29.Bölüm

1585 Kelimeler
29.Bölüm   Melike sesi çıktığı kadar bağırdı. Herkesin bir ağızdan konuşması kesilmişti. Yardımcı olmaya çalışıyorlardı ama bu üstünde büyük bir baskı yapmış olmalılardı. Soluklarını düzenleyerek dikiz aynasından Cihan ve yanındaki kızın koşmalarını izledi. Yaklaşıyorlardı. Onlar arabaya bindiği an, sürerek uzaklaşmalılardı. “Tamam, yapabilirim.” Diye mırıldandı kendisini teselli ederek. Derin bir nefes alarak yeşil gözlerindeki endişeyi silip atarken; “Sürerim.” Dedi. Ekrem'e dönerek kelimeleri yüzüne çarpmak istercesine konuşmaya başladı. Onun yorumu kendisini kızdırmıştı. Bu yaz birbirlerinden kopuk oldukları için şuan ne kadar iyi araba sürdüğü hakkında bir fikri yoktu. Süper değildi, lakin onun lanse ettiği kadar kötü de değildi. "Bu yaz babamla araba sürdük. Bana uzun süre araba kullanma dersi verdi. Çok mükemmel olmasa da, kullana biliyorum." Ekrem kendisine yaptığı açıklamanın ne yeri nede zamanı olduğunu anlatmaya çalışırken, mavi gözlerini Melike’nin yeşil gözlerine dikmişti. "Tamam, hadi Melike çalıştır şu arabayı artık." Dedi. "Onlar arabaya atlar atlamaz çalıştıracağım." Dedi Melike Ekrem’e cevap vererek. "Bir anda hızlanamazsın. Görmüyor musun? Adamlar var." "Ekrem kapa çeneni. Siz sıkı tutunun yeter." Başımı arkaya çevirdi. Arabaya çok yaklaşmışlardı. "Çok az kaldı. Sefa ve Cenker Cihan'la kızı elinden tutun. Melike ani gaza basınca düşme tehlikesi yaşamasınlar." Dediğinde Sevil. Cihan ve el ele beraber koşarak gelen kız hızlarını alamayarak arabaya atlamışlardı. Çok hızlı koştukları için Cihan atlayınca arabaya kafasını çarpmıştı. Cihan'ın elinden Sefa, kızın elinden de Cenker tutmuştu. "Bindiler!" dedi Sevil bağırarak. "Melike gaza bas!” dediğinde Ekrem’in sesi kulakları delip geçti. Melike arabayı çalıştırdı ve birden gaza basınca araba son sürat gitmeye başladı. O kadar ani hızlanmıştık ki, Cihan ve Zeynep’in elinden tutmasalardı savrulup arabadan dışarı uçabilirlerdi. Peşlerinden gelen adamları gerilerinde bırakmışlar, karlı yol uzantısında ilerliyorlardı. Uzun süre koşarak arabayı takip ettiler lakin nefesleri kesildiğinde, durarak yerlere uzanmışlardı. Birkaç dakika içinde onların görüş alanlarından uzaklaştıklarında, herkes soluk soluğaydı. Melike zafer kazanmış gülümsemesini yüzüne yerleştirmişti. Bakışları derindi ve Ekrem’i sinir etmek için bakış attığında, sadece susarak zaferinin tadını çıkartmasını bekledi. "Duralım bence. Adamlardan uzaklaştık. Bagajı kapatalım, Cihan şoför koltuğuna geçsin." Dedi Sevil. Ekrem konuşacağı sıradaki Melike ağzından cümleleri çekerek almış ve onun yerine konuşmuştu. "Her ihtimale karşı biraz gidelim. Sonra dururuz." "Ne kadar abarttınız. Gayet iyi kullanıyor işte kız." Dedi Sefa onlara kızarak. Oldukça iyi kullanıyordu. Daha nasıl iyi bir şoförlük yapılabilirdi bilmiyordu. "Bir kere adın çıkınca öyle oluyor." Dediğinde Melike öfkeli biçimde bakındı. Sefa sırıtarak Melike'ye cevap verdi. "Adın çıkacağına canın çıksın diyorsun yani." Melike Ekrem'e laf çarparak cevap verdi. "Aynen öyle diyorum." "Ne bileyim? En son kötü kullanıyordun." "O zaman bilmeden konuşmayacaksın." Dedi Melike. Yirmi dakika kadar yol gittiklerinde, artık karlı yerleri geride bırakmışlardı. Herkes soluklanmış ve rahatlamış görünüyordu. “İleride durabilirsin.” Dedi Ekrem. “Benzinlikte duralım. Yolumuz uzun, su ve içecek alalım.” Dediğinde Melike Sevil; “Ben açım.” Demişti. "Benim tuvaleti kullanmam gerek." Herkes kulağına gelen yabancı sesin sahibine dönerek baktığında, Zeynep anlamsız biçimde durdu. "Niye herkes bana bakıyor?" Cihan gülerek Zeynep'e bakardı. Bu boğuk ses kimden çıktı diye bakıyorlar." "Ne alakası var? Tanımadıkları için bakıyorlar." Demişti Zeynep. "Kendini tanıt o zaman." Dediğinde Cihan. Sefa’nın gözleri hafifçe kısılmıştı. “Senin ne işin var burada?" dedi Sefa. "Yine mi sen ya? Her olayda bitiyorsun. Neyse iyi oldu. Az kalmıştı haplardan. Durunca verirsin." Dediğinde Zeynep. “Kızım başıma bela mısın sen ya?" dedi Sefa.         Sefa ve Zeynep’in yasaklı madde kullanıcısı alışverişinde olduklarını anlamışlardı. Muhtemelen birbirlerini uzun süredir tanıyorlardı. Aralarında geçen diyalogları dinlerken durumu daha detaylı anlamaya çalışmışlardı. "Kullanıcısın yani?" dedi Sevil. Zeynep evet anlamında başını sallamıştı. "Artık adını söyler misin?" dedi Tuğçe. Benim adım Zeynep. Çok güzel bir tanışma olmadı ama kısmet böyleymiş." Dedi Zeynep. "Siz nerden tanışıyorsunuz?" dedi Tuğçe. Durumu irdeleyecekti. "Sefa okuldaki satıcılardan, bende ondan alıyorum." Dedi yanıtlayarak. Ekrem arkasına döndü ve mavi gözlerini Zeynep’e dikmişti. "Sen kullanıcısın da, ben seni nasıl görmedim?" demişti. "Okula geleli fazla olmadı. Geçen senenin sonlarında geldim. O zaman Sefa’yı buldum, zaten başka kimseden de hap almadım." Dedi Zeynep. "Hayret hâlbuki çok kavgacısındır. Nasıl oldu da buradaki kimse seni tanımıyor?" dediğinde Cihan sırıtmasını yüzüne yaymıştı. "Kapa çeneni Cihan. Kavgacı olabilirim ama en azından insanlara yalan söyleyip, kandırmıyorum." Dediğinde Zeynep Cihan başını geriye doğru yasladı ve usanmış bir ifadeyle sustu. Nasıl dönüp dolaşıp aynı konulara gelmeyi başarıyordu. Hiçbir fikri yoktu. Konuşmaması daha hayırlıydı. Eski defterlerin öylesine ortaya dökülmesini istemiyordu. Zeynep’le kapanmamış olan hesapları vardı ve Zeynep bu hesapları kapatmaya ant içmiş gibiydi. Melike ani frene basarak durduğunda, hafifçe öne kaykılmışlardı. Bagaj açık olduğu için arabanın içerisi buz kesmişti. “İnin.” Dedi Melike şoför koltuğundan inerken. Cihan Zeynep’e yanıt vermediğinde, açık olan bagajdan atlamıştı. Hepsi kapıları açarak arabadan aşağı indiklerinde, Zeynep adımlarını kadınlar tuvaletine doğru taşımıştı. Hızla sol taraftaki lavaboya girdi. "İnmişken hepimiz ihtiyaçlarını karşılasa iyi olur bir daha durmayacağız." Dedi Ekrem topluluğa bakarak. Onlara rehberlik ediyordu. "Tamam. O zaman biz Cihanla gidip bir şeyler alalım." Dedi Cenker. Tuğçe ve Melike’yle beraber ağır adımlarla yürüyerek tuvalete girdi. Kapıyı kapatırken Zeynep'in ağzına hap attığını görmüşlerdi. Fazlasıyla genişti ve onları umursamıyordu. Aldırmadan çeşmeyi açarak elini yüzünü yıkadı. Melike aynaya dönerek kendime baktı. Berbat görünüyordu. Çeşmeyi açtı ve eline su alarak yüzüne çarptı. Buz gibi su iliklerine kadar işlemiş ve titremesine sebep olmuştu. Yaşananlar kâbus gibiydi. Nihayet her şeyi atlatmışlardı fakat hala bitmemişti.  Yatakhaneye varıp yatana kadar kâbus bitmeyecekti. Zeynep konuşmaya başlayınca hepsi ona döndü. "Odada beni o herifin elinden kurtardın. Sağ ol." Dedi Sevil’e minnettar biçimde gülümseyerek. "Önemli değil. Fazlasıyla elin ağır gibi görünüyor." Dedi gülümseyerek Sevil. "Seninki de farksız sayılmaz.” "Haklısın." Dedi Sevil. Zeynep Sevil’in yasaklı madde kullanıcı olmadığını anlamıştı. Hiç bu işlerde bulunacak bir insana benzemiyordu. Oldukça oturaklıydı, mütevaziydi. Onu daha önce hiç görmemişti. "Polat seni niye kaçırdı?" dedi zihninde dolanan sorulara yanıt arken. Kahverengi gözlerini Sevil’in kara gözlerine dikerek yanıt bekledi. "Polat'ın suratına yumruk atıp burnunu kanatınca kendine yediremedi galiba." Dedi Sevil. Gözlerini yere devirmişti. Yaptığıyla gurur duymuyordu lakin Polat bunu çoktan hak etmişti. Zeynep’in kaşları hafifçe havaya kalkmıştı. "Vay be. Yumruk attın ha? İyiymiş." "Peki senin hikâyen ne?" dedi Sevil merakla. "Polat'ı uzun süredir tanırım. Açık bir anlatımla sevgilisi rolünü oynayarak mal sızdırdım diğer okulda…” dedi duraksayarak. “Tabii anlayınca peşimi bırakmadı." "Kandırdın yani." Dedi Sevil. Elini yıkayan Tuğçe'ye Zeynep'e döndü. "Cihan'la nerden tanışıyorsun?" "Af edersiniz ama Sevil dışında hiç birinizin adını bilmiyorum. Adlarınızı söyleseniz." Dedi Zeyneo. "Ben Melike." "Ben Tuğçe." Dediğinde Zeynep bakışlarını Tuğçe’nin üzerinde gezindirmişti. "Sefa'nın sevgilisi misin?" dedi. "Nereden anladın?" "Sefa'yla daha önceden tanıştığımızı duyunca kıskanç bakışlarından." Tuğçe gözlerini Zeynep’ten kaçırmıştı. "Evet. Cihan'ı nerden tanıyorsun?" dedi Melike sorusunu yenileyerek. “Biz eski okulda sevgiliydik.” Dedi Zeynep. Gözleri yeri incelerken bakışları çok uzaklara gitti. Düşünce girdabı içinde savrulup gitmiş gibi görünüyordu. Anlatacak ve konuşacak çok şeyi vardı. Bakışlarını yukarı kaldırdığında, Melike’ye dikti ve ekledi. "Daha doğrusu ben öyle sanmıştım." "Nasıl yani?" dediğinde Melike. Zeynep tuvaletin aynasına dönerek uzun saçlarını elleriyle yavaşça düzeltti. Konuşmasını sürdürmüştü. "Çok karışık bir konu." "Bize güvenebilirsin." Dediğinde Tuğçe. Zeynep buruk biçimde tebessüm etti. "Evet. Aynısını Cihan'da demişti." Dedi. "Hadi." Dedi Sevil ısrar ederek. "Peki, tamam.” Dedi derin bir nefes alarak. “Ben Polat'ı eskiden beri tanırım. Cihan'ı da biliyorsunuz. Polat'ın peşindeydi. Ben o zamanlar öyle olduğunu bilmiyordum. Bir gün buluşma yeri ayarladık ve Cihan polisi çağırmış. Sonra beni de orada bırakıp ortalıktan tüydü. Bende zor durumda kaldım. Tuvaletin penceresinden kaçtım. Polat'ta bir şekilde kaçmış ve yakalanamadı. Belki bu sefer yakalanır." Dediğinde kaşları hafifçe yukarı kalkmıştı. "Nasıl yani? Bu olaydan sonra görüşmediniz mi?" dedi Sevil. "Hayır, sonra Cihan okuldan ayrıldı. Başka okula gitti, o okulunda bütün pisliklerini çözüp oradan da ayrılmış. En son bu kadar duydum. Beni de okulda rahat bırakmadıkları için okul değiştirerek yatılı okula geçtim. Ve tabi ki evden kurtulmak içinde." Dediğinde sustu. “Hiç şu zehirden kurtulmayı düşündün mü?" dedi Tuğçe. "Hepimiz düşünmüşüzdür. Defalarca… Ama çoğumuz başaramaz. Çoğumuz o kadar güçlü değilizdir." Dedi Zeynep Tuğçe’ye yanıt vererek. Düşünceleri kendisi gidiydi, onu kendi yerine koydu. "İrade gerektiren bir şey." Dedi Melike. "Nasıl kullanmaya başladın?" dediğinde Tuğçe. Zeynep daha fazla konuşmak istememişti. Ayak üstü tüm hayatını yabancılara anlatamazdı. Tanışalı sadece yarım saat olmuştu. Özelini dökemezdi. "Bunu daha sonra konuşsak? Gitmemiz gereken uzun bir yol var. Bütün okulda ayaklanmıştır. Bu kadar kişinin yokluğunu fark etmişlerdir herhâlde." "Hepsi ayarlandı. Rahat olun." dedi Tuğçe. Adımları sırayla tuvalet kapısından çıkarak aheste adımlarla arabaya doğru ilerlerken havanın iyicene soğuduğunu hissetmişlerdi. İstanbul’un yumuşak havasıyla ilgisi bile yoktu. Sevil’in burnu kıpkırmızı olurken, Melike’nin yanakları kızarmıştı. Cihan yavaşça şoför koltuğa yöneldiğinde Ekrem ön koltukğa geçmişti. “Nasıl oturacağız?" dedi Cenker. "Melike’yle siz bagaja geçin. Diğerleri de arka koltuğa işte." Dedi Ekrem. "Neden biz arkaya oturuyormuşuz?" dedi Melike itiraz ederek. "Ya geçin işte. Birde onu mu tartışacağız?" dedi Sefa. Melike susmakla yetindi. İnatçı davranmanın hiç sırası değildi. Peşlerindeki adamların onları takip edip etmeyeceğini bilmiyorlardı. Muhtemelen tenezzül etmezlerdi. Melike ve Cenker bagaja binerken Tuğçe bagajın kapağını kapattı. Geriye kalanlar arka koltuğa sıkıştıklarında, kimseden çıt çıkmıyordu. Cenker ve Melike oldukça sessizdi ve hiç konuşmuyorlardı. Uzun süre iletişim halinde olmayacak gibilerdi. Cihan anahtarı çevirerek arabayı çalıştırdı. Vites değiştirerek temkinli biçimde hızlanıyordu. Arabayı sürüşü oldukça ustaydı. Vitesler arasındaki geçişlerde sarsmıyordu. Sevil hafifçe başını cama yasladığında, uykusunun geldiğini hissetti. Biraz kestirseydi kimseye zararı olmazdı. Gözlerini kapattı ve huzurlu bir şekilde kendini uykuya bıraktı. Artık güvendiği insanların arasında ve evinden çok uzaktaydı. Farklı arkadaşlıklar edinmiş ve onlara güvenmişti. Kendileri için bunca yolu ve tehlikeyi umursamadan gelmişlerdi. Onlara minnettardı. Okul değiştirdiği için ilk günlerde pişmanlık duysa da şimdi daha da anlıyordu. Onlar tüm farklılıklara rağmen birbirlerine sarılmışlardı. Birbirlerine sahip çıkıyorlardı. Sefa ve Ekrem’i gittikleri yoldan döndürmek için ellerinden geleni yapacaktı. Sefa’yla konuşmaları aklına geldi. Artık Ekrem’i asla bırakamazdı. Onunla aralarında anlam veremediği farklı bir bağ vardı, bu hoşlantı değildi. Çok farklıydı. Anlamlandıramıyordu ve kendini ifade edemiyordu. Tek bildiği onu bırakmayacağı ve gitti yolda önüne geçerek kocaman bir barikat olacağıydı. Hayatın tüm kötülüklerine kapılarak uçup gitmesine izin vermeyecekti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE