9.BÖLÜM: "KANLI GERÇEKLER"
"Bir yalan söyle herkes onu doğru sansın ve bir de bir doğru söyle herkes onu yalan sansın. Yalanın karanlığın, doğrun yıldızın olsun."
Yerde yatan cesede, elimdeki bıçağa baktım. Elimdeki bıçak yapışmıştı sanki elime. Katil olmuştum, konuşamıyordum... Çenem titriyordu, dudaklarım aralanmıştı, buz kesmiştim, nefes alıyor muydum onun bile farkında değildim. Yaşıyordum ama ruhum alınmıştı, yara bere içinde bırakılıp geri bana dönmüştü. Kalbim yanıyordu. Cayır cayır hem de... Yerde yatan ölüden farkım neydi?
Farksızdı...
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Gözlerim kapandı, annemin gülerek egolu bir şekilde söylediği cümleler yankılandı. Çenemi sıktım, elimdeki bıçağı daha sıkı tuttum.
N.S
20.03.2021
Eser Yalın'ın Defterinden...
Bugün bilardo salonunda çalışırken bir genç kızla göz göze geldim. Normal oynamaya gelenler gibi değildi aksine merak ediyor olmalıydı...
Bilardo masasında oynamamam gerekirken yanlışlıkla birinin isteği üzerine oynadım. Önce kovulurum diye baya korktum sonra o gördüğüm kız bana doğru geldi.
Korkumu anlamış meğerse. Güzel de kızdı dikkat çekici, yakındaki üniversitede okuduğu belliydi. Giydiği kıyafetlerin ne kadar pahalı olduğunu saymıyorum.
Benden bilardoyu öğrenmek istediğini benim de güzel oynadığımı söyledi. Eğer öğretmezsem de yanlışlıkla oynadığımı görüp şikâyet edeceğini söyledi.
Beni şımarıkça tehdit etti sinirlenmem gerekirken aksine hoşuma gitti.
"Tamam" dedim. "Ancak sende söylemeyeceksin." diye de uyardım.
İsteği yerine geldiği için kıpır kıpır hareket ederek sırıttı, "Tamamdır!" dedi heyecanla. Küçük bir kız gibi sevinmişti.
24.03.2021
Önce gelmedi. Sonra aradan iki gün geçti 22 Mart günü 18.47'de gördüm onu ikinci kez.
İki gündür de boş vakitlerimde ona bilardoyu öğretiyordum. E tabii patrondan izin almıştım şımarık kız da patron kapasın çenesini diye yüklü bir meblağ para koymuştu masaya.
Tahmin ettiğim gibi zengin, şımarık her istediği olsun isteyen kızın tekiydi. Buraya bu tipler çok gelirdi hepsinden de nefret ederdim. Ancak bu kızdan nefret etmemiştim.
Az buçuk öğrenmişti bilardoyu. Adının "Nadia" olduğunu söyledi.
"Bende Eser." diye tanıttım kendimi. 'Burada part time olarak çalışıyorum geri kalan zamanda üniversite de okuyorum." diye de yalan söyledim.
İnandı.
Ne beklersiniz ki işte bu tipler her şeye de inanır böyle.
"Hangi bölüm? Belki aynı bölümde okuyoruzdur." diye heyecanla sordu. "İşletme okuyorum ben ya..." diye geçiştirdim.
26.03.2021
Usanmadan sıkılmadan buraya geliyor heyecanla bilardoyu öğrenmeye çalışıyordu. Giydiği kıyafetlerin parıltılı süslü olduğu gibi makyajı da bir o kadar sade oluyordu.
Duru bir güzellikti.
Dün bana, "Bugün sizin bölüme geldim ama seni göremedim..." diye sordu. Dün diyorum çünkü eve geldiğim de yazacak halde değildim.
İlk başta yalanım ortaya çıkacak diye çok korktum. Korku hiçbir zaman peşimi bırakmadı ki ***** *******!
İlaçlarımı da almayı bırakmıştım kafam zonkluyordu zaten. Ona bilardoyu öğretirken biraz içmiştim.
"Bugün gitmedim. Keşke gelmeden önce haber verseydin." dedim numarasını almak amacıyla.
"Nasıl haber verebilirim ki?" dediğini hatırlıyorum dudaklarını büzerek.
Dudakları güzeldi.
Onun dudaklarına bakarak biraz daha içtiğimi hatırlıyorum o an. "Telefonun yok mu senin?" diye sordum "Hangi çağdasın?"
Nazlı nazlı güldü. "Numaramı vereyim ararsın kaydederim bende. Hem bu aralar yoğunum belki gelemem falan haberin olsun diye mesaj atarım." dedi.
Amacıma ulaşmıştım.
"Yarın gideceğim. Sende erken çıkıyorsan bölümüne gelirim." dedim kısık sesle.
Gözleri ışıl ışıl parladı o an. Öyle bir parıldamaydı ki sanki bu anı bekliyor gibiydi. "İçki?" diye her soruşumda reddetti. Demek ki içmiyordu.
Aslında benim de ilaçlar yüzünden içmemem gerekiyordu ama ilaç içmiyordum ki şu an, ne gerek vardı yasaklara yani...
"Olur!" dedi heyecanla ve keyifle.
Bizim mekâna gelen üniversiteli ***ler genelde giymedikleri marka kıyafetleri vicdanları için bizlere verirlerdi.
Bugün de dolapta iyi gözüken bir gömlek ve bir pantolon giydikten sonra saçlarımı dağınık bırakıp evden çıktım.
Patrona da "Annem rahatsız biraz geç geleceğim ona göre kesersin bugün ki paramdan." dedim.
Sanki orada okuyormuş gibi takılırken bana verdiği numaradan onu aramıştım. Bi yarım saat sonra yanıma geldiğinde yine oldukça şık ve sadeydi.
Heyecanla yanıma gelirken üstünü düzeltiyor, saçlarını düzgün mü diye kontrol ediyor, etrafa ara sıra bakıyordu.
"Merhaba." dedi çekingen bir tavırla. "Selam." diye karşılık verdim. Birazcık konuştuk. Banka oturmuştuk bu sırada. O ara gözünün birine takıldığını gördüm.
Bende onun baktığı yere baktım. Gözü daldı diye düşündüm. Ancak dalma gibi değildi bu. Sinirlendim başta ama belli etmemeye çalıştım.
"Nereye bakıyorsun sen?" diye sordum şakadan kızıyormuş gibi.
"Hiç," dedi önce omuz silkerek. Bende sustum karşılık olarak. O da sustu. Tabii bu susma kısa sürdü. Baktığı kişi de bize de bakıyordu ara sıra.
Bir ara Nadia salak salak gülümsedi. Salak diyordum çünkü bana hiç öyle gülümsememişti. Kıskandım. Sinirimin yerini kıskançlık aldı.
Çenemi sıktım.
Âşık olamazdı baktığı kişiye değil mi? O yüzden buraya gelmiş değildi değil mi? Benim için buraya gelmişti. O baktığı kişi için değildi.
"Kim o baktığın kişi?" dedim dayanamadan. "Gözlerini daldı gitti." öfkeyle konuşurken yanından kalktım. Bana bakarken o da bu tavrım karşısında şaşırmış olmalı ki dudakları aralandı fakat geri kapandı.
Tabii konuşamazdı.
Ne diyecekti ki?
"Eser," dedi mırıldanarak. Adımı ne kadar güzel söylüyordu. Sinirim anında geçer gibi oldu ama oraya kısa bir bakış atar gibi olduğunda tekrar ortaya çıktı.
"Nadia," dediğimde tekrardan bana kaydı bakışları. Ancak ona baktığı gibi bakmadı. Ne farkım vardı ki ondan? Niye bana değil de ona öyle bakıyordu?
"Ben gidiyorum." dedim dişlerimin arasından.
"Eser dur." dedi telaşla. "Lütfen." diye devam etti neredeyse inleyerek. Bana yaklaşıp kolumu tuttu. "Bak sana ihtiyacım var."
"Pezevenk gibi mi duruyorum?" dedim sinirle. Tamam belki ağırdı ama hak etmişti.
"Ne?" dedi şaşkınca. Kafasını iki yana salladı. "Hayır yani" ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. O çok beğendiğim dudakları aralandı. Alt dudağını diliyle ıslattı. Çenem bu sefer onu öpmemek için sıkıldı.
"Ben... Bak dur," sakince konuşmak istiyormuş gibi davrandı. "Anlatacağım ama burada değil."
Gözlerim kısıldı. "Neyi?" Kafamı iki yana salladım. Davranışları çok yalvarır gibiydi. Bu hoşuma gidiyordu. "Ben daha fazla durmayacağım Nadia." dedim öfkelendiğimi belirterek. Ancak Nadia bilmiyordu ki yalvarışlarıyla çoktan sinirimi düzeltmişti.
"Dur lütfen dur. Tamam anlatacağım!" dedi teslim olur şekilde. Pes etmişte olabilirdi. Diyeceği şeyler hoşuma gitmeyeceği belliydi ama yine de dinlemek istedim.
"Tamam," dedim kafamı onaylar gibi salladım. "Anlat."
"Burada olmaz."
"O zaman gidiyorum?" dedim çekilmesini işaret ederek.
"Bak bana yardım etmen lazım çünkü ben bilardo oynamayı bilmiyorum ve öğreneceğim kimse yok." dedi tek nefeste kısık sesle. Bir yandan da o tarafı kontrol ediyordu.
"O baktığın kişiyle ne alakası var?"
"Bak ben o kişiye aşığım." dedi ağlamaklı yalvarır sesiyle. "Herkes güzel herkes dikkat çekici o yüzden beni fark etmiyor. Ancak bilardoda çok iyi." dudakları büzüldü.
"Yani?" dedim tek kaşım havalanırken. "Sende bir enayi buldun ve kullanayım dedin öyle mi?"
Kafasını iki yana hızlıca salladı. "Hayır! Hayır! Benim amacım kullanmak falan değil." derin bir nefesi içine çekti. "Sadece bilardo oynamayı öğrenmem gerekiyordu. Ancak öyle dikkatini çekebilirdim. Sende o gün karşıma çıktın. Eser lütfen. Bak sana ihtiyacım var."
Bana ihtiyacı vardı. Bu hoşuma gitti.
"Lütfen bana yardım et. Ben ona çok aşığım."
Son söylediği gerçek anlamda hiç hoşuma gitmedi. Ancak pes edeceğim anlamına gelmiyordu. Nadia benimdi. Ben ondan ne olursa olsun vazgeçmeyecektim. Belki bana âşık olurdu. Ondan vazgeçip beni sevmeliydi.
"Tamam." dedim onaylayarak. "Sana yardım edeceğim."
Banka geri oturduğumda şaşkınca bana baktı. "Ciddi misin?" dedi sesine yansıyan şaşkınlığı ile.
"Evet."
"Çok teşekkür ederim!" dedi heyecanla. "Eser gerçekten." elini ağzına götürdü. Şükrediyor gibi bir hali vardı. Bu kadar mı seviyordu o iti? Ben içimdeki hırsa kapılırken... Hayır, hayır hırs değildi. Bu aşktı. Belki Nadia da sevdiğini zannediyordu. Olamaz mıydı? Ben bunları düşünürken o devam etti. "Çok teşekkür ederim!"
İki kişi vardı. Biri Nadia'ya sergilediğim yüze sahip olan kişi, diğeri ise "Ben zaten onu tanıyorum." diye yalan attım. Zaten her şeye inanıyordu.
Adını söyledi şaşkınlıkla gerçekten mi der gibi. "Evet." dedim onun heyecanına gülümserken.
Yalan söylemiştim. O erkeğe kaptıracak değildim. Bazen insan yalan söylemek zorunda kalırdı. Ben de ona yalan söyleyerek onu kaybetmemiştim. Kalpti bu bugün o çocuğu sevebilirdi. Ancak ondan soğutursam beni sevebilirdi. Zaten Nadia benimdi. Benim olacaktı. O yüzden içim rahat davrandım.
28.03.2021
Açıkçası düşündükçe içten içe kin tutuyordum. Hayır, Nadia'ya değil. Âşık olduğu çocuğa. Anlamıyordum ki? O çocukta olup da bende olmayan şey neydi? Bugün tekrardan üniversiteye gelmiştim. Evcilik oynuyorduk neredeyse anasını satayım.
O gün içtiğim içkiden beridir zaten daha fazla sinirliydim. İlacın yan etkileri sürüyordu ancak pek de umurumda değildi. Ağrı kesici içmiştim geçerdi birazdan. İzin ala ala işi de kaybetmezdim umarım. Neyse çok da umurumdaydı. Patronun ne umurundaydı ki?
Ceketimden sigara paketini çıkardım. İçinden çıkardığım dalı dudaklarıma yerleştirip içerken bir yandan da Nadia nasıl benim olabilir diye düşünüyordum.
Sigara dumanını üflerken sola doğru baktığımda Nadia'nın yüzüyle karşılaştım. Bana şaşırarak bakmış olmalı ki adımları yavaşladı. "Selam," dedim ben onun aksine rahat bir tavırla.
Gülümsedi, "Selam," dedi gülümseyerek. Şaşırdığı konuyu hızlıca dile getirdi, "Sigara içtiğini bilmiyordum."
Omuz silktim, "Ara sıra içerim." dedim yalana başvurarak. Sigarasız yapamadığımı söylememe gerek yoktu bence. Anladığını gösterir şekilde başını salladı, "Anladım." diye de ekledi.
"Ee," dedim bitmiş olan sigaramı yere atıp ayakkabımla üzerine basarak söndürürken. "Ne yapacağız?"
"Aslında," dudaklarını birbirine bastırdı. "ben gerçekten hala çok şaşkınım. Kabul etmezsin diye düşünmüştüm. Teşekkür ederim tekrardan."
"Rica ederim." dedim ellerimi kot pantolonumun cebine yerleştirirken. "Ee gidelim o zaman bilardo öğretelim sana."
"Olur," dedi fakat durdu "Onu da davet etme şansın var mı?" diye sordu onu göstererek.
Elimi enseme götürdüm konu yine ondan başka bir şey değildi. Ne olabilirdi ki zaten. Anca onu övüyordu başka hiçbir şey olmuyordu? Onda bulduğu şey bilardo iyi oynaması mı diye sorsam bende iyi bilardo oynuyordum o yüzden o sayılmazdı. O zaman neydi? Onu benden ayıran özellik neydi. Ben çözemiyordum. Anlayamıyordum daha doğrusu.
Dostça bir tavır takınarak "Bence biraz erken." dedim fikrimi söylüyormuş gibi davranarak.
Dudaklarını büzdü, "Öyle mi dersin?" dedi aklını çeldiğim için. Bende başımı aşağı yukarı hafif salladım. "Öyle derim. Daha yeni başladık kızım. Ya alay ederse seninle? Yani daha amatörsün. İyi oynayacaksın ki öyle davet edeceksin onu. Yoksa asla tavlayamazsın."
"Tavlamak istemiyorum ki." dedi hüzünle. "Bana aşıksın olsun istiyorum."
"Bende." dedim. Bende Nadia bana âşık olsun istiyordum. Kaşları çatıldı, "Hı?" diye bir nida döküldü. Toparlamak isteyerek "Yani bende o sana âşık olsun istiyorum manasında dedim."
"Haa," dedi ve gülümsedi. "Sağol," elini omzuma götürdü, "İyi ki varsın Eser."
"Sende." diye karşılık verdim. Sende iyi ki varsın Nadia. Gözlerin, yüzün, saçların, kokun benim için vardı sanki.
BÖLÜM SONU