2.RESİTAL

1606 Kelimeler
2. BÖLÜM: "KİRLENMİŞ RUHLAR" "Nasıl bir insan olduğuna inanıyorsan ona dönüşürsün." (Oprah Winfrey) Bazı şeylerin varlığı ya da yokluğu ile acı çekerdi insan. Acısı dinmeyen bir sızı bazen de asla kapanmayacak yaralar oluştururdu. Acılarıma dikiş atsam bir süre sonra geçer mi diye düşünürsün. İstediğin kadar yaralarına dikiş at, yaralar kapanır ama izi kalır. İzler bir gün gelir sana tekrardan o anı yaşatır. Bu sefer bedenin değil ruhun yara alır. Ruhlar dikiş tutmaz, yaralı haliyle kalır. Gözlerim tabloda, ruhum ölüm kalım arasındaki arafta hislerim zehirli cümlelerden şifa arama peşindeydi... Arkadaşlıklar en büyük katilin olurdu. Arkadaşlık emek isterdi ancak emekler bazen zehrin bazen şifan olurdu. Benim arkadaşım yoktu tabii. Ben yalnızdım. Kimse ne şifam ne de zehrim olmuştu. Yalnızlığım esaretim olmuş. Esaretim, eserim olmuştu. Kimi zaman girdiğin yolların dönüşü olmaz, sonsuzlukta kaybolurdun... Ben kayboldum. Sonsuz bir yolda asla dönülmeyecek şekilde kayboldum. Öldürdüm kendimi, en önemlisi de hayatımı... Eser Yalın * Alin Arsever Ellerim de kanlar var bak. Öldürdüm herkesi geçmişimdeki acılara gömerek. Ağlayışlarım yağmura dönüştü. Fısıltılarım kasırga oldu. Parmaklarım arasında tuttuğum bıçak ise kaderim oldu. Söylesene şimdi ben kötü biri miydim? Esaret sarardı acısını, bazen varlığı ile bazen de yokluğu ile... Ruh da bencilliğini kullanırdı. Çünkü umutsuzluk işlenmişti bir kere. Tekrar işlense ne olabilirdi ki? Kader sarmıştı bir kez ağlarını beden ve ruha. Güzel de oynadı oyununu, güzelde ödetti bedelini; kim nasıl hak ettiyse. Değiştir. Her şeyi değiştir. Kendini, hayatını, kaderini, umutlarını. En önemlisi de hayallerini. Her başlangıcın bir başlangıç noktası var ise bitiş noktası da vardı. Buna da biz karar verirdik. Kapat gözlerini şimdi, inandır kendini sana söylenmiş olan tüm yalanlara... İnandın mı peki? Hiç sanmam. Göğüs kafesinin içinde taşıdığın o kalp aslında, beynin emrine bağlı yaşar. Kalp aşk için yoktur. Yaşamak için vardır. Atmayı bitirdiğinde aslında aşk değil, yaşam biter. Ellerimde ölen kişinin kanları varken duvara yansımış olan görüntüye herkes gibi şok içerisinde bakıyordum. Bize kendini tanıtmış ve devamını getireceği sırada ne olduysa video kesilmişti. Belki de bu kadardı. Ya da daha fazlasıydı. Daha fazlası ise bildiğim bir şey vardı; o da gerçek ne ise öğrenilmemesi gereken sırlarla dolu olmasıydı... * Aradan tam 21 saat geçmişti. Biz bu saat arasında hiç uyumamış sadece olayı araştırıp bilgiler öğrenmiştik. Davet yerine gelmiş olan insanların sorguları bu konuda bizim çok işimize yaramıştı. Eser Yalın'ı saymazsak öğrendiğimiz 3 isim vardı. Nadia Soyhan, Mehmet Yalın, Öznur Yalın... Nadia, Eser Bey'in nişanlısıydı. Daha doğrusu eski nişanlısıydı. Olaydan bir hafta öncesinde ayrılmışlardı. İşletim bölümü mezunu olan Nadia Soyhan, köklü bir aileden gelmekteydi. Annesi Rus, babası Türk'tü. Babası yer altının işleriyle az çok bağlantısı olan biriydi. Çünkü Nadia'nın annesi Alyona, Rus örgütlerinde yer alan biriydi. Buna rağmen iki ebeveyn nasıl olduysa kirli işlerini kızlarına bulaştırmamıştı. Nadia oldukça temiz ve masum bir kadındı ya da ailenin daha fazla adı duyulmasın diye bazı gerçekler ört bas ediliyordu. Ailesi bu işlerde olduğu için mantıken oldukça da zengindi. Her şey saklanabilir, yok sayılabilirdi rahatlıkla. Nadia 10 yaşındayken babası öldürülmüştü. Bu zaman diliminde aslında yapılan vurgun yüzünden çok büyük sıkıntılar yaşamıştı aile. Yönetilen Soyhan şirketi iflas noktasına kadar gelmiş ancak bir şekilde Alyona tarafından toparlanmıştı. Alyona bu sırada ölen eşi Ferit Soyhan'ın koltuğuna geçmiş şirketi o yönetir hale gelmişti. Şirkette artık neşe saçan yüzler yerine ciddi yüzler yer almıştı. Buna işkolik insanlarda denilebilirdi aslında. Nadia'nın bir sözü ikiletilmiyordu bu sırada. Ne istiyorsa yapılıyor, asla karşı gelinmiyordu. Sonuçta Alyona Nadia'ya küçüklüğünden beridir dermiş ki "Ben varken asla kimse senin dediklerini yerine getirememezlik yapamaz." bu bir tehdit olabilirdi. Sonuçta Alyona Rus örgütüne üyeydi. Verdiği tek komut ile herkesi öldürtebilirdi. Bu korku ile Nadia ne isterse yapılır hale gelmişti. Bunun yüzünden Nadia da şımarıklık da vardı tabii ki. Üniversiteden mezun olduktan sonra Nadia'nın istediği şirketi kurmasına yardımcı olmuşlardı. Eser ile de üniversitede tanışmışlardı. Önce arkadaşlık, sonrada sevgili ve en sonunda nişanlı olarak "level up" yaşamışlardı da diyebilirdik Nadia kendi markasında kıyafetler, takılar tasarlayarak markasını büyütüp genişletmişti. Şimdi de kurduğu marka, çokça herkesin duymuş olduğu bir hale gelmişti. Herkese karşı merhametli, vicdanlı, aşkına sadık olan bu kadını herkes bu kadar tanıyor. Bu kadar biliyordu. Peki ya gerçek anlamda Nadia kimdi? Bunu öğrenebilir miydik? Mehmet Yalın, Eser Yalın'ın babasıydı. Eser daha yeni doğmuşken yaptığımız araştırmalara göre Eser ve annesi Öznur Yalın'ı terk etmişti. Bunun sebebi her şeydi aslında. Eser'in doğmuş olması, geçimsizlik, hiç bitmeyen kavgalar... Sonunda Mehmet Yalın genç anneyi ve daha bir yaşına basmamış olan bebekle beraber onları o halde bırakıp gitmişti. Bu sırada Ferit Soyhan ile tanışmış onunla ortak olmuş karanlık işlere dâhil olmuştu. Mehmet Yalın kendini o kadar çok sevdirip, güven kazanılmasını sağlamıştı ki Ferit Soyhan'ın sağ kolu haline gelmişti. Bu da Mehmet'in para kazanmasına, istediği her şeye kavuşmasını sağlamıştı. Bu sırada Eser'in veya Öznur Hanım'ın ne halde olduğu Mehmet Yalın'ın hiç umurunda bile değildi. Öznur Hanım'a boşanma davası açıp yardım amaçlı olsun der gibi nafaka bağlanmasını sağlamıştı. Babalık görevlerini yerine getirme diye düşünmüştü bu durumu. Babalık sayılır mıydı oysaki? Bu kadar acımasız olan birisi tabii ki de karanlık işlere bulaştığı gibi Ferit Soyhan'ın yanında tefeci haline gelmiş, borcunu ödeyemeyenleri öldürmüştü. Gençti ya tabii o zamanlar. Gençlik çılgınlıkları olarak görüyordu kendince. Korkusuzluk muydu? Yoksa acımasızlık mıydı bilemeyiz yani düşününce de bir insanın hayalinin bu olacak olması hiç de inandırıcı olmuyor. Aslında öyle de. Mehmet, sadece zengin olmak istiyordu. Ancak bir kez kötü yola girmişti ve bazı yolların geri dönüşü de olmazdı. Aradan yıllar geçmiş Mehmet, artık istediği hayata kavuşmuştu. Bu zaman da artık soyadını Yalın olarak kalmasını istemediği için değiştirip "Özeri" yapmıştı. Yeni bir evlilik yapmıştı. Gül Işıklı ile evlenmiş evliliklerinde ise bir kızı olmuştu. Kızın ismi de Seda'ydı. Seda doğduğunda Mehmet büyük bir vurgun yaparak Ferit Soyhan'ı 8 kurşun ile öldürmüştü. Ferit Soyhan'ın o çok güvendiği dağlara kar yağmıştı kısacası. Mehmet de yakalanacak oluşunu bildiği için kendine de bir kurşun sıkarak Ferit Soyhan'ı kendi öldürmemiş gibi olayı süslemişti. Ancak gerçekler ortaya çıktığında Alyona Mehmet'i öldürmemiş aksine hoşuna gitmişti. Çünkü Alyona şirketin başına geçip üstünlüğünü sağlamak istiyordu. Mehmet de Ferit'i öldürerek Alyona'ya bu fırsatı vermişti. Bu sırada aklıda aslında ilk evliliğinden olan Eser'e kaymıştı. Eser'i her yerde araştırmış ve sonunda ne yapıp edip bulmuştu. Eser babasını sadece annesinden biliyordu. Buraya kadar tüm bilgiler bizdeydi. Ancak nasıl oluyorsa bundan sonrası bilinmiyordu. Kimse bilmiyor sadece tahminler yürütmekle yetiniyordu. Eser'in babasını sevdiğini düşünenler vardı. Ancak kendini katlederek öldüren biri ne kadar sağlıklı düşünen biri olabilirdi ki? Sağlıklı kararlar verip merhamet duygusuna sahip olabilir miydi? Bu sırada kimisi Eser'in Nadia ile intikam almak için sevgili olduğunu söylüyordu kimisi de tesadüf diyordu. Bu bilinmezlik Öznur'un ölümüne kadardı. Mehmet, Öznur'u Eserlerin evinde bir sene önce 6 yerinden bıçaklayarak öldürmüştü. Eser her ne kadar engellese de annesi gözleri önünde katledilmişti. Sesler yüzünden polisleri arayan komşular polislerin kapıyı açmasıyla birlikte Öznur'un cansız bedenini, başında Eser'i ve biraz uzakta başında vazo kırılmış olduğu için bayılmış olan Mehmet vardı. Kafasında vazo kıran Eser'di. Mehmet'in kaçmasını engellemek için yapmıştı. Tabii o da Mehmet de tutuklanmıştı. Bu yüzden de Öznur'un cenazesine katılan kişiler sadece komşular olmuştu. Nadia ile bu zamanlarda sevgili olduğu için Eser'in nefsi müdafaadan kurtulmasını sağlamıştı. Öznur Hanım için adaletin sağlanması içinde güçlü bir avukat tutmuştu. Mahkeme sürekli uzatılmış bir türlü karar çıkmaz hale gelmişti. * Sorgu odasındaydım. "Neden öldürdü kendini?" diye sordum karşımda oturan Nadia'ya. "Biliyor muydun kendini öldüreceğini?" İşaret ve yüzük parmağını yalan makinesinin kablosuna bağlamıştık. Böylece kolayca yalan söyleyip söylemediğini anlayacaktık. Sakin olan sesiyle "Hayır," diye karşılık verdi ve devam etti. "bilmiyordum." Makinenin başında duran Eftal'e kaydı bakışlarım. Doğru mu değil mi diye sorgular şekilde baktım. Eftal'in tek kaşı havalandı demek ki Nadia yalan söylemişti. Eftal de öyle mi der gibi bakma kararı almıştı. "Emin misin?" Nadia başını salladı, alt dudağını ıslattı. "Evet." Kendinden emin keskin ve net bir şekilde konuşuyordu. "Biliyormuşsun..." diye mırıldandı "Makine öyle söylüyor." Gözlerini büyüttü. "Yalan söylüyor. Ben bilmiyordum." Kaşlarım havalandı, "Yalan makinesi yalan mı söylüyor diyorsun yani?" pes artık dermiş gibi baktım. "Biliyordun madem neden yalana başvurup bilmiyordum diyorsun?" Eftal hafif öksürerek Nadia'nın da benimde ona bakmamı sağladı. "Korkuyor muydun ceza alırım diye?" Nadia yine başını salladı. "Evet!" dedi bir anda. "Sende her şeye evet ya da hayır diyorsun." dedim dişlerimin arasından. Elimize geçebilecek hiçbir bilgi vermiyordu. Ayrıca korkmuş gibi de değildi. Daha çok saklama peşinde gibiydi. "Nadia," derin bir nefes alarak arkama yaslandım, gözlerim kısıldı. "neden bildiğin her şeyi anlatmak yerine seni zorlamamız için uğraşıyorsun?" Bir süre sustu konuşmadı. "Neden konuşmuyorsun?" diye sorumu tekrarladım. Elini yüzüne götürüp sıvazladı. En sonunda pes etmiş olmalı ki mırıldanarak "Söz verdim kendime." dedi dudakları üzgünlükle bükülürken, başını öne eğmişti bu sırada. "Kendime verdiğim sözü hiçe sayamam." Eftal ofladı. "Hala yalan söylüyorsun." gözlerini yeter artık der gibi büyüttü, bu işte ustaydı. Yalan söylediğini anlamak çok zordu. Neredeyse imkânsız gibiydi. E tabii annesi Rus örgütündeydi kızına da bir şeyler öğretmiş olmalıydı. "Sıktı bu kadar yalan." diye mırıldandım. Korkutmak, ters davranmak istemiyordum ama belli ki bu lazımdı. "Biz gerçeğin peşindeyiz. Yalanlara ihtiyacımız yok! Buradan çıkış yolun ya gerçekleri söylemek ya da yalanlarınla seni nezarethaneye atmak." "Tamam!" dedi pes ederek. "Anlatacağım tamam!" "Güzel seni dinliyoruz Nadia." dedim elim buyur dermiş gibi olurken. Önce kafasını başka tarafa çevirdi. Nasıl konuşmaya başlayacağını bilmiyor gibiydi hali. "Evet Nadia," diye devam ettim. Her saniye bizim için önemliydi ve bu kadının vaktimizi çalmakta üstüne yoktu. "Biliyordum öldüreceğini." dedi tekrardan bana döndüğünde. "Çünkü ona bazı konularda ben yardım ettim." "Hangi konularda yardım ettin?" diye sordu Eftal karşılık olarak. Eftal'e döndü. "Annesini öldürmesin de." "Annesini babası öldürmedi mi?" diye kaşlarım çatılarak sordum. Nadia güldü, bu gülüş aslında bize acıyan bir gülüştü. "Olayı herkes öyle biliyor. Aslı da keşke öyle olsa..." benim gibi arkasına yaslandı. Nadia şu an gerçek yüzünü oynuyordu. "Her olayın arkasında gizli perde de insanlar vardır. Bende o insanlardan biriyim." "Annesini Eser mi öldürdü?" diye sordum. "Hayır Eser öldürmedi." "O zaman kim öldürdü?" sesim yüksek çıkmıştı çünkü yapboz parçaları birleştirmekten yorulmuştum. "Annesini," derin bir nefes aldı, gözlerinin önüne o anlar canlanmış gibiydi. "Babasının robotu öldürdü."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE