Hayat bazen tek bir anla ikiye ayrılır. Karahan için o an, metalin etini yırtarcasına çarpıştığı, camların paramparça olduğu o kazaydı. O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bir haftadır yoğun bakımdaydı genç adam. Hastanenin koridorlarında zaman durmuş gibiydi. Her gün aynı sessizlik, aynı endişe, aynı bekleyiş. Monitörlerin soğuk bip sesleri, damar yolundan akan serumların damla damla düşüşü, oksijen maskesinin buğusu… Hepsi Karahan’ın kırılgan yaşamına tutunma çabasının sessiz tanıklarıydı.
Doktorlar her gün aynı cümleleri tekrarlıyordu:
"Durumu stabil."
Yoğun bakımın kapısı her açıldığında içeriden gelen antiseptik kokusu, sevenlerinin yüreğine bir hançer gibi saplanıyordu.
Karahan ise derin bir uykunun içinde, makinelerin ritmine bağlıydı. Doktorların söylediği gibi, gözlerini açtığında artık eskisi gibi olmayacaktı. Hafızasında boşluklar, hareketlerinde yavaşlık, belki de konuşmasında kırıklar olacaktı. Ama yine de yaşıyordu.
Bir haftadır yoğun bakımda geçen her saniye, ailesi için bir ömür kadar uzun, Karahan için ise yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide bir yolculuktu...
***
İstanbul'a döneli bir hafta çoktan geçmişti bile. Neslişah o günden sonra bir daha ailesinin adını ağzına almamıştı. Gerçekten kendisi olduğunu hissettiği ilk andı belki de. Hem ağlamıştı, hem anlatmıştı. İçinde biriken ne varsa sustuğu, hepsini dökmüştü . Arkadaşları da onunla beraber üzülmüşler, hatta ağlamışlardı. Teselli etmekten çok yanında olmuşlardı o günden sonra.
Şimdi aradan bir hafta geçmiş. Ekrem hocayla konuşmak için gittiğinde, Ekrem Bey Neslişah'ı gördüğü an ;
"Geri geleceğini biliyordum." diyerek Nesli'ye sarılmıştı.
Aynı sınıftan mezun olduğu Beril'de tiyatro ekibindeydi. Hocaları sanki Neslişah yeni gelmemiş gibi kızın eline bir kağıt tutuşturmuş. Direkt;
"Başrol sensin." diyerek , sahnedeki ekibe dönmüş ."Şimdi." diye yüksek sesle bağırarak;
"Herkes kaldığı yerden çalışmaya devam ediyor . Neslişah'ın rolü belli 'Margaret'i' oynayacak. Beril senin rolünü Hurşit'le değiştiriyorum, Katerina sen olacaksın, Hurşit'te Rose olacak."
Hurşit her zaman ki gibi itiraz edercesine;
"Hocam ama ben Katerina'ya çok çalışmıştım yaaa. offf." dedi.
Beril Hurşit'e dil çıkarıp, koşarak Neslişah'ın arkasına saklanırken fısıltıyla;
"Oh be orospu Rose'dan kurtuldum." diyerek kıkırdadı.
Oyunun adı "KIRIK KALPLER DURAĞI" ydı. Ve Ekrem hocanın ilk yazdığı eserlerinden biriydi.
Margaret adında bir kız hayatı boyunca çeşitli zorluklar atlatırken, yolda tesadüfen karşılaştığı Katerina sayesinde hayatı değişiyor, Jack adında bir adama aşık oluyor , fakat adam Margaret'i bir sürü kadınla aldatıyordu. Son olarak Rose ile aldattığında , Rose Margaret'ı zehirlemek istiyor, evine gönderdiği çikolataların birinin içine zehir koyuyor. Margaret yakın arkadaşına çikolatalardan ikram ediyor ve ne tesadüf ki zehirli olan çikolatayı Katerina yiyor. Ölmeden önce arkadaşının gözlerinin içine bakarak "Sen benim tek dostumdun diyor." bilmiyor ki çikolataları Rose'un gönderdiğini. Kan kusarak ölen en yakın arkadaşının öcünü almak için çikolataları gönderenin kim olduğunun peşine düşen Margaret, sonunda Rose 'u buluyor ve evine gittiğinde, tek aşkı olan Jack'i Rose ile yatakta yakalıyor. Gururuna yediremeyen genç kadın , masanın üzerinde içtikleri şarap bardaklarının yanında duran tirbuşonu alıp önce Rose'u ardından o çok sevdiği adam Jack'i öldürüyor. Sonunda aşkın ve sevginin acı verdiğini düşünerek üstü başı kan revan içinde sessizce yürüyüp kendini , aşkını öldürdüğü evin penceresinden aşağı atıyor..
Aslında ne kadar hayatını düzeltmiş olsa da , ne kadar zorluk çekmiş olsa da , Margaret körü körüne inandığı aşkının kedine ihanet etmesi sonucu hem etrafındakileri kaybediyor. Hemde kendini . Bu hikayenin Margaret'i Neslişah, Katerina'sı Beril , kötü kadın Rose'u da Hurşit olacağı için yan rolleri de ekibin diğer üyeleri üstlenirken, Nur Ekrem Hoca'nın yanına yaklaşıp;
"Hocam kostümler için ölçü almam lazım oyunu bir aya sahneleyecekmiş siniz anca dikerim." dedi. Ekrem Hoca başını sallayıp ,
"Elini çabuk tut Nur, kaybedecek zamanımız yok. Her şey mükemmel olmalı." diye cevap verdi.
Nur hızla ekibin diğer üyelerinin ölçülerini alırken, nasılsa Nesli ve Hurşit yanında diye onları atladı. Ancak Beril 'e sıra geldiğinde, Ekrem hoca,
"Beril!" diye selendi. Nur elinde mezurayla kalınca yanaklarını şişirerek sert bir nefes verdikten sonra ;
"En iyisi akşam bana gelsin de evde alayım ölçüsünü." diye düşündü. Evinde küçük bir alanı atölye olarak kullanıyordu Nur. Kostüm ve sahne dekoru çizimlerini orada yapıyor, makineleriyle orada dikiyordu. Mezurasını boynuna atıp sahneden indi, Ekrem Hoca'nın yanına geçip oturdu. Ekrem Hoca;
"Arkadaşlar replikleri az çok biliyorsunuz. Kağıtları bırakmadan gelişi güzel bir prova yapalım. Herkes yerlerine ," diyerek ellerini şaklatınca, Neslişah ilk repliğini okumak için sahnenin ortasına geçti. Sesini bulmak için "Do-do-sol-sol-la-la-sooool." dedikten sonra göz ucuyla elindeki kağıda bakıp;
"Aah,ilgisizlik, sizin hastalığınız bu. Körsünüz, sağırsınız!
Hepinizin, propagandalarıyla gözünüzü boyadılar.
Tanıdığınız herkese, evet tanıdığınız herkese haber vermek için koşmalısınız.
Çok geç olmadan koşun. Ben kendim için korkmuyorum,ben artık bir şey yapamam.
Ama siz, siz hala bir seçim yapabilirsiniz.
Sadece hayatta kalmakla yetinmeyin."
Ve sahne kapanır ardından tekrar açılır . Çünkü bu replik sahnenin son repliğidir ve son da söylenmesi gerekirken Ekrem Hoca bu repliği başa yazmıştır. İzleyicileri meraklandırmak "Başrol bunları söyleyecek ne yaşamış olabilir?" diye düşünmelerine neden olmak için iyi bir strateji olduğunu bilerek.
...
Günler ev ve sahne arasında geçerken , bazı günler Nur'da evde sıkılıp Neslişah ve Hurşit'le birlikte giderek arkadaşlarının provasını seyrediyordu. Ekrem Hoca Nur'u kovalasa da o aldırış etmiyor;
"Hocam ne zaman yetiştiremediğim oldu? Kostümler bitmek üzere diyordu."
Haftalar geçti neredeyse bir ay olmak üzereydi. Sona yaklaşırken, oyunculardan çok Ekrem Hoca heyecanlıydı. Bir kaç gündür, gece gündüz demeden çalışırken, bir akşam Ekrem Hoca telaşla amfiden içeri girdi. Sahnenin önünde bir o yana bir bu yana yürüyor, elinin biri belinde , diğer elinin baş parmağını kemiriyordu. Neslişah sahnenin kenarına yaklaşıp,
"Hocam?" dedi. Sanki neyiniz var bu ne hal der gibi. Ekrem Hoca önce duymamış gibi yaptı ardından tam sahnenin orta önünde durup ekibe baktı. Gençlerin hepsi repliklerini sular seller gibi ezberlemişler fakat bir aksilik olduğunun farkındalardı. Yoksa Ekrem Hocaları bu şekilde davranmazdı.
"Çocuklar.." dedi Ekrem Bey. "Size bir haberim var." Gençler sahnenin kenarına daha da yaklaştılar bu sözlerden sonra. Ekrem Hoca her birinin gözlerinin içine bakıp; gülümsedi . Çocuklar da şaşırmıştı. İyi bir şey mi söyleyecekti, yoksa kötü mü ?
Neslişah;
"Hocam söyleyin artık, yoksa başrol süz devam etmek zorunda kalacaksınız." diyerek kalbini tuttu.
Ekrem Hoca ;
"Peki peki.. Sıkı durun söylüyorum ." dedikten sonra ardından o müjdeli haberi patlattı.
"Bildiğiniz üzere hafta sonu açılışı yapıyoruz. Ve açılış gösterimiz bir yıl boyunca her hafta bu sahnede olacak amaaaa... bir yıldan sonra avrupa turnesine çıkıyoruz." dediği an ekip önce birbirlerin bakıp ardından hocalarına döndüler. Alkış kıyamet sahnede zıplamaya başladıklarında, koca adamda öğrencileriyle birlikte sahnenin önünde aynı ritimde zıplamaya başlamıştı. Bu hem ekip için hem de hocaları için iyi bir dönüm noktası olacaktı. Ancak avrupa turnesi için birilerinin el uzatmış olması lazımdı. Çünkü sponsor olmadan bu işin altından kalkamazlardı. Neslişah diğerlerinin arasından sıyrılıp sahnenin önüne, hocasının yanına indiğinde, Ekrem Bey Neslişah'ın bir şey sormak istediğini anlamıştı; Neslişah;
"Hocam." dedi yaklaşarak. "Avrupa turnesi dediğiniz olay çok masraflı acaba...?" dediği an anlamıştı adam ne sormak istediğini, kim neden bize yardım ediyor diye sormaya çekiniyordu belli ki en kıymetli öğrencisi. Ekrem Hoca kollarını göğsünde birleştirip Neslişah'a baktı bir süre ama kimin sponsor olduğunu söylemeye niyeti yoktu. Çünkü turne sözü aldığı kişi iyice tembihlemişti hocayı. Sene bittiğinde bizzat kendisi çıkacaktı ekibin karşısına.
"Neslişah .." dedi Ekrem Bey kızın ela gözlerine bakarak;
"Bunu söyleyemem ama zamanı geldiğinde nasıl olsa öğreneceksiniz.." .
Genç kız başını sallayıp gözlerini yere dikti. Fazla ısrar etmek istemiyordu. Belli ki hocasının bir bildiği vardı.
"Peki hocam öyle diyorsanız." deyip sahneye arkadaşlarının yanına geri döndü. Ekrem Hoca ellerini çırparak ;
"Ekip hadi bakalım hadi! Vakit sahne vakti. yerlerinizi alın!"
Yan roller geri çekilirken sahnenin ortasında kaldı Neslişah ve su gibi ezberlediği repliğiyle amfide sesi yankılandı. Kaldığı yerden devam ederken , bu kez ikinci perdeye geçtiler ve Neslişah'ın sesi tekrar yükseldi;
"Ama bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Mutluluk, bir kez geldikten hemen sonra azalır. Biraz zaman geçince hemen bitmeye yüz tutar. En sonunda da tükenir ve biz her zamanki ruh halimize döneriz. Tıpkı suya atılan bir çakıl taşının yüzeyde oluşturduğu dalgalar ve sonra o dalgaların giderek kaybolması gibi."
Yan rollerde oyuna dahil olup karşılıklı replikler devam ederken , saatler geçmişti bile. Jack ve Rose'u öldürüp camdan kendini attığı sırada perdeler kapandı. Ve perdeler kapalıyken sesi yükseldi Neslişah'ın ama bu defa normal tiyatro sahnelerinde girişte söylenmesi gereken, ancak kendi sahnesinin o efsane sözleriyle;
"Aşk bütün kötü özellikleri, çirkinlikleri, rezillikleri biçimlendiriyor, erdeme çeviriyor. Boşuna dememişler aşkın gözü kördür diye! Bir aşık, olup biteni değil, görmek istediğini görür... Aşığın kanatları vardır ama gözleri kördür... Yoluna çıkanlara aldırış etmeden aceleyle kafasına estiği yere kanat açar... İşte bu yüzden aşkı çocuğa benzetirler."...
Bu sözlerden sonra perdeler sonuna kadar açıldı ve sahne spot ışıklarıyla aydınlandı. Neslişah sahnenin tam ortasında birkaç adım geri çekilirken, diğerleri yanına gelerek el ele tutuştular, tekrar sahnenin önüne gelerek tüm izleyiciyi selamladılar.
Ekrem Hoca ayakta, gözleri dolu dolu alkışladı ekibini. Adamın yüzünde bir gurur, sevinç ve kararlılık vardı.
"BRAVO! BRAVO! BRAVO!" dedi arka arkaya. Bu yetenekli çocukları okulun ilk yılından beri gözüne kestirmişti zaten. Mezun olduklarındaysa her birine tiyatrosunda yer vermek istemiş, içlerinde bir tek Neslişah kesin cevap vermemişti. Ama hissetmişti Ekrem Hoca. Neslişah'ın sahnede devleştiğini ve bu fırsatı geri tepmeyeceğini anlamıştı..
Prova bitip Hurşit'le birlikte eve dönmek için diğerleriyle vedalaşıp, konuşarak dışarı çıktılar. Hurşit;
"Kız aslında ben Rose şıllığını sevmeye başladım. Bana seksapalite kattı." deyip kahkaha atarken Neslişah;
"Asıl sen Rose'a o dediğin şeyden katmış olmayasın." diye karşılık verirken tıpkı Hurşit gibi kahkaha attı.
O sırada karşıya geçmişler sokağın köşesini dönüyorlardı; Hurşit o gıcık üst dişlerini gösterdiği hareketi yaparak;
"Hıuu." dedi. Birbirlerine bakarak kahkaha atarlarken apartmanların arasında duydukları sesle yüz ifadeleri ciddi bir hal aldı. Adımlarını yavaşlatırlarken Neslişah gözlerini ayırarak fısıltıyla;
"Hurşit." dedi. Hurşit işaret parmağını dudaklarına götürüp;
"Şiiittt." derken gecenin karanlığında apartmanların arasından gelen sesin olduğu yöne doğru hamle yaptı. Neslişah peşinden ;
"Kafayı mı yedin sen! Dur bekle." dese de Hurşit eliyle sessiz ol işareti yapıp Neslişah’ı dinlemedi bile. Sağa sola bakındıktan sonra mecburen Hurşit’in peşine düşen Neslişah, iki apartmanın arasına geceden daha da karanlık olan bir bilinmeze doğru manyak arkadaşının peşinden gidiyordu. Aynı sesi bir daha duydular ama bu defa çok daha yakından geliyordu;
"Ne olur bir kaç gün sonra sahnem var yüzüme vurma!"
Hurşit arkasını dönüp Neslişah'a baktı . Göz göze geldiklerinde bu defa Neslişah, Hurşit'in yanından koşar adım sesin geldiği yöne doğru atıldı. Çünkü daha yakından duydukları ses Beril'e aitti.
Apartmanın arkasına geçip, sokak lambasının aydınlattığı yere geldiklerinde. Ayakta duramayan bir adamın Beril'in saçlarından tutup sürüklediğini gördüler. İkisi de aynı anda koşarken Hurşit bağırıp;
"Bırak lan kızı!" dedi. Adama sağlam bir yumruk geçirdiğinde, yere yığılan ayyaş neye uğradığını şaşırmıştı. Neslişah hızla adamın elinden kurtulan Beril'in koluna girip, hıçkırarak ağlayan arkadaşını yerden kaldırdı. Oradan uzaklaştırırken, Hurşit yerde ki adamı hala tekmeliyordu.
Neslişah arkasını dönüp Hurşit'e seslendi;
"Polisi ara hemen!" ancak Beril birden Neslişah'a döndü;
"Hayır olmaz!."
"Ne demek olmaz. Ara Polisi!" dedi tekrar Neslişah.
Beril bu defa kendisi için endişelenen arkadaşının ellerine kapandı;
"Neslişah. Olmaz ... Çünkü..." dedi burnunu çekerek,
"O.. o benim babam." Neslişah dona kalmıştı. Bir baba, gece vakti, apartmanların arasında, neden kızına saldırırdı ki?
"Ne olur Neslişah anlatacağım her şeyi ne olur gidelim hadi.. " diye yalvardı Beril.
Neslişah, Beril'in yüzene baktı kısa bir süre, kızın yüzünde büyük bir korku vardı. Derin bir nefes alıp arkasını döndü;
"Hurşit . Bırak şu adamı yeter!" diye bağırdı.
Beril'le birlikte caddeye çıkarken peşlerinden Hurşit koşarak gelip;
"Ne oldu! Neden Polise haber vermedik?" Neslişah Hurşit'e bakarak kaşlarını kaldırdı.
"Evde konuşuruz!"
Yürüme mesafesindeki eve gitmek için yoldan geçen taksiyi çevirdiler. Amaç Beril'i bir an önce buradan uzaklaştırmaktı. Kısa süre sonra evin önüne geldiklerinde taksiden inip, apartmana girdiler. Üçü de sessizdi. Hurşit eğilip, çaktırmadan Beril'in yüzüne baktı apartmanın sarı ışığında. Gördükleriyle dişlerini sıksa da , hala neden o şerefsizi polise şikayet etmediklerini merak ediyordu. İkinci kata geldiklerinde Hurşit cebinden anahtarını çıkardı, tam kapının kilidine soktuğu anda kapı Nur'un neşeli sesiyle sonuna kadar açıldı;
"Şekerleriiiiiim ... Hoş geldiniiiizzzzz!!!" Nur iki kolunu da açmış Beril'i Hurşit ve Neslişah'ın ortasında başı eğik görünce , o tatlı neşesinin yerini bir şaşkınlık kapladı. Çünkü diğerlerinin de yüzünden düşen bin parçaydı. Yana çekilip içeri girmelerine izin verdiğinde , son giren Hurşit'in kolundan tutup geri çekti ve kapının dışına çıkarıdı.
"O kızın hali ne öyle sizin suratınız neden düşük?" Hurşit derin bir nefes alıp kaşlarını kaldırdı cevap vermese içeri giremeyeceğini biliyordu;
"Eve gelirken apartmanların arasında bir ses duyduk, gidip baktığımızda Beril'di. Ayyaş'ın biri kızın saçından tutmuş..." devamını getiremeden dişlerini sıkıp başını salladı. Nur'un göz bebekleri büyüdü;
"Polisi aradınız mı?"
"Hayır."
"Neden siz mal mısınız?"
"Kızım salak mısın bende bilmiyorum. Gel gidelim de öğrenelim." deyip Nur'dan önce içeri girdi Hurşit. Peşinden de Nur girdi ve ardından kapıyı kapattı.
Koltukta elleri titreyerek su için Beril'i gördüler. Kız ağlamaktan helak olmuş, gözünün altında ve çenesinde şişlikler vardı. Hurşit ve Nur tam karşısına otururken, Neslişah arkadaşının yanında sırtını sıvazlıyordu.
"Tamam. Sakin ol geçti.. geçti.." dedi fısıltıyla. Bu cümleden sonra Beril başını kaldırıp arkadaşlarına aktı. Elindeki bardağı önündeki sehpanın üzerine bırakıp ;
"Ben.. ben teşekkür ederim.. ama gitmeliyim.." diyerek ayaklandığında, diğerleri de kendisiyle birlikte ayaklandılar. Neslişah;
"Hiç bir yere gitmiyorsun." Nur ve Hurşit başını 'evet' anlamında sallarken Neslişah Beril'in koluna dokunup nazikçe;
"Kusura bakma Beril seni bu şekilde gönderemem. Hem o adama babam dedin. Neler olduğunu anlat ki bir çaresini bulalım."
Nur ve Hurşit aynı an da ;
"Ne! Baban mı?" dediler. İkisi de hem şaşkın hem kızgındı. Beril yutkunup tekrar kalktığı yere oturduğunda, diğerlerde yerlerine çöktüler.
Nur;
"Nasıl ya! Seni baban mı bu hale getirdi? Lan ben öyle babanın...!" diye devam edecekken yanında oturan Hurşit dirseğiyle koluna vurup ters bir bakış attı ve Nur'u susturdu.
Beril başını yere eğdi tekrar , dudakları bükülmüş , göz yaşı kirpiğinin ucunda parlıyordu.
"Babam.." dedi tekrar.
"Aslında hiç o gördüğünüz gibi biri değildi.." Saçını kulağının arkasına attığında boynundaki sararmaya yüz tutmuş izi gördü Neslişah. Belli ki kıza daha önce de şiddet uygulamıştı.
"Anlat güzelim.. Anlat.. Ne oldu da böyle oldu?"
Beril titrek bir nefes alıp devam etti.
"Mezun olduğumuz günün akşamı annemi kaybettim. Babam ondan sonra içkiye verdi kendini. Annemin yokluğu ona çok ağır geldi. Bana da ağır geliyordu ama ben her şey den önce, acımdan önce , üzüntümden önce, kendimden önce babamla mücadele etmek zorunda kaldım." Kirpiklerindeki damla düşüverdi önünde yumruk olmuş ellerinin üzerine ve devam etti.
"Annem kanser hastasıydı. Babam tüm varlığını annemin tedavisi için harcadı. En son oturduğumuz evi de satıp son tedavisi için harcadığında annemin bedeni daha fazla bu hastalığa dayanamadı ve ...." dedi sustu. Boğazındaki düğümü yutup devam etti;
"Provalardan sonra extra işlere gittim. Temizlik, garsonluk, bulaşıkçılık ne olursa. Sırf babamın alkolüne, kiraya ve giderlere yetebilmek için. Ama olmadı . Babam her seferinde daha fazlanı istedi. Param yok dediğimde vurdu, kırdı, dövdü. Direndiğimde boğazımı sıktı. Bende baş edemediğim için bıraktım dövsün dedim yeter ki yüzüme vurmasın . Çünkü sahneye çıktığımda yüzümün yaralarını kapatmak için makyaj malzemesi alacak para bile ayıramıyordum kendime."
Neslişah, Hurşit ve Nur'un gözleri dolmuştu. Üçüde aynı an da Beril'in ellerini tuttular.
"Ama babam gerçekten öncesinde böyle değildi. Beni çok severdi, birlikte balık tutar , kamp yapardık.. Ne olduysa annemden sonra oldu.. Onu tanıyamıyorum artık. O yüzden geçmişte ki güzel günlerimiz hatırına onu polise şikayet edemiyorum." dedi Beril. Yavaşça ayaklandı;
"Ben artık , gideyim.." Nur birden kalkıp Beril'in eline yapıştı.
"Nereye?"
Beril bir süre sustu ardından;
"Bilmiyorum.." diye yanıtladı. Nur, Hurşit ve Neslişah'a bakıp Beril’e döndü tekrar;
"Hiç bir yere göndermiyorum seni Beril. Burada bizimle kalmalısın, en azından kendini toparlayana kadar." Neslişah ve Hurşit'te dudaklarını büküp başlarını salladılar. Beril;
"Ama.." dedi.
"Aması , maması yok Beril! Seni bir yere göndermem işte o kadar ! Burada bizimle kalacaksın konu kapanmıştır..."