"KARŞILAŞMA💥"

1536 Kelimeler
Israrla çalan kapıya baktı Neslişah ve Tülay. Genç kız oturduğu yerden kalkarken; "Kim ki bu saatte?" diyerek o yöne adımladı. Kapı aralıksız bir şekilde yumruklanıyordu. Uzanıp kolunu aşağı indirdiği an, Kapı sert bir şekilde ardına kadar açılıp duvara çarptı. Tam karşısındaki kişiye bağıracağı anda, uzun boylu, yanık tenli , tabiri caizse filinta gibi olan adamla göz göze geldiler. Karşısında nefes nefese duran adam az önce ablasının kaza geçirdiğini söylediği Karahan'dan başkası değildi. Genç adam , kızın gözlerine öyle bir baktı ki, o da şaşkındı. Çünkü az önce sahnede hayranlıkla seyrettiği kız şu an karşısında duruyordu. Ama önce şu Halit işini halletmeliydi. Tabi ki kasılmaları kendine izin verirse. Bir adım atmıştı ki, başı dönüp gözleri kararmaya başladı. Kapının eşiğinde durup elini pervaza attı. Bakışları yavaşça yere kayarken dengesini kaybetmeye başlamıştı bile. Neslişah dengesini kaybeden genç adımın beline kollarını sardı. İçeri doğru seslendi; "Hurşiiitt!! Nur!!!" telaşla kendine doğru koşturan ayak seslerinin yanı sıra apartmanın merdiveninden de yukarı doğru koştukları belli olan birileri çıkıyordu. Karahan; "Balkonda.." diyebildi . Sadece Ve koca cüssesiyle eşikte kendini tutmaya çalışan Neslişah'ın üzerine yığıldı. Karahan'ı ayakta tutmaya gücü yetmeyen genç kız üzerinde genç adamla birlikte yere düşmüştü. Düşmenin etkisiyle sırtı yere gelen Neslişah, ağır bedenin altında nefes almaya çalışırken , ciğerlerine dolan koku onu o güne, bundan bir yıl önce birlikte o odanın içinde yaşadıklarına götürdü. Başını genç adamın boynundan çekip , bakışlarını tepesinde dikilenlere çevirdi. Tülay ağzı açık bir şekilde kardeşine bakıyordu, Beril de aynı şekilde, Hurşit'in gözlerinde gördüğü muzır ifadeyi es geçse de Nur'unda Hurşit'ten farkı yoktu. Ama yabancı iki ses telaşla böldü ; "Karahan!!" "Karahan!!" Üzerindeki ağırlık bir anda hafiflemeye başlamıştı. Çünkü tanımadığı o iki ses , Karahan'ı iki yanından tutup kaldırıyorlardı. Neslişah tamamen üzerinden kalkan adamın, kollarından tutanlara baktı ve birden ayaklanıp baygın adamın bedenine sarıldı; "Bırakın onu!" Mehmet ve Tarık birbirlerine baktılar. Mehmet; "Bu bir tesadüf mü yoksa Karahan bu kızın burada oturduğunu biliyor muydu?" diye düşündü içinden. Ama o sıra da da Tarık'a gözleriyle sorun yok der gibi bakıyordu. Tarık ; "Biz arkadaşlarıyız. Adrenalinden bayılmış olmalı çok koştu da." dedi geçiştirmek isteyerek. Neslişah gözlerini ayırıp; "Nereden bileyim arkadaşları olduğunuzu! Bırakın dedim!" derken genç adamın beline daha sıkı sarıldı. Tarık ; "İnan çok isterdik bırakmayı fakat az önceki gibi altında kalıp ezilebilirsiniz." dediği an Neslişah bağırdı. "Ablaaa!! Ablaaa!! Serkan'ı ara çabuk.!" Mehmet buna gerek olmadığını söylemek istiyordu. Zaten kazadan önce Neslişah'ı araştırıp bulan da o değil miydi. "Neslişah Hanım.." dediği an genç kız bakışlarını iri yarı olan adama çevirdi. Kaşlarını çatıp; "Adımı nereden biliyorsun sen!" diye adama çıkıştı. Tarık, Mehmet'e bakarak başını salladı. Ne oluyo lan der gibi. Ama Mehmet gözlerini devirip ; "Nevşehir'de konağa geldiğiniz gün bende oradaydım." dediğinde Neslişah'ın o gün yağmurlu havada Karahan'a şemsiyeyi getirenin karşısındaki dev adam olduğunu hatırladı. Öksürüp adamlara bakmadan; "Yine de onu bırakamam kendine gelene kadar burada kalmalı." derken , Hurşit'in yüzüne piç bir gülümseme yerleşti. Tülay hala şaşkındı, Beril ve Nur yavaşça geri çekildiler ve kapının önünü açtılar. Tarık arkadakilere bakış atıp, yalandan gülümsedi; "Siz bilirsiniz o zaman müsaadenizle. Hadi Mehmet." diyerek Neslişah'ın yönlendirmesiyle onu genç kızın odasına taşıdılar. Yatağa yatırıp ayakkabılarını çıkardıklarında , diğerleri odanın kapısında sessizce onları izliyorlardı. Odadan çıkıp tekrar salona geçtiler. Salonda hepsi ayakta kalmış öylece dururlarken sessizliği Nur bozdu; "Ee arkadaşınız ayılana kadar oturun bari." diyerek arkalarındaki koltuğu işaret etti. Aynı anda herkes bir yerlere oturduğunda Tarık; "Ee Mehmet söyle bakalım Neslişah Hanım, Karahan'ı nereden tanıyor?" Mehmet yan yan Tarık'a baktıktan sonra tam konuşacağı sırada Neslişah; "Bana da sorabilirdiniz." dedi. Tarık; "Kimsenin konuşmaya niyeti yoktu. Bende sizi tanımadığım için Mehmet'e sormak istedim." diye yanıtladı. "Nevşehir." dedi Neslişah. "Geçen sene orada karşılaştık. Ama .." "Ama..?" dedi Tarık. "Ama o kadar yani .. o günden sonra görüşmedik." derken aslında Neslişah çok detaya da girmek istemiyordu. Nur Mehmet'i süzerken, Mehmet bakışlarını Neslişah'a çevirdi; "Neslişah Hanım aslında .." dedi. Tam Mehmeti'in konuşacağı sırada Hurşit; "İşte konuşmanın en önemli yeri geliyor arkadaşlar. Bir saniye bir saniye çay demlenmişti zaten içerken anlatın." dedi. Fakat kalkıp doldurmaktansa diğer kızlara kaş göz yapıyordu kalkın çay getirin der gibi. Ama hiç biri oralı olmuyordu. Diğerleri de Hurşit kadar merak ediyorlardı Mehmet'in ne söyleyeceğini. En son Beril dayanamadı ve tek kaşını kaldırıp Hurşit'e ters bir bakış attıktan sonra mutfağa yöneldi. Hurşit sahte bir gülümsemeyle; "Biz çok misafirperveriz eğer çay yerine kahve içmek isterseniz?" dediği an, Tarık ; "Aslında ben bir bardak su alsam iyi olur." diyerek ayaklandı. Az önce çay için her birinin birbirine attığı bakışı gördükten sonra... Hurşit oturduğu yerden kalkmadan; "Aslında kızlar getirirdi ama mutfak solda .." diye seslendi arkasından. Tarık sessizce mutfağa yöneldi, İçeri girdiğinde az önce ki kız tezgaha tepsiyi koymuş, bardakları tepsiye diziyordu. Dolabı açıp raflara uzandı Beril. Evdeki kimse şeker kullanmadığı için en üst rafta unutulmaya yüz tutmuş şekerliği almaya çalışıyordu. Uzanmıştı fakat hala eline geçirememişti camdan şekerliği. Tarık bir kaç adım attığında , Beril ayak parmaklarının üzerinde yükseldi. Tutmuştu şekerliği ancak kendine doğru milim milim çekiyordu. Tarık tamamen yaklaşıp Beril'in arkasında durdu. Kızın almak için büyük uğraşlar verdiği şekerliğe kolayca uzanıp raftan alırken elleri birbirine değmişti. Beril dona kalmıştı, bakışlarını çevirip başının üzerinden şekerliğe uzanan adama aşağıdan baktı. Tarık şekerliği alıp ona uzattığında. "Sanırım içerideki ibibik bir halta yaramıyor." dedi. Tarık'ın elindeki şekerliği alan Beril gülümseyip; "Aslında sandığınız gibi değil. " diyerek aldığı şekerliği tepsiye bırakıp tekrar yanında ki bir doksan, koyu kahve gözleri parlayan , dolgun dudaklı , dalgalı saçlı hafif esmer, okyanus kokulu adama geri döndü. "Teşekkür ederim." dedi. Tarık gülümseyerek ; "Su almak için gelmiştim ama .. Teşekküre gerek yoktu." diyerek kızın gözlerinin içine baktı. Karşısındaki kız bir altmış belki bir altmış beş falandı. Yosun yeşili gözleri, siyah düz uzun saçlarıyla birlikte ormanda bir nehire düşen yakamozu andırıyordu. Sağ gözünün altında üst üste iki ben vardı. Birden aklına tiyatro oyunu geldi. Evet evet bu kız o kızdı . Ve bugün deli gibi tesadüf üzerine tesadüf yaşanıyordu. Beril raftan bir bardak alıp su doldurdu ve Tarık'a uzattı. Tarık teşekkür edip Beril'in elindeki bardağı alırken yine parmakları birbirine değmişti. İçip yanında duran tezgaha koymaktansa tekrar kıza uzattı. Parmaklarının birbirine değmesinden oluşan his Tarık'ın hoşuna gidiyordu. Beril bardağı alıp tezgaha koyduktan sonra ; "Ben Tarık ." diyerek elini uzattığını gördü yanındaki adamın. Kendisi de elini uzatıp adamın gözlerinin içine bakarak; "Beril ." dedi. Bir süre elleri ayrılmadan öylece birbirlerinde kaldılar ama o sırada Hurşit'in sesi duyuldu; "Kız Beril.. Hadi artık Karadeniz'den mi getiriyorsun bu çayı." diyerek içeri girerken Beril birden elini çekti. Tarık içeri giren bu tuhaf hareketli adama ters bir bakış attıktan sonra , yanından yürüyüp mutfaktan çıktı. O sırada çayları hızla bardaklara dolduran Beril'i dürttü Hurşit; "Durdun , durdun . Turnayı gözünden vurdun ."dedi kıkırdayarak. Beril hiç istifini bozmadan ; "Abart Hurşitcan abart!" dedi kısık sesle. Hurşit gözlerini kırpıştırarak, kollarını göğsünde bağlayıp seke seke çıktı mutfaktan. Beril'de elinde çay tepsisiyle Hurşit'in peşinden çıkıp salona girdi. Orta sehpaya bıraktığı tepsiden herkes çaylarını alırken Beril'in yerine Hurşit oturmuştu. Ve tek boş yer Mehmet'in yanıydı. Birden Nur ayaklandı ve bu anı fırsata çevirerek gördüğü andan beri süzdüğü Mehmet'in yanına oturacaktı. "Gel Beriltoş buraya otur." dedi. Beril itiraz edemeden elinden tutup kalktığı yere oturttu. Kendisi de karşıda oturan Mehmet'in yanına yaklaşarak; "Aaa burası boşmuş, bende buraya oturayım bari.." diyerek gösterdiği boş yere Mehmet'in yanına oturdu. Şimdi herkes Mehmet'in ağzından çıkacakları bekliyordu. Mehmet ise çayından bir yudum alıp merakla kendisine bakan gözleri süzdü. "O gün dedi. Halil Ağa'nın yani Karahan'ın dedesinin kalp krizi geçirdiği gün ... O gece Karahan evden çıkıp gitti. Çok sürmedi Halil Ağa fenalık geçirdi. Karahan bu haberi duyduğunda çıkıp geri geldi ama o zaman bile yüzünde başka bir şey vardı. O günün ertesi günü beni arayıp, Neslişah hanımın fotoğrafını gönderdi. Arayıp bulmamı istedi. Sizi bulduğumda bir oteldeydiniz ve İstanbul'a uçuşunuz vardı. Çıkışınızı yapmadan önce Karahan'a haber verdim. Neslişah'ı takip etmemi kendisininde yolda olduğunu söyleyince peşine düştüm. Hava alanına bizden önce gitmek için arabasını kestirme yoldan sürmüş. Ve..." dedi Mehmet. Neslişah'a bakarak. "O gün bir tırla çarpışıp kaza geçirdi. Uzun süre tedavi gördü." dediği an Neslişah'ın gözlerinin önüne havaalanına giderken gördüğü o kaza geldi. "Neden!" dedi elindeki çay bardağını bırakıp Mehmet'e bakarken. "Beni bulmanı neden istedi?" Mehmet başını sağa sola salladı . "Bilmiyorum." dedi. Derin bir nefes alıp ; "Kendine geldiğinde hafızasında boşluklar vardı. Bir çok şeyi hala hatırlamıyor." dedi sert adam. Neslişah'ın aklında bir sürü soru işareti belirmişti, O gece konuşup anlattıklarından sonra kendisini görmek istemeyeceğini düşünmüş olmasına rağmen ertesi gün başka birine kendisini bulmasını söylemişti. Ve havaalanına ne için geliyordu da o aceleyle kaza yapmıştı. "Karahan'la konuşmalıyım." dedi Neslişah. Karşısında oturan iki genç adam da aynı anda ; "Olmaz!" dediler. Neslişah bir Mehmet'e bir de Tarık'a baktı. "Neden?" diye sordu. Bu defa Tarık konuştu; "Olmaz çünkü hafızasındaki boşlukları kendisinin doldurması gerek. Aklına gelen şeyleri sorduğunda anlatıyoruz. Biz unuttuğu bir şeyi söylediğimiz zaman beyin kendisine reset atabilirmiş. Doktoru döne döne söyledi. Komaya girme ihtimali bile varmış." derken sesi kısıktı. Hurşit'in ağzı açık ; "Aaa .." dedi.Ardından; "Olaya bak ya . Kızım anlamıyor musun? Adam seni arayıp buldurmuş, niyeti peşinden gelip seni durdurmaktı belli ki. Bu adam sana yanık yanık!" dedi. Neslişah Hurşit'in koluna çimdik atıp, "Saçmalama bizim aramızda..." derken sesi kısıldı. "Bizim aramızda hiç öyle bir durum olmadı. Yani duygusal olarak yaklaşmadık birbirimize." Hurşit dudaklarını büküp gözlerini devirirken; "Kapıda adamı nasıl kucakladığını gördük..." dedi. Kızların hepsi aynı anda ; "Hurşitcan Sus!" dediler. "Aman be!" deyip ayaklandı Hurşit. Yürüyüp salondaki balkonun perdesini açmasıyla ıslık gibi bir çığlık patlattı; "AAaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!!!!!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE