9.Resital/3

3409 Kelimeler
Biraz daha sayfaları atladım. 27.08.2021 Nadia ile buluşmuştum. İkimizde başlarda suskunduk. Ne konuşabilirdik ki? Aramız pek iyi değildi. Neden olamıyorduk? Neden böyle oluyordu? Nerede hata yapıyordu? Bende bir hata yoktu ben bunu biliyordum ancak o... Hep yokuşa sürüyordu. Ona her şeyi anlatmıştım. Annemi, babamı ve hayatımı... Tabii üniversiteye gitmediğimi, okulu çok önceden terk ettiğimi bahsetmiyordum. Bilmesine de gerek yoktu onu. Hala o çocukla aynı okuduğumu düşünüp benden yardım istiyordu. Ona karşı seni seviyorum kelimesini bile aşk manasında söyleyemiyordum hala. Neden söyleyemiyordum peki? O ona olan aşkını bana anlatabiliyordu ki öyle zannediyordu. Bana âşık olduğunu bilmeyecek kadar aptaldı. Anlayacaktı ama biliyordum... "Ben sana yardım ettim senin de bana yardım etmeni istiyorum sadece!" diye öfkeyle konuştum. Karşımda duran Nadia ise; sadece önüne ya da pencereye bakıyordu. Cümlem karşısında pencereden dışarıya bakmaya başlamıştı. "Yağmur yağıyor" diye mırıldandı. "Neden konuyu değiştiriyorsun?" diye sordum "Nadia neden? Annenden robotu istiyorum sadece. Ben sana o kadar yardım ettim sen neden böyle yapıyorsun?" Yüzü tuhaf bir hal aldı. Biraz iğrenme gibiydi. "Benimle, annem Rus örgütünde diye mi yardım ettin?" ben nasıl ona ailemi ve kendimi anlattıysam o da babasını anlatmıştı. Tesadüften ibaret bir şey vardı. Benim babam Nadia'nın babasını öldürmüştü. Bunu annesi de biliyordu ancak pislik babamı öldürmeye kalkmamıştı. Aksine anlaşılan o ki, işine gelmişti eşinin ölmesi. Düşününce benimde işime gelirdi. Her şeyin başına geçmek vardı ucunda neden eşimi öldüreni takdir etmek varken öldüreyim ki? Tabii bu babam olunca keşke öldürseymiş demeden de olmuyordu. Nadia bu sırada bir şeyler söylüyordu ben ise ilk defa onu dinlemeden gerçekleri düşünüyordum. Öğrendiğim gerçekleri ben hazmedemezken Nadia nasıl hazmedecekti mesela? Gerçekler can acıtır mıydı bu kadar? Benim çok acıyordu. Her gerçeği duyup öğrenmiştim hayatım boyunca alışmıştım ancak sevdiğim kızın babasını babamın öldürdüğü gerçeği belki de en acısıydı. Ağır bir darbeydi sadece beni de etkilemiyordu, Nadia'yı da etkileyecekti. Bizi etkileyecekti. Ona baktığımda hala babama karşı ne yapacağımı merak ettiğini gösteren cümleler kuruyordu. "Daha ne kadar ha?" diye sordum dayanamayarak. "Daha ne kadar?" babanı öldüren adamı bana karşı kayıracaksın? Kaşları çatıldı bana hız kesmeden nefes almadan bir şeyler söylerken sorumla birlikte durmuştu. Çatılan kaşlarına aralanan dudakları eklendi. Belki de hiç sormamalıydım bunu. O an bunu düşünemedim babama karşı olan nefretimden. "Daha ne kadar ne?" diye sordu şaşkınca. Bakışlarım önüme düştü, çenemi sıktım. Yazdıkça fark ediyordum ki söylemeseydim... Dilimi eşek arısı soksaydı. Ellerimle oynamaya başladım. Söylemeliydim de aslında. Ne kadar bu sırla birlikte yaşayabilirdim ki? Babasını babam öldürmüştü, bu gerçeği belki de ben söylemeden annesi bizi ayırmak için kullanacaktı. İzin veremezdim iyi ki söylemişim ya evet, evet iyi ki söylemişim. Alt dudağımı ıslattım, düşünmekten vazgeçtim o anda ve dan diye söylemek en doğrusu geldi. "Daha ne kadar babanı öldürmüş adamı bana karşı koruyacaksın?" Duyduğu cümle ile dudakları düz çizgi haline geldi. Söylediklerimi sindirememişti fark etmiştim bunu ancak durmadım. Acıyı bir anda hissetmesi en doğrusu geldi. "Babam babanı öldürmüş." tane tane her kelimenin üstünü basa basa söylüyordum "Annen de bunu biliyormuş ama işine gelmiş çünkü annen de işlerin başına geçmek istiyormuş. Herkesin işine gelmiş bu durum ve sen babanı elinden alan adamı mı kayırıyorsun bana?" Her cümlemde içinin yandığını izledim aslında her canının yanışında da bundan zevk aldım. Sanki benim canımı yaktığı zamanlarda oluşturduğu izler siliniyordu. Elini şaşkınlıkla ağzına götürdü söylediklerimi sindirmeye çalıştı. Gözlerini kapattı, her zaman yaptığı şeyi yaptı. Yalan olduğunu düşünüyordu. Gözlerini açtığında kabustan sıyrıldığını düşünüyordu ama yanılıyordu. Gözlerini açtığında ise yüzünde gördüğüm ifade ise sadece şunlardan ibaretti: Nefret, acı, öfke. "Bu kadar ileri gidemezsin ya!" diye bağırdığını hatırlıyorum "Senden yardım istedim diye bu kadar da ağır konuşup istediği yaptırmak isteyemezsin ya!" Adını sayıkladığımı hatırlıyorum ancak duymuyordu. Her adını sayıklayışım da karşılık olarak iğrenir bakışlar alıyordum... Devamını yazıp da bir kez daha kendimi acı içinde bırakmak istemiyorum. Bugün Nadia bana sırtını dönüp gittiğinde aslında artık hiçbir şeyin dönüşü olmayacağını o zaman anladım çünkü bu gidişin geri dönüşü yoktu yani o öyle zannediyordu. Son bir seçenek vardı ve anlaşılan o ki sırası da gelmişti. Okudukça yüzümde kahretsin dercesine bir ifade oluştu. Eser Nadia'ya saplantılıydı... O kadar saplantılıydı ki Nadia'yı kendine ait bir mal gibi görüyordu. Onu manipüle ediyordu, eline geçen tüm fırsatları geçiriyordu. Her şeyi yapıyordu. Nadia ona ne harekette bulunsa Eser'in ona âşık olduğu için yaptığını düşünüyordu. Daha ne kadar mide bulandırıcı daha ne kadar can acıtıcı olabilirdi? Defterin sonlarına geldiğimde Öznur Hanım'ın öldüğü tarihe geldiğimi fark ettim. Bugün berbattı. Nadia benimle konuşmuyordu. Yazdığım mesajları görmüyor, özürlerimi kabul etmiyordu. Aşkı bitmiş miydi? Bu kadar mıydık biz? Hayır, bu kadar olamazdık. Olmamalıydık. Biz bu değildik. Bundan daha fazlasıydık. Ne yapıp edip onu bana ait kılmalıydım. Sırası gelen şeyi yapmam lazımdı. Onu kendime ait kılmalıydım böyle bitemezdi, bitemezdik. Ben onsuz ne yapardım yoksa? Onu ne yapıp edip buraya çağırmalıydım. Aradan saatler geçmiş gibi bir başka cümle daha vardı. Tek farklı başka bir kalemle yazılmıştı. Annem ölmüş. Cesedini kaldırdılar evden ama parkelerde hala onun kanı var. Nadia da yoktu... Annem de Nadia da gitmişti. Babamı da tutuklamışlardı... Bende ölmüştüm. Ruhen bir ölüden farkım yoktu artık. Nadia beni gözlerindeki toprağa gömmüştü bugün. Onu kendime ait kıldım sanırken, o beni ve bana ait olan her şeyimi çalmıştı. Defteri kapattığımda aslında Eser'in yazdığı yazılar olayı çözmesiyle beraber, sanki biz onu her şeyi anlatan, Nadia'nın neyi saklamış olduğu çok rahat bir şekilde ortaya çıkmıştı. Eğer Nadia, Öznur Hanım'ın öldürüldüğü gün bu eve gelmişse... Gözlerimi anlarcasına yumdum, Öznur Hanım'ı Nadia öldürmüştü, bu yüzden Alyona davayı kapatma peşindeydi çünkü suç Mehmet Özeri'ye yıkılıp bitirilmişti. Kızını koruma altına almıştı ve Nadia da o yüzden sonlara yakın hızlıca anlatıp olayı bitirmeye çalışmıştı. Biz, Alyona'nın asla istemediği şeyi yapıyorduk. Davayı tekrar açmak ve bulduğumuz herhangi bir delilin Nadia'ya ait olup tutuklanmasına yol açmak. Mesela elimdeki defter Alyona'nın en büyük korkusuydu. Büyük bir delildi, Eser sanki sorguya çekilmiş gibi her şeyi anlatmıştı burada. Eser'in olayları abartarak anlattığının az çok farkındaydım; ancak bir kısmının doğru olduğunu da biliyordum. Alyona'nın bilmediği bir şey daha vardı. Yalanlar saklanamazdı, elbet ortaya çıkardı. Kimi zaman bıraktığı izlerle kimi zaman da yalanı söylerken yaktığın mumun bitişi ile... Her zaman ne demiştim? Bir bataklık düşünün. "Bataklıkta gül açmaz" demelerine inat açmış güller hayal edin. Hepsinin güzel kokusu bataklıkta açtığını unutturmaya meyilliydi. Bataklık olduğunu unuttuğunuz için giriyorsunuz o iğrenç yere. Her adım attığınızda biraz daha batıyorsunuz. Battıkça her şeyin imkansızlaştığını görüyorsunuz. Debelenmeye başlıyorsunuz kurtulmak için, yardım çığlıkları atıyorsunuz ancak duyanınız yok. En sonunda tamam diye pes ediyorsunuz çünkü farkındasınız artık, girdiğiniz bu yolun bir çıkışı olmadığının... Aslında burada konu hiçbir zaman n e bataklık ne de bataklıkta açmış güller oldu. Buradaki konu bendim, sendin, bizdik, onlardık. Söylemediğimiz gerçekler bir bataklıktı, yalanlar ise açmış güllerdi, attığımız adımlar ise yalanlara inanmış olmamızdı. Oysaki, unuttuğumuz bir şey vardı. Girdiğimiz bataklık nasıl bizi içine çekip en sonunda pes etmemize yol açıyorsa, gerçeklerde elbet yalanlara galip gelecekti. Yeterli delilleri bulmuştum yüzümde oluşan zafer gülümsemesi ile odadan çıkarken Yunus'un da salondaki kirli koltukta oturup beni beklemiş olduğunu fark ettim. "Alin?" dedi ayağa kalkarak. Elimdeki defteri gösterdim "Bence yeterli delile sahibiz artık." dedim gülümsemeye devam ederek. Yunus deftere bakarken şaşırmış olmalı ki birkaç saniye konuşamadı. "Ne ki bu?" dedi en sonunda. "Eser, Nadia ile ilişkilerini bu deftere yazmış ve çok ilginç bir detay ki. Eser'in annesinin öldürüldüğü gün Nadia da bu evdeymiş." Yunus söylediğim cümle ile iyice şaşkınlığa uğrarken "Ne?" demeyi de ihmal etmedi. "Yaa," dedim onu onaylayarak "Gördün mü Yunus? Yalanlar asla saklanamaz, her şey 23.59'a kadar yalandır. 00.00 olduğunda, kül kedisi gibi her şey gerçeğe dönüşür." "Şimdi ne olacak?" "Orasını da bana bırak." kapıyı gösterdim "Hadi çıkalım." Eftal Vural'dan Sorduğum soru karşısında gülümsedi, gülümsedi ve gülümsedi... Sesli bir iç çekti sonrasında. "Tanıyorsun beni," gözlerinin içi parıldıyordu her şeye rağmen "sevindim evlat da" dudak büktü bu sefer de "doğrusuyla mı yanlışıyla mı acaba?" Dudaklarıma götürürken sigarayı kaşlarım çatıldı. Doğrusuyla mı yanlışıyla mı derken ki kastı da neydi? "Ne gibi doğru ne gibi yanlış?" oturduğu yerde hareketlendi sigarası daha bitmeden söndürdü "Mesela aslını hiç sorgulama gereği duydun mu? Yoksa yazan ne varsa doğrudur mu dedin? İkincisiyse..." beni baştan aşağı acırcasına süzdü "Senin gibi ajan olmuş birine hiç yakışıyor mu evlat? Yoksa vatan haini mi demeliydim?" "Ben vatan haini değilim!" diye karşı çıktığımda elini durdururcasına kaldırdı "Ama herkes öyle diyor." dedi sakince parmaklarım arasında tuttuğum sigara ile birlikte öfkeyle bakarken "Ama değilim." diye karşılık verdim. Omuz silkti, "Bende senin bildiğin gibi biri değilim." yamuk bir şekilde gülümsedi, o an bu gülüşün aynısını Eser'in sergide sergilediği gülüş olduğunu fark ettim. Ne kadar da benzerdi! "Ama sen onlara inanıyorsun o zaman bende senin hakkında söylenenlere inanayım." "Kendinizi böyle mi kayırıyorsunuz? Bana Öznur Hanım'ı öldürmediğinizi hatta belki de Ferit Soyhan'ı öldürmeyip asla onun paralarını Alyona Hanımla bölüşmediğinizi mi ifade ediyorsunuz?" histerik bir gülüş attım ve ayağa kalktım "Burada bu konuşma bitmiştir." kapıya doğru ilerleyip yumrukladım "Açın kapıyı." "Kapı ancak benim emrimle açılır." Küfür savurdum ona doğru dönüp. O ise küfrüm karşısında tepkisiz kaldı hatta çok rahat davrandı, az önce oturduğum yeri işaret ederek "Otur evlat." dedi. "Daha bitmedi, yeni başlamıştık. Sıkıldın mı yoksa?" "Yeter." dedim sert olan sesimle "Sıktı burası. Yalanların, bana işlemez Mehmet Efendi." ona doğru yürüdüm "Yalanlarına inanacak, başka oyuncaklar bul." Gözleri dikkatlice yüzümde iyice gezindi "Seni kendime çok benzetiyorum evlat." yamuk gülüşünü bir kez daha sergiledi "Sende hırslısın, kendine laf söylendi diye için içini yiyor. Kalbin yanıyor neredeyse. Sen çok başarılı bir ajandın. Bulamadığın katil, çözemediğin dava yoktu. Nasıl hata yapabilirdin değil mi?" Çenemi sıkarken ellerimde yumruk olmuştu, burnumdan da öfkeyle soluyordum çünkü haklıydı. Her cümlesinde hem de... Haklı oluşu daha da sinir bozucuydu. "Demek ki yapmışım, herkes hata yapar." dedim onu reddederek. "Siz de hata yapmışsınız." topu böylece ona fırlatmıştım. "Benim senin gibi kaybedecek bir şeyim yok ki." dedi sırtını duvara yaslayarak "Senin var ama..." Gülümsedim, benimde kaybedecek bir şeyim yoktu. Ne kaybedebilirdim ki? Ailem mesela. Olmayan bir şeyi nasıl kaybedebilirdim ki? "Haklısın aslında ben sana çok benziyorum." karşısına tekrar oturduğumda yüzümdeki ifade ise serseri gibiydi. "Benimde senin gibi kaybedecek hiçbir şeyim yok." Kaşları havalandı "Yok mu?" Onu onayladım "Yok." diyerek kestirip attım. "Hiçbir zamanda olmadı." "O yanındaki sarışın kadında mı?" kaşları havalandı "Ona aşıksın sanıyordum." Güldüm, "Biz iki düşmandan ibarettik, birbirimizden nefret ederdik. Hem de öyle böyle değil. Sonra..." sonra ben onu öldürdüm ya da öldürdüm sandım çünkü nasıl oluyorsa seneler sonra onu karşımda dirilmiş şekilde buldum. "Sonrası önemli değil." diyerek bahsetmekten vazgeçtim. "Alin'di ismi değil mi?" diye sordu bu sırada hiçbir şey olmamış gibi bir sigara daha yaktı "Sende içmek ister misin diye soracağım ama kabul edeceğinden oldukça şüpheliyim." yanına sigara paketini ve çakmağı bıraktı "O yüzden buraya bırakıyorum içmek istersen sormadan al." Sigara ikram etmesi konusunda söylediklerini duymamazlıktan gelirken, sorduğu soruyu da cevapladım "Evet, Alin ismi." dudak büktüm "İçeridesin ama dışarıdaki haber kaynakların oldukça sağlam bakıyorum da." "Alin... Alin..." düşünüyormuş gibi yaparken onun adını ağzına almaya devam etti, her ağzına aldığında kendine göre bir teklif sunacak ve bu teklifte onu kullanacak gibiydi. Bu durum daha da sinir bozucuydu. "Soyadı neydi Alin'in?" kendine soruyor gibiydi "Hah hatırladım Arsever." sonra şaşırmış gibi davrandı "Aa hani şu..." baş parmağını ve orta parmağını birbirine sürterek birkaç kere şıklattı "Vahşice katleden kadın değil mi Alin?" "Yanlış biliyorsun. Alin bir avukat." dedim ve gerçekten bir sigara daha içmem gerektiğini fark ettim; çünkü bu adam konuştukça sinirlerimi bozuyordu ve şu an sinirimi alabilecek iki şey vardı. Ya onu dövecektim ya da kendimi sigaraya vuracaktım. En iyisi sigaraya vurmaktı. Hafif doğrulup sigara paketinden bir dal alıp çakmakla yaktım. Dudaklarım arasına götürürken sanki 10 bilemedim 15 dakika öncesine dönmüş gibiydik. "Evet Alin bir avukat." dedi beni onaylayarak "Hem de çok başarılı bir avukat. Senin gibi davalarda başarılı, kurnazlık da yapıyor. Kazanamadığı dava yok." "Pek bir bilgilisin Alin hakkında." dedim dişlerimin arasından. "Ne o?" gözleri kısıldı "Hani senin kaybedecek bir şeyin yoktu? Neden onun hakkında konuştukça öfkeleniyorsun hatta sinirlenip daha da kendini kaybedecek hale geliyorsun evlat? Niye böylesin söyle. Dinliyorum seni." "Kapa çeneni." dedikten sonra küfretmeden de edemedim "Madem her haltı biliyorsun ne diye beni buraya adamlarınla getirtip sorguluyorsun? Sen kesin nasıl ya da neden tutuklandığımı da biliyorsundur!" elimle gönder gelsin der gibi yaptım "Anlat, her detayını merakla dinlemek istiyorum." Güldü hatta kahkaha attı. "Komiksin evlat..." kafasını iki yana salladı "Bende senin gibi kendimi geliştirdim sanırdım. Geliştirdiğim için asla hata yapmam zannederdim ama bak halime." kendini gösterdi "Benim artık bir çıkış yolum yok, çıksam da beni bekleyen bir ailem yok." hüzünlenmişti sesi bu sırada. Histerik bir şekilde güldüm "Bu sadece Yalın ailesi için geçerli bence." kaşlarım öyle değil mi dercesine havalandı "Sonuçta Özeri ailesi hala yaşıyor. Artık bir oğlunuz olmayabilir ki; zaten siz onları terk etmiştiniz. Bu yüzden hüzünlenmek... Böyle davranmak, bana hiç inandırıcı gelmiyor. Madem seviyordunuz neden terk ettiniz ya da neden öldürdünüz?" "Ben onu öldürmedim." İnanıyormuş gibi alaydan onu onayladım "Falan filan." Gözleri kısıldı "İnanmıyorsun değil mi?" diye sordu fakat sorması sanki bir hataymış gibi yaptı. "O zaman sana bir hikâye anlatayım evlat." arkama yaslanırken sırtımın sızısı yüzünden sert bir soluk firar etti ona rağmen herhangi bir bilgi kaçırmamak için pür dikkat dinlemeye koyuldum çünkü biliyordum ki kendi hikâyesini anlatacaktı. "Bir genç varmış çok genç yaşta baba olmuş. Tabii ne doğru düzgün bir yerde çalışıyormuş ne düzgün bir maaşı varmış. Okuduğu okulu da zor bela 2 sene okumuş. Kadını da seviyormuş ama... Bazen sevgi yetersiz kalmış işte, anlarsın ya." "Hayır, ben anlamam." diyerek reddettim "Ben sevdiğim kadını asla terk etmem." "Büyük konuşma, bende senin gibi söylerdim ama baksana sevdiğini kadını öldüren adam diye geçiyor adım." ona doğru eğildim "Onu öldürdüğün için adın öyle geçiyor. Reddetme öldürmedim diye." "Sende Alin'i öldürmedin mi?" diye bir soru yönelttiğinde afalladım. Dudaklarım aralandı fakat nafile bir aralanmaydı bu "Öldürmedin mi?" diyerek tekrarladı sorusunu "Öldürdün, hatta şaşırdın tekrardan onu kanlı canlı bir şekilde gördüğünde." Parmaklarım arasında yanmaya devam eden sigarayı dudaklarım arasına götürüp içtikten sonra sert sesimle onu susturarak "Ben yaptığım bir şeyi saklamam. Eğer onu öldürmüş olsaydım..." ona doğru eğildim "Bunu, senin gibi yapmadım diye reddetmezdim; çünkü ben asla pişman olacağım adımlar, sözler hatta eylemler gerçekleştirmem. Aramızdaki en önemli fark da bu sen bunu bilmiyorsun bile. Sonuçta senin gözünde ikimizde hapishanedeyiz. Bu senin için yeterli bir benzeme. Hiç mantık, ruh ya da kararlar yönünden bakmıyorsun bu işe. Sen buraya haklı bir sebepten girdin. Haksızlığa uğrayan benim. İkimiz aynı olamayız yani. En başta da olman gereken yer burasıydı. Sen başta küçücük bir kız çocuğunun yetim kalmasına yol açtın. Bu senin buraya girmen için yeterli hatta büyük bir sebep. Sonra kurtuldun bir şekilde tabii sana Alyona da yardımcı olmuş. Arkana aldın ya güçlü birini demişsin biraz daha para kazanayım, bu işlerden ilerleyeyim iyice dibe batmışsın. Tüh," son kelimemde yanlış bir şey demiş gibi baktım, pardon dercesine "Senin gözünde zirveydi ya..." dudak büzdüm "Unutmuşum." Konuşamaz bir şekilde beni şaşkınlıkla dinlerken bende bundan faydalanmıştım. Nasıl o ben susarken, konuştukça konuşmuştu. Şimdi de sıra bendeydi, keyifle gülümsedim "Madem sustun o zaman devam edeyim. Paragözün tekisin. Para kazanmak için tefeciliğe bile girişmişsin. Söylesene hiç mi vicdanın sızlamadı bunları yaparken?" sigaramı söndürdüm "Sormam hata. Sızlamış olsaydı sence böyle mi yapardın? Para için bir kız çocuğunun babasını öldürdün. Yetmezmiş gibi-" "Ben öldürmedim." diyerek tekrarladı. "Falan fila-" diyeceğim sırada sustum. Dejavu gibi başa dönüp duruyorduk. "Sıkıldım bozuk plak gibi aynı şeyleri söylemekten, konuşmaktan. Beni buraya bu yüzden mi çağırdın? Evlat bak bende senin gibiydim, biz aynıyız. Kader mahkumuyuz demeyi mi düşünüyordun?" taklit ettikten sonra sinirden gülmüştüm. Gerçekten çok sinir bozucu bir durumdu. Homurdandım, bir sigara daha yakarken. "Baksana sigaraya ihtiyacın varmış seni çağırmam iyi olmuş." "Tek sinirimi alabilecek şey belki de bu olduğu içindir." diyerek açıkladım. Öyle diyorsan öyle olsun der gibi başını salladı. Bende devam ettim "Her ne kadar inandırıcı gelmese de madem sen öldürmedin. Kim öldürdü o zaman ya da Ferit Soyhan'ı da mı sen öldürmedin? Eğer Öznur Hanım için girmemişsen bile Ferit Soyhan'ı öldürdüğün için girdin bu leşliğe." "Bir," derken işaret parmağını kaldırdı "Bu leşlikde sende yer alıyorsun." adam hiç de geri kalmıyordu laflarımdan. "İki, her şey planlıydı. Ben de plana uyup gereken parayı aldım." dediğinde dudaklarıma götürdüğüm parmağım arasındaki sigara düşer gibi oldu. "Plan neyse tıkır tıkır işlendi. Ferit Soyhan öldürüldü bende bana düşen miktarı aldım. Evet o sırada bende yaralandım ancak bilirsin ki can kıymetlidir. Kimse birini öldürdüğü için kendinden şüphelenmesin diye kendini kalbinin biraz altından kurşunlatmaz." yüzünü dikkatle izlerken, diğer fiziksel hareketlerini de gözlemledim. Herhangi yalan olduğunu gösteren bir şey yoktu. Üstüne üstlük ciddi gibi duruyordu. "Sen ciddisin..." diye mırıldandım inanamayarak. Öyleydi, ciddiydi. Peki ya madem plandı, bunu planlayan kimdi? Alyona mıydı? Alyona neden kocasını öldürmek istesin ki? Yanlış soruydu. Öldürürdü. Böylece taht olarak gördüğü şirketin başına geçebilirdi. Ya ucunda başka biri varsa? Sigara dudaklarımdan uzaklaştı, yüzüm ciddileşti. Asıl şimdi başlıyorduk diyordu bir tarafım. Tek kaşım havalandı, "Madem öyle kim planladı?" diye sordum. Dudakları arasından tek isim firar etti o da "Alyona." oldu. Gözlerim inanamazcasına birkaç saniye kapanırken, sinirden alt dudağımı dişledim. Nasıl bir olayın içindeydik? Bu kadın hep böyle planlar kurar, öldürür hatta millete suç mu atardı? Kırık cam parçaları biz her yol kat ettiğimizde batıyordu. Battıkça acımasızlıklar, gerçekler can acıtıyordu. Taht için kızının babasını öldürten bir kadındı Alyona. Bu sefer de "Nasıl?" diye sordum. "Ah evlat." sesli bir iç çekti ve arkasına iyice yaslandı "Hiç mi araştırmadın Alyona'yı? O zaman ilk ben dökülüyorum. Sonra sen dökül. Sırayla devam edelim." yutkundu, boğazını temizledi. "Beni bu kadar iyi araştırmışken onu da araştırmışsındır diye düşünmüştüm ama öyle olsun. Bildiğin yalanları unutup aslını öğrenmek en doğrusudur. Ferit, karanlık dünyanın en iyilerindendi o zaman. Para işleri fazlasıyla çoktu. Kimi zaman büyük meblağları teslim etmesi gerekirdi. Karşılığında elmaslar, pırlantalar alırdı. Bunları tasarlar, yüzüklere, küpelere kısacası takılara dönüştürürdü. Paraları yer altından işletip öyle satın aldığı için tek bir yol vardı. O da güvenebileceği bir adam. Aslında tek amacım başta para kazanmaktı. Bu doğru. Bunda haklıydın evlat. Hem de fazlasıyla..." Duygu karışımı başlamıştı. Sade ve net anlatmalıydı, sert sesimle "Sadede gel." dedim. Başıyla onayladı devam etti "Öyle çok yüklü meblağlar kazanamıyordum diğerleri gibi. Hatta köle gibiydim orada. Çok ağır çalışıyordum. Sonra bir gün hiç beklenmedik bir şekilde yer altı işlerini hallettiği yer de silahlı çatışma oldu. Baya insan vardı ve biz de o gün çok kişi değildik. Ferit'e göz koymuşlardı. Öldürüp sarsacaklardı. Kazandığı paralara, takılara, şirkete konacaklardı. Hep çok kişi olurken o gün ne hikmetse az kişiydik. Silahlar ateşlendi. Ortam savaşa döndü. Ben Ferit'i korumak için neredeyse üstüne atlamıştım. Hatta vuruldum da. O gün tek şansım çelik yelek giymemdi. O sırada Eser ile Öznur'la da çok ilgilenemiyordum. Oraya giren kolay kolay çıkamıyordu oradan. Bu yüzden de biraz uzaktım onlara. Öyle başlamıştı mesafeler..." iç çekti bir süre sustu. Bende onun devam etmesini bekledim sabırla. Sonuçta buradan kolay kolay çıkamayacaktım bunu anlamıştım. Dudağımın kenarında da kan vardı, metal tadı hissediyordum ara sıra. Elimin tersiyle oradaki fazla kanı silmeye çalıştım. "Ferit ve sadece ben yaşıyordum. Herkes ölmüştü, etraf kan gölüne dönmüştü. Ferit'in yaşammış olması o gün bir şanstı. Aynı şey benim içinde geçerli tabii. Ferit'in dikkatini ilk öyle çektim. O gün oradan kurtulduktan sonra Ferit de hızlıca araştırmaya başladı. Kim yaptı, kim yaptırdı, neden yaptılar diye. Bir de kim çıksın! En yakın sağ kolu olarak gördüğü adam çıktı. Meğerse paranın bir kısmını çalar, bir kısmını götürürmüş. Ee tabii pırlantalar da ona göre geliyordu. En sonunda tatmin olmak için hepsini istemiş. Öyle olur muydu ki? Olmazdı da haberi yoktu. Bir plan kurmuş. Planında Ferit ile birlikte herkes ölecekti ve paralarda onun olduğu gibi taht da onun olacaktı. O gün az adamla beraber hepimizi oraya göndermiş. Tabii kaçırdığı bir şey vardı. Benim üzerimde çelik yelek olduğunun farkında değildi. Ferit de ben onu koruduğum için kurtulmuştu. Yoksa imkânı yoktu. Sanki o gün gökten mermi yağıyordu. Hala hatırladıkça o gün olanlar gözümün önüne geliyor, mermi sesleri kulaklarımda yankılanıyor." "Ve siz hiç zarar görmediniz?" kaşlarım havalandı hiç inandırıcı gelmemeye başlamıştı. "Çelik yelek giymiştim." diye tekrarladı. Omuz silktim, "Kafanızdan da vurulabilirdin ama vurulmadın. Mermi yağmuru diyorsun. Her şeye rağmen kafana hiç mermi denk gelmemesi sence şans mı bu? Yoksa yalanın bu sefer tutmadı mı?" Alayla güldü, "Sence kafamız boş mu duruyor? Tanınmamak için yaptığımız şeyleri sana söylemeden anlatmıştım oysaki. Onları da mı anlatmamı istiyorsun?" Çenemi sıktım, cevapsız kaldım. Karşılığında o da gülümsedi "Devam ediyorum?" demeyi de ihmal etmedi. Başımla onu onayladım, dilini damağına vurarak şaklattı "Böylece Ferit'in dikkatini çekmiştim... Artık onu koruyan, parasını çalmayan, ne komut alırsa onu uygulayacak biri lazımdı ancak bir şartı vardı." "Neydi?" Histerik bir şekilde güldü "Ona söylemesi basit ama söylediği kişiye yapması zor bir eylemdi." Şart ne olabilirdi ki? Adam öldürmek miydi? Yoksa katletmek miydi? Hem de acımasızca... "Ailemi silecektim." Duyduğum cümleyle birbirine geçmeyen yapbozun parçalarından biri oturmuş gibiydi. O yüzden bırakmıştı Eser ve Öznur'u. Daha doğrusu Yalın ailesini. Bir yerlere gelmişti yer altında. Oradan vazgeçemezdi artık çünkü bağımlısı olmuştu. Neden çaba verdiği o kadar şeyden vazgeçerdi ki? Mehmet de öyle düşünmüştü. Anlaşılan bu kadar gelmişken geri dönemem diye düşünmüştü. Suskunluğum devam ederken öksürmesiyle tekrardan bakışlarım ona doğru döndü. "Ee sıra sende." kendimi sıktığımı hissediyordum, ne soracağını biliyordum. Derin bir nefesi dışından verirken "Alin'i," gülümsedi "Alin Arsever'i" diye düzeltti "Sen mi öldürdün?" BÖLÜM SONU
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE