bc

ESİR İNSANLARIN ESERLERİ

book_age16+
25
TAKİP ET
1K
OKU
opposites attract
curse
mafia
detective
war
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

"Kimin esir olduğunu görmek istiyorsan eserlerine bak..."

Kim suçluydu? Kim masumdu? Bu berbat dünyaya, berbat insanlar doğardı. Kötülüğün seni ele geçirmesine izin mi verecektin?

Yoksa sağlanmamış adaleti mi sağlayacaktın?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1.RESİTAL
1.BÖLÜM: "SON SATIRLAR SON CÜMLELER" "Nereye gidersen git, üç şey seninle gelir: Gölgen, acın ve geçmişin." Kül et yalanları, erisin mumların, sönsün ışığın, bitsin bu acımasızlık, yok olsun karşılıksız kalan acılar ve sevgiler... Bakıyorum gökyüzüne, görüyorum ki masmavi. Aklıma geliyor ki kaybolmuş özgürlüğüm. Gerisin geriye kalmış acılar, yok oluşlar, bitişler. Sessizliğim çığlık olmuştu bu sırada. Çığlıklarım ölümü çağrıştırdı, ölümler olsun zevk alayım bundan diye konuştu benimle. İçimdeki sesle konuştum, konuştum, konuştum... Ne oldu peki? Esir olmuş bir bireydim ama eserlerim oldu. Çünkü bu sevgisiz dünya da "esir insanların eserleri" olurdu. Ben sanatçı değildim. Katildim. Kendi hayatımın katili. Kendi dünyamın acımasızlığında, sevgisizliğinde boğulmuş bir katildim. Yine de ben ölürken insanlar bir süre daha beni sanatçı bildi. Benim eserlerim tablodaydı. Yalnızlığım, acılarım, boş kalmış umutlarım sesim oldu. Kendimi çizdim, duvara astım, insanlar görsün bunları diye direttim. Gördüler de. Başardım. Birileri anladı. "Ölüm sanattı..." Eser Yalın * Alin Bir bataklık düşünün. Bataklıkta gül açmaz demelerine inat açmış güller hayal edin. Hepsinin güzel kokusu bataklıkta açtığını unutturmaya meyilliydi. Bataklık olduğunu unuttuğunuz için giriyorsunuz o iğrenç yere. Her adım attığınızda biraz daha batıyorsunuz. Battıkça her şeyin imkansızlaştığını görüyorsunuz. Debelenmeye başlıyorsunuz kurtulmak için, yardım çığlıkları atıyorsunuz ancak duyanınız yok. En sonunda tamam diye pes ediyorsunuz çünkü farkındasınız artık, girdiğiniz bu yolun bir çıkışı olmadığının... Aslında burada konu hiçbir zaman ne bataklık ne de bataklıkta açmış güller oldu. Buradaki konu bendim, sendin, bizdik, onlardık. Söylemediğimiz gerçekler bir bataklıktı, yalanlar ise açmış güllerdi, attığımız adımlar ise yalanlara inanmış olmamızdı. Oysaki, unuttuğumuz bir şey vardı. Girdiğimiz bataklık nasıl bizi içine çekip en sonunda pes etmemize yol açıyorsa, gerçeklerde elbet yalanlara galip gelecekti. * "Evet davet yeri burası! Buraya gelen davetliler gördükleri manzara ile şok yaşadılar. Muazzam tablolar beklerken karşılarına sadece tablolar değil bir de ceset çıktı! Gelen davetliler birkaç dakika şok içerisinde cesede bakarken en sonunda ambulansı ve polisi aradılar. Etrafa gelen ekipler olayı araştırırken bir yandan da davetlilerin ifadeleri alınıyor. Son gelişme ise cesedin kime ait olduğu. Ceset..." "Büyük olay," diye mırıldandım muhbiri dinlerken. Etrafta muhbirler dolaşıyor olayı anlatıp son gelişmeleri insanlara bildiriyorlardı. Davetlilerden bazıları gördükleri görüntüler ile fenalaşmıştı. Bazıları da gördükleri anları silmek istiyor gibiydi Gördükleri neydi peki? Ceset ne haldeydi? Katledilmiş miydi? Yoksa intihar girişimi miydi? Yaslandığım duvardan çekildim. Gerçekten açılması zor düğümler gibiydi. İnsanların tavrına bakacak olursam katledilmiş bir beden beni bekliyordu. Davet yeri olay yeri girilemez bantlarıyla koruma altındaydı. Oradan sıyrılarak yanıma doğru gelen Eftal'e durum nedir der gibi baktım. Yanıma geldiğin de "Tuhaf..." dedi ve devam etti. "Bir insan kendi ölümünü planlayabilir mi Alin?" "Kendi ölümünü planlamak derken? Yazı mı bırakmış?" diye sordum etraftaki insanları işaret ettim. "Davetliler baya şok yaşamış gibi duruyor ya da kendini kurşun yağmuruna mı tuttu? Ne oldu bu adama? İnsanlar niye böyle?" "Sorunun cevabını gel kendi gözlerinle görerek öğren." dedi kafasıyla davet yerini işaret ederek. Derin bir nefes aldım. "Tamam." Elimdeki sigarayı yere attım. Botumun topuğu ile külünü ezdikten sonra üzerimin düzgün olduğundan emin olduğum da onu arkamda bırakarak olay yerine doğru adımladım. Birkaç polis önümü kesti. Buraya gelmeden önce yanıma aldığım polis kimliğini ceketimin cebinden çıkartıp gösterdim. Onlar da karşı gelmek yerine önümden çekildiler. Geniş camlarla çerçeveli bir yerdi. İçerde de kriminal büro ekipleri gezip olayı inceliyorlardı. "Sende de her meslek var nasıl oluyorsa." dedi polis kimliğimi işaret ederek. "Mesleğim gerekçesi." dedim göz kırparak. Umursamadan içeri geçmemi işaret etti. Bende zorlamadan içeri girdiğimde ilk dikkatimi çeken şey duvardaki tablolar oldu. Sırayla bakılması isteniyormuş gibi altlarda numaralar vardı. Gözlerim hızla tablolarda gezinirken son tabloya geldim. Ancak son tablo duvarda asılı değildi ve gördüğüm bu değil ceset de olmuştu. Önce gördüklerime inanamadım. Ölen kişinin elinde duran tablo da tam da bu an çizilmişti. Planlı bir ölümdü. Her detayı düşünülmüştü. Kim böyle bir şey yapmak isterdi ki kendine? "Ne düşünüyorsun?" diye soran Eftal'i umursamadan maktule doğru yaklaştım. Herhangi bir yere dokunmadan dikkatle inceledim. Yaşı tahmini 25-30 gibiydi. Parmaklarında evli olduğunu belli eden yüzük yoktu. Bileğinde bir saat vardı. Saat de aynı şekilde çalışmıyordu. Sanki zamanı durdurmak istemişti. Bakışlarım tablodan görünmeyen karnına indi. Karnından akan kanlar yerlere akmıştı. Aynı şekilde tabloya da kanlar bulaşmıştı. Etrafta dolaşan kriminologlardan birini çağırdım. "Maktulün elindeki tabloyu alın." Kriminolog yanıma geldi eline giydiği eldivenlerle yanına birisi daha gelirken elindeki delil-bulgu poşetini açtı ve tablo dikkatlice içine yerleştirildi. "Götürün bunu." dedikten sonra maktule döndüm. Karnında derin kesikler vardı. Kendini kendi mi bıçaklamıştı? Zevahir'in kasvetli havasında yattığım yetimhane de zorla otopsi yapmam belki de şu an işime yarayacaktı. "Eldiven alabilir miyim?" diye sordum. Eftal arkada kalmış ne yaptığımı anlamaya çalışırken dayanamayarak sordu. "Tam şu an da burada," olduğumuz yeri göstermek ister gibi yaptı. "Otopsi mi yapacaksın?" "Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 87, 88 ve 89. maddelerinde yer verilmiştir. Cesetlerin adli ölü muayenesi cesetlerin olay yerinde bulunduğu ortamlarda veya hastanelerde otopsi salonlarında yapılabilir." ona doğru yeşil gözlerimi çevirdim. "Burası da olay yeri oluyor." "Tamam." dedi susmak istiyormuş gibi. "Tamam yap." Açıkçası ne halin varsa gör diyordu. Maktule döndüm. Bu sırada bana getirilen eldivenleri de ellerime geçirdim. Üzerinde gömlek vardı. Gömlek beyazlığını kaybetmiş kanın kırmızı rengine bürünmüştü. Aynı şekilde gömlek bıçak darbeleri yüzünden yırtıklardan oluşuyordu. Gömleği bıçak yaralarını incelemek için düğmelerini çözdüm. Ellerim şimdiden kan olmaya başlamıştı. Vücudu komple kana bulaşmıştı. Ona rağmen kesikler belliydi. Nasıl kendine acımasızca böyle kesikler atabilmişti. Kesiklere baktığımda göğsünün biraz altında en derin olan oydu. "İlk kesik tahminimce kalbine doğru atılmış." elimde bıçak varmış gibi davrandım. O bıçağı da kalbime saplamış gibi gösterdim. Eftal ve birkaç kriminolog da beni izliyordu. "Sanki kalbini parçalamak ister gibi." Biraz altındaki kesiği gösterdim. "Bak buradaki kesik de bıçağı çektikten sonra tekrar batırmak istediğinde yanlış yere batırmış olmasının verdiği sonuç." "Peki karnındaki kesikler?" diye sordu karnını işaret ederek. "Fazla kan kaybedecek kesikler bunlar. En sonunda elinden bıçak düşecek gibi olmuş ama amacı ölmek olduğu için bıçak darbelerine devam etmek istemiş. Bu da" karnındaki yamuk kesikleri gösterdim. "bunları oluşturmuş." "İntihar girişimi yani?" Kendimi ölen kişinin yerine koyarak ilerlemek istedim. Elimde bir bıçak olduğumu hayal ettim. Kendimi öldürecektim. İlk bıçağı kalbime saplayayım. Ardından bir tane daha, tabii kan kaybediyorum bu sırada... Hepsi eşit derinlikte olmazdı kesiklerin, çünkü kan kaybıyla başım dönecek, belki yere düşecektim. "Birisi saplasaydı hepsi derin kesiklerden oluşurdu. Ancak kendi sapladığı için artık attığı bazı kesikler sadece deriyi kesmiş. Organlara zarar verememiş." Çenesine hafif bir baskı uygulayarak açtığımda beklediğim sonucu aldım. Ağzından kanlar akmaya başladı. Bu görüntüden biraz iğrendim. "Kendi kanında boğularak ölmüş." "Kan kaybından ölmüşte olabilir?" diye soran kriminoloğa döndüm. "Evet kan kaybından da ölmüş olabilir. Bunu daha detaylı adli tıp da inceleyebiliriz. Ancak organlar zarar gördüğü zaman kanamayı gidermek için o kanı vücuttan alır, yarayı da dikeriz. Böylece kanamayı durdururuz." maktulü gösterdim. "Bu durumda ise kan vücutta kalmaya devam etmiş. Kanla boğulan akciğerler nefes alamamak da zorlanmış ve kendi kanında boğulmasına neden olmuş..." O sırada bulunduğumuz yerdeki tavana asılmış projeksiyon aleti çalışmaya başladı. Tam karşıda duran perdeye önce siyah ekran yansıdı. Ardından da bir sima yansıdı. Bu sima ölen maktule aitti. 32 diş sırıtmış şekilde kameraya bakıyordu. Ne tür bir olayın içindeydik? "Selam herkese ve selam ölü bulunmuş cesedim." yüzündeki sırıtış olsun, hali olsun psikolojik sorunları olduğunu az çok belli ediyordu. "İşinizi kolaylaştırmak istedim. Numaralandırılmış tablolarda doğumumdan ölümüme kadar her şeyi görüyorsunuz neredeyse." Bu sırada hepimiz tablolara tekrar bakmıştık. Çöktüğüm yerde kalmıştım. Ayağa kalktım. Ceset davet yerine kötü koku yaymaya başlamıştı. Bu da midemin bulunmasına yol açmıştı. Bunu ayaklandığım da mide suyumun ağzıma geldiğinde anlamıştım. Düşünmemeye çalışarak herkes gibi ekrana bakmaya devam ettim. "Tabii bunlar kısa özet size." alayla güldü. "Bir de yaşaması var." yüzündeki alay dolu gülüş silindi. Yerini psikolojik sorunları olan adama çevirdi. "Önce kim olduğumdan başlayalım." kamerasını masa gibi bir yere sabitlemişti. Oturduğu koltukta arkasına yaslandı. "Ben Eser Yalın. Sanatçıyım," yanlış bir şey demiş gibi mırıldandı. Önce yüzünü buruşturdu. Sonra kötü bir şekilde alayla güldü. Anlamaya çalışır şekilde kaşlarım çatıldı. Gülüşü silindi sesi ciddiye bağlandı. Ani ruh değişimleri psikolojik sorun çekenlerin hepsi görülen bir durumdu. Karanlık sesi yankılandı. "Birkaç dakikaya kadar intihar etmiş bir sanatçıydım. Ancak ben bir katilim. Kendimin, en önemlisi de kendi hayatımın katili." Kollarını iki yana açtı. "Hayatıma hoş geldiniz. Başlayalım bakalım." 48 saat önce... E.Y. Gözlerim tabloda, bedenim ve ruhum esaret içinde, zihnim ise karanlığa gömülüydü. Zihnimde bir sahne vardı. Karanlıktı... Gölgeler konuşuyordu fısıltılarla. Sessizliğe gömülmüş insanların gölgeleriydi bunlar. Alışmışlardı karanlıklarına. Sessizlerdi, umutsuzlardı, cesur değillerdi hiçbiri. Dokundukları her yeri siyah renkleriyle kirletiyorlardı. Buna pişmanlardı da... Yapacak bir şeyleri yoktu. Çaresizlerdi. Çaresizliklerini fısıldıyorlardı birbirlerine. Ayak bileklerine takılan pranga onların zifiri karanlıktan çıkmasına engeldi. İzin vermiyordu umut ışığı görmesine. Gölgeler karışmıştı birbirlerine. Hepsi birbirine yardım etme çabasındaydı. Buradan çıkma umuduyla kasıp kavrulmak isteniyordu. Ancak hayat, onların elinden almıştı umut etmeyi. Hapsetmişti prangalarla zifiri karanlığa. Zifiri karanlık... Hiç umut ışığı yok muydu zifiri karanlıkta? O zaman Ay nasıl tüm karanlığa rağmen nasıl ışıl ışıl parlıyor olabilirdi? Her şeyi düşünüyordu karanlığa gömülmüş insanlar. Ancak unuttukları bir şey vardı... Her karanlığın arkasında aslında bizi bekleyen bir umut ışığı vardır, vardı, var olmalıydı. Ya yoksa? Esarete bağlanmış ruhum umut ışığını görebilir miydi? Zihnim, bu sahnede ölüm sergilenecek diye çığlıklar atıyordu. Çünkü esaret ancak ölümle biterdi. Eserlerim vardı çünkü esirdim, ölümü istiyordum çünkü hayatım karanlıktı. Size de merhaba. Siz bu kitabı okurken daha sayfaların başlarındasınız. Ancak ben, kendi hayatımın son satırlarını hatta cümlelerini kurup sonlandırmak üzereydim. BÖLÜM SONU

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Dönüm Noktası Aşka Tutsak

read
5.7K
bc

KISIR AĞA

read
116.2K
bc

FIRTINAŞK (+18)

read
53.7K
bc

İKİNCİ ŞANSIM

read
3.3K
bc

GÜL SARMALI (+18)

read
38.5K
bc

Şah Mat

read
3.7K
bc

İNCİ TOZU (+18)

read
24.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook