5.BÖLÜM: "ACI GEÇMİŞ, ACIMASIZ GELECEK"
"İnsana en çok acı veren şey, söyledikleriyle söylemek istedikleri arasındaki uçurumdur..."
(Yeraltından Notlar)
Hiçbirimiz bile isteye kötü olmadık. Bazen insanlar, bazen kaderimiz, bazen de acılar kötü yapar bizi. Yine de suçlayamazdık da. Kötü olmak övünülecek bir şey değilmiş. Ben bunu çok geç anlamıştım. İntikam ancak merhametinizi yok ederdi. İntikam için kendinizden vazgeçerdiniz.
Ben bir kere toprağa gömülmüştüm. Onun gözlerindeki toprakta gömülmüştüm. Ölmenin ne farkı var onun topraklarında gömülmekten diye düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Meğerse ben hiç onun topraklarında gömülmemiştim.
Eser Yalın
Alin
Bakışlarım Nadia'ya kaydı, Nadia bana benziyordu, ama aramızda bir fark vardı;
Ben çocukluğumdan beridir kanın içindeydim ve bu benim isteğim dışında başlamıştı. Elime bulaşan ilk kan masumdu ama sonrakiler hiç masum değildi. Nadia kurtuluş olarak bunu görmüştü. Ben ise intikam için bu yoldaydım...
18 SAAT ÖNCESİ
İnsanın canını sıkan ne biliyor musun? Herhalde onların yalan söylemesi değil. Yalan, her zaman affedilebilir... Yalan sevimli bir şeydir, çünkü insanı gerçeğe ulaştırır. Hayır, burada insanın canını sıkan şey, yalan söylemeleri değil, kendi yalanlarına kendilerinin de inanmalarıdır. (Suç ve Ceza)
Aradan iki gün geçmişti. Herhangi bir sonuç yoktu şu anlık. Her zamanki gibi Eftal ile adliyeden ayrıldıktan sonra, evlerimize ayrılmıştık. Eve gittiğimde ılık bir duş almış, giyinip saçlarımı bile kurutmakla uğraşmadan kendimi yatağa atmıştım. Birkaç gündür hiç değişmeyen bir şey varsa o da buydu. Kaç saatin yorgunluğu, bitmişliği üzerimde vardı bilmiyordum ama; kendimi uykunun kollarına bıraktığımda hepsinden kurtulduğumu çok iyi biliyordum.
Gözlerimi saatler sonra araladığımda havanın yeni aydınlandığını gökyüzüne vuran şafaktan anladım. Az uyumuştum fakat nasıl oluyorsa yıllar boyunca uykudaymış gibi hissetmiştim. Yatakta sırt üstü uzandım. İki gün önce olanları düşündüm.
Eftal göndermeye kalkmıştı Nadia'yı. Kendince haklıydı kızın sakladığı birkaç şey vardı anlatmamada da ısrarcıydı. Vakit kaybıydı. Göndereceği anlamına da gelmiyordu ki yine de. Sinirlenmiştim ve Nadia'nın üzerine yürümüştüm. O da beni mühürle tehdit etmişti. Mühürlenmek sorun değildi ancak sonuçları katlanılacak şeyler değildi. Peki karanlığın içine hapsolmuş biri, ne kadar takardı ki bunu?
Eftal'in bir dünyası vardı. Karanlığın içinde, adalet için kurduğu bir dünya. Ben, onun dünyasına girmek için olduğum kişiliği bırakmıştım. Olmam gereken kişide olmuş olabilirdim. Alin'dim. Alin avukattı, disiplinliydi, ciddiydi, işkolikti, davalarını kazanmayı severdi, adaleti savunurdu. Eski katil hali de adaleti savunurdu ancak farklı yollarla savunurdu bunu.
Soğukkanlı oluşu, oynadığı rolden tehdit ettiğim anda katil olduğu andaki haline bürünmesi, dik duruşu, önce yalanlar söyleyip en sonunda dürüst olmaya başlaması ve en önemlisi ise; asıl olan olay zamanında, özetin özetini anlatarak çabucak sıyrılma peşinde olması... Nadia bunların hepsini yapmıştı.
Bunu Eftal anlayamazdı; çünkü hiçbir zaman, bu kişiliğe bürünmemişti ama ben bürünmüştüm o yüzden bilmem de çok kolaydı.
Nadia'yı tehdit ederek rolünden kısa süreliğine de olsa vazgeçtirmiştim. Böylece çabucak anlamıştım. Nadia da anladığımın farkındaydı. Ya annesiyle ya da kendisi bana doğru bir adım atacaktı. Adım da denmezdi aslında buna. Bir satranç tahtasının önündeydim şu an. Karşımda tek kişi varmış gibi duruyordu ama perde arkasında oynayan biri vardı. Alyona...
Alyona bana karşı sert bir darbe savurma peşindeydi. Ailemle vuramazdı çünkü ailem yoktu. Ağabeyimi saymazsak. Onunla da konuşmuyordum. İki yabancı insandan farksızdık. O yüzden onunla vuramazdı. Beni benim silahımla vurmayı planlıyor olmalıydı. Bir açığımı bulup beni öldürtmeyi ya da...
Düşünmeye devam ederken çalan kapı ile kaşlarım çatıldı. Bu saatte bu da neyin nesiydi? Önce emin olmak istermiş gibi doğruldum. Bir kere daha çalınmasını bekledim. Bu sefer hem çalındı hem de yumruklandı. Yataktan apar topar kalkarken üstümü düzeltmeyi de ihmal etmedim.
Eftal bu saatte gelmiş olabilir miydi? Bir gelişme mi vardı? Kapı yumruklandıkça yumruklanıyordu. Kapıyı kıracak kadar ne olmuştu? Onun yüzünden Komşularda rahatsız olup kapıma dayanacaklardı. Bu kadar çalmaya değecek bir şeyle gelmiştir umarım. Yoksa niye bu kadar çalar ki bir insan kapıyı? En sonunda durmayacak şekilde çalmaya devam ettiği için "Geliyorum!" diye bağırdım. Etkisi olmamıştı orası ayrı mesele.
"Geldim ne kıracak kadar çalıyorsun Ef-" diye açarken karşımda gördüğüm kişi Eftal olmadığı için cümlemde yarım kaldı. Dudaklarım aralandı, kaşlarım çatıldı. "Onur?" dedim yüzüme yansıyan şaşkınlığımla birlikte.
Onur bize bu olayda yardım eden kişiydi, ayrıca Eftal'in de arkadaştan daha fazlası olan biriydi. Pek çok belgeyi bularak bize yardım etmişti. Nefes nefeseydi, kapıyı çalmak için yumruk yaptığı eli inerken, "Alin," dedi ve devam etti "Gördün mü?"
Gördüm mü?
Kaşlarım çatılırken, gözlerimde kısılmıştı "Neyi gördüm mü?" diye sordum ve içeri girmesi için hafif geri çekildim. "Hem görüp görmediğimi merak ettiğin için bu saatte, bu şekilde kapı çalmaman gerektiğini bilmiyor musun? Ne bu Dingo'nun Ahır'ıymış gibi geldiğini gösteren tavırlar? Bu kadar samimi olduğumuzu gerçekten bilmiyordum!" dedim imalı bir şekilde.
İçeri girerken yüzünde tuhaf bir ifade vardı, yüzümü incelerken "Görmemişsin," diye mırıldandı. Neyi görmemiştim? Ne diyordu bu çocuk? "Neyi görmedim ya? Neyi görmedim?" dedim sesimi yükselterek. "İçip mi geldin? Ya bak gerçekten öyleyse zaten çok yorgunum. Bir cinayetle uğraşıyoruz biliyorsun. Bir de sarhoş biriyle uğraşamam-"
Ben konuşmaya devam ederken, "Alin," diyerek bağırdı. Susmam için bağırmıştı ve başarmıştı da. Dudaklarım kapandı ve sustum. O da vakit kaybetmek istemiyormuş gibi bir anda suratıma "Eftal tutuklandı." dedi.
Söylediği cümle dumur ediciydi. "Ne?" diyebildim sadece. Söylediği cümleyi algılamaya ya da hazmetmeye çalıştım. Kaşlarım çatıldı, "Ne diyorsun sen Onur?" diye sordum. Onur açıklayacak gibi oldu ama hızlıca vazgeçti. Hala kapı girişinde duruyorduk. Burada durup anlatamayacağını anlamış olmalı ki kapıyı kapatarak salona doğru ilerledi. Bende arkasından ilerledim "Ne tutuklanması? Eftal nasıl tutuklanır?"
Televizyon kumandasını eline aldı, televizyonu açtı. "Sadece izle." dedi. Televizyonun karşısındaki koltuğa oturdum. Onur da yanıma oturdu. Son dakika haberlerin olduğu kanalı açtı. Karşımıza direkt alt yazı kısmında Eftal'in tutuklanma haberi yazıyordu. Gözlerimi yumup geri açtım, şaka olsun istiyordum ama değildi. Derin bir nefes alarak izlemeye başladım.
Kadın sunucu mavi bir blazer takım elbisesiyle, sarı toplu saçlarıyla, elinde son dakika haberleri yazılı bir şekilde ekran başındaydı. Kameraman konuşması için komut vermiş olmalı ki konuşmaya başladı.
Haber sunucusu "Sayın seyirciler şok edici bir haberle birlikte sizlerleyiz." diye başladı.
Yüzündeki ifadeden de şok edici bir haber olduğu belliydi. Derin bir nefes alarak devam etti. "Bir süredir devlete bağlı ajanlık yapan Eftal Vural'ın gerçek kimliği ortaya çıktı. Asilzade Devlet'inde saygı değer bir ajan olarak bilinen Eftal Vural'ın suçluları kurtararak kendi yer altı dünyasında bir örgüt oluşturduğu öğrenildi.
Sadece bununla değil dosyalarda oynama, delil değişikliği yaptığı da öğrendiğimiz bilgiler arasında. Kendisi gece yarısına doğru evinde olduğu tespit edildiği anda Asilzade polisleri onu tutuklamak için baskın yaptılar. Ortaya ise bu görüntüler çıktı."
Haber sunucusunun konuşması bittiği anda ortaya çıkan görüntüler yansıtıldı. Kapı yumruklanmasıyla başladı. Polis ekipleri simsiyah giydikleri kıyafetlerle beraber ellerinde silahları da mevcuttu. "Aç kapıyı!" diye bağırdı en öndeki. "Aç kapıyı kırmak zorunda bıraktırma." diye de devam etti.
Sonra Eftal, kapıyı açtı büyük bir sakinlikle. Sanki polisler onu tutuklamaya değil de misafirliğe gelmişlerdi. Polisler, kapıyı açmasıyla birlikte evine dalmıştı. "Haneye tecavüz ama bu!" diyen Eftal'in sesi duyuldu. Oldukça rahat, hatta alaycıydı konuşması. Polisler ise onu takmadan, ne yapıp edip yere yüzü üstü yatırdılar hızlıca.
Kelepçeyi uzatan polislerden biri "Geç dalganı geç sen!" dedi. Eftal başını kaldırdı, yüzü ona bir şeyler söyleyen adama kaydı. Önce kaşları çatıldı sonra ise güldü, "Özgür, daha iki gün önce karşımda zangır zangır titriyordun. Bana racon kesecek kadar büyüdün mü sen?" diye alay etti.
Eftal konuşup alay ettiği için kelepçeyi takan adamın ise "Kapa çeneni." derken, vurdu ancak Eftal'in suratında hiçbir değişiklik olmamıştı. "Ajanmış gibi gösterip nasıl vatan haini olabilirsin?" diye sordu videoya alan kişi. "Delillerle oynayıp suçluları nasıl kurtarabilirsin?"
Eftal yatırıldığı gibi ayağa kaldırıldığında videoyu alan kişiye doğru baktı. Yüzünde bu sefer ruhsuzluk akıyordu. Az önceki alaycı, eğlenen hali yok olmuştu. "Sende suçsuzları suçlu gösterildiği bir devlete bağlı olsaydın sende böyle yapardın." dedi ve demesiyle beraber yanında ilerleyen polisin susması için ona elindeki tabanca ile sırtına vurması bir oldu. "Bak hala yalan söylüyor bir de!" diyen arkasındaki adam onu yürütmeye çalıştı.
Eftal ise sırtına vuran adamın acısını kafa atarak çıkardı. "G*te bak." dedi bir de bağırarak. Polisler bir yandan zapt etmeye çalışıyordu ancak Eftal'in durmayacağı belliydi "Kelepçe takıldı diye ne vursam kar zannediyor." kafa attığı adama bir de tekme savurdu.
Görüntüler ise burada kesildi. Kadın sunucu geldi ekrana. "Devamında kamerayı kapatmak zorunda kalmışlar anlaşıldığı üzere kendisini çok zor zapt etmişler." sesli bir iç çekti diğer kameraya döndü bakışları "Kendisine neden yaptın diye sorulduğunda sende suçsuzları suçlu gösterildiği bir devlete bağlı olsaydın sende böyle yapardın dedi. Tuhaf... Gerçekten tuhaf. Kendini haklı göstermek için böyle demesine diyecek laf bulamıyorum ne yazık ki." önündeki kağıtları masaya koydu.
"Aslında bir yönden de böyle söyleyerek itiraf etmiş olduğunu da görüyoruz. Bileği kelepçeli olan biri ona rağmen birkaç polisi yaralamayı nasıl başarıyor diye sorgulamak da gerçekten çok zor." az önce konuşmuş olduğu kameraya kaydı bu sırada bakışları. "Kendisinin yer altı dünyasına erişildi. Devlet, en kolay yolun hepsinin ölmesi olduğu düşünüldüğü için yer altı dünyasının yok edilmesi gerektiğini uygun gördü. Başka bir gelişme olarak Eftal Bey'in ilgilendiği suç olayları ertelenerek başka ajanların, dedektiflerin ellerine verildi. Alınan bu kararlar doğru bir karar mı diye sormak için yayınımıza Fehmi Bey'i davet ettik..." diye konuşmaya devam ederken televizyonu kapattım.
Eftal Bey'in ilgilendiği suç olayları ertelenerek başka ajanların, dedektiflerin ellerine verildi. Kimin yaptığı, kimin bunu planladığı açık açık belliydi. Oturduğum yerden kalktım elimi alnıma götürüp sakin kalmak istercesine derin nefesler almaya başladım. "Alin?" dedi Onur.
Onur'a kaydı bakışlarım, o konuşmadan ben sorumu sordum. "O yer altında ne dönüyordu?" Onur sorum karşısında sustu. Cevap vermedi. "Cevap versene Onur." dedim onun yanına giderken, "O yer altında ne dönüyordu?"
Onur, çenesini sıktı, ne diyeceğini bilmiyormuş gibi duruyordu. En sonunda yutkunurken kısa süreliğine gözlerini yumdu. "Yer altı devlete ait." tane tane, kelimeleri bastıra bastıra söyledi.
"Madem devlete ait o zaman ne diye böyle bir şey anlatıyorlar?" diye sordum "Neden Eftal yönetiyormuş gibi anlatıyorlar?" yalan söylüyordu. Bende bunun farkındaydım.
"Devlete aitti fakat Eftal yönetiyordu." dedi tek nefeste, hızlıca da söylediğinin arkası geldi "Suçlular için artık koğuşta yerler kalmamıştı. Devlet de bir yer altı oluşturdu. Bu yer altını devletin oluşturduğu gizlendi tabii. Yönetmesi oradan sorumlu olması için Eftal görevlendirildi. İnsanlar başta bir koğuşta değil de yer altında yaşayacakları için sevindiler.
Tabii gökyüzü göremediğin, nefes alınması zor olan, hatta oksijen diye söylenen her gün belli bir miktar zehir havaya karıştırılan bir yer ne kadar sevindirici olabilirdi ki? İnsanların akciğerine nüfuz eden bu zehir onları yavaş yavaş öldürüyordu. Böylece devlet hem suçlulardan kurtuluyor hem de koğuşlar için bir çözüm bulmuş durumdaydı."
Devlet kendi pisliğini Eftal yapmış gibi gösteriyordu. "Delil değiştirme peki?" diye sordum. Onur da benim gibi oturduğu yerden ayaklandı. "Alin hepimiz biliyoruz." dedi bana doğru gelirken. Neyi biliyorlardı? Kaşlarım çatıldı, "Neyi?" diye sordum "Neyi biliyorsunuz?"
"Seri katil olduğunu."
Söylediği cümleyle birlikte yutkundum. Nasıl biliyorlardı ki? Bilmeleri imkansızdı. Fatih bana "Her şey bitti, artık özgürsün." demişti. Dudaklarımı ıslattım, anlamıyormuş gibi davranarak kaşlarım çatıldı "Ne saçmalıyorsun?" diyerek inkâra başvurdum.
Onur'un ise yüzünde yapma dercesine bir ifade vardı. "Alin yapma..." dedi fısıltıyla "ne kadar vahşice adam öldürdüğünü en çok ben biliyorum."
"Ben kimseyi öldürmedim." dedim reddetme iç güdümü kullanarak. Onur ise pes etmeyerek devam etti. "Kameraya aldık Alin. Sonra da o kamera kaydını izledik. O kişiyle senin aynı kişi olduğunu biliyoruz. Ayrıca Rüya, Sevda, Defne onlarda sendin. Kılık değiştirip öldürüyordun. Eğer işlerin içinden sıyrılıyorsan biraz da bu Eftal'in sayesindeydi. Kısacası işlenen cinayetlerin sana ait olduğunu, yapanın sen olduğunu biliyorduk."
Sustum dudaklarımı birbirine bastırdım. Hani bitti denmişti? Neden tekrardan başa dönmüş gibi hissediyordum?
O da sustu bir süre ve geri oturduğu yere yerleşti. Bende onun gibi tekli koltuğa yerleştim. Eftal biliyordu. Onur da... Diğer yardımcıları da... o, Her sorguya alındığın da kurtulma sebebi meğerse Eftal'di. Konuşmayı ben başlattım.
Öğrenmem gerekiyordu, "Neyi kaydettiniz?" diye sordum kısık sesle.
"Depodaydın, kurbanını sandalyeye bağlamıştın. Başlarda onunla muhabbet ediyordun. Sonrasın da adam sana ne kadar para verdiler benim hakkımda diye sormaya başladı. Sende onunla alay ettin sonra da" diye başladığında Yunus'un izlettiği videolar aklıma geldi devam etmemesi için "Sus." dedim sadece. Mide suyumun ağzıma geldiğini, hissediyordum.
Oda sanki kurtuluşumu düşündüğüm ana dönmüştü. Ölü kokuyordu her yer sanki. Oturduğum koltuk sandalyeye dönüşmüş, karşımda Onur değil de otopsi masası, yanımda otopsi eşyaları var gibiydi.
"O senle şu anki sen..." bakışları bana kaydı yüzümü inceledi. Onur'un sesi beni kendime getirdi. Kurtuluşumu düşündüğüm odadan ayrıldım, "O kişi kimdi Alin? O kişiyle sen aynı kişi misin? O kişi vahşiydi, acımasızdı. İğrençti ya." son kelimeleri söylerken her defasında yüzü buruştu.
"Biliyorum," dedim sessizce.
"Bir insan vahşeti çağrıştırır mı?" diye sordu "Sen vahşetin ta kendisiydin." söylediği cümle ağırdı aslında. Bakışlarım önüme düştü, dudaklarımı birbirine bastırıp hazmetmeye çalıştım.
"İğrenç cinayetlerle karşımıza geçiyordun. Kafatası paramparça edilmişler, alnının ortasından vurulmuşlar, yüze yakın bıçak izi olanlar, orasını burasını kestiklerin..." o konuştukça aklıma gelen görüntülerle midem bulanmaya devam etti. Kusacak gibiydim, "kemiklerini çekiçle kırdıkların, paramparça edip parçalarını hayvanlara verdiğin, gözlerini deştiğin."
Yüzümü buruşturdum, "Sus Onur, lütfen." dedim kusmamaya çalışarak. "Alin kısacası iğrenç biriydin ve açık verdin." dedi oflayarak, "parmak izin işlediğin bir cinayette apaçık ortadaydı."
Böyle bir şey imkansızdı. Benim parmak izim buldukları parmak iziyle aynı olamazdı. "Açık vermemiştim hiçbir zaman." dedim başımı iki yana sallayarak. Onur ise beni reddetti "Vermiştin. Haluk Sönmez... Hatırlıyor musun?"
Parmaklarımla oynamaya başladım, "Hatırlıyorum," dedim. Yunus'un izlettiği kamera kayıtlarını artık ezberlemiş gibiydim. "Çok zor ölmüştü." diye devam ettim. Kurşun bitmişti ve bu yüzden bıçaklanmıştı. Onur ise ben susmuş, hatırlarken devam etti. "O adamın gömleğinde bulunan bir kadın kanı vardı. Sadece o da değil başka birine ait bir parmak izi de bulmuştuk. O parmak izi sana aitti işte. Böylece sen olduğunu anlamıştık ve peşine düşmüştük. Seni kapana kıstırmalıydık ama kıstıramadık." son söylediği cümleyi öyle bir söylemişti ki sanki bana karşı sunduğu nefreti gözlerinin içinde bir ateş gibi görmüş, hissetmiştim.
Tek kaşım havalanırken "Neden tutuklamadınız peki?" diye sordum başımı kaldırıp ona bakarak. Öyle bir söylemiştim ki neredeyse tutuklasaydınız salaklığınıza doymayın der gibiydi.
"Bilmiyorum." dedi omuz silkerek.
Bu sefer tek kaşım değil iki kaşım havalandı, "Bilmiyorsun?" alayla güldüm, "Bilmiyorsun öyle mi?"
Onur'un gözleri benim alay dolu simama takılı kaldı. "Ona çok söyledim. Seni yakalayıp idam etmemiz gerektiğini. Çünkü ölmen gerekiyordu." ellerini yumruk yaptı. Şu an karşısında otururken neredeyse beni bir kaşık suda boğacak gibi duruyordu.
Benim birkaç gün içinde tanıdığım Onur bu değildi. Bir anda değişen tavırları, bir sakin olup bir çıldırmış gibi olan tavırları bunu gösteriyordu. Gerçek hali de olabilirdi, anlamak için üzerine gitmeliydim. Gülümsedim, "Ama öldüremediniz ne yazık ki." dedim rahat bir tavırla. "Madem videoya aldınız beni niye sunmadınız devlete söylesene."
Umursamadan üstüme doğru "Ölecektin, yok olacaktın." öfkeyle bağırarak, öyle bir tepki verdi ki; irkilir gibi oldum. "Böylece bunların hiçbiri olmayacaktı." sesinde oluşan karanlık içime işler gibiydi. "Ancak o istemedi. Sonra ne olduysa sen cinayet işlememeye başladın. O da sen cinayet işlemeyi bıraktığın için seninle alakalı delilleri, cinayet dosyaları yok etmeye kalkıştı." konuşurken bazen o kadar hızlı konuşuyordu ki anlamak için bin bir türlü hale giriyordum; fakat ona rağmen anladığım bir şey vardı ki, Eftal, "Alin Arsever" adına bir dosya oluşturmuştu ve o dosya ben cinayetlere devam etmeyince kaldırmaya çalışmıştı.
Bir gerçek vardı ki hiçbir dosyayı o kişi ölmediği müddetçe, devlete danışmadan silemezdi... O ise silmişti. Kural ihlali yapmıştı. Çünkü Alin Arsever yaşıyor diye görünüyordu.
Benim konuşmama müsaade etmeden o konuşmaya devam etti "O yüzden tutuklandı anladın mı?" çenesini sıktı, ellerini yumruk yaptı. Ayağa kalktı, oda da volta atmaya başladı. Derin nefesler alıp vermeye başladı, ellerini önce beline yerleştirerek volta atmaya devam etti. Sonra sakinleşmemiş olacak ki ellerini saçlarını götürüp hafif çekiştirip dağıttı.
İşe yaramadığını anladı ve işaret parmağını bana doğru sallayarak benim karşıma geçerek "Senin tutuklanman gerekirken, o tutuklandı." diyerek bağırdı. Gözlerinden ateş çıkıyordu, boynundaki damarlar ortaya çıkmıştı. "Artık vicdan varsa sende..." bağırmaya devam ederken ona bakmamaya çalışarak başka bir noktaya odaklandım. Onun gözlerine baktıkça meydan okuyor olacaktım. Aksine ondan korkup kaçıyormuş gibi yaptım. "Yoktur ama belki, bir ihtimal işte, düşünce benimki de! Anlarsın ya. Kendi isteğinle onu kurtarmak için kendini ifşa mı ediyorsun, yoksa gidip teslim mi oluyorsun ne yaparsan yap. Yoksa daha kötü şeyler bekliyor seni."
Dudaklarım aralandı, gözlerim kısıldı. Birkaç gün önce tanıdığım Onur olamazdı bu, bundan emin olmuştum. Ne olursa olsun birlikteyiz diyen adam bana nefretle bakıp, teslim olmam için tehdit ediyordu. "Onur gerçekten..." onu baştan aşağı süzdüm "Bu, sen misin?"
"Ta kendisi." dedi sert olan sesiyle. Kafamı iki yana salladım, "Hayır sen değilsin." ayağa kalkıp onun karşısına geçtim. Az önce içimden geçenleri ona söyledim. "Ne olursa olsun birlikteyiz sloganı ne zamandan beridir bana nefretle bakıp beni teslim olmam için tehdit etmeye dönüştü?"
"Hak ettiğin muamele bu." dedi dişleri arasından tıslarcasına.
"Hmm," anlıyormuş gibi başımla onayladım. "Madem hak ettiğim bu. Videolar varsa, full hd izlediysen niye gidip ihbar etmedin beni? İki gün önce de benim böyle olduğumu biliyordun. O zaman ne diye iyilik meleği kesilmiştin. Karşıma bugün geçtiğin gibi delikanlı olup geçseydin. Erkekliğin şimdi mi tuttu?" kışkırtmak istercesine söylediğim laflarla birlikte karşılık olarak bağırarak eliyle boğazımı kavrayıp duvara yapıştırdı.
Kafam sertçe duvara çarparken acıyla inledim. Beklediğim hamle bu değildi belki ama ne yapıp edip Onur'u bayıltmam gerekiyordu. Boğazımı bir anda öylesine çok sıktı ki gerçekten nefes alamadım. "Onur!" dedim uyararak fakat konuşamayacağım kadar çok sıkıyordu ki sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Eline yapışıp boğazımdan çekmeye çalıştım. İmkânsız gibiydi. "Eğer sen kendin teslim olmayacaksan, bende seni öldürerek yok ederim."
Bedenimi biraz geri çekip tekrardan duvara yapıştırdığında bir kez daha acı dolu bir inleme döküldü dudaklarımın arasından. "Öl artık. Kâbus gibisin!" diye bağırdı suratıma doğru. Alin'in bana yaptığı tek iyilik belki de buydu. Nefesimi uzun süre tutmamdı. Dizimi kendime doğru çekip ona tekme savurduğumda bu sefer onun dudakları arasından acı dolu bir inleme dökülmüştü. Vakit kaybetmeden bir tane daha savurduğum da eli boğazımdan kaymıştı fakat pes etmediği için tutmaya devam ediyordu. Bu sefer de yüzüne yumruk attığımda geri çekilirken boynumdaki kolyeyi öyle sert çekmişti ki boynumu çizerek kolyeyi en sonunda kopardı.
Nefes almaya çalışırken yanımda duran sehpadaki vazoyu elime aldım. Tekme yediği için gerilemişti fakat ona bu kadar sert vurduğum için daha da öfkelendiği belliydi. Bana doğru az öncekinden daha büyük bi' hiddetle gelirken, elimdeki vazoyu kafasına geçirmem bir oldu. Vazo parçalandı, parçaları yere düşerken zeminde ses çıkardı.
Aldığı darbe ile sendeledi, gözlerini bana çevirdiğinde fark ettim ki kızarıktı hatta cinnet geçirdiğini belli eder şekilde büyümüştü, damarları öfkesi yüzünden iyice kabarmıştı. Karşımda, Onur değil başka biri vardı.
Ben öksürürken, bir sonraki hamlesini bekleyerek elimde kalmış vazo parçasını sımsıkı tutarak duvara sinmiştim. Onur ise sendelemesine rağmen vazgeçmeyip, bana doğru gelip boğazımı bir kez daha sıkacakken, elimde kalmış vazo parçasını kafasını bir kere daha geçirdim. En sonunda dayanamayıp yeri boyladı.
Duvarın dibine yapışmış şekilde yerde yatan Onur'a bakıyordum. Vazo parçaları kafasını kanatmıştı bu yüzden yere yığıldığında başından kan akıyordu ve akan kan da parkeye bulaşmıştı.
Hala nefesim düzelmemişti ve boynumun yandığını hissediyordum. Bir süre orada öylece dikilip olanları sindirmeye çalıştım. Elimde hala vazonun parçası duruyordu, gevşettiğimde yere kırılarak düştü.
Dizlerimin üzerine çöktüm, Onur'a doğru yaklaşıp nabzını kontrol etmek istedim. Yüz üstü yatıyordu onu çevirdim. Ellerim kan olurken umursamadan iki parmağım nabzına gitti.
Bu sırada dikkatimi bir şey çekti. Kafasını hafif sağa yatırdım. Böylece ensesinde gördüğüm manzara ile şok içerisinde baktım. Emin olmak istercesine biraz daha inceledim ancak gerçek değişmedi. Gördüğüm gerçekle yüzleştim.
Onur'un ensesinde çip vardı.
Tahmin ettiğim gibi hepsi Alyona'nın oyunuydu.
Alyona, bana başka yollarla ulaşmıştı. Eftal'i tutuklatmıştı çünkü dava ancak böyle kapanabilirdi. Alyona'ya itaat eden adamlarından biri bu davayı üslenecekti ve Eser'in sırlı ölümü kolayca kapatılıp, yok sayılacaktı.
Eftal sussa, ben susmazdım bununda farkındaydı. Bu yüzden Onur'u ele geçirmişti. Onur'un ensesine çip yerleştirerek onun beynini ele geçirmişti. Onur'u uzaktan yöneterek beni öldürecekti böylece benden de kurtularak; Alyona kızını korumuş, bizden de kurtulmuş olacaktı.
Alyona güzel hazırlanmıştı dersine. Güzel planlamıştı her şeyi... Dürüst olmak gerekirse gayet de iyi iş çıkarmıştı. Planı onun gözünde takır takır işlemişti. Evinde keyifle kahvesini içiyordu. Kızını kurtarmanın zaferini kutluyordu içinden.
Ancak... Planına katmadığı bir gerçek vardı.
Eftal Alin Arsever yüzünden tutuklanmıştı.
Ve ben, hiçbir zaman Alin Arsever değildim.
Öyleyse, hikâyeye baştan başlamak en doğrusu olacaktı.
BÖLÜM SONU