"KAZA SONRASI"

1643 Kelimeler
Kırmızı mavi ışıklar şimdi de kendisi için yanıp sönüyordu. Fakat bunun farkında bile değildi genç adam. Bilincini kaybetmeden önce dudaklarından dökülen son şey onun adıydı. "Neslişah." Saniyelik kazanın ardından, ortalık savaş alanına dönmüştü. Yan yatan tırın şoförü bariyerlere sıkışmış , bedeninden akan kan asfalta bulaşmıştı. İçler acısı bir durumda can verirken, Karahan'ın emniyet kemeri bağlı olduğu için savrulmamış fakat aracın içinde sıkışıp kalmıştı. Yoldan geçen vatandaşlardan biri haber vermişti kazayı. Ancak genç adamın durumu oldukça ağırdı. İlk etapta ambulans gelmiş bariyerlerden aşağı indirdikleri tır şoförünün ölümünü ilan edip üzerine siyah bir poşet örtmüşler, ardından genç adamı sıkıştığı yerden çıkartabilmek için itfaiye ye haber vermişlerdi. Polisler itfaiye araçlarıyla birlikte geldiklerinde zamanla yarış başlamıştı. İşte o anda Neslişah'ın bindiği taksi oradan geçiyordu. Ne yazık ki, kazaya karışanlardan birinin Karahan olduğunu bilmediği için sadece iyi olmalarını dilemekten başka bir şey yapmamıştı. Belki orada olanlardan birinin genç adam olduğunu bilseydi, yada aracını tanısaydı, taksiyi durdurup yanına koşabilirdi. Tıpkı İbrahim beyin adamı Mehmet gibi. Mehmet, taksiye binen Neslişah'ı takip ederken hava alanının yoluna girdiklerinde gördüğü kazadaki aracın plakasından Karahan'ın olduğunu anladığı an , hızla sağa çekip, canhıraş koşmaya başlamıştı. Bedeni titreyerek aracın yanına yaklaşmak istediğinde, polisler zor zapt ederken. Mehmet; "Bırakın beni! Bırakın! Karahan Hozankaya o! KARAHAN !! " diye bağırdığı an polislerde geri çekilmişlerdi. Çünkü Hozankaya'ları tanımayan yoktu. Mehmet, Karahan'ın direksiyon başında, aracın içerisine sıkıştığını gördüğünde nefesi kesildi. Kanlar içindeydi genç adam. Hava yastığı bile onu koruyamamıştı. Gözleri kapalı, üzerideki beyaz tişört kıpkırmızıydı. Mehmet son bir kez daha bağırdı; "Karahan!!" Ne yazık ki hiç bir tepki yoktu. ATT'lerden biri; "Beyefendi." dedi Mehmet'in bu halini görünce; "Nabız var. Fakat acele etmezsek kaybedebiliriz. Lütfen sakin olun." Mehmet dizlerinin üzerine çöküp kalmıştı. Gözlerinin önünde patronunun biricik oğlu canıyla cebelleşiyordu. Gözlerini sıkıca kapattı ancak akan yaşları durduramıyordu. İtfaiye erleri Karahan'ı çıkartabilecekleri bir alan açmışlardı bir süre sonra. Sağlık ekipleri ilk müdahaleyi hızla yaparlarken içlerinden biri ; "Nabız alamıyorum!" diye bağırdı. Mehmet adamın kolunu tutup; "Ne diyorsun sen! Bir şey yapın çabuk!" derken adamın kolunu sıkıca tutuyordu. Mehmet' in heybeti ve bu öfkeli hali adamı korkutmuştu. Hızla kolunu çekip, cevap vermeden sedyenin üzerine aldılar.. Karahan'ın boynuna boyunluk takılmış, az önce ki adam sedyenin üzerinde, hızla kalp masajı yaparken ambulansa bindirmişlerdi çoktan. Kapılar kapanırken Mehmet'te peşlerine düştü. İçinden Karahan'a bir şey olmaması için dualar ediyor , "Ben bunu İbrahim Bey'e nasıl söylerim." diye direksiyonu yumrukluyordu. Ambulansın içinde de devam eden kalp masajı işe yarasa da , iki dakika sonra tekrar kalbi duran genç adama bu defa damardan adrenalin verilirken, devam eden masaj sonrası tekrar döndürmeyi başardılar. Acilin kapısına geldiklerinde , saniyeler o kadar değerliydi ki. Kapılar açıldı, içeriden sağlık görevlileri sedyeyi hızla indirdi. Karahan’ın yüzü solgundu, göğsü hâlâ CPR’dan dolayı inip kalkıyordu. Tam o anda acilden koşarak gelen iki doktor belirdi. ATT lerden biri yüksek sesle aktardı: “Trafik kazası! Başından, kaburgalarından ve bacaklarından darbe almış. Yolda iki defa kardiyak arrest oldu, kalbi durdu. İki kez resüsitasyonla geri döndü. Şu an nabız zayıf ama var!” Görevlilerin sözlerini dinlerken sedyeyi hızla ilk müdahale odasına sürüklediler. Peşlerinden Mehmet'te koşuyordu. Odaya girdiklerinde Mehmet koridorda kaldı, yavaşça duvarın dibine çöküp, başını ellerinin arasına aldı. Odada doktorlar hızla kontrolleri yaparken. Monitör bağlandı, EKG’de ritim düzensizdi. Nabız zayıf, tansiyon düşüktü. “İç kanama var!” dedi biri. “Başına aldığı darbe nedeniyle kafa içi basınç artmış. Kaburgalardaki kırıklar akciğere baskı yapıyor. Hemotoraks var, ciğerlere kan birikmiş.” Çabuk karar vermeleri gerekiyordu: “Acil görüntüleme! Bilgisayarlı tomografi (BT) çekilsin. Beyin, göğüs ve karın taransın.” Sedyeyi hızla radyolojiye götürdüler. Tomografi cihazının ekranında görüntüler belirdi. Doktorlar dikkatle bakıyorlardı. “Kafa içi hematom var, basınç artıyor. Akciğerlerde kan birikimi var, göğüs tüpü takılmalı. Karında da iç kanama var, muhtemelen dalak yırtılması.” Üç doktor aynı anda birbirine baktı. Karar kesindi: “Hemen ameliyata alıyoruz! Beyin cerrahisi, göğüs cerrahisi ve genel cerrahi. Aynı anda müdahale edilmeli. Yoksa hastayı kurtarmak için çok geç kalabiliriz.” Karahan sedyeyle hızla ameliyathaneye götürüldü. Monitör kabloları, oksijen maskesi, damar yolundan verilen sıvılar ve ilaçlarla birlikte. Yanında kan takviyesi hazırlandı. “Hastayı intübe edin, ventilatöre bağlayın. Kan grubu O Rh+, acil kan takviyesi başlatılsın.” “Göğüs tüpü hazır, beyin cerrahı hazırlanıyor.” Koridorda Mehmet hâlâ başını ellerinin arasına almış, sessizce ağlıyordu. İçeride ise doktorlar hayatla ölüm arasında bir mücadeleye hazırlanıyordu. Karahan’ın kalbi iki kez durmuştu ama hâlâ atıyordu. Şimdi ameliyathanede, üç ayrı cerrahın aynı anda müdahalesiyle yaşama tutunmaya çalışacaktı... Dakikalar sonra; Mehmet, hastane koridorunda bir ileri bir geri yürüyordu. Kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Karahan ameliyathanede ölümle yaşam arasında mücadele ederken, ona en zor görev düşmüştü: haberi İbrahim Bey’e vermek. Elini cebine attı, telefonu çıkardı. Parmakları titriyordu. Numarayı çevirdiğinde birkaç saniye boyunca çalan ses bile Mehmet’in yüreğini parçalıyordu. Sonunda karşıdan o ağır, otoriter ses geldi: “Efendim Mehmet…?" Mehmet’in boğazı düğümlendi. Kelimeler çıkmak istemiyordu. Derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. “İbrahim Bey… Ben… Ben size nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.” Karşı tarafta sessizlik oldu. İbrahim Bey’in sesi daha da sertleşti: “Mehmet, ne oldu?" Mehmet derin bir nefes aldı, boğazındaki düğümü yutmaya çalıştı. “Efendim… Karahan… Bir kaza geçirdi. Durumu ağır. Şu an ameliyata alındı.” Telefonun ucunda sessizlik oldu. İbrahim Bey’in nefesi titreyerek duyuldu. “Sen ne diyorsun Mehmet...Ağır mı dedin? Ameliyatta mı?” diye fısıldadı. Nefesi kesilmiş gibiydi. Mehmet gözlerini kapattı, başını duvara yasladı. “Evet efendim… Doktorlar elinden geleni yapıyor. Siz hemen gelin.” İbrahim Bey’in sesi kırılmıştı, titrek sesle: “Sakın oradan ayrılma..” dese de adam kalbinin sıkıştığını en derinden hissediyordu. Telefon kapandığında Mehmet’in elleri hâlâ titriyordu. Koridorda başını eğdi, içinden sadece bir dua geçti: “Allah’ım… Ne olur yaşasın.” ... Yaklaşık kırk beş dakika sonra merkezdeki hastaneye varmıştı İbrahim Bey. Adımlarında telaş, yüzünde korku vardı. Koşarak ameliyathanenin önüne geldiğinde Mehmet’i buldu. Adam, kapının önünde perişan bir şekilde çökmüş, gözleri yerdeydi. İbrahim Bey de ondan farksızdı; içi paramparça, yüreği kan ağlıyordu. “Mehmet!” diye seslendi koridorda yankılanan bir çığlıkla. Mehmet başını kaldırıp ayağa kalktığında gözleri kan çanağı gibiydi. İbrahim Bey, onun kollarına sarıldı, hıçkırıklarla boğulan sesiyle bağırdı: “Söyle Mehmet! Oğluma ne oldu, söyle!” Mehmet, karşısındaki adama bir patrondan önce bir baba olarak baktı. Onun gözlerindeki çaresizlik içler acısıydı. İbrahim Bey’in titrek elleri Mehmet’in kollarından aşağı doğru kayarken, Mehmet son anda yakaladı. Ama acıdan ve çaresizlikten tükenmişti İbrahim Bey; bir anda bayıldı. Mehmet, patronunu sırtlayıp köşeden dönen hemşireye bağırdı: “Yardım edin! Bayıldı!” Hemşire koşarak geldi, bir yandan da acile haber veriyordu. Mehmet, İbrahim Bey’i sırtında taşıyarak acildeki sedyelerden birine yatırdı. Doktorlar hızla ilk müdahaleyi yaptılar. “Tansiyonu aniden düşmüş, baygınlık geçirmiş.” dendi. Serum bağlandığında Mehmet, aynı durumun tekrar yaşanmaması için doktora oğlunun kaza geçirdiğini söyledi. Doktorlar, şokun etkisini azaltmak için sakinleştirici uyguladılar. İbrahim Bey derin bir uykuya dalınca Mehmet onu acilde bıraktı ve yeniden ameliyathanenin kapısına döndü. Aradan beş saat geçmişti. Kapı hâlâ açılmamıştı. Zaman, koridorda bir işkenceye dönüşmüştü. İbrahim Bey ayağını sürüyerek Mehmet’in yanına geldi, gözyaşları içinde onun yanında çöktü. İki adam sessizce birbirlerine baktılar; gözlerinde aynı korku, aynı çaresizlik vardı. Tam o sırada koridorda yırtılırcasına duyulan bir ses yankılandı: “Oğlum Karahan!” Bu ses Berfin Hanım’ın, yani Karahan’ın annesinin sesiydi. Mehmet ve İbrahim Bey birbirlerine baktılar. İbrahim Bey, Berfin Hanım’a haber vermemişti. Çünkü bu durumu, biricik oğullarının canıyla cebelleştiği gerçeğini, nasıl söyleyebilirdi? Mehmet de söylememişti. Ama Berfin Hanım duymuştu. Hozankaya'ların biricik oğlu Karahan’ın kaza geçirip durumunun ağır olduğu haberi tüm Nevşehir’e çoktan yayılmıştı. Perişan bir halde koşarak gelen kadın dizlerinin üzerine çöktü, İbrahim Bey’in önüne. “İbrahim! Nasıl söylemezsin? Oğlumuzun bu halde olduğunu ben başkalarından mı duyacaktım? İbrahim!” diye haykırarak kocasının göğsüne yumruklarıyla vurdu.. Kadıncağız bir anda atak geçirerek kasıldı ve İbrahim Bey’in kucağına bayıldı. Mehmet gözyaşlarını sessizce akıtırken, İbrahim Bey’in de eli ayağı titriyordu. Ne oğlu için ne de biricik eşi için hiçbir şey yapamıyordu. Mehmet ayağa kalktı, Berfin Hanım’ı kucağına aldı. Onu da tıpkı İbrahim Bey gibi acile taşıdı. İbrahim Bey eşinin başında dururken, Mehmet yeniden ameliyathanenin kapısına döndü. Koridorda zaman durmuş gibiydi. İçeride hayatla ölüm arasında bir mücadele sürerken, dışarıda bir aile çaresizlik içinde parçalanıyordu... Ameliyathanenin önü kalabalıklaşmıştı. Hüsne Sultan da duyar duymaz koşarak gelmişti. Serkan, Karahan’ın aramalarına rağmen ona dönmediği için pişmanlıkla duvara yaslanmıştı. İstanbul’dan apar topar gelen ortağı Tarık da, daha önceden tanıdığı Serkan’ın yanında öylece duruyordu. Mehmet koridorun başında bekliyordu. Berfin Hanım ve İbrahim Bey ise sandalyede yan yana oturmuş, gözleri kapıya kilitlenmişti. Neredeyse gece yarısı olmak üzereydi. Ameliyathanenin kapıları ağır bir sesle açıldığında herkesin yüreği ağzına geldi. Berfin Hanım, İbrahim Bey’in omzuna yasladığı başını kaldırdı. Doktorları gördüğü an hızla ayağa kalktı, başı döndü. İbrahim Bey eşinin belinden tutup düşmesini engellemek istedi. Ancak Berfin Hanım hızla kendini toparlayıp doktorların önünde durdu. Üç doktor yan yana dizilmişti. Önce Berfin Hanım’a, sonra İbrahim Bey’e, ardından koridorda bekleyen diğerlerine baktılar. Sessizlik ağırdı. Genel cerrah öne çıktı. Sesi yorgun ama kararlıydı: “Ameliyat çok zor geçti. Karahan’ın vücudunda ciddi iç kanamalar vardı. Dalak yırtılması ve karaciğer dokusunda hasar tespit ettik. Müdahaleyi yaptık, kanamaları kontrol altına aldık. Şu an kalbi stabil, ama çok kırılgan. Bundan sonraki süreçte yoğun bakımda yakın takip gerekecek.” Ardından göğüs cerrahı konuştu. “Kaburgalarındaki kırıklar akciğerine baskı yapıyordu. Hemotoraks vardı, yani akciğer boşluğuna kan dolmuştu. Göğüs tüpleriyle boşalttık, akciğerini yeniden açtık. Şu an solunumu cihaz desteğiyle sağlanıyor. Kendi başına nefes alması için zamana ihtiyacı var.” Son olarak beyin cerrahı öne çıktı. Sözleri herkesin yüreğini daha da sıkıştırdı: “Kafasına aldığı darbe nedeniyle kafa içi basınç artmıştı. Beyinde hematom, yani kan birikimi vardı. Müdahale ettik, basıncı düşürdük. Ancak beyin dokusunda hasar oluştu. Kendine geldiğinde bazı işlevleri yerine getiremeyecek. Hareketlerinde, konuşmasında ya da hafızasında sorunlar olabilir. Bunun ne kadar kalıcı olacağını zaman gösterecek.” Koridorda sessizlik çöktü. Berfin Hanım’ın gözlerinden yaşlar süzüldü, elleri titriyordu. İbrahim Bey başını öne eğdi, dudaklarından sadece bir dua döküldü: “Allah’ım… Oğlumu bize bağışla.” Mehmet gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Serkan ve Tarık birbirlerine baktılar, yüzlerinde pişmanlık ve korku vardı. Hüsne Sultan ise ellerini göğe kaldırmış, sessizce dua ediyordu. Doktorlar yan yana duruyor, gözlerinde hem yorgunluk hem de umut vardı. Karahan yaşam mücadelesini sürdürüyordu. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE