Saçımı okşayan el ile kaşlarım çatıldı. Hızlıca gözlerimi açtığımda karşımda gördüğüm Brogan ile rahatladım. Gözlerimi yeniden kapatıp Brogan'a doğru dönüp yatağın için kıvrıldım.
Bu Halime Brogan güldü. " Hadi Melanie. Uyan. Yola çıkacağız. " dediğinde yeniden bu sefer yavaşça gözümü araladım.
Ast'ın yatağına dönüp baktım. Onun olmadığını gördüğümde tekrardan kaşlarım çatıldı. " Astrid nerede? " diye sordum.
Brogan ona takılmayıp " Artık kısaltmıyor musun ismimleri? " diye sordu.
Bu sorusuyla gülümseyip " Dün gece rüyamda kısalttığı için bana küsen bir ekip gördüm. Tahmin et kimlerden oluşuyordu o ekip. " diye sordum.
Bunun ile güldü. " Yani şimdi artık isimleri ile mi hitap edeceksin? " diye sordu. Bu sorusuyla kafamı salladım.
Brogan birkaç saniye sustu. Sonra ise aklına yeni gelmiş olacak ki " Astrid aşağı indi bu arada. " dedi. Sonra kapıya doğru ilerleyip " Hazırlan Melanie. " dedi.
Dün aklıma düşen düşünceler ile yutkundum ve Brogan'a bakıp " Brogan! " diye seslendim.
Bu seslenişim ile olduğu yerde durup bana baktı. Söyleyeceğim şey ile yutkundum. Üzülür ya da kızar mıydı? Bilmiyordum ama öğrenmem lazımdı.
" Akademiye giremezsem ya da senin kadar başarılı bir savaşçı olamazsam insanların beklentilerini karşılayamazsam insanlar konuşacak. Bu seni üzer mi ya da soyadına leke sürer mi? " diye sordum çekinerek.
Sorum ile Brogan kaşlarını çattı. " Bunu aklına kim soktu senin? " diye sordu sertçe.
Gözlerimi kaçırdım. " Hiç kimse söylemedi. " diye mırıldandım. Geralt dememek daha doğru gelmişti.
Bu dediğim ile Brogan yanıma geldi. Yatağımın kenarına oturup ellerimi büyük ve soğuk olan elleri arasına aldı. Güven verircesine sıkıp " Ne olursa olsun öyle bir şeye izin vermem. İnsanların hakkında, hakkınızda kötü bir şey söylemesine asla izin vermem. Ayrıca insanların düşündükleri ve konuştukları şeyler umrumda değil. Önemli olan istediğin yerde olman Melanie. Olduğun yerden memnun olursan, savaşçı olmayınca mutlu olacaksan kabulüm. Ya da normal savaşçılarla aynı olduğun zaman mutlu olacaksan yine kabulüm. Önemli olan mutluluğun, mutluluğunuz Melanie. " dedi bana şefkatle gülümseyerek.
Brogan'a bakıp " Yani insanların benden bekledikleri olamazsam üzülmeyecek ya da kızmayacaksın. " dedim sorar bir sesle.
Bu dediğim ile Brogan beni kendine çekip sarıldı. " Asla! " dediğinde gülümsedim ve bende Brogan'a sarıldım. Brogan gülerek " İnsanların senden bekledikleri neymiş? " diye sordu.
Bu sorusuyla Brogan'a daha fazla sokulmuş " İşte şey Black soyadından. Yani liderlik, güç gibi. " dedim. Ama Brogan'a sarıldığım için sesim boğuk çıkmıştı.
Brogan gülüp " Nasıl istiyorsan neyi istiyorsan onu yap. Kendine zarar vermediğin, elinden gelenin en iyisini yaptığın ya da olmak istediğin kişiyi olduğun zaman sorun değil. " dedi.
Dediği ile geri çekildim. " Şimdi çık odadan da hızlıca hazırlanıp geleyim. " dedim. Brogan saçımı okşayıp araya kalktı. Ve yavaşça odadan dışarı çıktı.
Brogan'ın odadan çıkması ile hızlıca ayağa kalktım. Banyo yapıp kıyafetlerimi giyindim.
Büyük adımlar aşağı indiğimde ağlayan bir Geralt ile karşılaştım. " Ne oldu be buna? " diye sorduğumda herkes bana döndü.
Brogan alayla gülüp " Biz gidiyoruz diye ağlıyor. Çok özleyecekmiş sizi. " dedi. Bu alayla ifadesi ile Geralt gözlerini büyüterek ona döndü.
" Siz gidiyorsunuz diye mi? Siz gidiyorsunuz diye onca şarkı söyleyip oyun oynadım lan demin. " diyip arkasını döndü.
Arkasında bir şey görememem ile kaşlarım çatıldı. Ne anlatmaya çalışıyor burada arkadaş? " Eeeeee. Ne olmuş? Ne var götünde? " dedim.
Geralt baka hızla dönüp " Seni fesat. Götüme bakmayacaksın. Kafama bakacaksın. " dedi ve yeniden arkasını döndü.
Kafasında gördüğüm kızarıklık ile kıkırdadım. Geralt hırsla bana dönüp " Bragon beni sen gelmeden önce dövdü. Kafam acıyor . " dediğinde sessizce gülmek yerine kahkaha attım.
Bu kahkaham ile Geralt küskünce kollarını bağladığında onun beline sarıldım. " Valla özleyeceğim seni. Aramızda kalsın ama bu ruhsuz adam ile hayat çok zor. " diye söylendim sonlara doğru sessizce.
Geralt kıkırdayıp " Bilmez miyim bu huysuzu? 3 yıl aynı odayı paylaştık. " diye söylendi. Bu haline kıkırdadım.
Bir süre herkes ile vedalaşıp atlara bindik. Yola çıktıktan bir süre sonra yerleşim yerinden uzaklaşmıştık. Bir süre dediğime bakmayın. Neredeyse akşam oluyordu. Hava kararıyordu yavaş yavaş.
Güneş yerini Ay'a bırakmak için yavaş yavaş batıyor, Ay ise geceyi ışığı ile aydınlatmak için yavaş yavaş doğuyordu.
" Ne kadar yolumuz kaldı Brogan? " diye sordum Brogan'a yaklaşarak.
Brogan bana bakıp " Akşam yemeğine yetişiriz muhtemelen. 10 dakika bilemedin 15 dakika yolumuz kaldı. " dedi. Bu dediği ile yavaşça önüme döndüm. Bir süre sonra gözlerim gitti.
Belimde olan Brogan'ın bana aldığı hançer ile gülümsedim. Kılıçlarımızı oklarımızı taşımıyorduk. Ama hepimizin belinde hançer vardı. Tabi Brogan da hem hançer hem kılıç vardı ama olsun. Bir ara Brogan bize tam anlamıyla öğrenene kadar hançer de kılıç da yanımızda taşımamıza izin vermeyecekti. Ama sonradan biz ısrarlarımız ile hançere ikna etmiştik.
O zamandan beri hançeri hiç yanımdan ayırmamıştım. Yatarken bile yastığımın altına koyuyordum.
Brogan bize dönmeden " Geralt size ne anlattı? " diye sordu.
Bu sorusuyla Astrid heyecanla doğrulup " Seninle çıktığı görevleri anlattı. Çok eğlenceli ve heyecanlıydı. " dedi.
Bu haline gülümserken Michael alayla gülüp " İrade tutucunun kalp gözü ile yaptığın şeyi de anlattı. En sevdiğim kısımdır da kendisi. " dedi.
Bu dediği ile biz gülerken Brogan söyleniyordu. Ellery Brogan'a bakıp " Nereden aklına geldi bunu yapmak Brogan? " diye sordu.
Bu soruyla Brogan bize kısa bir bakış atıp " Beni sinirlendirmişti. Onu anlatmaz tabi. Beni sinirlendirdi. Bende sinirlenince irade tutucunun kalp gözünü söküp kullandım. " dedi.
Bu dediği ile güldüm. Douglas'ın Brogan'a korkulu gözlerle baktığını fark edince yelesini okşadım. " Merak etme Doug. Sana kimse dokunamaz. " diye mırıldandım.
Douglas kafasını bana çevirip " Niye her ismi kısaltıyorsun? Salsana kızım isimleri. " dediğinde güldüm.
" Ama güzel kısaltmalar. Ayrıca üşeniyorum belki. " dediğimde Douglas " Ona ne şüphe. " dedi alayla.
Dudak büzüp kollarımı bağladım. " Ayıp. Ben şaka yapmıştım sadece. Artık isimleri kısaltmayacağım zaten.
Douglas bana döndüğünde küskünce ona baktım. O ise " Üzülme! Küsme bana. " dedi. Bu dediği ile kafamı diğer tarafa çevirdim.
Hareketimi gören Douglas birden şaha kalktı. Yavaşça geriye kayarken hızla gözlerim büyüdü. Kollarımı çözüp hızla Douglas'ın boynuna doladım. Douglas gülüp " Öyle affettirirler. " dediğinde Güler gibi oldum. Ama yinele kafamı ormana çevirdim. Hava kararmak üzereydi.
Gördüğüm hareketlilik ile kaşlarımı hafifçe çattım. Daha dikkatli ormana bakmaya başladım. Demin ormanda bir insan kafası gördüğüme emindim.
Ruh yatkınlığımı kullanmayı denedim. Belki oradaki kişiyi hissederdim. Ama hiçbir şey hissedemedim. Bir bariyer vardı sanki. Engelliyordu beni. Ya da herkeste o bariyer vardırma böyle kullanmıyorlardı.
Yavaşça yutkunup Brogan'a yanaştım. Daha fazla ormana bakmamıştım. Brogan ona yaklaşmam ile bana döndüğünde yutkunduk tekrardan. Korkuyordum. Kalbim çok hızlı atıyor karnım ağrıyordu.
" Brogan! Benim tarafımdaki ormanda galiba biri var. " dedim. Bu dediğim ile Brogan'ın kaşları çatılır gibi oldu. Ama hemen düzeldi.
" Emin misin Melanie? " diye sordu Brogan.
Bu dediği ile yavaşça kafamı salladım. Douglas bana dönüp " Bende gördüm orada bir şey Melanie. " dediğinde Brogan'a " Emin gibiyim. Douglas'ta görmüş. Bende demin birini gördüğüme eminim. Yatkınlığımı kullanınca da orada bir bariyer barmış gibi hissettim. " dedim.
Bu dediğim ile Brogan etrafına bakmadan önüne döndü. Bir süre ilerlemeye devam ettik. Hiç durmamıştık. Brogan bir süre sonra bana dönüp sakince " Melanie bu yolun sonunda saray var. Bu yolu takip edersek sağa sola sapmadan 7 dakikaya sarayda oluruz. " dedi. Kaşlarım çatılır gibi oldu. Ne demek istiyordu bu şimdi?
" Bir şey olursa, bir saldırı gibi, direkt saraya ilerlemenizi istiyorum. Durmadan, arkanıza bakmadan ilerlemeyi unutma. Beni arkada bıraksanız gerekse bile. Anladın mı? " diye sordu.
Söyledikleri ile yavaşça kafamı salladım. Salaklık yapmaya gerek yoktu. Dursakta ona bir bok faydamız olmayacaktı. " Saraya gidince olayı anlatırsınız ona göre hazırlanıp, birlik gönderirler. " dedi. Bu dediği ile yeniden kafamı salladım.
Atlarla biraz daha ilerledik. Saraya 5 dakikalık bir uzaklığımız kalmıştı muhtemelen. Çalıların arasından duyulabilir bir hışırtı sesi geldiğinde kafam direkt Brogan'a döndü. O ise odaklanmış bir şekilde ilerliyordu.
Duymamış gibi ya da fark etmemiş gibi mi yapıyordu? Arkamı döndüğümde duran diğerlerini gördüm. Kafam ile işaret vererek ilerlemelerini sağladım.
Biraz daha ilerledikten sonra bir anda ağaçların arasından çıkan ve etrafımızı saran kişiler ile yutkundum. Brogan'a döndüğümde kafasını hafif eğip elini kılıcına attı. " Şimdi. " demesiyle bana hızla arkamı dönüp " Takip edin beni. " diyip hızla ilerlemeye başladım.
Diğerleri tam olarak ne olduğunu anlamasalarda beni dinleyip takip etmişlerdi. Hızlıca dört nala ilerlerken yutkundum. Gönlüm Brogan'ın bırakmaya el vermiyordu. Ama bir bok yapamayacağım için sessizce kabullenmiştim.
Rüzgar giydiğim silah pelerinin başlığını açmıştı. Aynı şey diğerleri için de geçerliydi.
Rüzgar yüzümü hafifçe okşarken arkamı döndüm. " En hızlı şekilde gidin. Saray bu yolun sonunda. 2 ya da 3 dakikalık yolumuz kaldı. Hızlıca saraya ulaşıp yardım çağırmalıyız. " dedim.
Hepsi beni onaylarken Ellery önüme geçti. Onun atı zaten daha hızlıydı. Michael ise yanıma gelmişti. Hissettiğim hava akımını yaran şey ile hızla arkamı döndüm. Peşimizde olan 3 kişi gördüm. Birinin elinde ok ve yay vardı.
" Ne olursa olsun durmayın. Arkamızda 3 kişi var. " dedim.
Astrid telaşla " Ne yapacağız Melanie? " diye sordu.
Astrid'in bu sorusunu arkamı dönmeden yanıtladım. " Dediğim gibi Astrid. Durmadan ilerleyeceğiz. Arkamızda birini bırakmamız gerekse bile ilerlemeliyiz. Başka türlü yardım edemeyiz. Hepimiz onların 1 tanesine bile denk değiliz. " dedim.
Son hız ilerlerken bir yandan da Douglas ile konuşuyordum. Ve konuştuğum için en arkaya kalmıştık. " Douglas ne yapmalıyım? " diye sordum.
" En doğrusu demin dediklerin Melanie. Denk değilsiniz. " dedi.
Bu dediğini onaylarken omzumda hissettiğim acı ile çığlık attım. Douglas'ın üstünde dengemi sağlayamayıp düşerken Douglas'ın " Melanie. " diyişini duydum.
Hızlı bir şekilde ilerlerken düştüğüm için yuvarlandım biraz. Ben yuvarlanırken bir yandan da Axel'in " Melanie! " diye bağırışını duymuştum.
Hemen arkasından ise Michael'ın " Astrid. Önüne dön. Ona faydamız olmaz. Saray biraz ilerde. Oraya ulaşmalıyız. " diyen sesini duydum.
Peşimizdeki 3 kişiden oklu olan durdu ve atından indi. Diğerleri ise Michaellerin arkasından ilerlemeye devam etmişlerdi.
Attan inen adam bana ilerlerken gözlerimi açık tutmak için zorluyordum. Çünkü acıdan habire kapanıp doluyorlardı.
Adam benim yanıma gelirken kafamı omzuma çevirdim. Sol omzumda duran ve yuvarlanmam iyice etime gömülen ok ile sağ gözümden bir damla yaş aktı. Kolumu hafif oynatmaya çalıştığımda hissettiğim acı ile hızla gözümü kapat inledim.
Adam benim yanıma gelip yaralı omzumdan tutarak ayağa kalktığında bir kez daha çığlığım ormanda yankılandı. Gözlerimden yaşlar daha çok akarken daha sıkı yumdum gözlerimi.
Acıdan dolayı vücudum uyuşursan adamın hareketlerine karşı çıkamadım. Adam beni atına bindirip kendi de arkama bindi. Sonra ise Brogan'ın olduğu yere doğru ilerledi.
Acıdan gözlerimi bile düzgün açamazken etrafımda olanları tam olarak anlayamıyordum. Adam önce kendini indirip sonra beni attan indirdi. Adam " Efendim? " dedi sorar bir sesle.
Bir süre sonra acı olsana hadi alıştığımda gözlerimi araladım. Beni tutan adam karşımdaki adama bir şeyler anlatıyordu. " Efendim aralarındaki benzerlik gözle görülür bir şekilde var. Kız olduğu çok belli. Bunu kullanabiliriz ona karşı. " diyordu karşısındaki adama.
Beni tutun adamın efendim dediği kızıl saçlı adam elleriyle yüzümü tutup inceledi adam. Sonra pis pis sırıtıp " Brogan'ın kızı olmalı. " dedi.
Göz devirip " Deminki adam ne dedi lan? Sanki sen muhteşem bir çıkarım yapmış gibi davranıyor bir de. " dedim alayla.
Adam ise çenemi daha sıkı tutup kafamı farklı bir yöne çevirdi. Kafamı çevirdiği yöne baktığımda birden fazla kişi ile dövüşen Brogan'ın gördüm. İstemsiz bir şekilde tebessüm ettim. Deminki korkum gitmiş yerine güven duygusu gelmişti.
Yüzümü tutan adam yüzümü bırakıp birden oku çekti. Ok derimden çıkmada derimi parçalayarak hareket ettiği için 3. kez çığlık attım.
3. kez çığlığım inletmişti ormanı.
Çığlığım ile ilerde birbirine arpan kılıç sesleri durmuştu. Ne zaman kapattığını bilmediğim gözlerimi hafifçe araladım. Hafifçe esen rüzgar içe yüzümün ıslaklığını hissetmiştim.
Gözlerimi Brogan'a çevirdiğimde hâla savunma pozisyonunda elindeki kılıcı bırakmadan durduğunu gördüm. Brogan " Melanie. " diye mırıldandı gözü sol omzuma kaymıştı.
Michael'ın ağzından;
Melanie yere düşer düşmez adamlardan biri onunla kalıp diğer ikisi bizim arkamızdan ilerlemeye devam etti.
Astrid duracak ve geri dönecek gibi olduğunda " Astrid. Önüne dön. Ona faydamız olmaz. Saray biraz ilerde. Oraya ulaşmalıyız. " dedim.
İstemeye istemeye herkes son hız ilerlerken sarayı gördüm. Saraya gittiğimizde askerler sirkenize doğru gelmişti. Ama arkamızdaki ikiliyi görünce nerden çıktığını bilmediğim iki asker yukardan adamların enselerine binip " Bileklerine kelepçeler taktılar. Yanımıza birden fazla kişi gelirken hızla attan atlayarak indim.
En kıdemli gibi gözüken kişiye bakıp konuşmaya başlayacaksan Astrid titreyen sesi ile " Brogan Black ve Melanie Black. Arkada kaldılar. Tuzak kurulmuştu. Yaralı Melanie. Yardım edin ona. " dedi.
Dediklerinden ben bile düzgün bir anlam çıkaramamıştım. Adam Melanie'nin omzuna dokunup " Sakin ol. Tamam mı? Düzgün anlatsın biri. " dedi sona doğru bize bakarak.
Hızla öne çıkıp " Buraya geliyorduk. Sonra saraya 5 dakika kala birden etrafımız sarıldı. Brogan bizi buraya gönderip kendi kaldı savaşmak için. Bizde buraya gelirken peşimize düşen adamlardan biri Melanie'ye ok attı. Ok ile Melanie dengesini kaybedip düştü. " dedim hızlıca özet geçerek.
Adam arkasındakilere dönüp " Herkes hazırsa gidiyoruz. Atları getirin. " dedi adam.
Yanındaki adama dönüp bizi işaret ederek " Onları içeri götür. " dedi.
Bizi bir adam alıp içeri götürürken demin herkese emir veren adam ile birlikte 20 kişi gelen atlara binip yola çıktı.
Bu bölüm için aklımda bir şey yoktu. Yarım kalmıştı bölüm. Devam ettirememiştim. Ama zorlamazdım. Neredeyse 2 hafta kadar sadece açıp boş boş baktım. Ama sonra bir bakmışım yazıyorum ve bizimkilere tuzak kurmuş hainler var. ĞORWVJĞOVĞOOVJJOĞ.
Melanie ölecek mi gibi salakça bir soru sormayacağım. Boşuna beklemeyin. Ana karakter kitabın başında ölmez aşk okuyucularım.
• Bölüm nasıldı?
• Sizce ne olacak?
• Herkese emir veren kişi kimdi sizce?
• Bu tuzağı kuran adam ne istiyor sizce?