22. Bölüm

2415 Kelimeler
22.Bölüm   Çalışmaların üzerine dakikalar, saatler birbirlerini kovalayarak ilerliyordu. Ekrem Sevil’in gösterdiği soru kitapçığının arasında boğuşurken, birkaç yöntem denedi. Mavi gözlerini Sevil’e çevirerek dikti. “Hayır bak yanlış yapıyorsun.” “Doğru Ekrem.” “Yanlış.” Dedi Ekrem “Ya niye iddia ediyorsun, doğru.” Dedi Sevil. “Asıl sen inat ediyorsun, yanlış.” Dedi Ekrem. “Ya madem doğru, arkadan cevabına bak. Sen cevap anahtarı değilsin değil mi? Senin de yanlışların olabilir.” Dedi Sevil. “Yanlış olamaz.” Dedi Ekrem inat ederek. Sorunun doğruluğuna emindi. Kitabın arkasına çevirdi ve cevaba baktı. Kaşlarını kaldırarak Sevil’e döndü. “Doğruymuş.” “Demiştim. Kabul et, senin kadar iyiyim.” Dedi Sevil zafer kazanmış ifadesini yüzüne takarak. “Ama çalışman gerek, tam hazır değilsin.” Dediğinde Ekrem Sevil yanaklarını şişirerek üfledi. Bunalmıştı saatlerdir kitap başında birlikte kafa patlatıyorlardı. Adeta birbirleriyle yarışmışlardı. Ekrem’in başarısından etkilenmişti. Gerçekten sıkı çalışıyordu. “Daha ne yapacağım, sabahtan itibaren soruları yanlışsız çıkartıyorum.” Dedi Sevil. Ekrem tebessüm ederek kendisine bakarken Kütüphane’nin kapısı açılmıştı. Mavi gözlerini kapıya yöneltti. “Burada mısın Ekrem bey?” dedi içeri giren çocuk. Uzun boylu, esmer bir çocuktu. “Neredesin oğlum? Sabahtan beri seni arıyorum.” Dediğinde, Ekrem sıkılmış gözlerini dikerek yanıtladı. Ekrem sıkılmış bir şekilde cevap verdim. “Buradayım, görmüyor musun? Ayrıca okulda kime sorsan yerimi söylerdi.” Uzun boylu çocuk bakışlarını Sevil’e çevirdi. Ardından tekrar Ekrem’e baktığında, sırıttı. Rahatsız edici farklı bir tarafı vardı. “Hayırdır? Sen bildiğim kadarıyla manita  yapmıyordun?” dedi soru sorarcasına. “Şimdi de yapmıyorum.” Dedi ciddi durarak. Çocuğun sırıtmasına ciddiyetle karşılık verdiğinde, onu sinirlendirmeye devam etmişti. Esmer çocuk zevzek bir şekilde sırıtarak Ekrem'e bakmayı sürdürdü. “Kızlarla işim yok diyorsun.” “Evet, aynen öyle diyorum Polat.” Sevil çocuğun adının Polat olduğunu duyunca donup kalmıştı. Sefa’nın anlattıkları zihnine doldu. Korkunçtu, ister istemez büyük bir tedirginlik kaplamıştı. “O zaman yanındakini ekibe katmamızın sakıncası yok.” Dediğinde Ekrem’in alnı kızarmıştı. Polat sadece Sefa’yla uğraşmıyordu. Tüm satıcıları avcunun içine almış ve kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu. “Hayır var. Çünkü Sevil annemin çok eski samimi arkadaşının kızı. Ayrıca yeterince adamda, kullanıcıda var. Bir tane daha acemiye ihtiyacımız yok.” Dedi ikna etmek için. “Şu zevzek Sefa nerede? Herif telefonlarımı açmıyor.” Dediğinde Ekrem rehavete düşerek Tuğçe’nin yanına gittiğini söyleyecek gibi oldu. “Tu….” Dediğinde ayağına inen tekmeyle sözü yarıda kalmıştı. Tuğçe’nin ismini tamamlayamamıştı. Sevil ayağına acı verici biçimde vurmuştu. Polat’ın Tuğçe ve Sefa’yı bilmemesi gerekiyordu. Yoksa başları tekrar derde girebilirdi. Tuğçe’nin güvende olması önemli bir mevzuydu. “Tu?” dedi Polat sorarcasına. “Tuvalete gitti, daha sonra da sınıfına.” Dedi Ekrem. “İyi. Bak sen bir daha düşün.” Dediğinde Polat. Ekrem kaşlarını çattı. “Hayır dedim!” dedi sözcüklerini bastırarak. “Tamam lan ne kızıyorsun? Bir tane daha olsa fena mı olur? Fıstık gibi kız.” Dedi Polat. “Olmaz dedim. Ona göz kulak oluyorum.” Sevil hakkında konuşurlarken dediklerini duyuyordu. Bir hışımla ayağa kalktı. Ekrem'in basmış olduğu ayağında acısını hala hissediyordu.. Polat'ın önüne adımlarını sürükleyerek, diklendi. Kara gözlerini Polat’ınkilere korkusuzca dikmişti. “Bir şey mi dedin?” Dedi Sevil. “Kız sert çıktı.” Dedi Polat Sevil’e doğru eğildiğinde, kendisini kontrol ediyordu. Yumruğunu sıkarak öfkesini kontrol altında tutmaya çalıştı ve zorlukla tebessüm etti. “Göstermemi ister misin?” dediğinde sesi kendinden emin çıkıyordu. “Hiç bir şeyi bu kadar istememiştim.” Dedi Polat. Saliseler içince suratının ortasına inen yumrukla afallamıştı. Burnunu hedef almıştı. Polat şaşkınlık içinde bir adım geriledi. Şaşkınlığı yüzüne sirayet etmişti. Bunca zaman ilk defa bir kız kendisine vuracak cesareti göstermişti. Ekrem’e dönüp baktığında şaşkınca oturduğu yerden bakıyordu. Gözleri dışarı pörtlemiş ve hızla ayağa kalkarak yanına gelmişti. Yerde duran Polat'a bakmaya başladı. Sevil başını Polat denen herife çevirerek ciddi bir ifadeyle baktı .Kendine geldiğinde konuşmayı hatırlamıştı. “Sen ne yaptığını sanıyorsun be?” dedi Polat bağırarak. “Anlaşılan başka kızlar cesaret edememiş. Bu ne cüret? Sen kendini ne sanıyorsun?” dedi Sevil kendini parçalayacak gibi bağırırken. “Kızım var ya, kapa çeneni! Başına iş alacaksın!” Eğer biraz daha bağırmaya devam ederse bütün okul başlarına toplanacaktı. Polat elini burnuna götürdü, hafifçe kan sızdığını gördüğünde, Sevil oturduğu masasına giderek eşyalarını topladı. Çantasından bir tane peçete çıkartarak Polat’a bir paçavra fırlatır gibi fırlatmıştı. Peçeteyi alarak burnuna götürmüştü. Kan akışını kesmeye çalışıyordu. “Bunu ödeyeceksin. Hem de çok ağır.” Dedi mırıldanarak. “Senden korkan senin gibi olsun.” Dedi Sevil diklenirken. “Her yeri yakarım, seni de o yangının ortasına atarım.” Dediğinde Ekrem Sevil’in ağzına kapatarak bir adım geri uzaklaştırmıştı. Polat Sevil’in son sözüyle kahkaha attı. Sinirden küplere binmişti, Sevil’i parçalayacak gibi bakıyordu. Uzun zamandır kimse onu açıkça tehdit edememişti. Üstelik kendisine kafa tutan bir kızdı. Polar hışımla ayağa kalktığında, öfkeyle Sevil’in kolunu yakaladı. “Anlaşıldı, sen daha yenisin. Yoksa cesaret edemezdin böyle bir şeye. Ben kimim biliyor musun?” dedi Polat fısıldayarak. “Okulun baş yasak madde satıcısı mı? Bana bak, sen beni bununla mı korkutacaksın? Git başkalarında dene ,çünkü bende bu tehditler işe yaramıyor.” Dedi Sevil. Sertçe Polat’ın elini savurmasıyla eli havada kaldı. Kara gözleri öfkeden parlıyordu. “Anlaşıldı, sen kaşınıyorsun.” Dedi Polat ve elini cebine attı. Çıkardığındaysa iki tane hap olduğunu gördü. Sıkıca ağzımı kapatmıştı. Şimdi işler karışacaktı. Her zaman cesaret küpü olmak zorunda değildi. Ağzımı açmam için kolumu daha da sıkmaya başladı. Ekrem Polat’ı sertçe yakalayarak geri çektiğinde, kaşlarını çattı. “Hop noluyoruz?” dedi mavi gözlerini Polat’a diktiğinde öfke saçıyordu. Polat sinirle tekrardan kolunu yakaladı ve kendine çektiğinde, Ekrem Sevil’i diğer kolunda nazik ama güçlü bir şekilde çekerek arkasına aldı.  Arkadan kollarıyla Sevil’i sarmıştı. “Zorlama, nu işe Sevil bulaşmayacak.” Dedi Ekrem. “Sen bu işe karışma.” Dedi Polat. “Aramız bozulacak, bir kız için. Yapma.” “Seninle bir derdim yok, uzun zamandır iyi anlaşıyoruz.” “İyi şimdi uzaklaş, sana birde ben yumruk atmak istemiyorum.” Polat Ekrem’in üzerine fazla gidemiyordu. Çünkü pek çok kez başını beladan kurtarmıştı. Satıcılar arasında en iyi anlaştığı oydu. Kendisinden her zaman bir şey istememişti. Polat bir iki adım uzaklaştı ve sakinlemeye çalıştı. “Nasıl olsa onu bir gün yalnız yakalamayacak mıyım? O zaman görecek.” Dedi Polat gözlerini kısarak. “Eğer ona bir şey yapmaya kalkarsan; iki elim yakamda bilesin. Çok ciddiyim.” Dedi Ekrem. “Sevil’e dokunman beni çiğnemen demek olur.” Dedi Ekrem. “Bana tehdit ha? Neyine güveniyorsun sen? Şimdi hakkında şikayet etsem okuldan bile atılırsın.” Dedi Polat Ekrem’i tehdit ederek ezmeye çalışırken. “Satıcılardan en çok çevresi olan benim. Unutuyorsun galiba. Sana iyi para kazandırıyorum. Beni kaybetmek istemezsin.” Dedi ve duraksadı. “Değil mi?” “ Bir kız için aramızı bozuyorsun yani?” dedi Polat. “Dediğim gibi bana emanet edildi. Ayrıca doğru dur, aramız bozulmasın. İş hukukumuz var.” “Peki tamam.” Dedi Polat sırtındaki çantayı Ekrem'e fırlattı. Polat: Al. Bunlar on birin malzemeleri. “Tamam, hallederim.” “Hayır, on birin malzemelerini başka bir arkadaş halledecek. Sen on ikinci sınıflarla ilgilen.” Diyerek ikinci çantayı Ekrem’in ayaklarına fırlatmıştı. “Buda senin. Sefa ile dağıtabilirsiniz. Parayı da paylaşırsınız.” Dediğinde Polat. Ekrem şüphelenmişti. “Sen niye dağıtmıyorsun?” Önümüzdeki iki üç gün okulda yokum. Ankara'da büyük bir parti organize ediliyor, orayı bana bıraktılar. Büyük para var. Bu hafta olmam.” Dedi Polat. Arada öfkeli gözlerini Sevil’e atıyordu. Lakin o Ekrem’in kolları altındaydı. “Kolay gelsin.” Dedi Ekrem. Polat eliyle bize doğru silah işareti yaparak göz kırptı. “Size de.” Hızlı adımlarla kapıya yöneldiğinde Ekrem’in sözü onu durdurmuştu. “Bekle. On birin dağıtıcısı kim?” dedi Ekrem. “Yemekhanede Akşam Yemeği yenmeden önce burada olacak.” “Bir saat sonra yani.” Dediğinde Polat başıyla onaylamıştı. Polat hızlı adımlarla kapıdan çıkarak kapıyı arkasından çarptı. Ekrem çantaları yere bırakarak bana döndü. Endişeli ve meraklı görünüyordu. “Sen iyi misin? Elleriyle iki kolundan Sevil’i tuttu. “İyiyim.” “Yuh be kızım. Sende de ne deli cesareti varmış. Çocuğun suratına yumruğu geçirdin.” “Hak etti.” Gülerek Sevil’e baktı. “Helal olsun iyi geçirdin çocuğa, bildiğin burnu kanadı.” Ekrem elini kolumdan çekerek yumruk attı, elimi eline alıp baktı. “Elin kızarmış, büyük ihtimalle morarır.” Dedi sırıtarak. Bu kız delinin tekiydi. Resmen Polat’ın suratının ortasına yumruk indirmişti. Sevil acı içinde yüzünü buruşturdu. “Önemli bir şey değil, geçer.” Dediğinde kara gözlerinde acı vardı. “Koluna bir bakıyım.” Dediğinde gömleğini sıvayarak koluna baktı. Sıktığı yer belirgin bir şekilde kızarmıştı. “Dur ben sana buz getireyim, morarır.” Dedi Ekrem ve hızlı adımlarla koşarak kütüphaneden çıktı. Sevil sıkılmış bir şekilde sandalyeye oturdu. Gözü yerde duran iki tane spor sırt çantalarına takılmıştı. Tereddütlü bir şekilde yerinden kalktı. Çantanın önüne kadar tedirgince yürüdü. Yavaşça eğildi ve çantayı açtı. Çanta ağızına kadar bir çok yasaklı maddeler yığınıyla doluydu. Haplar, toz halinde poşete konulmuş olanlar… Midesine kramplar girerken bulantıyla birlikte kusacak gibi oldu. Gençler hayatlarını nasıl mahvetmeye izin veriyorlardı? Tekrardan düşününce iliklerine kadar duygusuzca titremişti. Hayatında bu kadar yasak maddeyi bir arada görmemişti. Düşünceleri hissettiklerine baskı yapıyor ve derin vicdan azabı çekiyordu. Ekrem’den hoşlandığını kendin itiraf etti. Kalbi acımıştı, bu torba yığınlarını görünce kalbine bir bıçak saplandı ve derin bir suçluluk hissiyle doldu. Böyle birisinden nasıl hoşlanabilirdi Hem de bir kaç gün içinde bu olaylar gerçekleşmişti. Ekrem’in sıcaklığı gözleri içten bakışları ve içindeki iyiliği her dakika daha da onu etkiliyordu. Kapının açılmasıyla düşüncelerinden sıyrılarak korkuyla sesin geldiği tarafa başımı çevirdi. Ekrem'in görünce rahatlama hissi bedenini kaplamıştı. Bir bakımdan da telaşlandı. Bu şekilde yakalanmak istemezdi. Çantanın fermuarını kapatarak ayağa kalktı. Hızlı adımlarla sıramın önüne gitti ve oturdu. Ekrem duygusuz gözlerle Sevil’e bakıyordu. Elindeki buzla yanına gelerek, sandalyeyi biraz önüne çekerek oturdu. Buzu koluna tutmaya başlamıştı. Ekrem’in kaçamak bakışlarını rahatlıkla yakalayabiliyordu. Rahatsızca kıpırdanarak dikleşti ve konuşmuştu. “Çantayı neden açtın?” “Meraktan.” Dedi Sevil. “Neyini merak ediyorsun? İçinde ne olduğunu biliyorsun işte!” dedi Ekrem. “Bana sinirlenme! Çantayı ortada bırakmasaydın!” dedi Sevil. “Niye bunu kendine yapıyorsun?” dediğinde Ekrem’in gözlerinde acı vardı. “Neyi?” dedi Sevil anlamazlıktan gelerek. “Kendine eziyet çektirmek hoşuna mı gidiyor?” “Bana eziyet çektiren sensin.” Sevil öfkeleniyordu. Bu yolun nereye gittiği belli değildi. Kaybolup gitmişti. Zamanla her şey kararıyor ve kocaman bir karanlıkta kayboluyordu. Hışımla ayağa kalktı. Buzu kenara koydu. “Kolun moraracak, otur da tutalım şunu.” Dedi Ekrem sakince. “Şişerse şişsin. Sanki çok umurumda. Konuyu değiştirmeye çalışma.” Dedi Sevil bağırarak. “Senin olmayabilir, ama benim umurumda! “Bırak!” dediğinde tekrar elinden kurtuldu, kocaman kütüphanede adımlarını serileştirerek kitapların arasına gitmişti. “Söyler misin, nereye gidiyorsun?” dedi Ekrem bıkmış bir ifadeyle. Haklı olabilirdi, çünkü Sevil’de nereye gittiğini bilmiyordu. Tek isteği bakış açısından kurtularak kaçmaktı. Ondan, kendisinden ve hislerinden kaçmak istiyordu. Öfkeden delirecek gibi oluyordu. Öfkelendiği tek kişi kendisiydi. “Kitapların arasında ne yapılır? Kitap aranır değil mi?” “Ne arıyorsun?” dedi Ekrem. “Bana yardımcı olacak kaynak kitabı.” İlk kısımdan arıyormuş gibi yaparak geçti  köşeden dönmesiyle diğer taraftaki kitapları incelemeye başladı. Aslında bu Kütüphane de yeterince ilginç kitaplar vardı, filmlerdeki esrarengiz kütüphaneler kadar gizemliydi ve de çok büyüktü. Ekrem'in arkamdan geleceğini düşünerek adımlarını hızlandırdı. Bir bakıma kaçıyordu. Sola yönelmesiyle diğer kitapların olduğu yere döndü. Ekrem'i karşısında bulmuştu. İrkilerek yerinden sıçradı ve bir iki adım geri attı. Ekrem elindeki kitabı Sevil’e doğru uzattı. “Bu kitap sana yardımcı olur.” Elindeki kitaba baktı. Şimdi başka bahane üretmesi ve ona sunması gerekiyordu. “Ben bu kaynağı istemiyorum. Ayrıca benim aradığım başka.” Dedi kestirip atarak Sevil. “Öyle mi?” dedi gülümseyerek. Kollarını birbirine bağladı. Arkada duran kütüphaneye dayanarak, burnunu tereddütsüzce havaya kaldırdı. Kendinden emin biçimde nefesini verdi. “Evet, öyle.” Dedi Sevil Gülerek bir sağ bir sol tarafa baktı ve bir adım daha atarak Sevil’e yaklaştı. Tek elini Sevil’in sırtını verdiği kütüphaneye dayadı. Diğer elindeki kitabı arkada boş olan rafa yere koymuştu. Boşta olan elini de Sevil’in arkasındaki kütüphaneye dayamıştı. Yavaşça ona doğru yaklaşarak mavi gözlerini dikmişti. Bakışlarını yüz hatlarında gezindiriyordu, yüzünü bu kadar yakından ilk defa görmüştü. Derin bakışları onu aklından vurulmuşa çevirirken, nefesini tuttu. Hareket edemiyordu. Polat’a yaptığı gibi atak yapamıyordu. “Kitap aramaktan çok benden kaçıyor olamaz mısın?” dedi fısıldayarak. Sevil biraz hareket ederek kıpırdandı. Elinden geldiğince yapmacık bir gülümsemeyi yüzüne takarak sergilemeye çalışmıştı. “Senden uzak durmamı istediğin, yada benden uzak durmaya çalıştığın için olamaz mı?” dediğinde Sevil kurduğu cümlenin mantıksızlığını düşündü. İkisi de aynı yola çıkmıyor muydu? Mavi gözleri Sevil’in kara gözlerine dikildiğinde, soluğunu yavaşça vermişti. Onunla mücadele etmekten pes ediyordu. Kulağına eğilmesiyle nefesini tuttu. Yumuşak ve kısık bir ses tonu kulağımda uğuldadı. “Kayboluyorum Sevil. Kayboldum ben en sonunda, Bir çıkış göster bana.” Dediğinde uzaklaştı. Eski yakınlığını koruyarak gözlerini Sevil’den ayırmamıştı. “O ne demek?” dedi Sevil anlamaya çalışarak. “Gerçekten anlamıyor musun? Yoksa anlamazlıktan mı geliyorsun?” dedi Ekrem. Tabi ki anlıyordu. Sadece düşündüklerinin olmaması için dua ediyordu. Olamazdı, onlardan olmazdı. Onlar birbirlerine uygun değillerdi. Zıtlardı. Kaçabildiği kavşakları dönerek kaçıyordu.   “Neyi?” Sevil tahmin ettiği cümleleri kurmaması için dua ediyordu.. Yoksa kaçacak hiç bir yeri kalmayacaktı. Kendisine kaçabilecek kocaman bir tünel arıyordu ve Ekrem o tünelin hep ucundan merhaba diyerek gülümsüyordu. Çıkmak sokaklara varmaktan usanmıştı. Kaçmak istiyordu. Bu okuldan bu mahalleden hatta bu şehirden... “Seni sevdiğimi.” Dediğinde Ekrem. Sevil hafifçe kaşlarını çattı. İtiraz ederken öfkeli görünmek için kendisini zorladı. İçinde uçan kelebekler tüm bedeninde uçuşurken, onlara uçmaması için emirler yağdırdı fakat olmadı. O heyecan gittikçe büyüdü, hatta kendini bile kapladı. Damarlarına, hislerine ve zihnine yayıldı. “Hayır. Sen beni sevmiyorsun. Sadece bana borçlu olduğun için öyle hissediyorsun.” Dedi Sevil kısık sesle söylediğini düzeltmeye çalışarak. Ekrem gözlerini bir süre yere devirdi ve zurlukla ona bakındı. “Bırak ta ne hissettiğini ben bileyim.” Demişti. “Yanılıyorsun.” Dedi Sevil. “Yanılmıyorum, ben seni seviyorum. Seni aklımdan çıkartamıyorum. Her an aklıma düşüyorsun. Sende benden hoşlanıyorsun, görüyorum.” Bütün vücudunu hareket ettiremediğini hissediyordu. Kas katı kesilmişti. Her cümlemizde aramızdaki mesafeler yok olup gidiyor, tünelin kapıları suratına kapanarak kaçacak yer bırakmıyordu. “Hayır.” Dedi kısk sesle itiraz ederek. Hafifçe acı içinde bakarak tebessüm etti. Gözlerimin önün düşen perçemleri kenara çekti. Bir anda aralarındaki minik mesafeyi tamamen kapattı. Sıcacık olan dudaklarını, Sevil’in soğuk dudaklarına bastırmıştı. Tamamen dondu, bunu beklemiyordu. Tüyleri diken diken olmuş, kalp atışları hızlanmıştı. İçindeki buz sıcaklığa yerini bırakıyordu. Kan basıncım ve kalp atışlarım bu soğukluğun verdiği heyecanla daha hızlı atmaya başladı. Şu ana kadar emin değildi, ama şuandan itibaren kesinlikle emin olduğum bir şey vardı. Ekrem'e aşıktı. Karşılık vermesini beklerken, vermeyeceğini anlayınca geriye doğru çekilmek için yeltenmesiyle düşüncelerini bir kenara bırakmıştı. Sadece duygularıyla hareket ederek küçücük bir öpücük dudaklarına bıraktığında, sağ elini saçlarının arasına götürerek bir kez daha öpmüştü. Ona karşı çok yoğun duygular besliyordu. Bunu yaptığı için ileride çok pişman olacaktı. Biliyordu. Kaybolmuştu, kötülüğün karanlığı ve boşluğu arasında savrulup gitmişti.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE