Sevil’in bile sinirli halim gitmişti. Sırıtmaya başlamıştı. Ekrem arkasına dönerek uykulu bir biçimde bize baktı. Tek gözü açıktı. Yüzünde uykunun vermiş olduğu o güzel sevimlilik vardı. Kesinlikle uykudan sonra çok tatlıydı. O uykulu mavi gözlerine bakmaktan kendimi alı koyamadı. Ekrem ciddileşerek mırıldandı. "Kim kimi öpüyormuş?"
"Sevil rüyasında birini sekiz kere öpmüşte onu konuşuyorduk." Dedi Sefa.
"Kimi öpüyormuş?" dedi Ekrem.
Sevil sinirle Sefa'ya döndü. Bu çocuk ortalığı karıştırmaya ne kadar meraklıydı. Yerde olan su şişesini alarak Sefa’nın kafasına geçirdi. "Sefa kapa çeneni! Uydurup durma ya." dedi Sevil.
"Ah!” diye inledi Sefa. Sevil bir kez daha kafasına vurduğunda sinirle konuşmasını sürdürmüştü. "Kapa çeneni. Hem sen öpüyordun Tuğçe'yi. Beni ne katıyorsun? Tuğçe bir şeyde şuna ya…" dedi Sevil isyan ederek.
“Bak sen ortalığı bu gün yeterince bulandırdın. İki kişiyi kavga ettirdin zaten canım benim. Kotanı doldurdun. Sevil'le Ekrem'den nasibini alma bence." Dedi Tuğçe.
Sefa Ekrem'e döndü. "Neyse Ekrem sende bir dahaki rüyanda öpersin."
"Ben seni şimdi bir öpücem! Böyle yumruklarım karışacak işin içine böyle yanaklarına yanaklarına. Güzel bir kızarıklık bırakacak!" dedi sinirlenerek Sefa’nın boş boğazlığı her yeri karıştırıyordu. Bundan oldukça zevk alıyor gibi görünüyordu.
Arabanın bu kadar gürültülü olmasına rağmen hala uyumakta olan Zeynep'e baktı Sevil. İnanamıyordu hiçbir tartışmadan ve itiş kakıştan etkilenmemişti. Dünya umurunda değildi. Soluksuz uyuyordu.
Zeynep'e bakın ya. Kız hala uyuyor. Bu kadar kahkahaya sese rağmen." Dedi Sevil.
"Uyur. Top patlasa bile uyanmaz o Sevil. Uyanınca da çok asabi olur.” Dedi Cihan gülümseyerek. Melike bagajdan arkaya doğru konuştu. Cihan’a seslenmişti. "Uyandığında asabi olduğuna kadar biliyorsun da, neden bırakıp gittin kızı?" dediğinde Cihan’ın gülümsemesi soldu.
Melike onu tam on ikiden vurmuş ve kenara sıkıştırmıştı. Zeynep’in intikamını kendisine bırakmadan alıyordu. Cihan ciddileşerek boğazını temizledi uzun süre yola baktı ve sessizliğini koruduğunda, Tuğçe Melike’ye katılarak konuyu taze tutmaya ve unutulmamasına neden oldu. "Evet. Cihan bu gün dinledik Zeynep'ten hikayenizi."
"Bir hikâyeleri mi varmış?" dedi Sefa.
"Sana yakıştıramadım Cihan. Sen bir kızla oynayacak biri değilsin." Dediğinde Sevil. Tüm kızlar birlik olmuştu ve Cihan’ın üzerine gidiyorlardı.
Arka taraftan Cenker olaya atıldı. "Değil de zaten Sevil. Cihan öyle biri değil. İşi Cihan'ın tarafından dinlemeden yorum yapmayın." Dediğinde Cenker Cihan’ı koruyarak kızların üzerine gelmesini önlemeye çalıştı.
"Ne olursa olsun. Bu polis çağırıp ta onu ortada bırakıp sonrada bir daha hiç aramamasının doğru olduğunu kanıtlamaz." Dedi Tuğçe.
“Sizin de tam olarak bilmediğiniz bir şey hakkında yorum yapmanızın doğru olduğunu kanıtlamaz. Evet belki yanlıştı. Hataydı ama nedenlerimde vardı. Neyse. Kimse fark etmedi ama okula geldik." Dedi Cihan konuyu kestirip atarak. Arabayı kenara park ettiğinde, el frenini yukarı kaldırdı ve kontağı kapatmıştı. Arkasına yaslandığında, Ekrem mavi gözlerini etrafta gezindirdi. Gerçekten okulun önünde duruyorlardı. Zaman ne kadar hızlı geçmişti. "O kadar oldu mu be?" dedi şaşırarak.
"Birde şimdi gizlice yatakhanelere girmek var." Dedi Sevil usanmış biçimde. Yolun sonuna gelseler de oldukça zor ve riskli bir evreydi. Kendisini o kadar yorgun hissediyordu ki, bir an evvel yatağına sırt üstü yatarak bel ağrılarını dinlendirmek ve gidermek istiyordu. Arabadaki uyku onu dinlendirmekten çok yormuştu ve kaskatı kesilmişti.
"Gireriz ya. O kadar seni psikopatların elinden kurtarmışız omu zoruna gitti?” dedi Sefa.
Sevi kafasını biraz toparladı ve cümlelerini bir araya getirmek için özen gösterdi. Buradaki herkes şu an onun için buradaydı ve kendisi için bunca riske girmişlerdi. İnsanın ailesi bile böyle davranmayabilirdi.
"Gerçekten. Konu çok dağıldı. Ben hepinize çok teşekkür ederim. Benim için oralara kadar geldiniz. Kendimi de bu yüzden kötü hissediyorum." Dedi burukça tebessüm ederek.
"Ya sen kötü ol diye söylemedim ben. Hem sen niye kendini kötü hissediyorsun. Bizim yüzümüzden kaçırdılar seni." Dedi Sefa.
Ekipteki herkesin Sevil’e ayrı bir minnettarlığı vardı. Sevil bu ekibi toplayan faktörlerden biriydi. Sevil Ekrem’i kurtardığı için, Ekrem kendini Sevil’e karşı borçlu hissediyordu. Sefa Tuğçe’yi hastaneye götürmeleri sebebiyle minnettardı. Melike ise Ekrem’in düzelmesinde Sevil’in rol alacağını biliyordu.
Sevil onları anlamsız biçimde bir araya toplamıştı. Aralarına yeni katılmalarına rağmen seviyorlardı.
"Artık inelim. Saat 1 oldu .Çok geç. Yarın dersimiz var ve hepimiz pestil gibiyiz." Dedi Cihan.
"Yarın seviye sınav soruları açıklanacaktı değil mi?" dedi Melike sorarak.
"Evet yarın Cuma. Cuma günü açıklanacaktı." Dedi Tuğçe.
Sevil umutsuzca gözlerini yumdu. Nasıl böyle bir hata yaptığını hiç bilmiyordu. Ekrem’den uzak durmak için yanlış şıkları işaretlemişti. "Ben hiç merak etmiyorum. Yapmamam gereken bir hata yaptım zaten." Dedi.
"Ekrem hayırdır sesin soluğun çıkmıyor." Dedi Cenker Ekreme dönüp baktığında.
Başını hafifçe Cenker’e doğru eğdi. "Hala ayılamadım ben ondandır. Hadi inelim hiç birimiz ses yapmayalım. Dikkatli olun. Yemekhanenin bir canımı bizim için açık bıraktılar. Oradan gireceksiniz ama kısım, kısım girelim. Çok kişi gidersek ses yapıp dikkat çekebiliriz." Dedi uyarıda bulunarak. Mavi gözleri Sevil’e kaydığında, Sevil’in gülümseyerek Zeynep’e baktığını gördü.
"Bu arada Zeynep hala uyuyor." Dedi.
"Tamam ben ilgilenirim Zeynep'le." Dedi Cihan sıkıntı içinde gözleriyle onaylayarak.
"İkili ikili gidelim. Odalara varınca mesaj atın, sonra iki kişi gider. Tuğçe'yle Melike gitsin. Sonra Cenker'le Sefa gider. Cihan’la Zeynep en arkada; biz." Dedi Sevil’i kast ederek.
"Tamam. Yarın yemekhanede görüşürüz." Dedi Tuğçe. Tuğçe'yle Melike sessiz ve hızlı bir şekilde içeri gittiler. Cihan'da arka koltukta uyuyan Zeynep'in yanına gitti. Yanına sessizce oturdu. Bir süre baktı. Yüzüne düşen saçlarını yavaşça geriye doğru attı. Yavaşça eğildi ve alnına ufacık bir öpücük kondurduğunda Sevil gözlerine inanamamıştı.
"Zeynep. Uyan hadi. Zeynep." Dedi kulağına fısıldayarak.
Bir yandan da hafifçe kolundan sarsıyordu. Uykusu gerçekten çok derindi. Nihayet uyana bilmişti. Cenker'le Sefa'da hızla içeri gittiler.
Zeynep'le Cihan'da arabadan inmişti. Cihan eski soğukluğunu koruyordu. Sanki daha demin Zeynep'e anlamlı dolu gözlerle bakan ve öpücük konduran o değildi.
Zeynep'te uykusundan sıyrılarak ciddileşmişti. Biraz beklemenin ardından mesaj geldi ve Zeynep'le Cihan yavaş hareketlerle okul bahçesinden içeri girdiler. Ekrem'le Sevil arkada tek kalmışlardı.
Ekrem başını öne eğerek ayağıyla yerde duran ufak taşla oynarken sessizliğini korudu. "Konuşmamız gereken çok şey var." Dedi.
"Evet." Dedi Sevil konuşmaya cesaret edemeyerek.
"Beklerken. Bir yerlerden başlamaya ne dersin." Dediğinde Ekrem, konuşacak gücü kendisinde bulamamıştı. Çok yorgundu. Ağzından çıkacak tüm cümleler saçmalık ötesi olabilirdi. "Şimdi konuşmasak. Kendimi o kadar yorgun ve bitkin hissediyorum ki. Sadece uyumak istiyorum." Dedi.
"Haklısın. Yarın konuşalım. Bende yorgunum." Dediğinde mavi gözlerini yorgunlukla kaçırmıştı.
"Beni neden kurtarmaya geldin? Gelmeyebilirdin." Dedi Sevil.
"Hani yarın konuşacaktık. Ayrıca beni arayıp resmen yardım istedin, nasıl seni orada bırakabilirdim ki? Hangimiz bırakabilirdik."
"Ya yardım isteyemeseydim? Gelmeyecek miydin?" dedi Sevil.
"Tabi ki hayır Sevil. Benim aklım çıktı, senin kaçırıldığını duyunca. Normal mi davrandığımı sanıyorsun?"
"Öyle demek istemedim sadece. Gelmeme seçeneğinde vardı bunu demek istiyordum. Sen benim hiçbir şeyim değildin. Onca olaylar. Sana davranışlarım..." dedi duraksayarak. “Kötüydü.”
“Bunların hiçbiri seni sevdiğimi değiştirmiyor. Hislerde birçok şey var. Yetmez mi?"
"Ben.." dedi sevil duraksayarak. Ne diyeceğimi bilememişti. Susması mı gerekiyordu yoksa konuşması mı bilmiyordu.
Ekrem konuyu değiştirmeye çalışarak telefonuna baktı. Cihan’dan mesaj gelmişti. "Hadi bizde girelim. Mesaj geldi Cihan'dan."
Hızlı ama sessiz bir şekilde yürüyerek okulun bahçesinden içeri olabildiğince sessiz bir biçimde girmişlerdi. Yavaş yavaş okulun bahçesinden yemekhane tarafına doğru yürümeye başladılar.
Sevil bunu bir kere daha içimde tutamayacağımı anlamıştı. Belki biliyordu evet, ama bu yaptığım bencillikti. Bencillik yapmıştı. Ekrem’e olan derin duygularını artık hiçbir şekilde saklayamazdı. Kaçırılana kadar farkına varamamıştı. Lakin o odada saatlerce dururken düşünme fırsatı olmuştu.
O benim hayatına bir anda girmişti. Bir anda girdiği gibi de bir anda her şeyim olmuştu. Ekrem'in kolundan yavaşta tutarak kendisine döndürdü. Zeytine andıran kocaman ve kara gözlerini Ekrem’in mavi ve soru dolu gözlerine dikti. Ne olduğunu anlamaya çalışarak loş ışıkta kendisine bakıyor ve yüz hatlarını seçmeye çalışıyordu.
Parmak uçlarına havalanarak kollarını Ekrem'in boynun yavaşça doladığında dudağına küçük bir öpücük kondurmuştu. Utancından kıpkırmızı olmuştu. Heyecandan avuçlarının içi terliyordu. Tüyleri diken diken olmuş ve bedeni buz kesmişti.
Böyle şeyler hayatında ilk defa başıma geliyordu. Bir anda şaşırmıştı ve dudaklarına ufacık bir karşılık vererek geri çekildi. Çok zamansız bir anda yapmıştı. Yanağına ufacık bir öpücük kondurduğunda Sevil kollarını boynundan ayırmayarak ona sımsıkı sarıldı. Kulağına yavaşça eğildi, tek gerçek olan ve söylemek istediği cümleyi kulağına fısıldamıştı. Çok kısık ve mırıltılıydı.
"Seni seviyorum.”
Kalbi, bedeni ve ruhu gerçekleri itiraf ettiği için kendisine minnettardı. Haftalarca bu gerçeği kabul etmemek için kendisine ıstıraplar çektirmişti. Yüzlerce kez kendisine yalan söylemişti.
Bu ilişki nasıl yürüyecek hiçbir fikri yoktu. Düşünceleri, fikirleri ve hayat tarzları bambaşkaydı. Tek bildiği onu sevdiği ve onun için sonuna kadar mücadele edeceğiydi. Elinden geleni yapacak bunu o zehirden kurtaracaktı.
Pes etmeyecekti. Hayatının her deminde tırnaklarını geçirerek kazandığı gibi yine aynısını yapacaktı. Ekrem’in elini tutacak ve onu tünelin sonundaki ışığı görene kadar bırakmayacaktı.
Karar vermişti bu karanlıkta onunla birlikte yürüyecekti. Sislerin ve pusların olmasını umursamıyordu. Aydınlık yön istemiyordu. O Ekrem’le birlikte zorlukların arasında geçerek, tünelin sonundaki ışığa varmak istiyordu. Zahmetsiz ve emeksiz bir mutluluk istemiyordu. Önce mutluluğu hak etmekti hedefi…