B3- Baskın…

1163 Kelimeler
Bir hafta sonra… Uykumun arasında belli belirsiz bağrış sesleriyle açtım gözümü. Bir süre tavana dikildi gözüm. Evin kapısı dövülüyor gibiydi, tok sesli vuruşlar sabahın sessizliğini parçalıyor, içimde kötü bir his kıpırdanıyordu. “Fergan abi! Fergan abi!” Mahallenin çocuklarından biriydi seslenen. Pijamalarımla kalktım yataktan, merdivenleri inerken evin içindeki sessizlik daha da ağırlaştı. Annem salonda oturmuş, elinde tığ, örgü örüyordu. Ne kapı sesine dönüp baktı, ne de bir tepki verdi. Sanki o sesler, ben, dünya… hiçbiri yokmuş gibi. Tam ağzımı açıp “ana, kapıya baksana” diyecekken, o donuk, cam gibi yüzü boğazıma dizdi kelimelerimi. Kımıldamadı, gözleri ipliğe kilitli, dudaklarının arasında sessiz dualar dönüyordu sanki. Kapıya öyle bir vuruldu ki bu sefer, evi sarsıldı. “Patlama lan geldim!” diye bağırdım öfkeyle. Hızlı adımlarla kapıya yöneldim, tokmağı çevirip hışımla açtım. Karşımda, üstü başı ter içinde, nefes nefese kalmış bir çocuk. “Abi… Veysel abi yolladı, mekanı yine polisler basmış. Acil gelsin diyor.” Dişlerimi sıktım.“Bende onlara basim yeter amına koyim,” dedim öfkeyle. “Paralar mı bitti gene bu puştların? Tamam, siktir git. Geliyorum.” Kapıyı kapattım, yukarı fırladım. Hızlıca üstümü giyindim, kemerimi taktım, ceketimi kaptım. Arabamın anahtarını elime alırken annem hâlâ aynı yerdeydi. Ne sordu, ne baktı. Sanki yıllardır oğlunun kim olduğunu çoktan kabullenmişti. Göz göze bile gelmeden geçtim önünden. Kendine mırıldandığı bir dua kulağıma kadar geldi sadece: “Allah akıl fikir versin oğlum…” Ama ben artık Allah’tan değil, şansımdan medet umuyordum. Evin kapısını çarparak çıktım. Arabayı çalıştırdım, motorun sesi sabahın ayazını yardı. Kentin ıssız sokaklarında farlarım duvarlara vuruyor, gölgeler benden kaçıyor gibiydi. Kahramanmaraş, dumanla, sessizlikle, bir de benim gibi günahıyla ayakta kalanlarla doluydu. Mekana vardığımda, bir tane ekip arabası ışıklarını söndürmüş halde önünde duruyordu. Günün bu saatinde pavyon boş olurdu zaten; içeride olan, ya para koparmaya ya mal almaya gelen olurdu. Arabadan indim, gömleğimin yakasını düzelttim. İçeri girdim. Karanlık, ağır bir hava. Bu işte her baskın, yeni bir gün gibiydi. “Hayrola komserim?” dedim, sesimi yükseltmeden. “Hangi rüzgar attı sizi böyle içeriye?” Komser başını kaldırdı, beni tanır tanımaz dudak kenarıyla sırıttı. “Ooo Fergan! İhbar var gene. Ot satıyormuşsunuz mekanda.” Bir sigara çıkardım, yaktım. Dumanı komserin suratına doğru üfledim. “Yav komserim, sen de buna inandın mı? Bizim otumuz kendimize kadar. Biz sadece içiciyiz.” Masalardan birine oturup bacak bacak üstüne attım. “Sardırayım mı sana da komserim, kafa dağıtır biraz.” İçlerinden biri güldü, öteki ters ters baktı. Komserin gözleri üzerimdeydi, beni tartıyor gibiydi. Benim gözüm ise Veysel’i aradı. Bir iki saniye sonra köşeden çıktı; yüzü solgundu. “Abi,” dedi alçak sesle, “bizim çocuklar karakola götürülmüş, sadece mekana bakıyorlar şimdilik.” Başımı komserin yönüne çevirdim. “Komserim,” dedim, “sabah sabah bu kadar telaş niye? İşiniz mi yok memlekette, yoksa bizim mekana özel ilginiz mi var?” Komser yanaştı. “İşimiz ihbar, Fergan. Senin gibiler yüzünden uyku bize haram oluyor.” Cebimden bir tomar para çıkardım, sigaramın dumanı arasında masaya bıraktım. “Uyuyamamanın bedeli bu kadar mıdır komserim?” dedim, sesi net, ama tehdit gibi. Bir süre sessizlik oldu. Sonra komser parayı eliyle hafifçe itti, ama gözleri paranın üzerinde kaldı. “İşlem tutanakta gözükmez,” dedi kısık sesle. Masadaki kül tablasını elime aldım, sigaramın ucunu ezdim. Polisler toparlanmaya başladılar. Veysel bana yaklaşıp fısıldadı: “Abi, bu iş planlı. Birileri seni sarsmak istiyor.” “Kimmiş o?” dedim gözlerimi kısarak. “Bilmiyoruz. Ama ihbarın sesi içeriden gibi.” O an fark ettim; yeni gelen kadının gölgesi üst katta, pencerede belirdi. Bir elinde sigara, bir elinde kadeh. Gözleri benim üzerimdeydi. Gülümsedim.Ama bu kez alaycı değil, temkinli. “Bul Veysel,” dedim. “Kim nefes aldıysa, kim konuştuysa, kim baktıysa, öğreneceksin.” Veysel başını salladı. Polisler çıktıktan sonra mekanda tek başıma kaldım. Adımlarım üst katın merdivenlerine döndü, yeni kadının kapısına vardım. Alev. Gerçek adını bile bilmezdim; mekândaki ismi buydu. Sabahın bu saatinde uyanık olup olup biteni keyifle izlemesi sinirimi bozuyordu. Kapısını çalmadan açtım. İçeride ışık loş, sigara dumanı asılıydı; Alev kapının eşiğinde önümde duruyordu, gözlerinde en ufak korku yoktu. “Sen yaptın, değil mi?” diye sordum. Sesim buz gibiydi, odanın köşelerini oyuyordu. Elindeki bardağın içinden bir yudum aldı, makyajı hafifçe akmıştı ama hâlâ sert bakıyordu. “Ben yapmadım,” dedi. “Ama kim yaptıysa iyi yapmış.” İçimdeki ateş bir an için daha da yandı. Kadına doğru birkaç adım attım, bedenim gerildi; o ise geriye çekilmedi, sanki beklediği bir oyun başlıyordu. “Sen neleri iyi yapıyorsun, göster bakalım,” dedim. Ceketimi çıkarıp gömleğimin düğmelerini gevşetirken gözleriyle beni tartıyordu. Bir an kendimi kaybetme eşiğine geldim; ama sonra, hedefine ulaşmak isteyen bir adam kadar soğuk adımlarla, öfkemin başka bir yolunu buldum. “Soyun,” diye bağırdım. Alev titredi, elleriyle elbisesinin askılarını azar azar yana itti; bu, arzuyla değil, bir teslimiyet numarasıydı — benim tok sesimden, mekânda konuşulanlardan çok şey öğretmişti. Yarı soyunup yatağa uzandım ellerimi başımın altına koyup sırtımı yasladım. Ama öfkem hâlâ içimde kaynıyordu. Ben yatakta uzanırken onun, o yavaş hareketleri dahada çok sinirlerimi bozuyordu. Hızlıca kalktım. Saçlarından yakaladım.. “ Bana neyi iyi yaptığını göstereceksin. Orospu!” Alev’in gözleri doldu, ama aldırmadım. Saçlarından tuttuğum gibi yere doğru fırlattım… “Tamam, tamam anlatacağım..” dedi korkuyla.. “Tahir.” Dedi titreyen dudaklarının arasından, “beni buraya o yolladı. Kardeşimle tehdit ediyorlar mecbur kaldım.” Yüzüme küçümseyen bir gülücük takındım.. “Demek, Tahir’le iş tutuyorsun..” Ağlamaya başladı, korkak gözleri üstümde gezerken “ Nolur affet, ne istersen yaparım Fergan” dedi hıçkırıklarının arasından.. Onun o yalvararak ağlaması, içimi hiç soğutmadı.. “ Affettir kendini” dedim yüzüme alaycı bir gülüş takınırken.. Alev oturduğu yerden kalkmadan göz yaşlarını sildi. Saçlarında ki tokayı çözdü. Yerinden doğrulup üstündekileri çıkararak bana doğru adımladı.. Tüm dişiliğini kullanarak, beni baştan çıkarıp kandırabileceğine inanmış gibi ellerini boynuma atıp, kulağıma usulca fısıldadı.. “ Sana gerçek bir kadının nasıl olduğunu göstereceğim…” Dudaklarını boynuma bırakırken, elini kemerime attı. Derin bir nefes aldım. Kemerimde ki elini yakaladım. Tedirgin gözlerle kaldırdı kafasını. Yüzüme baktı. Anlamaya çalışıyordu.. Eğildim, yüzümde soğuk bir gülümseme ile sessiz ama net bir şekilde konuştum, “ Ben kaliteli orospu severim, senin gibi ucuzları değil. Şimdi topla pılını pırtını. Siktir git.” Korkudan açılan gözleri doldu, çenesi titriyordu. “ Fergan nolur, gidecek yerim yok. Tahir duyarsa yakalandığımı kardeşimi de fahişe yapar. Nolur ne istersen yaparım.” Ben merhamet etmeyi bırakalı uzun zaman oldu… “ Ne sen, ne de kardeşin gram sikimde değilsin. Hadi siktirgit.” Gömleğimi aldım üzerime geçirdim. Ceketimi elime alıp hızlıca odasının kapısını çarpıp çıktım.. Aşağı indiğimde ortalık sessizdi. Veysel, çocukların peşinden karakola gitmişti. Polis herkesi toplamış, mekân bomboş kalmıştı. Kapının önüne çıkıp sigaramı yaktım. Cebimden küçük bir kâğıt çıkarıp bakkalın çırağına uzattım. “Git bunu Esma ablana ver. Çeneni sıkı tut, yoksa o dilini keserim.” Çocuk korkuyla başını salladı. Parasını cebine sıkıştırdım. “Hadi, koş.” Uzaklaşan ayak seslerini dinlerken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Ne polis baskını, ne de içeriden sızan ihbar… Bu sefer işin rengi başkaydı. İçimdeki huzursuzluğun adı Esma’ydı. Beni gerçekten seven bir kadındı. Ama ben onu sevmezken, acaba onun sevgisine mi sığınıyordum? Yoksa sadece bana ait oluşuna mı tutunuyordum, bilmiyorum. Bildiğim tek şey… merhametimin sesine kulaklarımı kapatmaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE