30.Bölüm
Saatler birbirini kovalarken üç saati geride bırakmışlardı. Herkes gözlerini kapatarak biraz kestirdiğinde, Cihan arabayı kullanıyordu. Cenker uyanıktı ve ona eşlik ediyordu.
İstanbul’un boş yollarından ilerlerken başını hafifçe kaldırarak, Melike buğulanmış olan camdan dışarı baktı. Okula kısa süre içinde varacaklardı. Yeşil gözlerini etrafta gezindirirken bagajda çok rahat değildi. Ayaklarını kendisine doğru çekmişti.
Saatler önce geçen konuşmadan sonra Cenker'e hala sinirliydi. Neyi görmediğini düşünüyordu? Düşüncelerini arabanın soğukluğuna kaydırırken, zihnindeki tüm soruları rafa kaldırdı.
Kış ortasıydı ve soğukla mücadele ediyorlardı. Bu yıl oldukça soğuk geçiyordu. Özellikle geceleri dayanılmaz bir ayaz vardı. Bünyesi hassastı ve kolay üşüyordu. Vücudunu kaplayan serinlikle birden ürperdi. Kollarını ovuşturmaya başladı. Üstüne gelen rüzgarla birlikte üşümesi kesildi.
Cenker montunu üzerine örtmüştü. Kafasını camdan hafifçe kaldırdı ve kızarmış olan yeşil gözlerini ona çevirdi. Gözlerinin içine baktı. Yüzündeki hiçbir ifade anlam barındırmıyordu.
"Sağ ol." Dedi gözlerini ayırmayarak.
"Önemli değil. Soğuğa karşı hassas olduğunu biliyorum." Dedi Cenker düz bir ifadeyle. Bakışları ne kadar amlamsızsa, sözleri o denli centilmendi.
"Evet hassasım." Dedi Melike gözlerini kaçırarak.
"Gerçi bildiğim tek şey, sadece soğuğa karşı hassas olman değil."
Cenker’in gözleri üzerine gözlerini tekrar ona çevirdi. Konuşmak istiyor gibi görünüyordu. "Doğru birbirimizi tanıyacak kadar uzun süredir arkadaşız." Dedi Melike.
"Evet arkadaşız. Uzun süredir. Fazla uzun süredir."
Melike sakinliğinin yok olduğunu hissederken tekrardan sinirlemeye başlamıştı. Bu çocuğun cümlelerimle ne alıp veremediği vardı? Bu imaları canını fazlasıyla sıkmaya başlamıştı.
Önceden böyle değillerdi. Ekrem'in ve Sefa'nın olaylarına dâhil olduğumuzdan beri çok şey değişmişti sanki… “Sen ne ima etmeye çalışıyorsun Cenker? Derdin ne senin?" dedi Melike sorarak. Karın ağrısının ne olduğunu anlamak istiyordu.
"Hiçbir şey." Dedi Cenker.
"Öyle mi? Hiçbir şey."
"Evet. Hiçbir şey."
“Derdin hiç bir şeyse; imalı konuşmalarını kesersen sevinirim!"
"Ben imalı konuşmuyorum."
"Yeter artık. Benimle böyle konuşmaktan vazgeç." Dedi Melike isyan ederek.
"Nasıl konuşuyor muşum?"
"Soğuk. Sanki suç işlemişimde cezalandırıyormuşsun gibi Nedenini söylemeyeceksen, benimle de böyle konuşamazsın."
"Burası konuşmak için ne yeri nede zamanı." Dediğinde Cenker bakışlarını üzerinde gezdirdi. Şu an derdi neyse onunda dediği gibi hiç sırası ve yeri değildi.
"Bence. Tartışmak için ne yeri ne de zamanı."
Sefa tartışmalarının verdiği gürültü sebebiyle uykusundan uyanmıştı. Kafasını arkaya uzatarak uykulu gözleriyle onlara baktı. Sefa'nın kıpırdanışının ardından Tuğçe'de uyanıp arkaya döndü.
“Bir susmadınız ya. Vıdı, vıdı. Ne çeneniz var ya? Derdiniz ne sizin tartışıp duruyorsunuz? Çenesizler gibi…” dedi Sefa.
Bu çocuğun yersiz zevzeklikleri Melike’yi deli ediyordu. Daha yeni uyanmış, tek gözüyle bize bakarken bile uykulu uykulu sırıtabiliyordu ama bu hali çok komikti. Sanki sırıtışı ağır çekime alınmış gibiydi. Bende dayanamayarak Sefa'nın bu haline gülmekten kendimi alı koyamadı.
"Kapa çeneni Sefa.” Demişti sırıtırken.
Cenker tebessüm etti. "Abicim ne çok konuşuyorsun ya. Tek gözün açıkken bile sırıtıyorsun. Birde ağır çekim gibisin aynı."
“Oğlum öyle oluyor tabi. Uykuda ağır çekime geçiyoruz. Sırıtırken bakarken falan…" dediğinde Sefa gülümsedi.
Tuğçe gülerek Sefa'ya bakıyordu. Uykusun da Sefa sayesinde açılmış gibiydi. Sefa'nın yanağına eğilip kocaman bir öpücük kondurdu. Sefa neye uğradığını şaşırmıştı. Diğer gözünü de birden açarak kafasını hızla Tuğçe'ye çevirdi.
"Ağır çekimini yesinler senin." Dedi Tuğçe.
Sefa sırıtarak Tuğçe'ye baktı. Sonra kafasını döndürerek Melike’ye baktı.
"Melike uyku sersemiyle çok tatlı oluyor demi Tuğçe? Birde uysal oluyor." Dedi Sefa.
"Ben her zaman tatlıyım. Senin uyku sersemiyken naziklik hormonun geliyor sadece o kadar." Dedi Tuğçe.
Melike gülümsemekle yetindi. Konuşmalarının aralarına girmek istememişti.
"O kadar kız öpmüş, karşılığını ver bari.” Dedi Cenker göz kırparak.
“Bana akıl verene bak. Sende daha kıza açılamadın oğlum. Hareket bekliyoruz." Dedi Sefa göz kırparak Cenker'e baktı.
"Kıza açılamadı derken?" dedi Melike.
"Ben Cihan'a diyordum onu. Cenker'e değil yani." Dedi Sefa. Cenker elindeki su şişesini Sefa'ya fırlattı.
Sefa eliyle kafasını ovuşturmaya başladı. "Niye attın ya?"
"Hani uyku sersemiyle bazı şeyleri yanlış söylüyorsun ya! Akılının yerine gelmesi amaçlı." Demişti Cenker.
Tuğçe şişeyi eline alarak Cenker'in kafasına fırlattı. "Ne fırlatıyorsun be.”
"Aman sevgilisi de pek kıymetli."
Sefa Tuğçe'nin Cenker'e sinirlenişine dikkatle baktı. Acısı geçtiği için tekrardan sırıttı ve Tuğçe'nin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. “Kıyamazmış."
Tuğçe gülerek kafasını Sefa'ya çevirdi. Ön koltuktan yeni kıpırtılar geliyordu. Anlaşılan biri daha uyanmıştı.
"Ne oluyor ya. On kere öpücük sesi geldi. Uyku uyuyoruz şurada biraz saygı ya." Dedi Sevil. Büzüştüğü yerden doğrularak gözlerini açmaya çalıştı.
"İki kere gelmiş olması gerek. O sekiz tanesi rüyanda olmuştur da sen buradan sanmışsındır. Artık rüyanda kimi sekiz kere öpüp duruyorduysan." Dediğinde Sefa en büyük sırıtışını yüzüne yayarak Sevil'e baktı. Sevil Sefa'nın bu konuşmasından rahatsız olduğu belliydi. Uyku sersemliğinden hızlı bir şekilde kurtuldu. “Salak!" dedi sinirle Sevil. Sevil sesini yükseltmişti. Şu anda herkesin içinde kahkaha bombası vardı. İçlerinde tutmak için büyük bir güç sarf ediyorlardı. Cenker ve Sefa'nın yüzü kıp kırmızı olmuştu. Her an patlaya bilirlerdi. Ön koltuktan da Cihan sonunda bize katılmıştı.
"Harbiden kim kimi öpüyormuş." Dedi Cihan.
Ön koltukta büzüşmüş olan Ekrem'de gözleri kapalı bir şekilde uykulu şekilde konuşarak olaya dahil olmuştu. "Harbiden kim kimi öpüyormuş."
Hepsi kafasını Ekrem'in oturduğu koltuğa çevirerek Ekrem'e bakmıştı. Sonunda herkesin içindeki bomba son raddeye gelmişti ve birden herkes kahkahayı patlatı vermişti.
Hepsi kahkahalarla gülüyordu. Suratları kıpkırmızı olmuştu. Kahkahaları yüksekliğinden Ekrem'in uykusu tamamen açılmıştı. Melike Cenker'le dizlerinin üstüne basarak ön tarafa dikkatle baktılar. Ekrem oturduğu yerden arkaya dönerek tek gözüyle bize baktı.
"Kafayı mı yediniz ya? Ne oluyor?" dedi uykulu gözlerle.