı. İkimiz de elimdeki çantaya bakarken çantayı elimden aldı ve içindeki telefonu buldu. Ekrana bakarken ben bu saatte beni sadece ev arkadaşım arayabilir diye düşündüm. En geç saat iki gibi evde olurum demiştim. Telefonu bana uzattı. Gerçekten de arayan İlkay'dı. Açsam mı bilemedim ama bana verdiğine göre sorun yoktu.
"Alo." dememle İlkay'ın bağırması yüzümü buruşturmama neden oldu. Sadece "İyiyim merak etme. Ne zaman gelirim bilmiyorum; ama geleceğim." deyip kapattım.
Serdar bana bakıyordu hala.
"Gerçekten de göründüğün kadar safsın değil mi?" dediğinde ben salak değilim diye düşünerek kaşlarımı çattım.