9.Resital/2

2666 Kelimeler
Ellerim her sayfa okuduğumda biraz daha titriyor, ne yapacağımı bilemiyor gibiydim. Eser Nadia'ya karşı takıntılıydı. Her cümlesinde en az bir kere Nadia benim, Nadia benim olmalı diye bir cümle geçiyordu. Dudaklarımı ıslattım, okudukça daha ne kadar kötü, daha ne kadar beni dumur edecek sahneler mevcuttu bilmiyordum. Sayfalar atlayarak sonlara doğru geldim. Tarihe baktığımda yüz ifadem katılaştı. 04.07.2021 Eser'in doğum günüydü. Dikkatimi yazıya vermeye çalışarak okumaya başladım. 04.07.2021 Bugün doğum günümdü. Aslında doğum günlerinden nefret ederdim. Çünkü kutlayacağım ne özel bir pasta ne de güzel bir aile ne de güzel bir arkadaşlara sahiptim. Yapayalnız birinin doğum gününü kutladığını düşünün. Acınası ve ne kadar da hüzün dolu. İşte bu yüzden doğum günlerinden hep nefret etmişimdir. Kutlanmasını hiçbir zaman sevmedim. Pastanelerin önünden geçerken vitrinlerde duran şaşalı ve harika duran pastalardan hiç almamıştım, hiç yememiştim, hiç üstüne mum dikilip "İyi ki doğdun Eser!" diye şarkı açılıp karanlık bir ortam da bana pasta getirilmemişti. Bunların hiçbiri olmamıştı. Güzel bir aileye, arkadaşlara sahip olamadığım gibi güzel doğum günlerine de sahip değildim. Ancak bu ilk defa değişmişti. İlk defa değerli olduğumu hissettiren bir duyguyla kaplıydı bedenim. Bugün ilk defa doğduğum için mutluydum. Bunu hissettiren kişi Nadia'ydı. Elinde küçük bir pasta ve üzerinde diktiği küçük mumla bilardo salonuna geldiğinde yüzümde oluşan gülümseme bu kadar mutlu olduğumun göstergesiydi. Her gün olmasa da üniversite bahçesine gidip orada takıldığım için arkadaşlar edinmiştim. Arkadaş olduğum kişiler de gelmişti; Nadia ile birlikte. Nadia, her şeyi düşünen ince bir kadındı. Nazik, tatlı, çekici, güzeldi ve biliyordum ki ona karşı duyguları bitip, benden hoşlanmaya başlamıştı. Patron kızar diye önce korkmuştum. Kim korkmazdı ki. İş yerinde patronunun haberi olmadan doğum günü sürprizi yapılıyor. Tabii ya Nadia yine patronu parasıyla susturmuştu. Boşuna demiyorlardı "Para her kapıyı açar." diye. Bu yaptığı şey bana ilk tanıştığımız ana götürdü. Onu hala çok seviyordum. Bana karşı tavırlarından onun da beni sevdiğini biliyordum. Zaten Nadia bana aitti. Onun olamazdı! Her şey harika gidiyordu. Ta ki onun da geldiğini görene kadar... Harika bir şekilde kutlamıştık doğum günümü. Ancak en ağırı onun da gelmiş olmasıydı. Nadia onu da davet etmişti. Nasıl davet ederdi onu? Çok sinirlendim, çok kızdım, çok öfkelendim, sinirden kendimi kasmaya başladım. İçki içmem gerekiyordu. İçki içmem yasaktı ama bir kez daha kuralı çiğnedim. Kaç bardak içtim saymadım, her içişimde içimin yumuşayacağını sanırken; onların konuşmalarını izledikçe içimdeki duygu adeta kor bir alev parçası gibiydi. Zaman geçtikçe alevlendi. Tamam, tanıştırdım onları konuşmalarına müsaade etmiştim ama bu kadarı da fazlaydı. Gülüşmelerini de izleyemezdim. Bu kadarına da izin vermezdim, veremezdim. Vermedim de. Hızlı adımlarla Nadia'ya doğru gittiğimi hatırlıyorum. Onu itip, Nadia'nın karşısına geçtiğimi. Onu ittiğimde Nadia'nın afalladığını gördüm. Kahverengi gözleri toprağı andırıyordu. Toprak öyle bir şeydir ki gururun demirlerini eritip, aşkla buluştururdu seni. Ben o toprak da ölmeye razıydım. Nadia'nın gözleri korkutmak yerine kendine çekiyordu beni. Alkollü olduğum için olmalı ki; afalladıktan sonra gösterdiği tepki bana ne oluyor der gibi bakmaktı. "Eser?" diye de ekledi "İyi misin?" Başımla onayladım, "Evet," kendimi gösterdim "çok iyiyim. Hiç olmadığım kadar." Nadia bu tavrım karşısında bana tuhaf bir bakış atsa da umursamadım. Onu defetmek, Nadia'nın da artık benim olmasını istiyordum. Elim ensesine kaydı, şaşırdı. Ona doğru yaklaştım, çekilmeye çalıştı ama izin vermedim. Onu öpmek istedim. O da istiyordu biliyordum. Dudaklarımı dudaklarına bastırdığım da kiminin ağzından şaşırma mırıltısı kiminden de ooo gibi şeyler döküldü. Ben ise onun dudaklarını öptüğümde çok tuhaf hissettim. Sanki içimde yarım kalmış parçalar o an birleşti. Sırtımdaki yük her şey yok oldu. Beni iyileştiren duygu aşktı, sevgiydi. Ellerim yumuşak saçlarına kayarken onda dinlendim, onda var oldum bir kez daha ve son kez olacak şekilde. Hayatımda yaptığım her şeyden neredeyse pişman olmuş, keşke yapmasaydım demiştim. Ancak onu öpmek bana iyi ki dedirtmişti. İyi ki, iyi ki ve iyi ki... Kafamda çalan bir melodi vardı. Onu öptükçe tekrar ediyor bir kez daha hatırlatıyordu kendini. Kollarıma dön bebeğim Ben seninim söz veririm ki Yollarıma düş bebeğim Ben seninim... Karşılık beklerken aldığım cevap itmesi oldu. İtmesiyle birlikte; sertçe bir yara bandını çekerken oluşturduğu acı tüm kalbime hücum etti. Nadia bana şaşkınca bakarken gözlerinde gördüğüm diğer duygu iğrenmeydi. Etrafına baktı öfkeyle. Dudaklarını elinin tersiyle sildi. Aşkıyla iyileştirdiğini düşündüğüm kadının, kalbime sapladığı bıçakla gözlerinde gördüğüm toprağa gömüldüm. Etrafa kaydı sonra bakışları, ne yapacağını bilemiyor gibiydi. Ona kaydı sonra bakışları. Bende ona baktım. Bize bakmıyordu, direkt Nadia'ya bakıyordu. Sonrasında ise derin bir nefesi içine çekerken iç çektiğini gördüm. Ardından başını öne eğdi. Kabullenişiydi bu. Benim Nadia'yı öpmem onun kaybedişiydi. Benim zaferim vardı artık. Nadia onun gidişini izlerken hala herkes durmuş şaşkınca bize bakmakla meşgullerdi. Nadia çenesini sıktı, "Gel benimle." derken kolumu sımsıkı tutup çıkışa doğru çekiştirdi. Nadia'yla çıkışa doğru ilerledik. "Nadia," dedim bıkkınca. "Sus!" dedi ve başka bir şey demedi. Çıkışa kadar da susmaya devam etti. Bende onun gibi sustum. Öpmeme neden sinirlenmişti ki? Yoksa herkesin içinde bir anda dudaklarına yapışmam mı onu sinirlendirmişti? Sebebi neydi sinirlenmesinin? Anlamıyordum... Bana âşık değil miydi? Öyle güzel bakarken nasıl âşık olmadığını söyleyebilirdi ki? Dışarı çıktığımızda öfkeyle bana doğru döndü. "Nasıl yaparsın?" dedi acıyla. "Onun yanında beni nasıl öpersin?" demek ki herkesin içinde öpmeme kızmıştı. Dudaklarımı yaladım, "Özür dilerim," dedim kısık sesle, "bir doğum günü hediyem olacaksa o da seni öpmek olsun istedim." gözlerine baktım bu sırada. Sinirli gözlerinin yumuşadığını gördüm, bana âşık olmasa yumuşar mıydı böyle? Elimi yanağına götürdüm, "Seni öpmek belki de ilk defa yaptığım her şeyden daha güzeldi, daha iyileştiriciydi." diye fısıldadım. Gözlerim acıyla şekillendi, "Babam terk ettiğinde üzerime binmiş yükler seni öpmemle yok oldu Nadia." "Eser," dedi gözleri büyüyerek. "Sen ne dediğinin farkında değilsin bence." Başımı iki yana salladım, "Farkındayım," dedim acıyla. Sesim kısıktı çünkü bağıracak halde değildim. Aciz durumdaydım. "Alkol almış olmam aptal olduğumun anlamına gelmez." Başıyla onayladı, "Aptal olduğunun anlamına gelmeyebilir ama insan sarhoşken yapamadığı, söyleyemediği sözleri söylermiş." dedi öfkeyle. "Ben sana güvenmiştim. Sen ne yaptın?" diye devam etti. Kaşlarım çatılmıştı "Ne yaptım?" diye sordum. "Ne yaptın Nadia? Evet, seni öptüm ama bunu zevk olsun falan diye yapmadım. Seni sevdiğim için öptüm. Neden böyle yapıyorsun?" ona doğru bir adım attığımda o geriye doğru kaçtı. Bunu yapması adımlarımı durdu. Ayaklarım yere çivilenmiş gibi olduğum yerde kaldım. "Gelme." dedi beni durdurarak. O özgüvenli duruşunu sergiledi. Çenesi yukarıda, duruşu dik hali bana ilk tanıştığımız anı hatırlatsa da bakışları hiç de o gün ki gibi değildi. "Bence sen ne yaptığının farkına varamayacak kadar içmişsin. Sen, benim âşık olduğum adamın önünde beni öptün!" diye bağırdı. Son kelime o kadar çok can yakıcıydı ki. Bu sefer afallayan ben oldum. Dudaklarım aralandı, konuşamadım. "Ne sandın sana âşık olacağımı falan mı ha?" diye devam etti. Devamını yazmayacağım. En güzel doğum günümdü. Çiz altını. Kalbimin kırıldığı, paramparça edildiği en kötü gündü. Öyle bir an geldi ki. Tamam dedim artık kalbim kırılmayacak ulan. Âşık olduğum kadını öpüyorum, harika bir doğum gününe sahibim falan... Ancak bilebilir miydim en çok canımın sevdiğim kadın tarafından yanacağını. Evet, ben o toprakta gömülmek istemiştim. Eğer Nadia'ya kavuşamazsam; o topraklara gömülüp öyle kavuşacağım konusunda kendime yemin ettim. 05.07.2021 Nadia beni terk edemezdi. Nasıl uyuduğumu kaç kere uyandığımı hatırlamıyorum. Doğru düzgün uyuyamadığımı çok iyi biliyordum. Sigaranın dibine vurmuştum. Zaten annemin kendine hayrı yoktu. Benim ne ara eve geldiğimi ya da ne halde olduğumu düşünecek halde değildi. Saat 10'a doğru geliyordu. Dudaklarımın arasındaki son sigaramı da duvara sürtüp söndürdüm. Masada duran telefonumu elime aldım. Onunla konuşmam gerekiyordu. Beni bırakamazdı. O benimdi bana aitti. Telefondan kişilere girip onun numarasını bulup aradım. Telefon çalarken kulağıma götürüp açmasını bekledim. Çaldı... Çaldı... Çaldı... Açılmadı. Kulağımdan gelip açılmayan aramaya baktım. Öfkelendim, nasıl açmazdı benim telefonumu. Çenemi sıkınca dişlerimin sızladığını hissettim. Biraz daha kendimi kasarsam herhalde kaskatı bir buz kütlesine dönüşecektim. Burnumdan soludum. Tekrar aradım. Açana kadar arayacaktım. Arayıp kulağıma tekrar götürdüm. Açmamaya devam etmesi gibi bende onu aramaya devam ettim. En sonunda telefonuma bildirim düştü. Bildirime baktığımda Nadia'dan olduğunu gördüm. Bildirimi açmamla mesajını gördüm. Nadia'm: Ne istiyorsun? Ne mi istiyordum? Onu, yetmez miydi? Derin bir nefes aldım, önce ne yazacağımı düşünmek için duvara kaydı bakışlarım. Gece eve geldiğimde yaptığım tabloya kaydı sonrasında. Karmaşık tablolar arasına bir tane daha eklenmişti. Tek farkı sadece ben yaptığım için anlayabileceğim bir kırık kalp mevcuttu. En sonunda onu kaybetmemek için yalanlara başvurmaya karar verdim. Mesaj kutusunun içine girdim. Hızlıca yazmaya başladım. Eser: Nadia dün çok içmişim ne olduğunu inan hatırlamıyorum. Eğer seni kıracak, incitecek bir şey yaptıysam özür dilerim. Amacım seni kırmak ya da üzmek değildi. Dilediğim özür senin kalbini yumuşatır mı bilmiyorum ama lütfen telefonlarımı aç. Mesajı gönderdiğimde beklemeye başladım. Birkaç dakika geçmeden mesajı gördü. Oturduğum yerde dikleştim, ne yazacağını merakla bekledim. Yazdı... Yazdı... Durdu. Kaşlarım çatıldı, sanırım bir şeyler daha demem gerekiyordu. Pekâlâ. Eser: Nadia... Eser: Lütfen, yapma böyle. Yüz yüze konuşalım. Olmaz mı? Mesajlarımı görmeye devam ediyordu. Tekrardan yazmaya başladı. Umarım bu sefer silmez ya da durmazdı. Durmadı da. Mesajı ekranıma düştü. Nadia'm: Mekânda 17'de. Sadece bunu demişti. Bu bana yeterde artardı. Daha ne olsun? Onu manipüle edebilecektim. Etmeme de gerek yoktu aslında. Biliyordum inkâr etse de beni kıramıyordu çünkü bana karşı hisleri vardı. En sonunda saat 17'ye doğru geldiğinde bende mekâna gelmiştim. Bugün izinliydim aslında gelmeyecektim ancak işte buradaydım. Tek farkım ise karşısında her zaman gülen yüzlü Eser yoktu. Aksine oldukça kötü durumda olan bir Eser vardı. Onu hüznümle, kaderimle, acımla tanıştıracaktım. O yüzden giyindiklerim yine özenli olsa da saçlarım dağınıktı. Yüzümde de keder mevcuttu. Onu beklerken iyice sıkılmış iyice içim kararmaya başlamıştı. En sonunda kapıya doğru yüzünde ciddi bir ifade olan Nadia'yı gördüğümde oturduğum yerden kalkıp oraya doğru adımladım. O ise çabucak bana doğru elini kaldırdı ve durdurdu. "Sakın." dedi sesine yansıyan sesiyle birlikte. Bana karşı nasıl sinirli olabilirdi? Bende öfkelendim ancak hemen sinirimi içimde tutmaya çalıştım. "Nadia" dedim fısıltıyla. Kafasını kaldırdı, dik duruşunu gerçekleştirdi. "Buraya geldiysem senin yalanlarını dinlemek için değil Eser. Ben buraya bitirmeye geldim." "Nadia önce beni dinle." dedim sakin olmaya çalışarak. Ardından da eklemeden edemedim "Lütfen." "Ne lütfen ya?" dedi öfkeyle. Yüzü sinirle kasılıyor bana olan tepkisini gösteriyordu. Sakin olmaya çalışmak en doğrusuydu. Tamam dercesine teslim olduğumu gösteren ellerimle durdum. Kendi de herkesin ortasında ne yaptığını fark etmiş olmalı ki. Derin bir nefes alarak kendini tuttu. Bana benziyordu işte... Bende öfkelendiğimde kendimi tutardım. O da öyle yapıyordu. "Nadia dinle lütfen." dedim tekrar ederek. Belki bozuk bir plak, belki de bir papağandım. Ancak biliyordum ki beni dinlemeliydi. "Sen ne yaptığının farkında mısın?" diye kelimeleri bastıra bastıra suratıma tükürürcesine konuştu. Dün canımı acıttığı yetmezmiş gibi şimdi de acıtıyordu. Problem değildi. Aşk da acıdan gelmez miydi zaten? Hangimizi aşk mutlu edip yüzünü güldürmüştü ki? Aşk mutluluktan değil, acıdan beslenirdi. Ona doğru adım atmaya çalıştığımda o da geriye doğru kaçtı. "Ne yaptım..." dedim bilmiyormuş gibi. "Ne yaptım Nadia?" kendime kızmış gibi yanımda duran masayı iteledim. "Kahretsin seni kıracak kadar ne yapmış olabilirim? Nasıl o kadar içerim? Nasıl? Nasıl ya? İçmemeliydim! Her şeyi mahvettim! Her şeyi, herkesi, hayatımı mahvettim! Berbatım ben! Pisliğim..." elimi yüzüme götürüp sıvazladım "Her şeyi mahvediyorum her zaman ki gibi! Kahretsin ya kahretsin!" Nadia beni durmuş öylece izlerken yüzünde gördüğüm ifadelerden bazı şeylerin değiştiğini gördüm. Siniri yerini şaşkınlığa bırakmıştı. "Eser." dedi şaşkınlıkla "Sakin ol." "Olamam!" dedim öfkeyle "Olamam. Şu halimize bak. Kendim gibi belli ki seni kırmışım ya da üzmüşüm. Mahvetmişim. Berbat biriyim ben baksana. Kendim bunu bilirken birileriyle takılıp hayatımı değiştirmek istiyorum bir de. Ben kim iyi insanlarla takılmak kim? Görüyoruz işte sonuçlarını." "Eser" "Özür dilerim." dedim onu omuzlarından tutarak. Şaşkınlığı yüzüne yaslamış şekilde bana bakmaya devam ederken dudakları aralandı fakat çabucak geri kapandı. Gözlerimin içine en derinlerine bakarken bende onun gözlerinde tekrar gömülmüştüm. Topraklarında... "Özür dilerim. Böyle şeyler yaparak seni hayatıma sokmamalıydım. Keşke bir de ne yaptığımı bilsem..." dedim hüzünle. Her cümlemde onunda kötüleştiğini görüyordum. Manipüle etkim işe yarıyordu. "Eğer sana yardım etmemi istemiyorsan haklısın. Bende benden yardım istemezdim." "Eser ne yardımı?" diye sordu kaşları çatılırken "Sen dün her şeyi dediğin gibi..." beni onayladığını gördüğümde bu sefer şaşkınlığa uğrayan bendim fakat belli etmemeye çalıştım. Yutkundu deyip dememek arasında gitse de kafasını dikleştirdiğinde canımı yakmaktan zevk aldığını anladım "Mahvettin." diye bitirdi. Sustum, önüme düştü bakışlarım. Omuzlarındaki ellerimi çekti, kendini uzaklaştırdı. Bende onun gibi birkaç adım gerilemeden edemedim. Birbirimize bakarken ikimizde suskunduk. Ne konuşabilirdik ki? "Nadia?" diye duyduğumuz ses ikimizi de kendine getirdi. Onun gibi bende sesin geldiği tarafa baktım. Gelen oydu. Yüzüm ciddileştiğinde Nadia'nın yüzünde iyice şaşırma ifadesi oluştu. Bana baktı, "Sen mi çağırdın?" diye sordu fısıltıyla. İnadıma cevap vermeyip onu cevapsız bıraktım. Gelmesi iyi olmuştu aslında. Ben çağırdım diye düşünüp benimle geri konuşacaktı. Bu da benim çok işime gelirdi. Tekrardan ona döndüğünde o da bize doğru yavaş adımlarla gelmeye başlamıştı "Siz konuşun..." dedim sadece. Nadia'nın omzuna değen omzumla hafif sarsılır gibi olsa da kendini düzeltti. Duvarın tam karşısında duran aynadan beni izliyor mu diye baktığım Nadia'nın arkamdan bana uzun uzun bakışlarını gördüm. Bana âşıktı ve bunu kendi bile bilmiyordu. Yüzümde histerik bir gülümseme oturarak bara doğru ilerledim. Yüksek bar sandalyelerinden birine oturup ikisini yalnız bıraktım. İçim rahattı çünkü o Nadia'yı öpüşümü izlemiş, acıyla sindirmişti. Nadia'da zaten benden hoşlanıyordu. Daha ne kadar bunu belli edebilirdi ki? Buraya yazmayı o kadar çok seviyorum ki. Sanki oraya dönüyorum... Her şeyi tekrar yaşıyorum, tekrar söylüyorum, tekrar o anda oluyordum. En güzeli de öyle oluyordu. Onları kaç dakika kaç saat öyle bıraktım bilmiyordum. Bir ara dönüp baktığımda hala konuşmaya devam ettiklerini gördüm. Hem de hararetleri hararetli konuşuyorlardı... Birbirlerini çözmeye çalışan bir ifade vardı suratlarında. O, Nadia'ya âşık olabilir miydi? Olabilir miydi böyle bir şey? Nadia önceden onu seviyordu fakat şu an sevmiyordu. Ne önemi vardı aslında düşününce. İnsanın içine de kurt düşmeden durmuyordu ama. Ya âşıksa Nadia da? Değildi... Değildi. Nadia beni seviyor. Kendine gel Eser. Seni seviyor. Sana âşık. Ona değil. En sonunda o gittiğinde Nadia da bana doğru adımlamaya başladı. Bende ona bakmıyormuş gibi davranarak önüme döndüm ve öylesine boş boş oturuyormuş gibi yaptım. Nadia yanıma geldiğinde başta durdu, ne yapacağını düşündü. En sonunda en mantıklısı herhalde öksürmek geldi. Öksürerek kendini belli ettiğinde bende yavaş yavaş ona doğru döndüm. Başımı kaldırıp ona baktığımda eski halinden eser olmadığını fark ettim. "Fazla..." bakışları önüne düştü ve derin bir nefesi içine çekip verdi tekrardan bana baktı "sert davrandım." dudaklarım aralandı ancak konuşup da sözlerinin yarım kalmasına izin veremezdim o yüzden dudaklarım geri kapandı ve sustum. "Özür dilerim. Evet, dün kötü olabilir ancak bu yaptığını kimse yapmazdı." Yüzüme mahcup bir ifadeyle baktı "Teşekkür ederim." sonra ise boynuma atladı. Bana sımsıkı sarıldı. Hatta o kadar sıkı sarıldı ki hızlanan kalbimi hissedecek diye korktum. Tabii ben onun hızlanan kalbini o kadar çabuk hissettim ki. Gözlerim kapandı, başımı boynuna gömerek kokusunda boğulmak istedim. Geri çekildiğinde bende gözlerimi araladım. "Özür dilemesi gereken kişi benim. Sen değilsin." ona tekrar sarılmak için kendime çektim. Tabii bu sefer karşılık vermedi umursamadan ben ona sımsıkı sarıldım. "Özür dilerim" diye fısıldadım. Eli aramıza girdi ve beni kendinden uzaklaştırdı. Zoraki gülümsedi. Bende bunu fark ettim. Başta hoşuma gitmedi ama sonrasında kalbi hızlandığı için ne yapacağını bilmediği için böyle olmadığını düşündüm. Gözlerini ışıltısıyla bana bakarken "Özrün kabul oldu. Hiç buraya gelirken benim için onunla sinemaya gitmeyi ayarladığını bilmiyordum." dedi. Duyduğum cümle o an var ya... Kalbimi ağrıttı. Kaşlarım çatıldı "Ben mi?" diye sordum istemedin. Nadia ise şakaya karışık omzuma vurdu "Evet sen ya şapşal!" bu sefer de yüzünde umursamadığını gösteren bir gülümseme oturdu. "Tamam, belki de dünü abarttım. Sonuçta saçma sapan değersiz şeyler oldu. Abartmamalıydım ama benim açımdan düşün birazda. Beni öptün dün gece Eser. Bana karşı gerçekten bir şeyler hissettiğini düşünüp korktum." dudaklarını birbirine bastırarak "Şimdi düşünce korkumun boş olduğunu görüyorum." "Anlamıyorum..." diye kısık sesle mırıldandım ancak o duymamış gibi devam etti. "Aptal kafam!" birbirimizi gösterdi "Tabii ki biz arkadaşız ve dün çok içmiştin gerçekten bana karşı bir şeyler beslediğini düşünmem büyük bir aptallık! O yüzden özür dileyen ben olmalıyım. Evet, bir hata yaptın ancak kendin bile hatırlamıyorsun, baksana!" beni işaret etti benimde bakışlarım kendime düştü. Canım sıkılmıştı kaşlarım çatıldı, benim onu öpmemi, ona sevdiğimi söylememi saçma bulmuştu. "Ben..." dedim fakat geri sustum niye susuyorum diye düşündüm sonra "Ben anlamıyorum Nadia. Ne demek istiyorsun?" Omuz silkti "Hiçbir şey!" dedi sevinçle "Boş konularla iyice kafanı karıştırdım. Başın ağrıyor mu?" "Biraz." dedim fakat canım sıkıldığı için baş ağrım biraz değil, bayaydı. "Şimdi sen onunla..." daha sorum tamamlanmadan içi içine sığmıyormuş gibi sevinçle çığlık attı "Evet! Evet! Evet! Ben onunla sinemaya gidiyorum! Onunla hem de! Hem de senin sayende! Gerçekten teşekkür ederim." Ben 1-0 yaparak kazandım sanırken, o bana savaş ilanı başlatmıştı. Böylece 1-1 olmuştu. Sonuç belliydi Nadia benimdi ancak o da bu savaşa katılarak kendinin olmasını istiyordu. Peki, o zaman bizde başlatılan savaşa karşılık veririz.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE