Karahan’ın gözleri, Neslişah’ın gözlerine değdiği anda içi sızladı. O bakışlarda öfke vardı, kırgınlık vardı, ama en çok da incinmiş bir kalbin sessiz çığlığı. Karahan’ın yüreği bu çığlıkla paramparça oldu. Ne söylese dinlenmeyeceğini biliyordu. Ne özrü kabul edilecekti, ne de sözleri yarayı kapatacaktı. Ama yine de susmak istemiyordu.
“Bir kere… sadece bir kere dinle beni,” diye fısıldadı kendi kendine, ama sesini dışarı vuramadı.
Adımlarını hızlandırıp ona doğru yürüdü. Neslişah geri çekilse de Karahan durmadı. O bir adım geri atarken, genç adamda ona bir adım atıyordu. Arkadaki hareketliliği fark etti Neslişah. Gözleri diğerlerine kaydığında içeri Mehmet, Nur ve Hurşit girmişti. Fakat ne Beril farkındaydı o adamın Hurşit olduğunun ne de Neslişah. Ama Nur koşar adım Beril ve Tarık'ın yanına geldiğinde, Karahan ve Neslişah çok yakınlardı;
"Konuşmalıyız." dedi Karahan. Ne yazık ki Neslişah'ın konuşmaya niyeti yoktu. Sert bir şekilde;
"Seninle konuşacak bir şeyim yok!" diye karşılık verdi.
Karahan böyle olacağını tahmin etmişti. Neslişah'ın kolundan nazikçe tuttuğunda, kızın duvardan farkı yoktu.
Arkadaşlarına dönüp;
"Gidelim!" dedi. Buz gibi bir sesle. Ama Nur Beril'e çoktan müdahale etmemeleri gerektiğini söylemişti bile. Çünkü Karahan arabadan inmeden önce tek bir şey söylemişti:
“Birazdan olacaklara sakın müdahale etmeyin. Merak ta etmeyin çünkü ona asla zarar vermem.”
Genç adam daha fazla düşünmeden aklından geçeni yaptı. Neslişah'ı kendine çektiğinde hala direniyordu.
Karahan’ın kolları güçlüydü, ama kalbi titriyordu. Onu omzuna aldığında, içindeki fırtına daha da büyüdü. Her adımında pişmanlığının ağırlığı omuzlarına çöktü. Neslişah’ın çırpınışları, onun kalbine saplanan hançer gibiydi.
Merdivenlere yöneldiğinde, kendi kendine mırıldandı:
“Biliyorum beni affetmeyeceksin… ama yine de söylemek zorundayım. İçimdeki yükü senin gözlerinin önünde bırakmadan yaşayamayacağım.”
Kapıya vardığında, odanın sessizliği onları bekliyordu. Karahan, ne kadar reddedileceğini bilse de, hiç bir şeyin engel olmasına izin veremezdi artık. Bu kez, pişmanlığını dile getirecek ve kalbinin yükünü dökecekti.
Ayağıyla odanın kapısını ittirip, ortadaki yatağa doğru yaklaştı. Neslişah ellerini yumruk yapmış Karahan'ın sırtına vursa da genç adam umursamamıştı. Nazikçe yatağa doğru eğilip üzerine bıraktı kızı. Ama onun bağırışları odanın duvarlarında yankılanıyordu. Bıraktığı an yataktan hızla doğruldu Neslişah. Ama Karahan, ondan önce davranıp kapıya koştu ve kilidini çevirip cebine attı. Anahtarı almak için hamle yaptığında Karahan onun belinden tutup koltuğunun altına aldı ve tekrar yatağa doğru ilerledi. Neslişah o kadar çok çırpınıyordu ki, sabahleyin yere dökülen ilaçlara bastığını bile fark etmemişti Karahan . Kolunun altındaki kızın çırpınışlarının yarattığı sarsıntıyla ayağının altındaki ilaçların kayması bir oldu ve Neslişah altta kendisi üstte yatağı boyladılar.
Karahan'ın bir kolu genç kızın altında kalmış , ikisi de donuk bir şekilde birbirlerine bakakalmışlardı. Ancak Neslişah kollarıyla aralarına duvar örmüş, bakışları donuk olsa da, Karahan'ın onun öfkesini görmesini engellemiyordu.
Kaşları çatık ve saçları dağılmış bir şekilde ;
"Kalk üzerimden !" dedi dişlerinin arsından. Karahan Neslişah ne derse desin karşı çıkmayacaktı . Söylemek istediklerini söyleyip gitmesine izin verecekti zaten. Yavaşça üzerinden doğrulurken fısıltıdan daha yüksek bir sesle ;
"Özür dilerim." dedi.
Neslişah'tan bir cevap yada kendisini affetmesini beklemiyordu. Ama kendisini dinlemesi için her şey yapabilirdi şuan. Kalkıp karşısına dikildiği an;
"Ne için özür diliyorsun! Beni kendini satan biri yerine koyup tecavüz ettiğin için mi!?" dediği an Karahan beyninden vurulmuşa döndü. Yaptığı hatanın yüzüne vurulması daha çok sarsmıştı onu. Ne yazık ki Neslişah haklıydı.
Cesaretini toplayıp yatağın kenarında doğrulan kızın yüzüne baktı.
"Sadece beni dinle lütfen. Yaptığım şeyin telafisinin olmadığının farkındayım. Sana söyleyeceklerimden sonra ne istiyorsan yapabilirsin." deyip arkasını dönüp pencereye doğru yürüdü. Neslişah'ın konuşmasına izin vermeden bir an önce anlatmak istiyordu gerçekleri;
"Dün sana söylediklerim tamamen hafızamın bana bir oyunuydu. Hakkında hatırladığım şeyler parça parçaydı ve biraz da alkolün etkisiyle kendimi kaybettim. Ama seninle alakalı olan her şeyi hatırladığım da çok geçti. Pişmanım… ne istersen, ne söylersen yaparım Neslişah." dedi ve derin bir nefes alıp elini ensesine götürdü.
Tekrar Neslişah'a döndü, çekmecenin üzerindeki kristal vazoyu elinde görmesiyle vazonun havada süzülerek kendine doğru uçmasının ardından reflexle yana çekildi. Duvara çarpan cam vazo patlayarak kırılırken, Neslişah'ın kendini dinlemediğinin farkına varmıştı Karahan. Gözlerini kaçırmadan dikkatle Neslişah'a baktı. Ama kızın gözünde ne bir pişmanlık ne de söylediklerini umursayan bir ibare yoktu. Amacına ulaşamayan geç kız kapıya doğru koşup hem tekmelemeye hem de yumruklamaya koyuldu;
"İMDAAAT!!! ÇIKARIN BENİ BURDAAAN!!" diye çığırışmaya başladığında;
"NESLİŞAH!" diyerek sert adımlarla yanına yaklaştı kızın. Ellerini tutup sakinleştirmeye çalışıyordu ama nafile. Neslişah panik ve öfkeyle hiç durmadan kapıyı yumruklamaya devam ediyordu. Oluru yoktu bu işin . Kaba kuvvet kullanmak istemese de Karahan'ı zorluyordu;
"DUR ARTIK! KİMSE SEN BAĞIRDIĞIN İÇİN GELMEYECEK! BENİ DİNLEMEK ZORUNDASIN!"
Yine de umursamadı Neslişah, sanki Karahan yanında yokmuş gibi bu odada esir kalmış gibi bağırıyordu. Konuşmanın faydası olmayacağını anlayan genç adam dişlerini sıkarak gardırobuna yaklaştı. Kapağını açıp askındaki kravatlarından aldı eline. Geri dönüp genç kızı tekrar kucakladı. Ama bu defa Neslişah daha da fazla çırpınıyordu. Üstüne bir de bağırınca;
"YETER!" diye haykırdı Karahan.
"Alttan alıyorum, pişmanım diyorum diye mi bunları yapıyorsun." sesi bu defa daha sakin di ama Neslişah kendi sesinden Karahan'ı duymuyordu zaten.
"İyi o zaman bunu sen istedin." dedi genç adam. İki koluyla sımsıkı sarıldı kızın beline. Neslişah'ın kurtulmak için çırpınışlarından nasibini almıştı çoktan. Çenesine gelen dirseği umursamasa da yatağın üzerine bırakırken kasıklarına gelen dizi canını bir hayli yakmıştı;
"AHH! SİKEYİM!" diyerek taşaklarını tuttu Karahan. Neslişah bir an duraksasa da sözünü esirgemedi;
"Umarım bir daha işine yaramayacak hale gelmiştir!" derken gözlerini hiç olmadığı kadar açmıştı.
Karahan dişlerini sıkıp yatağa attığı kızın bacaklarını tuttu. Neslişah'ın nefesi hızlanmıştı.
"BIRAK BENİ!" diye bağırsa da Karahan'ın gözü dönmüş Neslişah'ı duymuyordu. Bacaklarını birleştirip üzerine hareket edemeyeceği şekilde oturdu. Bu defa da elleri durmuyordu kızın. Bacağının altında kalan kravatların birini çekip dişlerinin arasına aldı genç adam.
Kasıkları hala sızlarken, kolunun birini havada yakaladı ama diğeriyle sürekli kendisine vurduğu için bir türlü yakalayamıyordu.
"Dur yoksa seni burada beceririm!!" diyerek dişlerini sıktı. Bu sözün üzerine Neslişah'ın göz bebekleri büyüdü ve eli havada asılı kaldı.
Yakaladığı diğer kolunu da birleştirip sol eliyle iki bileğini kavradı. Konuşurken ağzından kızın memesinin üzerine düşen kravatı, Neslişah'ın gözlerine bakarak aldı ve bileklerini bağladı. Derin bir nefes aldıktan sonra;
"Durman için bunu mu söylemeliydim." dedi sakin bir sesle. Ama Neslişah dişlerini sıkıp başını yana çevirmişti.
"Yapmadığın şey değil." diye karşılık verdi. Sanki normal bir şekilde sohbet ediyorlarmış gibi.
Karahan, Neslişah'ın üzerinden kalkıp bir diğer kravatla da ayak bileklerini bağladı. Fakat bu defa kız direnmiyordu. Aksine ne söyleyecekse söylesin de gideyim diye bekliyordu sanki.
Ayaklarını da bağladıktan sonra;
"Beni dinlemek zorundasın." dedi Karahan. Doğrulup Neslişah'ı oyuncak bebek gibi yatağın başlığına doğru çekti. Sırtının arkasına yastık koyup ayaklarını yatağa doğru uzattı. Neslişah hala Karahan'ın yüzüne bakmıyordu. Yatağa uzattığı ayaklarını karnına doğru çekip başını dizlerine yasladı;
"Konuş artık. Ne söyleyeceksen söyle . Ama sakın bir kez daha özür dileme. Çünkü asla affetmeyeceğim. Senden.." dedi başını kaldırmadan;
"Senden hayatımın sonuna kadar nefret edeceğim. Bana yaptığın ve söylediğin hiç bir şeyi hak etmedim. Hiç bir kadın hak etmez. "
derken sesi sona doğru daha da kısıldı. Ama durmadı devam etti;
"Sen bana en ağır yükü verdin Karahan. Başta belki ben de yanıldım, belki bir anlık yakınlıkta kalbim sana açıldı. Ama sen… Sözlerinle beni küçülttün, kirlettin...Ve ben ‘dur’ dediğimde bile durmadın. İşte o an, her şey bitti.. Sandığım kadar güvenilir, temiz ve iyi biri değilsin sen. Şimdi söyleyeceklerini söyle, bir daha asla karşıma çıkma." dediğinde Karahan ayakta öylece Neslişah'ın söylediklerini dinliyordu. Hak veriyordu yaptığı büyük bir hataydı. Sert bir nefes verip;
"Sana söyledim hakkında hatırladıklarım param parçaydı. Tamamını hatırladığımda çok geçti. Sen dileme desende yine dileyeceğim. Özür dilerim..." Söylediklerinin ardından hiç bir kelime etmemişti Neslişah. Başı hala dizlerinde diğer tarafa bakıyor Karahan'la göz göze gelmek dahi istemiyordu. Genç adam Neslişah'ın ayak ucuna oturdu yavaşça ;
"O gün birlikte konağa gittiğimizde.. Beni beklemeni söylemiştim. Amacım ihtiyacın olan şeyi almaktı." dediğinde Neslişah bacaklarını biraz daha kendine çekti.
"Ama o gün bir şey oldu. Serkan beni arayıp Neslişah Gündoğan diye birinin hesabına para gönderme mi üstüne bir de mesaj atmamı istedi. O kişinin sen olduğunu bilmiyordum. Parayı Serkan'ın kasasından alıp yatırdıktan sonra konağa döndüğümde sen gitmiştin. Ama o gün evde olmayacaklarını sandığım herkes eve dönmüştü. Akşamına duymamam gereken şeyler duyup öfkeyle çıktım. Amacım sakinleşmekti ama kendimi senin evinin önünde buldum." derken Neslişah'a dokunmak istese de bunu yapamazdı. Çünkü kız aralarına görünmez bir duvar örmüştü. Karahan dokunduğu an yanacağının farkındaydı. Derin bir nefes alıp devam etti;
"Arabayı evinin önünde durdurduğumda mesaj attığım numara beni aradı. O sırada sen çıktın o kapıdan. Hareketlerin duraksaman ve arkadan gelen yağmur sesi o kişinin sen olduğunun birer kanıtıydı. Arabadan inip sana yaklaştığımda anladım aslında 'Ayça' değilde 'Neslişah' olduğunu. Eve girip bana anlattıklarının ardından, bir telefon geldi arayan babamdı ve dedemin kalp krizi geçirdiğini söyledi. Aklım tamamen gitmişti. Ne olduğunu anlamadan telaşla gitmek zorunda kaldım. Ertesi gün tekrar yanına döndüğümde çok aradım seni ama telefonun kapalıydı. Evine girdim ama sen yoktun. Mehmet'e söylediğimde peşine düştü. Seni bulduğunda İstanbul'a dönüyordun. Hava alanına yetişip seninle konuşmam gerekiyordu. Ama..." dedi Karahan o anı tekrar yaşarcasına;
"O yolda bir kaza geçirdim... Çok ağır ameliyatlar atlattım. Hafızamda yırtıklar oluştu... Uzun süre tedavi gördüm... Hatırlamam gereken şeyleri ben sormadan kimse söylemiyordu. Ve bende çok şeyi hatırlamıyordum zaten." derken alnını ovaladı.
"Ama... Seni ilk gördüğümde yarım yamalakta olsa bir şeyler hatırladım. Çok kısa bir an geçirmiş olsak bile yüzünü görmem yetti. O gece ayaklarım beni oraya getirdiğinde amacım geri dönüşü olmayan şeyler yapmak değildi. Her şey bir an da gelişti... " diye daha devam edeceği sırada, Neslişah başını kaldırıp;
"Kaza geçirdiğin gün neden hava alanına gelmek istedin. Bana ne söyleyecektin?" dedi sakinlemiş bir ses tonuyla.
Karahan kendine dikkatle bakan ela gözlerine odaklandı Neslişah'ın ;
"Ailen.." dedi. Sanki ne söyleyeceğini biliyormuş gibi gözlerini kapattı Neslişah;
"Biliyorum.." dedi. Ama ne biliyordu da böyle söylüyordu genç kız. Çenesini iki dizinin arasına koydu;
"Beşir Amca dediğin adam benim babam bunu mu söyleyecektin?"
Karahan şaşkın bir şekilde Neslişah'a bakıyordu;
"Sen.. Nereden öğrendin?" diye sordu.
"Abim.." dedi Neslişah.
"Yani Abim sandığım Fersah.. Benimle konuşmak istediği için yanına gittim. Babamın Beşir Poyraz olduğunu yıllar önce bir kadının annemi doğum yaptıracağım diye öldürüp beni kaçırdığını söyledi. Öz babamın beni çok aradığını ama annemin ve benim kaybıma dayanamayıp akıl sağlığını yitirdiğini de. "
"Peki o nereden öğrenmiş?" diye sordu Karahan. Evet öğrendiği şeyler doğruydu fakat bunları yapanların kendi sülalesinden olup başkasına verilmesini sağlayanınsa öz ve öz dedesi olduğunu dile getiremiyordu genç adam. Sorduğu sorunun cevabını beklerken, bileklerine bağladığı kravatları yavaş yavaş çözmeye başlamıştı bile. Önce ayaklarını çözmüş. Sonra Neslişah'ın kirpiklerinin ucuna tutunmuş göz yaşlarına bakarak bileklerine uzanmıştı. Gözlerini kızın yüzünden ayırmadan bileklerini çözmeye başladı. Göz bebeği titreyen Neslişah’ın , bir anlığına kırptığı gözlerinden akan yaşı tuttu Karahan.
Buna izin vermişti Neslişah.. Belki de artık güçlü görünmenin bir faydası olmadığını anlamıştı. Hafızasındaki kırıklara hak veriyordu karşısındaki adamın. Ne de olsa kendisine yetişip gerçekleri söylemek uğruna kaza geçirmişti. Ve her şeyi hatırladığında tekrar kendisini bulup olanları anlatmak istemesi aslında düşündüğü gibi biri olmadığını haykırıyordu. Neslişah, yavaşça elini kaldırdığında karşısındaki gözler beni affet diye çırpınıyordu.. Ama o el biraz daha yükseldi.. Biraz daha havalandı .. Biraz daha açıldı …
Vee ŞAAKK!!!