3.Resital

1510 Kelimeler
3.BÖLÜM: "HERKESİN HAYALLERİ KENDİNE" "İnsanlar geleceklerine karar vermezler, alışkanlıklarına karar verirler; ve alışkanlıkları da geleceklerine karar verir" (F.Matthias Alexander) Nadia Soyhan Karanlık bilmiyor muydu yıldızlar, Ay olmasaydı bir hiç olduğunu? Gündüz anlamamış mıydı Güneş olmasaydı karanlığın olacağını? Bitiş noktasındaydım işte. İkisine de her şeyi baştan aşağı değiştirecek, o cümleyi kurmuştum. Yalanda değildi. Gerçek istiyorlardı bende gerçeği onlara sunmuştum. "Neden yaptı? Niye yaptı diye soracaksınız biliyorum." dedim devam ederek. "Sizde haklısınız. Kapanmak üzere olan bir dava baştan incelenmeye alacak dediğim cümle yüzünden. Doğruyu siz istediniz ama... Bende size doğruları gösterdim." Önüme gelen kısa dalgalı saçımı düzelttim. "Yalnızlık esaretleştirmişti Eser'i." Çünkü bilirsiniz, herkes bir gün gider ve geriye kalan sadece sen ve ruhun olur. Ancak Eser'i terk edecek, bırakacak biri yoktu. Çünkü Eser'in kimsesi yoktu. Eser herkesi çok küçükken kaybetmişti. Aynı şekilde benliğini de... Onu anmak iğrençti... "Merak etmeyin bir cümle söyleyerek susma hakkımı kullanmayacağım. Size her şeyi baştan anlatacağım... Çünkü bilirsiniz bazı hikâyeler o insanın gözünden görülmeli, duyulmalı, bilinmeli fakat ben bilmiyorum. Ancak Eser'i Eser'den dinleyebilirsiniz. Zaten bu davet olayını bilmiyorum, çünkü ben onunla konuşmayı çok önceden bırakmıştım. Konuşmamamız gerektiğini çok geç anlasam da sonunda doğru bir karar olduğundan emindim ve bu karara uydum." Karşımda oturan Alin Hanım'ın "Madem terk ettin onu..." diye başladı cümlesine bu sırada anlamaya çalışır şekilde de gözleri kısılmıştı devamını ise Eftal Bey getirdi. Ayrılmış mıydım? Ne? "Neden şu an buradasın?" Sanırım bizi sevgili zannediyorlardı ya da Eser, onu terk ettim zannetmeye devam ediyordu ve öyle olduğun sanmaya devam ederek öldü. O günler tekrardan gözümün önüne geldiğinde artık geriye sadece geçmişte kalan yaraların ince sızısı vardı. Bir süre düşündüm. Bunları yapmama neden olan şey neydi? Babasının babamı öldürmesi miydi? Yoksa bunu herkesin bilmesine rağmen benim bilmemem miydi? "Eser geçmişine boğarak intikam almak istiyordu sanırım. Geçmişindeki yaralar çok fazlaydı çünkü..." dudaklarımda acının tebessümü belirdi o anlara dönmek benim için hiç iyi değildi. Hem de fazlasıyla... "Önce aramız iyiydi. Bilardo salonunda çalışıyordu. Bende orada takılıyordum. Biraz daha aramız iyi olup bana yardım ettiğinde onun da bir karşılık istediğini biliyordum. Tabii benden daha doğrusu annemden babasının robotunu istediğini düşünmemiştim. İlk bu fikri duyduğumda benden istemese bile kabul etmedim." düşünür şekilde devam ettim. "Eser de reddettim diye küstü falan yardım etmedi bana." ofladım o zamanlar ne kadar şımarık kızdım. "Ama yardım etmesi şarttı bana! Gerçekten hem de!" sesli bir iç çektim bu sefer de o anlar aklıma geliyordu. Kötü anlar gelince ise mideme kramplar giriyordu. "Anneme söylemişti ben de ne alaka karışıyorum modundaydım birazda. Sonrasında aradan birkaç gün geçti. Biz buluştuk. O gün konuştuğumuz da ise her şeyi bitiren oldum. Hepsi bu kadar..." "Bu kadar?" diye şaşırarak soran Alin Hanım'a onaylayarak baktım. Hepsi bu kadardı. "Evet." diye de ekledim. "Sonrasını anneme sorun. O benden daha iyi bilir. Çünkü yardımı annemden istemişti. Ben konuşmayı kestim son olaydan sonra..." "Son olay?" Başımla onayladım, "Tatsız bir olaydı." "Kavga gibi mi?" Kafamı sola yatırdım yalvarır bir şekilde çıktı sesim "Sormasanız?" dedim iğrenerek aklıma gelen görüntüler yüzünden. Alin başıyla onayladı, "Pekala. Madem hepsi bu kadar babasının robotunu öldürdüğünü nereden biliyorsun?" Ofladım, puflamışta olabilirdim. "Yani annemden öğrendiğimi sizlere açıklamak istedim. Anneme sorun." "Madem robotun öldürdüğünü biliyordun neden Öznur Hanım için avukat tuttun?" Omuz silktim, parmaklarıma bağlı olan kablolarda canımı acıtıyordu. Sımsıkı bağlamışlardı. "Avukat tutmadım?" dedim şaşırmış şekilde. "Yalan söyleme bari." dedi Alin Hanım. "Zaten ölümü Eser planlamış. Sanki gerçek birisi öldürmüşte o yüzden avukat tutmuş gibi bir de yalan söylüyorsun. Yazık." Omuz silktim "Ben doğruyu söylüyorum. Avukat neden tutayım? Bana ne?" ofladım sıkılmaya başlıyordum. Eser yüzünden ne hale gelmiştim... Gözlerimi yumup yüzümü sıvazladım sabır diler şekilde. "Anladım." dedi Alin Hanım mırıldanarak. Eftal'e baktı. Eftal Bey sorusunu anlamış olacak ki şaşkınca "Hepsi doğru." diye cevapladı. Niye şaşırmışlardı ki? Onlara doğruyu söylemiştim ne biliyorsam anlatmıştım. Ne eksik ne fazla... "Peki ya konuşuyor muydunuz?" Bu soruyu alacağımı biliyordum. Sakince, "Ara sıra mesaj atıyordu Eser. O kadar bende zaten cevap vermiyordum. Ne işim var benim onunla..." dedim. "Neden?" diye sordu. Her şeyi sorguluyordu. Canım sıkılmaya başlamıştı. Nedenini, niyesini öğrenmesi gerekiyordu biliyordum da. Bu kadar sorgulayacaklarını da sanmıyordum. "Çünkü olması gereken buydu. Neden onunla konuşayım?" sağ yüzük parmağımdaki izde gezdirdim elimi. Alin Hanım da bunu fark etti. "Tamam yeter bu kadar." dedi Eftal Bey oturduğu yerden kalkarken. "Teşekkür ederiz." Demek bu kadardı. E tabii anlamışlardı benden bir iş çıkmayacağını. Daha fazla tutup zaman kaybetmek istememişlerdi. Acı dolu bir şekilde tebessüm ettim. Onlarda bunu anladı, bu sırada "Rica ederim." diye mırıldandım. Parmaklarımdaki kablolar çıkartıldı. Masaya koyduğum çantamı elime aldım. Ayağa kalktım ve üstümü düzelttim. "Çıkabilirim değil mi?" diye sordum emin olmak isteyerek. "Tabii." dedi Eftal Bey. İkisine de göz gezdirirken "İyi günler, iyi çalışmalar." diyerek kapıyı açtım. Yaklaşık yarım saat önce girdiğim odadan şimdi hiçbir şey olmamış gibi davranarak oynadığım rolle birlikte çıkıyordum. Topuklu ayakkabımın sesleri yürüdüğüm koridorda yankılanıyordu. Vicdanım ise sızlıyordu. Pişman değildim ama böyle olsun da istemezdim. Bir sene önceki Nadia'yı gömmüştüm. Nadia iyiydi, merhametliydi her şeye rağmen hem de. Önce iyiliği ardından merhameti en sonunda ise ruhu elinden alındı. Aynanın karşısına geçtiğimde eski gözlerinin içi parlayan o kişiyi görmüyordum. O kişinin yerini şimdi ki ben almıştı. Şimdi ben ise çok büyük derslere, çok büyük sınavlara tabi tutulmuştum. Bazılarından geçmiş bazılarından ise kalmıştım. Elimde tuttuğum çantanın sapını sımsıkı kavradım. Yürürken kafam dikti. Çünkü kimse ruhumun yarasını görsün, bana acısın, bana zavallı muamelesi yapsın, hastaymışım gibi davransın istemiyordum. Ben yaralı olabilirdim ama deli değildim. Kalbime saplanmış olan bıçaktan oluk oluk kan akıyordu. Kimse bunu görmüyordu neyse ki. Tek şansım buydu sanırım. Derin bir nefes aldım, göğsüm sıkışıyordu nefes alamıyordum sanki. Elimi göğsüme götürdüm, nefesim sıklaşmıştı. Verdiğim sınavlarda anladığım tek şey şuydu. Kimseye güvenme. Herkes terk eder. Herkes gider. Ruhunda terk eder bir gün seni. Kalan sadece sen olursun. Yani bedenin olur... O yüzden bunu bilerek yaşa. Kimseye acını gösterme. Gün gelir acından vurur. Çünkü insanoğlu böyledir. Acınla alay eder. Birini sevmek? Zordur... Arkadaşlık? Emek ister... Ruhun kadehi? Kırılır... Öyle bir kırılır ki hem de. İçin yanar. Cam kırıkları bedenine asla çıkarılmayacak şekilde saplanır hem de. O cam kırıklarıyla yaşamaya başlarsın artık. Benim bedenime sayılamayacak kadar cam kırıkları batmıştı. Öyle yaşıyor, öyle ölüyordum. Titrediğimi hissediyordum. Biraz uzakta gördüğüm polise doğru ilerledim hızlı adımlarla. "Lavabo nerede acaba?" diye sordum. Elimi yüzümü yıkamalıydım. "Yukarı çıkın sağ tarafta." dedi bakışları üzerimde gezinirken. "İyi misiniz?" "Astımım var." dedim zoraki gülümseyerek. "Nefes alamadım sanırım." konuşurken kendim bile kendime inanmıyordum. Polis anlayışla başını salladı ama bu umurumda olmadı. Merdivenlerden hızlıca çıktım. Kendimi lavaboya attığımda ise kapıyı kapattıktan sonra sırtımı kapıya yasladım. Gerçekler bin bir gerçeğiyle etrafımı sarmıştı. Beynimde ise o günlerde ki gibi Eser'in sesi yankılanmaya başlamıştı. Gözlerimin önüne gelen anılarla kafamı iki yana sallamaya başladım. Hayır, hayır, hayır... "Sakın Nadia." dedim kendimle konuşarak yine o anlara dönüyordum. Kurtulduğunu mu sanıyorsun Nadia? Ben hep seninleydim. Sadece kısa süreliğine gittim. Geri geldim ama; özledin mi beni? Neyse ya senin de sonun Eser gibi olacak. Yaptıkların yanına kalmayacak mı sanıyorsun Nadia? Hapislerde çürüyeceksin. "Hayır öyle bir şey olmayacak." dedim ona karşılık vererek. Neden öldürdün? "Sus artık! Ben kimseyi öldürmedim! Ben katil değilim!" diye bağırdım ama o susmadı. Katilsin Nadia. "Ben katil değilim." diye tekrarladım. Öylesin. İtiraf et Nadia. Öldürdün onu. Ellerine bak. Ona itaat eder gibi ellerime baktım. Kanlar gözükmüyor belki ama kana bulandığı halini hatırla Nadia. "Sus, sus lütfen." Öldürdün belki onu ama gittim mi ben Nadia, ha? Yine seninleyim ve ölene kadar da seninle olacağım. Hatırlasana: Eser'in yere düşüp bayılışını izledim. Elimde tuttuğum sımsıkı bıçak ise ruhumdaki yaraları açanlardan intikam almak içindi. Tir tir titriyordum da ama pes edemezdim. Bana yalvararak bakan Öznur Hanım'a göz yaşlarım boşalarak karşılık veriyordum. "Yapma kızım," dedi. "Yapma lütfen." "Neden?" dedim ona doğru yaklaşırken. "Oğlun, kocan... Elimden aldılar her şeyi!" diye bağırdım. "Ben bu kadar yükü daha fazla kaldıramıyorum! Kocan babamı, oğlun ise geçmişimi geleceğimi acılarıyla donatarak kendine benzetti!" burnumu boşta duran elimin tersiyle sildim. "Ben artık," elimi göğsüme götürdüm "buradaki yangını söndürmek istiyorum! Burası o kadar çok cayır cayır yanıyor ve ben kaldıramıyorum!" Karşımda çaresiz duran Öznur Hanıma baktım kısık sesle sordu bu sırada "Benim ne suçum var kızım? Ben ne yaptım?" "Herkesin suçu yoktur bazen..." dedim gülümseyerek kendimi işaret ettim "Benim ne suçum vardı? Ben bunları hak ettim mi? Bu arada, suçun ne mi? Bunu soruyor musun bir de!" kaşlarım alayla havalandı. "Daha ne olsun? Oğlun, ilaçları içseydi tedavi görseydi başka birini bu hale getirmeyecekti! Ben onun yüzünden bu haldeydim! Delirtti beni! Sürekli kafamda onun sesini duyar hale geldim. Vicdan azaplarıyla boğdu beni." Çığlık attım bu Öznur Hanım'ın irkilmesine sebep oldu, "Ben artık boğulmak istemiyorum! Boğmak istiyorum!" diye bağırdım. İşaret parmağım şakağıma değdi. "Burada sürekli bir ses. Susmuyor! Susmuyor! Sussun artık!" Boğazım ağrıyordu bağırışlarımdan, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum bir yandan. "Ben neden bunları yaşadım? Hak edecek ne yaptım söyleyin!" "Bak kızım lütfen indir o bıçağı. Sakince konuşalım yalvarırım." "Oğlun ne yaptı bana baksana..." kendimi gösterdim, elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim. "Şimdi vicdan azabı çekme sırası onda." sesim az öncekine göre çok farklıydı. Ruhsuzdu, duygusuzdu, acımasızdı... Elimde sımsıkı tuttuğum bıçakla Öznur Hanıma doğru yaklaştım... Daha fazla dayanamadım, aklıma gelen görüntüler beni öldürüyordu. Nefes de alamıyordum, gerçekten ölüyordum sanki. Bir kez daha karanlığın beni içine çektiğini ve o karanlığın dönüşü olmayan bir yol olduğunu anladım. Söylemeye unuttuğum bir şey vardı belki de. Gerçekler elbet ortaya çıkardı. Peki ya ben yolun sonuna mı geliyordum? BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE