AŞKIN 3 HÂLİ

2379 Kelimeler
7. BÖLÜM (DENİZ) 1 YIL ÖNCE Bizden önce hayatlar vardı, bizden sonra da olacak. Biz, arada bir yerde bir hayat yaşıyoruz işte. Hayat dediğimiz şey neydi ki zaten? Belki birkaç nefeslik sigara, belki birkaç bardaklık tekila. Ötesi? Söylesenize, nedir bu boktan dünya telaşı? Bir şarkının adım adım yükselen melodisine teslim etmek varken kendini, nedir bu ıstırabı aşkın? Aşk? Hayatımda duyduğum en komik olgu. Belki ölüme ondan daha çok inanırım. Dürüst olun, var mı gerçekten ‘aşk’ denilen şey? Giden birinin arkasından yana yakıla ağlamak mıdır; yoksa buluştuğunda bedenin bir defa bedeniyle, ruhun özgür kalırken beyin hücrelerinin tamamen esir etmesi midir kendini ona? Umurumda değil. Bildiğim tek bir şey var, yaşıyorum! Sevdiğim bir işim, dostlarım var ve yaşıyorum. Sahi dostum, bir rengi var mı bu aşkın? Mesela tutku gibi kırmızı, yahut ruhun yolculuğu gibi mi maviliklere? Düşünüyorum da; eğer aşkın bir rengi olsaydı, sanırım ona en çok kehribar yakışırdı. ***** ‘’Tamam çocuklar, bugünlük bu kadar! Herkes toparlanabilir!’’ Yetkin hocanın sesiyle herkes derin bir ‘’Oh,’’ çekerek olduğu yere yığılmıştı. Gözüm duvardaki saate kaydı, 12’ye geliyordu. Gala gecesi yaklaştıkça provalar da uzamaya başlamıştı. Gerçi bu benim pek de umurumda değildi. En azından evde oturup pineklemekten veya barda sabahlamaktan daha iyi geliyordu bana bu tempo. ‘’Ya hocam, ben böyle devam ederse galaya falan çıkamayacağım. Bu nedir Allah aşkına ya!’’ Ozi’ye dönüp ters bir bakış attığımda ‘’Ne var?’’ dercesine suratıma baktı. ‘’Aklından bile geçirme.’’ ‘’Oğlum, harbi çok yoruldum lan. Şu halimize baksana. Kolumu kıpırdatacak halim yok anasını satayım,’’ deyip yere uzandı. ‘’Çocuklar, çok yoruldunuz biliyorum. Ama biraz daha sabır. Galaya az kaldı. Bunun hepimiz için ne kadar önemli olduğunu söylememe gerek yok herhalde,’’ diyerek ciddi bir bakış atıp mutfağa yöneldi. ‘’Hocam, Ozi’nin her zamanki hali. Evde de böyle bu, bakmayın siz ona. Bir kere de prova bitince coştur bizi ya,’’ diye söylendi Rüya. Ozi ise hiçbirimizin beklemediği bir enerji patlamasıyla doğrulup Rüya’yı kollarından yakalayıp yere yatırdığında, tüm salon Rüya’nın ciyaklaması ve ekibin gülüşmesiyle çınlıyordu. Bense bir köşeye çekilmiş, bu muhteşem kapışmayı izliyordum. ‘’Ben şimdi coşturacağım seni güzelim, gel sen, çirkin ördeğim benim.’’ ‘’İnsan balım, hayatım, aşkım falan der. O ne öyle be, ıyy, ‘’ diye tıslayan Arya’ya destek, ‘’Romantizmin içine sıçtın yani Ozi!’’ diyen Ertuğ’dan gelmişti her zamanki itici bakışıyla. ‘’Ya bir siktirin gidin abi ya! Benim seviş biçimim bu. Hem bana özel o.’’ ‘’Oğlum boğdun kızı. Bir rahat bırak da nefes alsın,’’ dediğimde Ozi’de kollarını yavaşça gevşetmişti. ‘’Bakıyorum da o kadar da yorulmuşa benzemiyorsunuz. Çayı demliyorum, herkes kulise! Dilinize de dikkat edin!’’ Herkes sızlanarak giyinmek için kulise yöneldiğinde, paravanın üzerine bıraktığım tişörtümü alıp, seyirci koltuklarına bıraktım kendimi. Terden su gibi olmuş kostümümü çıkarıp oturduğum koltuğa yayıldım. Genleşip cebimden çıkardığım telefonumdan favori şarkımı açtıktan sonra, gözlerimi kapayıp müziğin ritmine bıraktım kendimi. Şarkıyı mırıldanırken, bir yandan da galadan sonra tatil için nereye gideceğimi planlıyordum kafamda. Neredeyse 2 yıl olmuştu, daha tatile çıkamamıştım. Tatil sezonumuz genelde Yetkin hocayla benim için yeni sezonun planlamasıyla geçtiğinden, en fazla Kumburgaz taraflarına kaçıyorduk günübirlik. Ekibimiz yaklaşık 6 yıllık falandı. Yetkin hoca Devlet Tiyatrosu’ndan ayrılıp kendi ekibini kurmak istediğinde, yanında istediği ilk kişi ben olmuştum. Üniversiteden bu yana beraberdik zaten. Ekibin diğer oyuncuları da Yetkin hocanın konservatuvardan tanıdığı ve ışık gördüğü diğer öğrencileriydi. Kısa süre içinde oldukça iyi işler çıkarmıştık birlikte. ‘’Deniz?’’ Sanem’in sesiyle hafifçe gözlerimi aralayıp kafamı kaldırdım. ‘’Kaçtır sesleniyorum.’’ ‘’Duymamışım.’’ ‘’Farkettim. Korkuttum mu yoksa seni?’’ Bunu söylerken hoşuna gitmişçesine ukala bir gülüş, yanaklarındaki narin gamzeleri ortaya çıkarmıştı. ‘’Hoşuna gitmiş gibi sordun,’’ diyerek alaycı bir gülümseme takındım. ‘’Kim bilir, belki de hoşuma giden başka şeyler de vardır. Söyle bakalım. Ne düşünüyordun öyle derinlere dalmış?’’ ‘’Hiç, önemli değil.’’ İç çekip oturduğum yerde hafifçe doğruldum. Tebessüm ederek ağır adımlarla gelip yan koltuğuma oturdu. Birazdan üzerine atlayacağı avını iştahla seyreden bir avcı gibi baştan aşağı süzmüştü beni. ‘’Eee?’’ Gözlerimi kısarak baktım. ‘’Eee?’’ ‘’Üzerine bir şeyler giymeyi düşünmüyorsun sanırım,’’ derken yine aynı gülüş yerleşmişti yanaklarına. İşaret parmağıyla hafifçe kol kasımı okşadığında bakışlarım önce parmağına, ardından tekrar gözlerine kaymıştı. ‘’Farkındayım, senden daha kaslı biri yok aramızda. Oldukça yakıştığını da kabul ediyorum,’’ derken hafifçe kırmızı dudaklarını yaladı. ‘’Ama bu kadar kendini sergilemen tehlikeli olabilir.’’ Şehvetli imasına karşı hafifçe gülümsedim. ‘’Tehlikeli mi?’’ ‘’Mm, hı hı, tehlikeli. Hem de çok.’’ Parmakları usulca kasımı okşamaya devam ederken, sesi oldukça yumuşaktı. ‘’Tehlikeleri severim, bilirsin.’’ ‘’Evet, biliyorum. Ama oyuna yeni bir başrol seçilmesini istemem doğrusu. ‘’ ‘’Aha, demek bütün konu başrolün değişmesinden korkman, yoksa başka bir şey değil yani?’’ Bir anda yüzünü buruşturup sertçe omzuma vurdu. ‘’Uyuz!’’ ‘’Ne var? Sen kendin söyledin kızım, ben bir şey demedim ki.’’ ‘’Gıcıklık yapma Deniz. Ne demek istediğimi anladın işte.’’ Yan bir bakış atıp tuttuğu elimi yavaşça çektim. ‘’Sen de benim ne demek istediğimi biliyorsun. Kaç kere söyledim benim dışımdaki alternatifleri değerlendirin diye ama, Yetkin hoca işte. ‘’ ‘’Deniz...’’ ‘’Biliyor musun, ilk defa oynadığım bir rolden nefret ediyorum. Bu siktiğimin...’’ Parmağını hızlıca dudaklarıma bastırdı. ‘’Sessiz ol, Yetkin hoca duyacak. Daha önce kaç kere konuşuldu, değişmeyecek işte. Kabul et bunu artık.’’ Tanımaktan hiç hazzetmediğim birisinin boğazını temizlemesiyle konuşmamız bölünmüştü. ‘’Üstünü giy Deniz, üşüteceksin.’’ ‘’Sağ ol anne,’’ diyerek gözlerimi devirdim. ‘’Siktir git’’ demenin farklı bir versiyonuydu bu. ‘’Ertuğ, gelsene. Neden orada dikiliyorsun?’’ ‘’Ah Sanem, hiç davet etmeyeceksiniz sandım bir an güzelim.’’ Islık çalarak ağır ağır geldi yanımıza. Sırtını sahneye dayayarak kollarını birleştirip, ukala gülüşüyle bir süre beni süzdü. ‘’Sana annelik yapmaktan zevk duyarım evlat.’’ Dik bir bakış attığımda teslim olurcasına ellerini kaldırdı. ‘’Merak etmeyin, tartışma falan yok. Sadece sizinle takılmaya geldim. Ne derler ona? Hah, dostane bir muhabbet için geldim sadece.’’ ‘’Dostane?’’ Kıkırdadım. ‘’Hiç beceremiyorum bunu değil mi? Neyse, önemli değil. Kavga falan yok kısacası.’’ ‘’Buna niyeti olan da yok zaten.’’ ‘’Hadi ama, neden bu kadar gerildin ki Denizciğim? Altı üstü iki arkadaş gibi muhabbet etmeye geldim. Ama sen hiç nazik davranmıyorsun bana, kırılıyorum bak.’’ ‘’Özür dilerim, seninle iki medeni insan gibi muhabbet etmeyeli epey oldu da. Konu neydi?’’ Ukala sırıtışıyla yüzü iyice gerilmişti. ‘’Hatırlatırım dostum, sorun değil.’’ ‘’Peki, seni dinliyorum o halde.’’ ‘’Hala başrolü istememekte kararlı mısın?’’ Gözlerimi aralayıp, sıkıntıyla yüzüne baktım. Kafamın içinden bin türlü şey geçiyordu. Kafayı gömmek de buna dahildi. ‘’Ee, ne yapmayı düşünüyorsun? Eğer değişmek istersen rolünü... yardımcı olabilirim. Az önce Sanem’le konuşurken buna epey istekli gibiydin.’’ Bir süre gözlerine dikkatle bakmayı sürdürdüm. Ardından parmaklarımı gergince birbirine kenetleyerek iç çektim. ‘’Evet, bunu çok istiyorum. Yardımcı olabilir misin gerçekten?’’ ‘’Deniz, saçmalama lütfen!’’ ‘’Şş, Sanem. Lütfen müsaade eder misin bize,’’ diyerek susturdum. Ertuğ’un gözlerinde anlık bir parıltı gördüğüme yemin edebilirdim. ‘’E..elbette. Ne dersin?’’ ‘’Siktir git derim Ertuğ. Bana yardımcı olabilir misin? Öyleyse siktir git.’’ Yüzündeki sırıtışın an be an silinişini izlemek, şimdiye dek aldığım en uzun alkıştan bile daha fazla haz vermişti bana. Tişörtümü alıp hızlıca üzerime geçirdim. Bu piçle biraz daha aynı ortamda kalıp sinirlerimin zıplamasına izin vermeyecektim. ‘’Nereye Deniz?’’ ‘’Ertuğ’un dostane tavırları gözlerimi doldurdu. Makyajımı tazelemeliyim, siz devam edin,’’ deyip hızla sahne çıkışına yöneldim. Ben çıkmak üzereyken diğerleri içeri girmişti. ‘’Nereye kardo? Daha takılıyorduk hani burada.’’ ‘’Yetkin hocanın yanına uğrayacağım bir Ozi. Buradayım .’’ Mutfağa yöneldiğimde çayı demlemeye geçtim. Gerginliğimden Yetkin hocanın meraklı bakışları üzerimdeydi. ‘’Neyin var Deniz?’’ ‘’Hiç hocam, yok bir şey. Yoruldum sadece.’’ ‘’Olmayan sıkıntının ağırlığı çökmez insanın yüzüne.’’ Sıkıntılı bir iç çektim. ‘’Aynı konu mu?’’ ‘’Aynen.’’ Ertuğ’un oyunun ilk planlaması yapılırken sürekli başrol beklentisi vardı. Ama şansına kıçı kırık yan rol gelmişti. Bu da onun hoşuna gitmemişti tabii. Sanem’in de diğer başrol olmasının, onun yerime geçmek istemesinde etkisi büyüktü. ‘’Roller değişmeyecek Deniz.’’ ‘’Biliyorum hocam.’’ Çayı demleyip tekrar ocağın üzerine bıraktığım demliği. ‘’Daha önce defalarca konuştuk bunu seninle. Sen gerçek bir oyuncusun, amatör değil. Rolünden hoşlan ya da hoşlanma, ne verildiyse onu en iyi şekilde sahneye koymak zorundasın. Ben seni rol seç, hoşuna gitmeyene burun kıvır diye yetiştirmedim. Anladın mı beni?’’ ‘’Anladım hocam.’’ ‘’ Bak koçum. Ertuğ ile aranızdaki özel muhabbetler beni ilgilendirmez. Haddime de değil. Ama aranızdaki konuyu erkek erkeğe oturup konuşun, halledin artık. Her gün böyle birbirinizi yemenizden sıkıldım.’’ ‘’Peki.’’ ‘’Hepimiz götümüzü yırtıyoruz burada iyi bir iş çıkarmak için. Bunu mahvetmeyelim. Ha illa yok olmuyor diyorsanız, bu işi ben kendi yöntemlerimle çözerim. İstediğiniz buysa eğer.’’ Ters bir bakış atmıştı. ‘’Yok hocam, gerek yok. Ben halledeceğim.’’ ‘’O zaman bir an önce bunu görmek istiyorum, anlaştık mı?’’ Dişlerimi sıktım. İstemeyerek de olsa tamam anlamında başımı salladım. ‘’Duyamadım!’’ ‘’Tamam hocam, söz. Deniz sözü.’’ ‘’Deniz sözü ha. Şimdi oldu işte.’’ ***** ‘‘Hocam, gala tarihimiz belli oldu mu?’’ Masadaki sessizliği ilk bozan Rüya olmuştu. ‘’Yok kızım, henüz değil. Birkaç güne gelir haber. Bu ay içinde planlıyoruz ama.’’ ‘’Peki yurtdışı?’’ ‘’Daha o kısımlara var çocuklar. Önce biz sorunsuz bir şekilde şu oyunu sunalım da galada, sonrasına sonra bakacağız.’’ ‘’Tabii, oyunun ‘sorunsuz’ bir şekilde sunulması tek gayemiz, öyle değil mi hocam?’ ‘ diyerek yan bir bakış atmıştı Ertuğ. Kaşınıyordu piç. Şu alttan laf sokma olaylarına ne kadar ayar olsam da, boğazımı temizleyip çayımdan bir yudum aldım. Tabii onun bu alttan sokmalı lafını Yetkin hocanın çakozlamaması mümkün değildi. ‘’Ah, tabii, tabii evladım. Tabii güzel yavrum. Bu oyunun ‘sorunsuz’ geçmesi hepimizin en büyük temennisi. Eh, bunun için de başrolünden ‘yan rolüne’ kadar hepinize büyük iş düşüyor.’’ Bakışlarım Ertuğ’a kaydığında Yetkin hocanın incesi pek hoşuna gitmemiş gibi görünüyordu. Gülmemek için dudağımı ısırmak zorunda kalmıştım. ‘’Ağzına sıçayım senin ben. Beni de kedine benzettin,’’ diyerek kulağıma fısıldadı sinirle. ‘’Hocam size atış serbest ne de olsa,’’ diyerek sırıttım hafifçe. ‘’Haklısınız hocam. Sonuçta bir oyunu oyun yapan, başrol dışında oyunu sırtlanmış yan karakterlerdir aynı zamanda, öyle değil mi?’’ Bozacının şahidi konuşmuştu işte. Ama Toprak’ın bu imalı laflarını pek taktığım söylenemezdi. ‘’Ama şöyle de bir gerçek var ki sevgili arkadaşlar; Romeo ve Juliet karakterlerine can veren başroller olmasaydı, böyle bir aşk hikayesinin temsilinden söz edebilir miydik?’’ Ozi’nin bana arka çıkmasını seviyordum. Alttan yumruklarımızı tokuşturup, çaylarımızdan aynı anda birer yudum almıştık. Birilerinin dişlerini gıcırdattığını duyabiliyordum. Daha fazla oturup bu gerginliği çekmeyecektim. Bardağımı fondipleyip ‘’Herkese iyi geceler,’’ diyerek ayaklandıktan sonra ‘’Hocam?’’ diyerek Yetkin hocaya baktım müsaade istercesine. Kafasıyla onaylayıp bardağını havaya kaldırdı. ‘’Yarın aynı saatte. Kimse unutmasın.’’ Ozi’ye göz kırpıp, kapüşonlu hırkamı üzerime geçirdiğim gibi dışarı attım kendimi. Havada tatlı bir serinlik vardı. Sigaramı yakıp derin bir nefes çektim. Birkaç dakika sonra ofisten ilk ayrılan Ozi ve Rüya olmuştu. Beni fark etmeden gülüşerek uzaklaştılar. Ardından muhteşem dörtlü çıkmıştı işte. Konuşarak ilerlerlerken, ıslık melodisini duyup arkasını ilk dönen tabii ki Ertuğ olmuştu. Duvara dayanmış, ağzımda sigara öttürdüğüm melodiyi beğenmiş gibi hayran hayran bana yaklaştı. ‘’Bravo Deniz, bravo,’’ diyerek alkışlıyordu. ‘’Oyunculuk dışında başka yeteneklerin olduğunu bilmiyordum. E büyük emek vermişsindir sen şimdi bu performans için, hı?’’ ‘’Başrolümden arta kalan zamanlarımda çalıştığım için biraz zor olsa da, evet,’’ derken çektiğim nefesi yüzüne doğru verdim. ‘’Neyse, bu tatlı şakalaşmalarımızı bir kenara bırakalım.’’ Hafif bir iç çektim. ‘’Bak, sorun istemiyorum, tamam mı? Sadece konuşmak istiyorum.’’ ‘’Konuşmak mı?’’ ‘’Evet Ertuğ. Sadece... konuşmak.’’ Dişlerimi öylesine sıkıyordum ki, çenem kırılacak gibi geliyordu sanki. Alaycı bir kahkaha patlatıp diğerlerine döndü. ‘’Duydunuz mu? Sorun istemiyorum dedi. Deniz bey sorun istemiyormuş!’’ Yeniden bir kahkaha patlattı. Ardından sahte bir ifadeyle toparlamaya çalıştı. ‘’Ah, özür dilerim. Şu an tamamen sendeyim, ne demiştin? Sorun istemiyorsun. Tamam, peki. Neyi konuşacakmışız?’’ Bir adım yaklaştım ona doğru. ‘’Bunu sadece bir defa konuşacağım seninle. O da Yetkin hocaya söz verdiğim için. Ne kadar aldığım rolden hoşlanmasam da, yapılan dağılım değişmeyecek. Evet, başlarda çok mızmızlandım, rolümden hazzetmedim, ki hala da öyle. Ama sonuçta bizler profesyonel oyuncularız. Bende bana düşeni yapıp rolümü kabullendim. Sen de öyle yapsan iyi olur.’’ Son cümlemi söylerken işaret parmağımı göğsüne bastırmıştım. Başını eğip parmağıma bakarak tiksinircesine bir ifade takınmıştı. ‘’Bitti mi?’’ ‘’Hayır,’’ diyerek Sanem’e doğru baktım. Endişeli gözlerle bizi izliyordu. ‘’Sanem’e karşı her ne hissediyorsan, bunu benden uzakta yaşa.’’ Yüzündeki gülümseme bütünüyle yok olmuş, yerini nefret dolu bakışlara bırakmıştı. ‘’Sakın... bir daha onun adını ağzına alma.’’ ‘’Aynı ekipte olunca bu pek mümkün olmuyor doğrusu,’’ diyerek sinir bozucu gülümsememi takındım. ‘’Ondan uzak duracaksın Deniz. Duydun mu beni!’’ Sinirden gözleri iyice irileşmişti. ‘’Ne o? Korumalığını mı yapıyorsun figüranlıktan arta kalan zamanlarında?’’ ‘’Ondan uzak dur dedim, duydun mu beni! Duydun mu Deniz!’’ derken hırsla yakama yapışmış, sarsıyordu. ‘’Ertuğ, dur! Saçmalama oğlum, bırak şunu!’’ diyen Toprak koşarak yanımıza geldi. Niyeti bizi ayırmaktan ziyade Ertuğ’u kollamaktı. ‘’Bırak şunu Ertuğ, bırak dedim!’’ ‘’Lan!’’ ‘’Hah, şimdi sıçtık işte,’’ diye fısıldadım. Bir anda kapıda beliren Yetkin hoca hışımla yanımıza geldi. ‘’Ne oluyor lan burada? Ha!’’ ‘’Bir şey olduğu yok... hocam.’’ ‘’Ne demek bir şey olduğu yok lan? Oğlum siz benimle dalga mı geçiyorsunuz ha? Yaka paça birbirinize girmişsiniz burada, nasıl bir şey olduğu yok Ertuğ! Ya sen Deniz?’’ ‘’Hocam ben bir şey...’’ ‘’Lan başlatma şimdi! Senin elin de armut toplamamıştır elbet, sanki tanımıyorum seni. Ulan ben daha yeni konuşmadım mı sizinle ha? Cevap ver bana!’’ Onunla bu şekilde yüz yüze gelmekten nefret ediyordum. ‘’Cevap ver bana Deniz! Yüzüme bak!’’ ‘’Evet hocam.’’ ‘’O zaman neden şu an burada sizi birbirinizin yakasına yapışmış vaziyette buluyorum? Açıklamak ister mi birisi?’’ Çıt yoktu. ‘’Ben de öyle tahmin etmiştim. Peki ben daha 1 saat önce konuşmanızı istediğimde birbirinizi yiyin diye mi istedim? Cevap verin bana!’’ ‘’Hayır hocam.’’ ‘’Eğer aynı dili konuşup anlaşamıyorsanız, ben gerekeni yaparım dedim mi , demedim mi? Eğer aranızdaki konular çözülmezse ikinizin de ağzına sıçarım dedim mi, demedim mi cevap ver bana!’’ Dişlerimi sıktım. ‘’Dediniz hocam.’’ İkimizin boynuna kollarını dolayıp kendine doğru çekti. ‘’Şimdi. Şu bulunduğumuz noktadan ayrıldıktan sonra, eğer bir daha sizi böyle görürsem, bunun bir daha affı olmayacak, bilesiniz. Eğer derseniz ki , ‘’Hocam, çok da sikimizdeydi, erkek erkeğe meselemizi çözmek bizim için daha önemli.’’ Haa, işte o zaman siktirin gidin! Anladınız mı beni? Eğer kedi köpek gibi birbirinizi yemeye devam edecekseniz, ikiniz de bu ekipten siktirin gidin!’’ diyerek bizi bıraktıktan sonra bir hışımla kapıya yöneldi. Kapıyı kilitledikten sonra arkasına bile bakmadan uzaklaşmıştı yanımızdan. Onu yıllardır tanıyordum ama, daha önce hiç böyle görmemiştim. Daha da sıkıntılı olan şey ise, onun bu sefer gerçekten şakası yoktu. Affı olacak mıydı, işte ondan emin değildim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE