Hozankaya'ların evinde sokağa taşan bir kalabalık vardı. Aradan geçen bir yılın ardından hem Halil Ağa'nın sağlığına kavuşmasının hemde Karahan'ın o büyük kazadan sağ kurtulup aylarca gördüğü tedavilerin sonucu evine dönmesi kutlanıyordu.
Karahan odasının penceresine yaklaşıp perdeyi araladı. Avludaki kalabalığı gördüğünde;
"Ne gerek vardı şimdi buna. Dedem her zaman ki gibi yine abartmış." dedi.
Arkadaşı Tarık arkasından yaklaşıp, Karahan'ın baktığı yöne bakarken;
"Yuh ." demesiyle , başını çevirip ters bir bakış attı genç adam. Bu onun beden dilinde "Biz de biliyoruz herhalde." demekti.
Tarık bu bakışı umursamadan;
"Düğünün olsa ne kadar kalabalık olur düşünemiyorum." diye alayla gülerken, Karahan arkadaşının omzuna çarparak pencerenin önünden ayrıldı;
"Düğün falan yok. Sonsuza kadar evlenmeyi düşünmüyorum." derken yatak odasına doğru adımladı. Peşinden koşar adım gelen Tarık'ı umursamadan dolabından aldığı kıyafetlerini kaldığı yerden valizine koymaya devam etti. Tarık;
"Neden öyle diyorsun oğlum, hem belki fikrini değiştirecek biri çıkar karşına nereden biliyorsun." dediğinde , çekmecenin üzerindeki ilaç kutularını da valize atıp fermuarını çekti genç adam. Hazırladığı orta boy valizini Tarık'ın üzerine atarken , kenarda duran spor ayakkabılarını eline alıp salona geçti. Arkadaşı valizi kapının yanına bırakıp Karahan'a baktı. Halil Ağa , İbrahim Bey ve Berfin hanıma söz verdiği gibi arkadaşını burada kalmaya ikna edememişti. Şimdi çıktıklarında dışarıdakilerin ne tepki vereceğini kestiremiyordu.
Karahan berjere oturup , ayakkabılarını giyerken;
"Bak Tarık." dedi. Arkadaşına ismiyle hitap ettiğinde işin rengi değişirdi her zaman .
"Ben o defteri tamamen kapattım. Sürekli bir ilişki bana göre değilmiş. Beceremiyorum oğlum işte . En büyük şahidi de sensin."
Tarık elini ensesine götürüp kaşıdı. Fısıltıyla ;
"Üç yıl oldu.." dedi. Ama Karahan kapıda duran arkadaşına yaklaşıp;
"Biliyorum , daha ne kadar söyleyeceksin ." deyip Tarık'ın kolundan tutup kenara çekti. Kapıyı açıp valizini eline aldı ve dışarı çıktı.
Tarık hala olduğu yerde bekliyordu. Karahan bakışlarıyla resmen 'çık dışarı.' diyordu. Tarık derin bir nefes aldıktan sonra En yakın arkadaşının peşine düştü.
Karahan önde, Tarık arkasında merdivenlerden indiler avludaki kalabalığın arasından geçerken arkalarından o sert ses duyuldu;
"Karahan!"
Sesin sahibi Halil Ağa'ydı. Ve Karahan'ın tekrar İstanbul'a dönmesini istemiyordu.
Genç adam olduğu yerde valizini Tarık 'a verip döndü;
Karşısında dedesi, sağında annesi solunda babası vardı. Annesinin yüzündeki hüzün genç adamı durmaya zorlasa da yine de kararından vaz geçmeyecekti. Bir kaç adımda ailesinin önünde durdu. Dedesinin gözlerinin içine bakarken anlayamadığı bir öfke kabarıyordu içinde;
"Buyur dede!" diyerek sert bir nefes verdiğinde Halil Ağa;
"Bize veda etmeden mi gidiyorsun?" dedi.
Tarık dahil herkes şaşırmıştı bu soruya . Çünkü günlerdir 'Bu evden gidersen bir daha gelemezsin.' diyen yaşlı adam . Şimdi bambaşka bir şey söylüyordu .
Karahan bu evden en son çıktığında Halil Ağa'nın geçmişte Beşir'in bebeğini başkalarına verdiğini öğrenmesiyle olmuştu. Bunu yaşlı adam dün gibi hatırlasa da , Karahan'ın zihninde hala silikti o anlar. İşte o yüzden dedesine baktığında içinde bilmediği bir öfke kabarıyordu .
Ara ara hatıralar aklında canlansa da, büyük bir boşluk olduğunu kendisi de biliyordu.
Annesine ve babasına sarıldıktan sonra geri çekildi. Dedesi elini uzattığında daha fazla uzamasın diye öpüp başına koydu. Yaşlı adam başını sallarken , aslında torunun önünde durmanın anlamsız olduğunu düşünmüştü. İyilikle de olsa kötülükle de olsa gidecekti genç adam. Ha şimdi ha yarın.
"Hoşça kalın." derken geri çekildi. Arkasını dönüp başka bir kelime etmeden çıktı konağın kapısından. Mehmet'i de yanında götürüyordu. Çünkü kullandığı ilaçların etkisi yüzünden bazen kasılmalar yaşıyordu. Bunu konudan ne ailesine ne de arkadaşına bahsetmemişti. Mehmet de tesadüfen öğrenmiş.
"Sizinle gelmeme izin verin." demişti. Koca İstanbul'da araç kullanırken böyle bir şey başına gelirse, başkalarını da tehlikeye atmış olacağından. Kimseye bahsetmemesi şartını koşup, kendisiyle gelmesini kabul etmişti.
Tarık valizi bagaja koymuş arka koltuğa oturmuştu çoktan. Kendisi de ön koltuğa geçip oturduktan sonra Mehmet' te Tarık'ın yanına geçti. Aracı babasının diğer adamlarından biri kullanıyordu.
Bir buçuk saat sonra havaalanına varmışlardı. Vip girişten özel uçağa doğru yürüdüler . Uçağa binip oturduklarında her zaman ki gibi ailesinin yıllardır kendileri için ürettikleri özel seri şaraplardan bir şişe açtı host.
Servisin ardından Karahan, Tarık'a dönüp;
"En son kiminle iş yaptık." diye sordu. Karahan'ın hatıralarında bazı şeyler geri gelmiş olsa bile küçük ayrıntıları sormadan anımsayamıyordu. Tarık'la o günden sonra ortak olduklarını biliyordu. İş ile ilgili detayları arkadaşına sorarak boşlukları tamamlamaya çalışıyordu.
Tarık şaraptan bir yudum aldıktan sonra;
"Datçalılarla sözleşme imzalamak üzereydik.. Fakat senin durumunu öğrendiklerinde başka bir üzüm üreticisiyle anlaşma imzalamışlar." dedi.
Karahan başını geri yaslayıp gözlerini kapattı. Kafasının içinde Datçalı Halit Özgüven'le olan anılarını getirdi gözünün önüne .Sanki izlediği filmden bir sahneyi hatırlamaya çalışıyor gibiydi.
Birden gözlerini açıp Tarık'a döndü.
"Biz onlarla sözleşme imzaladık."
Elindeki kadehi bırakıp,
"Nasıl ya! Ne zaman?" dedi Tarık
"Sözleşme hazırlağın günü hatırlıyor musun? O gün , içeriğini okuduktan sonra bir kopyasını göndermiştim Halit şerefsizine. Elektronik imza atıp, döndüğümde istedikleri üzümden yirmi ton gönderecektim . Sözleşme elli ton du. On tonunu göndermiştim zaten." diye yanıt erdi Karahan.
"Vay şerefsiz Halit vay." dedi Tarık, Karahan'a dönüp;
"O herif senin kaza geçirdiğini duyduğunda bir daha düzelmezsin sandı galiba , benim sözleşmenin imzalandığından haberim olmadığını anlayınca ses çıkarmadı. Bir de üstüne on ton üzüm almış demek. Sıçtım ağzına Halit bekle beni." dedi dişlerini sıkarak.
Karahan kadehini kaldırıp dudaklarına götürdü. Uçak havalanmıştı çoktan. Karahan pencereden dışarı dalmış , kafasındaki boşlukları nasıl dolduracağını düşünüyordu. Aslında bir konu açıldığında kalanı çorap söküğü gibi geliyordu. Önemli olan kazadan önce yaşadığı, hatırlanması gereken şeylerden birilerinin bahsetmesiydi.
Saatler sonra uçak havada süzülerek piste indiğinde, Tarık göz bandının ucunu kaldırdı.
"Geldik mi ?" dedi uykulu sesiyle.
Karahan ayaklanırken, Mehmet valizleri aldı.
Tarık daha önce gelirken arabasını havaalanının otoparkına bırakmıştı. Uçak durduğunda sırasıyla inmeye başladılar.
Direkt otoparka inip Tarık'ı takip ederlerken Karahan;
"Sende bu Halit itinin telefon numarası var mı?" diye sordu.
Arabanın kilidini açarken başını salladı Tarık . Mehmet valizleri bagaja atıp arka koltuğa otururken , direksiyona Tarık geçti. Ön koltuğa da Karahan oturmuştu. Arabayı çalıştırdığında,
"Telefonunu ver." diyerek elini açtı Karahan.
Tarık cebinden çıkarıp uzattı telefonu .
Ekranını kaydırdıktan sonra rehberden Halit'in numarasını buldu ve dokundu. Uzun uzun çalarken kapanacağı sırada diğer taraftan sesi duyuldu adamın.
"Alo?"
"Merhaba Halit.." dedi Karahan. Bir süre sesi kesildi Halit'in ardından;
"Karahan?" dedi sesi duyduğu anda tanımıştı ama Tarık'ın da dediği gibi genç adamın yaşayacağını pek ummamıştı.
"Evet benim Halit. Nasılsın bakalım işler nasıl gidiyor?" diye sordu Karahan. Sözleşmeyi başka bir firmayla yaptığını üstüne bir de on ton üzümün üzerine yattığını öğrenmiş olduğunu fark etmesini bekliyordu. Ama telefon birden kapandı. Tarık'la birbirlerine baktılar önce ardından tekrar aradı Halit'i. Ardı ardına çalmasına rağmen cevaplamıyordu telefonu.
"Şerefsiz." dedi dişlerinin arasından.
"Bu adamı ne yap et bul Tarık." deyip, telefonu arabanın göğsüne fırlattı. Dirseğini kapının kenarına dayayıp şakaklarını sıktı. Bedeni kasılmaya başlamıştı ama gözlerini kapatarak sakin kalmaya çalıştı Karahan. Tarık uzanıp göğüsten telefonunu aldı.
Bir kaç defa ekrana tıkladıktan sonra arabanın hoparlörüne bağlayıp , Halit'in sekreteri Merve'yi aradı. İlk çalmaya açtı kız;
"Ooo Tarık Bey siz beni arar mıydınız?" dedi kız gevşek gevşek.
Tarık gülerek arkadaşına baktı ve yola dönerek konuştu;
"Tatlım ben seni her zaman arıyorum?" derken kızın kıkırdaması duyuldu hoparlörde. Karahan arkadaşının ne yapmaya çalıştığını anlamıyordu. Kaşlarını çatıp sessizce;
"Şimdi sırası mı?" dediğinde kız;
"Yanında biri mi var ?" diye sordu.
Tarık Karahan'a eliyle bir dakika diye işaret ederek;
"Yok canım araç kullanıyorum da pencere açık." dedi. Kız ağzını yayarak;
"Epeydir görüşemiyoruz." dedi.
"Yarın görüşelim güzelim . Hatta şöyle yapalım yarın ben seni alırım olur mu ?"
"Ayy evet çok iyi olur." dedi kız. Ama Tarık'ın amacı farklıydı.
"Merve'cim sana bir şey soracağım."
"Tabi hayatım sor seni dinliyorum."
"Patronun nerede haberin var mı? Bir iş hakkında konuşacaktık fakat ulaşamıyorum." Merve hiç beklemeden;
"Tatlım Halit Bey bir tiyatro gösterisinde şuan o yüzden ulaşamamışsındır." Karahan kaşlarını kaldırmış Tarık'a bakıyordu. Tarık;
"Hımm. Ne gösterisiymiş bakalım bu? Nerede? Çok severim tiyatro oyunlarını." dedi. Kıza yem atmış oltaya düşmesini bekliyordu.
"Fatih'te bir salon . "KIRIK KALPLER DURAĞI" adında bir gösteri biletleri ben almıştım oradan hatırlıyorum." dedi. Tarık Karahan'a bakıp göz kırptı. Önündeki kavşaktan Fatih'e giden yola saparken;
"Merve'cim ben seni arayacağım ileride çevirme var." diyerek kızın suratına kapattı telefonu.
Karahan, Tarık konuşmadan başını sallayarak;
"Yalanın ağzına yakıştığı tek insansın." dedi ve buz gibi bir yüzle önüne döndü. Çünkü sağ tarafının yavaş yavaş çekildiğini hissede biliyordu. Yarım saat geçmeden oyunun sahnelendiği salonun önüne gelmişlerdi. Tam adresi bilmedikleri için oyunun adını yazıp internet ten bulmuşlardı . Arabadan inip salonun girişine yürüdüklerinde gişe görevlisi gelip;
"Biletlerinizi görebilir miyim ? dedi. Üçü de birbirlerine bakarken;
"Biletiniz yoksa sizi içeri alamam maalesef." diye ekledi.
"Şimdi alamıyor muyuz?" diye sordu Tarık.
"Biletlerimiz tükendi beyefendi." diye yanıtladı adam.
"Para versek?" derken elini cebine attı. Ama adam başını sallayarak uzaklaştığında yanından geçenler biletlerini göstererek salona giriyorlardı. Karahan arkadan gelen üç genci gördü. Yanlarına yaklaşıp;
"Gençler nasılsınız?" diye sordu.
Yaşları tahmini on sekiz-yirmi arasında değişen üç çocuk adam bir birlerine bakıp Karahan'a döndüler;
"İyiyiz abi sağ ol." dediler. Karahan çocuklara Tarık ve Mehmet'i işaret ederek;
"Şu iki adamı görüyor musunuz?" dedi. Çocuklar başlarını salladılar;
"İşte o ikisinin de kız arkadaşları içeride , bilet bulamadılar. Sizdekileri bize satsanız nasıl olur?" İçlerinden biri;
"Abi ya biz başrol kız için özellikle gelmiştik." derken sesi kısılmıştı. Belli ki bu çocuklar oyunu izlemeye değil, kızı süzmeye gelmişlerdi. Çocuklara reddedemeyecekleri bir teklif sundu.
"Üç katı fiyatına satın alırım biletlerinizi." dedi. Boyu en kısa olanı uyanıklık yapıp;
"Abi biz bin liraya aldık tanesini." dedi. Tabi ki bin lira olmadığı biliyordu Karahan ama yapacak bir şey yoktu. Elini cebine attı ve tüm nakit parasını saydığında dört bin eksiği vardı. Mehmet ve Tarık'a seslenip;
"Yanınızda dör bin var mı?" dedi. İki adam ellerini cebine atıp birleştirdikleri parayı Karahan'a uzattılar.
Karahan parayı çocukların gözleri önünde tekrar saydı ve tamı tamına dokuz bin lirasını üçüne doğru uzattı. Kısa boylu olan parayı tuttuğunda Karahan bırakmamıştı;
"Biletler." dedi genç adam . Parayı tutan yanındakine gözleriyle işaret ettiğinde cebindeki biletleri çıkarıp uzattı. Mehmet alıp kontrol ettiğinde başını salladı ve Karahan elini paradan çekti. Çocuklar teşekkür edip giderlerken;
"Şuna bak iki yüz liraya aldığımız bileti nasılda dokuz bine iteledik." dediklerini uzaklaşmış olsalar da duymuştu Karahan. İçeriden oyunun başlayacağına dair anons duyulduğunda , biletlerini gişe görevlisine gösterip salona girdiler.
Koltuk numarasına göre oturduklarında tüm salon görünüyordu. Ancak bu kadar kalabalık olacağını tahmin bile etmemişlerdi. Tarık;
"Lan nasıl bulacağız adamı bu kalabalıkta." dedi . Mehmet ;
"O işi bana bırakın. Ama önce fotoğrafını görmem lazım" derken kendinden emindi.
Tarık telefonunu çıkarıp, Merve'nin sosyal medya hesabına girdi. Şirket yemeğinde çektirdikleri fotoğrafları paylaşmışlardı. Açıp hemen Halit'i gösterdiğinde, Mehmet on saniye kadar inceledi adamı. Başını sallayıp;
"Yeterli." dedi.
Oyun başladığında Karahan'ın gözleri sahnenin ortasındaki beyaz elbiseli kıza kaydı. Anlık bir huzur doldu içine. Gözlerini kızdan alamazken birden perdeler kapandı. Mehmet ;
"Adamı buldum önden üçüncü sıranın sekizinci koltuğunda." dediğinde Karahan saatine baktı. Oyun bitmiş perdeler o yüzden kapanmıştı. Nasıl kendini kaptırmıştı böyle. Birden kendine gelip Mehmet'in söylediği yöne baktı. Halit şerefsizi Salondan çıkmak için ayaklanmıştı. Mehmet ,;
"Ben çıkışta bekleyeceğim siz peşine takılın Karahan Bey." dedi. Hep birlikte kalktıklarında Mehmet koşarak dışarı çıktı.
Tarık ve Karahan sessizce Halit'in peşine takıldıklarında adamın genç bir kızın elinden tuttuğunu gördüler.
Tarık, Karahan'ı dürtüp;
"Oğlum bu adam evli değil miydi?" dedi. Karahan'ın zihninde yeni bir şey daha aydınlığa kavuşmuştu. Halit'in evli olduğunu hatırlamıştı.
"Şerefsiz işte!" dedi. Peşinden giderlerken. Salondan çıkıp kapıya vardıklarında Halit yanındaki kızın dudaklarına öpücük kondurup vedalaştı. Mehmet karşıdan yaklaşırken, Karahan ve Tarık adımlarını hızlandırıp Halit'e yaklaştılar.
Halit bir anlığına arkasını döndü, iki adamın kendine yaklaştığını gördüğünde panikle yolun karşısına geçip koşmaya başladı.
Halit önde, Karahan ve Tarık arkasında , Mehmet'te peşlerine takılınca akşamın karanlığında kovalamaca başlamıştı. Apartmanların arasına kaça Halit alttan girip üstten çıkıyor hep bir adım önde oluyordu.
En son aynı yerde dönü dolaştıklarını farkeden Karahan, Tarık ve Mehmet'e ,
"Siz arkayı dolanın ben peşindeyim." diye bağırdı.
Halit başka bir sokağa girdiğinde eski bir aratmanın önünde durup içeri daldı. Karahan adımlarını hızlandırıp yarı açık kalan kapıdan içeri girdi. Sağ kolu git gide kasılıyordu.
"Halit ! Kaçacak yerin kalmadı! Eğer aşağı atlamayı düşünüyorsan on ton üzüm için canına kıyma!" dedi alayla. Adımlarını yavaşlatmış artık . Merdivenlere sert basıyordu ama telaşlı değildi. Terasa geldiğinde Halit'in eğilip aşağı baktığını gördü. KEndisine döndüğünde yüzünde korku vardı. Karahan bir kaç adım daha yaklaşıp;
"Manyak mısın? Hiç mi yorulmadın kaçarken?" dedi. Halit bir daha aşağı doğru baktı ve duvarın kenarına çıkıp ayaklarını diğer tarafa sallandırdı. Karahan hızla bir kaç adım daha yaklaştı.
"Delirdin mi lan sen ne yapıyorsun! Bir kamyon üzüm için seni öldüreceğimi falan mı sandın! Bekle dur hesaplaşalım!" dedi. Ama Halit başını sağa sola sallayarak ;
"Bir kamyon olmadığını öğrendiğinde, kesin öldürürsün." dedi ve kendini boşluğa bıraktı. Karahan koşarak terasın kenarına tutunup gözlerini kısarak aşağı baktı . Fakat Halit bir alt katın balkonuna atlamış aşağıdan Karahan'a bakarak el salladı. Karahan dişlerini sıkıp ;
"Seni adi orospu evladı!" diye bağırıp terasın kapısına koştu. Kasılmaları git gide şiddetlenmişti. Hızla aşağı koşup merdivenlerden indi ve Halit'in balkonuna atladığı dairenin kapısını kırarcasına iki eliyle yumruklamaya başladı ...