Aylar geçmiş olmasına rağmen genç adamın ağzını bıçak açmıyordu. Ne annesiyle ne de babasıyla tek bir kelime konuşmamıştı. İki haftası yoğun bakım ünitesinde geçmiş olsa da farkında bile değildi sanki. Ne demişti doktorlar;
"Kendine geldiğinde bazı işlevleri yerine getiremeyecek. Hareketlerinde, konuşmasında ya da hafızasında sorunlar olabilir. Bunun ne kadar kalıcı olacağını zaman gösterecek."
Şimdiyse fizik tedavilerin o acılı süreçlerini bile hissetmiyor desek yeri , annesi Berfin hanım Karahan'dan uzaklaştığında , her seferinde kıyıda köşede sessizce ağlamalarını sürdürüyordu. Oğlunun konuşmamasına mı , yürüyememesine mi yoksa kendilerin yüzüne bakmamasına mı yansa bilmiyordu. Yine de Allah'a, biricik oğullarını kendilere bağışlamış olmasına şükrediyordu.
Halil Ağa çoktan iyileşmiş, torununu bir an önce hastahaneden eve getirmelerini istese de , İbrahim Bey hastanede tedavisinin daha iyi sonuçlar vereceğini savunuyordu.
Bir gün yine, ortağı Tarık İstanbul'da ki işlerini bırakıp , Nevşehir'e yakın dostunu ziyarete geldiğinde , uçaktan iner inmez hastanenin yolunu tutmuştu. İbrahim Bey ve Berfin hanımdan son durumunu öğrendikten sonra kaldığı odaya girdi.
Tarık'ın kapıdan girdiğini gören Karahan ;
"O ikisini de öldüreceğim!" dedi dişlerinin arasından. Öfkeyle yataktan doğrulmaya çalıştığında acısını gözü görmüyordu. Sadece yüzene yansıyan buruk bir ifade vardı.
Tarık , Karahan’ın uyandığından beri hiç bir şeye tepki vermediğini bildiği için şaşırsada, koşup dostunun koluna sarıldı;
"Hop hop hop . Sakin ol şampiyon . Kim sinirlendirdi seni bu kadar?"
Karahan başını çevirip Tarık'ın gözlerinin içine baktı. Ne diyor bu der gibi;
"Kim mi sinirlendirdi? Kimin mi sinirlendirdiğini soruyorsun gerçekten!"dedi boğuk bir sesle.
Tarık, Karahan'ın kimi ima ettiğini hala anlamıyordu.
"Bana bak Tarık o iki adi yi de bana bulacaksın. Anladın mı beni? " derken ayağa kalkmak için hamle yapmıştı ki dengesini kaybedince reflexle , Tarık'ın omzuna tutundu. Dizleri yeni adım atmaya çalışan bir bebeğin ki kadar titrekti.
Tarık , Karahan'ın kolunun altına girip , adım atmasına yardım ederken;
"Kardeşim , kim o iki adi söyleyecek misin artık?" dediği an Karahan olduğu yerde durdu.
"Neden durdun?" derken bakışlarını Karahan'ın ayaklarından ,yüzüne çevirdiğinde göz göze geldiler. Karahan, Tarık'ın kedisiyle alay ettiğini düşündü önce , ama sonra nişanlısı Pelin ve Şerefsiz ortağı Ferit'i , önce Tarık'ın farkedip kendisine söylediğini , özel uçağıyla Nevşehir'den , İstanbul'a alel acele gittiği an gedi aklına . En son sinirle hava alanının yoluna girdiğini hatırladı.
"Pelin ve Ferit .." dedi kaşları çatık bir şekilde .
Tarık'ın dudakları aralanmıştı. Neredeyse iki yıl olacaktı o ikisi sırra kadem basalı. Zaten sırf Karahan yalnız kalıp, Pelin ve Ferit'e sarmasın diye ortak olmuştu onunla. Şimdi birden neden onlardan bahsetmişti ki.
"Onca zamandan sonra... Nereden aklına geldi ki bu şimdi ?" diye söylendi Tarık.
Karahan sert bir şekilde;
"Daha dün bana ikisinin fotoğrafın göndermedin mi olum sen!! Görür görmez yola çıktım. İstanbul'a dönmek için havaalanına gidiyordum... sonra ... sonra gözlerimi bir açtım buradayım."
Tarık Karahan'ın söyledikleri karşısında aval aval bakmaya başlamıştı. Ne diyordu bu adam? Evet Pelin ve Ferit'in o samimi fotoğraflarını kendisi gönderişti ama bu çok uzun zaman önceydi.
"Karahan ?" dedi Tarık.
"Bir an önce iyileş ve çık artık. Burada durmaktan kafayı yemiş olmalısın. Hem ben karar verdim şirketin bendeki tüm haklarını sana geri devredeceğim." Karahan Tarık'ın hangi şirketten bahsettiğini bilmiyordu.
"Ne şirketi olum senin şirketin mi var?" İkisi de birbiriyle anlaşamıyordu. Tarık;
"Senin kafa iyice yallahlamış dostum. Çarpmanın etkisinden olmalı!"
"Ne çarpması ne diyorsun sen ya." dedi Karahan. Artık sabrının sınırlarındaydı. Eliyle duvardan destek alarak Tarık'ın karşısında dikildi. Tarık tek kaşını kaldırıp;
"Sen.. Hiç bir şey hatırlamıyor musun ? Hani havaalanına gidiyordun, önüne aniden bir tır çıktı, üç büyük ameliyat geçirdin, iki hafta yoğun bakımda kaldın. Aylardır fizik tedavi görüyorsun ve ilk defa şimdi konuştun..." Tüm bu söylediklerini tane tane aktarıyordu arkadaşına. Karahan Tarık'ın söyledikleri karşısında bir an duraksadı fakat bu söylediği şeylerin hiç birini hatırlamıyordu.
"Siktir lan!." dedi Tarık'ın omuzundan iterken;
"Benimle taşak geçme."
Tarık şaşkınlık içinde Karahan'ı baştan aşığı süzdü. Sonra birden arkadaşının tişörtünün uçlarından tutup yukarı kaldırdı. Karahan;
"Dur lan ne yapıyorsun." derken Tarık çoktan çıkarmıştı Karahan'ın üzerindeki tişörtü.
"Bak." dedi. Tarık.
"Başını eğip baksana oğlum!"
Karahan ciddi bir şekilde başını eğdi. Göğsünde ve karnındaki dikiş izlerini gördüğünde .
"Ne zamandır buradayım!" dedi bağırarak . Tam o sırada annesi ve babası içeri girdiler peşlerindeyse , Serkan ve Mehmet vardı.
Dördü birden önce Tarık'a ardından Karahan'a baktılar. Karahan içeri girenleri süzerken, annesi Berfin göz yaşları içinde koşup oğluna sarıldı. Genç adam annesinin verdiği bu tepki üzerine işin aslının sandığından daha ciddi olduğunu anlamıştı. Kollarını annesine dolayıp arkasındaki duvara yaslandı. İbrahim Bey oğlunun yanına doğru adımlarken, Serkan'da Tarık'a doğru hamle yaptı.
"Kazadan sonra ilk defa sesini duyduk. Hemde koridorda yankılandı." diye fısıldadı Serkan. Kapıda duran Mehmet ise derin bir nefes almıştı. Onca zaman sonra Karahan'ın sesini duyduğuna içten içe şükrediyordu. İbrahim Bey ;
"Mehmet koş hemen doktoru çağır." Mehmet başıyla onaylayıp odadan koşar adım çıktı. Dakikalar sonra ameliyatına giren üç doktorda oradaydı Karahan'ın odasında.
"Annesi ve babası dışında herkes çıksın." dediklerin de hiç birininde söz dinlemeye niyeti yoktu. Doktorlardan biri
"Madem çıkmayacaksınız bari biraz daha geride bekleyin dediğinde Serkan, Tarık ve Mehmet aynı anda bir adım geri attılar. Sanki çok geri gitmişler gibi doktor üç silahşörlere bakarak başını sağa sola salladı.
Karahan'ı oturtup muayene etmeye başladılar. Berfin Hanım hala gözlerinden akıtırken, Karahan;
"Anne ağlama artık ." dediğinde daha çok ağlamaya başladı. Çünkü oğlunun sesini duymak aylardır en çok istediği şey olmuştu. Tüm kontroller bittiğinde , doktorlardan beyin cerrahı olan;
"Karahan Bey." dedi.
"Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?" Karahan Tarık'a bakarak ;
"Öfkeli." dedi. Tarık bakışlarını kaçırmadı.
Berfin hanım ;
"Doktor bey biliyorsunuz oğlumuz gözlerini açtığından beri ilk defa konuşuyor. Bizimle hiç konuşmamıştı şimdiye kadar ama arkadaşı Tarık odaya girdikten sonra dışarıdan duyduk sesini." Doktor elini çenesine götürüp başını salladı.
"Geyet güzel iyileşiyorsunuz Karahan Bey . geçmiş olsun ." dedi ve odadan diğer doktorlarla çıkacağı sırada herkes dışarı çıksın yanında tek kişi kalmalı dedi. Aslında doktorun amacı farklıydı. İçeride yalnızca Berfin hanım kaldı. Doktorların peşinden İbrahim bey , Serkan, Tarık ve Mehmet çıktılar dışarı. Beyin cerrahı olan doktor odadan çıkan son kişinin kapıyı çekmesinin ardından,
"Aslında uzun zaman sonra bu kadar akıcı konuşması , arkadaşını gördüğünde açık olan bilincinde şok etkisi yaratmış olabilir. Fiziki yaraları iyileşti biraz egzersizle yürümesi ve titremesi de düzelecektir. Ama hatırlamadığı bir şey olursa lüften onu hatırlaması için fazla zorlamayın" dedi. O sırada Tarık'ın aklına az önce söyledikleri geldi. Doktorun yanına yaklaşarak ;
"Ben içeri girdiğimde biraz konuştuk . Fakat Karahan, iki sene önce ki nişanlısıyla ortağının kendisine ihanet ettiklerini öğrendiği günden bahsetti. Göğsündeki yara izlerini gösterdim, şaşırdı. Sanki hala geçmişte ve son zamanları unutmuş gibi."
Doktorun dudakları düz bir çizgi haline geldi elindeki dosyayı kıvırıp önlüğünün cebine soktu ve başını sallayarak;
"Biz ameliyata aldığımızda beyin dokusunda hasar vardı. Size öncesinde de söylediğim gibi hafızasında kopuklukların olması gayet normal. Sakın hatırlamadığı hiç bir şeyi zorla hatırlatmaya çalışmayın . Gerekirse kendisi hatırlayana kadar. Zorlu bir süreç olacak biliyorum. Ancak etrafında sürekli konuşup görüştüğü kişilerde söylemelisiniz. Zorla hatırlatılan anı, beyni tamamen kilitleye bilir. Buda demek oluyordu ki komaya girmesi kaçınılmaz. Dikkat etmeniz gereken birlikte geçirilen anılardan kedisi bahsetmediği sürece sizin söz konusu bile etmemeniz gerek."
Koridorda bir anlık sessizliğin ardından İbrahim bey başını salladı yalnızca. Doktorlar uzaklaşırken diğerlerine döndü;
"Duydunuz değil mi?" dedi.
Serkan, Tarık ve Mehmet aynı anda başlarını salladılar.
Zor da olsa, Karahan için bunu yapacaklardı.
...
1 YIL SONRA...
Alkış kıyamet salon tıka basa doluydu. İzleyiciler "KIRIK KALPLER DURAĞI" oyunu bittiği halde kalkmak için acele etmiyorlardı bile. Hurşit perdenin kenarından salona bakıp diğerlerine döndü ;
"Oley be oleeey !! Ne dedim ben size biz yaparız demedim mi! Bir bu kadar da kapıda bilet almadan gelenler varmış ." derken yüzünde güller açıyordu.
Tüm ekip çok mutlulardı. Çünkü bugün Avrupa turnesi sponsoruyla yüz yüze görüşeceklerdi. Neslişah derin bir nefes alıp bakışlarını ileriye sabitledi;
"Bence bilinen biri olmalı . Çok ünlü bir markanın sahibi falan. Yoksa o kadar desteği neden versin ki. Hem sahne alacağız hem de reklamını yapacağız ." dedi . Hurşit Neslişah'a göz devirip dudaklarını büzdü;
"Bence daha başka bir şey meselaaaa, adam yıllarca sefalet içinde yaşamış , Dubai'deki dayısından miras kalmış, ama adam fakirliğe alıştığı için parayla ne yapılacağını bilmiyor ve böyle saçma sapan bir şeye karar vermiş." dediğinde hepsi aynı anda gülerken Neslişah Hurşit'in omzuna şakayla karışık vurdu.
"Kız yavaş yavaş sende barbie gibisin ama elin ağır çürüttün her yanımı ." dedi Hurşit. Sahnenin ardından koşarak gelen Nur kollarını açıp arkadaşlarına sarıldı.
Hurşit Nur'u ittirmeye çalışırken, Neslişah ve Beril Hurşit'i daha da sıkıştırmış kaçmasına imkan vermiyorlardı. Kızların arasında kalan Hurşitcan;
"İMDAAT!! Diye bağırırken kulisin ahşap koridorunda yankılanan bir ses duyuldu. Zaten açık olan kapıdan önce Ekrem Hoca girdi. Topuk sesleri susmuş , hepsinin içini bir merak kaplamıştı. Ekrem Hoca;
"Size son gösteriden sonra tanışacağınızı söylemiştim. Hazır mısınız!?" dedi gür ve heyecanlı sesiyle. Hep bir ağızdan bağırdılar. "Eeeveeett!!" Bir gören olsa ilk okul çocuğu bunlar diye alay ederdi. Gerçi hiç birininde umurunda olmazdı. Ekrem Hoca; koridora çıktı ve saniyeler sonra ritmik topuk sesiyle sponsor olan kişi içeri girdi. Yerden yavaşça yukarıya doğru kayarken bakışlar, son olarak karşılarındaki kadının yüzünde durdu. Ama bu karşılaşmaya en çok şaşıran Neslişah olmuştu. Çünkü karşısındaki özenle giyinmiş ,saçları omzuna dağılan , hafif makyajlı, gözlerinin içine bakan kişi ablası Tülay'dan başkası değildi...
Gözleri dolu dolu elinde büyüyen kıza bakıyordu Tülay. Ne de güzel oynamıştı rolünü. Son perde kapandığında gururla ayakta alkışlamıştı kız kardeşini.
Sahnede devleşen Neslişah şu anda ablasının karşısında o eski kız çocuğuna dönüşmüştü. Bir yıl olmuş , karşısında böyle dim dik görünce ne çok özlediğini hissetmişti.
“Abla!” diyerek bir kaç adımlık mesafeyi ok gibi kapattı. Ablasına sımsıkı sarıldığında ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
Diğerleri arkadan hem şaşkın , biraz da merakla iki kardeşi seyrediyorlardı. Hurşit, Nur ve Beril’in arasında şaşkın bir halde;
“Al işte .. Al sana üç sezonluk T-Drama.” dedi. İki yanından aynı anda dirseklenince, acıyla bükülse de gözü, kulağı hala Neslişah ve ablasındaydı.
Genç kız geri çekildiğinde , ablası ellerini onun yanaklarına koydu. Gözlerinde ki yaş akmak için çoktan hazırdı fakat kendini tutması gerekliydi.
“Güzelim benim.” dedi Tülay. “Seninle ne kadar gurur duysam az.
“Abla.. ablam seni arayamadım..”
“Şiişşşt .” derken gülümsüyordu Tülay.
“Hepsini konuşacağız.” Neslişah başını salladı ablasının ellerinden tutarken.
Tülay hafif yana eğilip diğerlerini de tebrik etti. Tekrar Neslişah’a döndüğünde;
“Ne zaman işiniz bitiyor?”
Neslişah arkadaşlarına dönüp baktı üçüde aynı anda ellerini kaldırıp beş parmaklarını gösterdiler.
“Beş dakikaya çıkarız abla.” diye yanıt verdi genç kız.
“Tamam canım. Ben dışarıda bekliyor olacağım.” diyerek Neslişah’ın yanaklarından öpüp arkadaşlarına el salladı ve çıktı.
Ekip’in elleri Tülay’ın arkasından sallanırken, Nur;
“ İnanamıyoruuuum. Sponsor olan ablan mıymış. O my gaaaad!!!” diyerek zıplamaya başladı.
Hurşit;
“Beril tut şu manyağı yine patlamış mısır moduna geçti. Birimizin kafasına gözüne gelecek .” derken kafasındaki peruğu çıkarıp mankene taktı. O sırada üzerini çıkarmaya devam ederken bir yandan da kızlara bağırıp;
“Kız hadisenenize kadına beş dakika dediniz hala bön bön bakıyorsunuz yürüyün hadi!!”
Kızlar hızla kabinlere girip kostümlerini çıkarmaya başladırlar. Kıyafetlerini giyip, yüzlerindeki makyajı da temizledilerinde hazırlardı. Çantalarını alıp kol kola kulisten çıkarlarken o kadar güçlü duruyorlardı ki, adımlarını bile aynı anda atıyorlardı.
Salonun kapısında kendilerini dışarı attıklarında Neslişah sağa sola baktı ama ablasını göremedi. Biraz yüzü düşer gibi oldu, arkadaşlarına dönüp;
“Sanırım işi çıktı..” dediği an önündeki üç arkadaşınında arkasındaki bir şeye hayran hayran baktıklarını gördü. Yavaşça o yöne döndüğü an ablasının VİP Maybach bir araçtan gelin işareti yaptığını gördü. Fakat kendisi donup kalmışken sağından ve solundan arkadaşlarının heyecanla koşturup araca bindiklerini gördü.
Bu defa Hurşit başını araçtan çıkarıp;
“ Ne bekliyor bu kız . Gelsene şekerim hadi!” diye seslendi.
Gülümseyerek araca binip ablasının yanına oturdu Neslişah. Yavaşça kollarını Tülay’ın beline sarıp, kokusunu içine çekti.
“Öyle özledim ki.. Anlatamam.” Başını ablasının omzuna yasladığında Nur şoföre evin yolunu tarif ediyordu.
Kısa sürede eve geldiler. Nur ısrarla Tülay’ı yukarı davet etti. Hep birlikte yukarı çıkıp eve girdiklerinde, Nur ve Beril çay koymak için mutfağa, Hurşit’te üzerini değiştirme bahanesiyle kendi odasına geçmişti.
Bu kafadarların asıl amacı abla kızı yalnız bırakmaktı. Onca zamandan sonra konuşacak çok şeyleri olmalıydı . Ama Neslişah geçmişe bakmayı çoktan bırakmıştı. Biyolojik ablası olmasa bile onların arasındaki bağ bambaşkaydı.
Yalnız merak ettiği bir şey vardı ki bunu sormasa içi rahat etmezdi;
“ Ablaaa..” dedi Neslişah. Yanyana koltukta otururlarken;
“O gün mahkemede söylenilen şey, yani senin de soy bağının değiştirilmiş..” tam cümlesini tamamlayamadan Tülay;
“Sende mi oradaydın?” diye sordu.
Neslişah dudaklarını büküp , bakışlarını kaçırdı. Başını sallayarak ;
“Evet abla.” diyebildi sadece.
“Yıllardır her saniyem şüphe içinde geçmişti. Seni bana getirdikleri gün acaba dedim bende mi Neslişah gibi bırakıldım bunların eline. Ama öyle değilmiş . Evet soy bağımı değiştirmişler fakat o dönem annem sandığım aşağılık kadın Cevriye daha ben altı aylıkken beni bebek arabamla birlikte ankarada bir parktan çalmış. Amacı kendini Münir’e bu senin çocuğun diyerek yamamakmış.”
Neslişah iki eli ağzında şaşkınlıktan ne söyleyeceğini bilmiyordu. Tülay devam etti;
“O dönem Ankara’da bir lokal de çalışıyormuş Cevriye, Münir’de yanına gider para akıtırmış. Cevriye , Münir zengin onunla evlenirsem kurtulurum buralardan mantığıyla önüne ilk gelen bebeği kaçırıp Münir’e yutturmuş. Velhasıl bunlar evlenmiş . İki sene sonra da Fersah dünyaya gelmiş. Fersah doğduktan sonra Münir kendini kumara kaptırmış. Neyi var neyi yok bir gecede hepsini yok etmiş. Cevriye’nin beni bırakmamasının sebebi ev işleri yapar, Fersah’a bakar diye düşündüğündenmiş. Bir de Münir’e bizim çocuğumuz değil çaldım diyemedi herhalde.” diye anlatırken aslında onunda Neslişah’tan farkı yoktu . Sanki Tülay’da geçmişine bir sünger çekmiş gibiydi.
Nesli başını sallarken, Tülay;
“ Ailemi bulmam için Serkan çok yardım etti. Ama bulduğumda ne annem ne babam hayattaydı. Yaşayan tek bir kişiye ulaşabildim. Amcam. Durumu anlatıp DNA testi yaptırdıktan sonra , babamdan kalan tüm mal varlığını bana devretti. Çünkü babam da annem de beni ararken Ankara, İstanbul yolu arasındaki bir kazada ölmüşler. Cevriye psikopatı itiraf etti her şeyi.”
Neslişah ablasının omzuna başını koymuş bir manyağın hayatlarını nasıl mahvettiğini düşünüyorlardı.
“ Bu arada.” dedi Tülay.
“Mahkemenin ertesi günü. Serkan’ın kuzeni Karahan Nevşehir havaalanı yolunda büyük bir kaza geçirdi.” dediğinde Neslişah’ın gözleri büyüdü. Ablasına hızla dönüp telaşla;
“Yaşıyor mu?” diye sordu genç kız.
Neslişah’ın gözlerindeki endişe iki kilometreden farkedilirdi.
İşte tam Tülay’ın cevap vereceği sırada kapı yumruklanarak çalındı. Ama bu kapı çalma şekli hiçte normal değildi…