12. Bölüm

2070 Kelimeler
12.Bölüm   Hiçbiri ağzını açmazken bakışlarını yere eğerek rehavet içinde vakit kazanmaya çalışıyorlardı. Müdür adımlarını önümüzde dolaştırarak bir ileri bir geri gidiyordu. “Cevap ver Ekrem.” Dedi sesindeki emredici tonla. Mavi gözlerini yerden kaldırarak ağzını açacak gibi oldu ama açamamıştı. Uydurabilecek güzel bir bahanesi yoktu. Susmak belki de onun için daha hayırlı olacaktı. “Ben size gereken açıklamayı yapayım hocam.” Dedi Cenker soru kendisine yönelmiş gibi konuya dahil olarak. “O saat dilimlerinde kütüphanede ders çalışıyorduk. Hepimiz oradaydı.” Dediğinde Müdür Bey’in sağ kaşı alaycı ifadeyle havaya kalkmıştı. Ses tonundaki ciddiyet ve sertlik hat safhadaydı. “O saatte mi?” dedi Müdür Bey. “Hocam kütüphane öğrencilerin ödev yapması için  gece 23.00'a kadar açık. Biliyorsunuz.” Dediğinde Cenker sözünü bitirmişti. “Peki beş kişi birden mi ödev yapıyordunuz?” “Sınavlar hakkında araştırma yapıyordum, konuları toparlıyordum. Okulda yeni olduğum için toplu sınava gireceğim söylenmişti. Seviye belirlemek için.” Dedi Sevil kendini açıklarken. Söylediği yalana inanamıyordu. Belki de hayatında ilk defa yalan söylemek zorunda kalmıştı. Utancından yerin dibine girmek istedi fakat bir çaresi yoktu. Gerçekler ortaya çıkarsa kendi başı yanabilir, adı lekeye çıkabilirdi. “Ben ödev yazıyordum.” Dedi Ekrem gocunmadan. Müdür kendisinin başarılı olduğunu biliyordu. Babasını bizzat tanıyordu. O yüzden daha fazla sorgulama gereği duymamıştı. Müdür Bey’in sorgu dou gözleri Melike’yi bulduğunda, cevap vermek için ağzını açacakken elini havaya kaldırarak önledi. Tamam Melike. Senin söylemene gerek yok, kitap okumayı sevdiğini biliyorum.” Geçen bir sene içinde kitap okuma rekoru kırarak kendisine okulun önünde ödül vermişti. Bu yüzden Müdür Bey onu yakından tanıyordu. “Bir daha o saatte lütfen yatakhanelerinizde olun. Evet genel bir izin var fakat bu odalar arası kalabalıktan ötürü. Zor durumda olan öğrenciler için.” “Peki hocam.” Dedi Melike. Hepsi hafifçe başını sallayarak Müdür Bey’i onayladıklarında dikkat çekmemek için ellerinden geleni yapmışlardı. “Çıkabilirsiniz.” Dediğinde Ekrem çaktırmadan derin bir nefes almıştı. Sefa dikkat çekmemeye çalışarak kalabalıkta kaybolmayı deniyordu. Melike’nin yeşil gözleri Cenker’in üzerindeydi. Dün gece nerede olduğunu dair hiçbir fikri yoktu. Bunca yalanı sayıp sıralaması ve onları kurtarması akıl alınası değildi. Şaşırmış ifadeyle yüzüne bakarken Müdür Bey’in sesiyle duraksadılar. “Cenker sen bu gün okulda nöbetçisin.” “Nerede nöbetçiyim hocam?” dedi Cenker Müdür Bey’e dönerken. “Dış kapıda, Sefa ile birlikte.” Dediğinde yanıtladı. “Ben tek olsam olmuyor mu?” “Ya da vazgeçtim. Sefa'nın dersleri bu aralar düşük, ailesi şikayet edip duruyor. Sefa sen sınıfına çık.” Dediğinde Sefa başıyla durumu onayladı. “Tamam hocam.” Diyerek önden ayrılmıştı. Hesap verme işten kurtulmanın verdiği rahatlıkla sırıtarak dışarı çıkmıştı. Melike öfkeli bakışlarını ona dikmişti.   “Melike, sen Cenker ile çıkış kapısında nöbetçisin.” Kaçamak bakışlarını Cenker’e çevirdiğinde, hafif ciddiydi ve gözlerini kaçırmıştı. Okulda gerçekten garip mevzular vardı. Son iki günde karışmadıkları iş ve söylemeyen yalanlar kalmamıştı. Sefa ve Ekrem kendi hayatlarındaki karanlığa adeta kendilerini de çekmişlerdi. Hayatlarının bundan sonraki zarfını daha sakin geçirmek istiyorlarsa, ikisinden uzak durmaları gerekliydi. “Tamam peki.” Dedi Melike itiraz etmeyerek. “Melike ve Cenker siz gidebilirsiniz.” Melike kapıyı açarak Müdür Bey’in odasından çıktığında, Cenker onu takip ederek çıkmış ve kapıyı kapatmıştı. Sefa ise kapının önünde bekliyordu. Olayları anlamak için konuşmalara kulak misafiri olmak istemişti. Sevil Ekrem’le birlikte Müdür Bey’in odasında kaldıklarında, oldukça gerginlerdi. Sevil’in zeytin gözleri oldukça endişeli ve bir tutam korku içindeydi. Müdür Bey elindeki dosyaya baktı ve bir süre sonra kafasını kaldırdı ve Sevil’e gözlerini dikti. “Sevil Çokçetin. Okulumuza bu sene geldin, burslu olarak okulu kazandın. Puanların, notların ve derecen çok. Lakin üst sınıflara geçmen için bütün sınıf derecelerini geçmen gerek, bu yüzden yarın yeni gelen on kişiyle beraber sınava gireceksin. Hangi sınıfa girmek istediğini ve okul dereceni sen belirleyeceksin, çalışmaya başla. Bu gün derslere girmiyorsun. Bu arada okulumuza hoş geldin.” Dedi uzun izahını tamamlayarak. Sevil’in gözle görülen tedirginliği geçtiğinde sevinçle gülümsemişti. Sınavdan yüksek alırsa istediği sınıfa girebilecekti. Bu bugün aldığı en güzel haberdi. Sırıtmasına son vermesi gerektiğini anlayarak, yanıt verdi. “Çok teşekkürler hocam. Hoşbuldum.” “Kolay gelsin, hemen kitaplarını al ve kütüphanede çalışmaya başla.” “Ben artık çıkabilir miyim?” Dediğinde, Ekrem araya dahil olmuştu. “Ben?” dedi Ekrem sorarcasına. “Sen bu gün kütüphanede nöbetçisin, girenlerin ve çıkanların isimlerini kitapları masadaki listeye not edeceksin. Akşam 23.00'da odama gel. ve listeyi ver.” “Peki hocam.” Dedi Ekrem. “Artık çıkabilirsiniz.” Ağzı kulaklarına varmıştı. Sevil kapıyı hızla açarak dışarı çıktığında sevinçten çığlık atmak istiyordu. Ekrem kapıyı kapattığında beşi kapının önünde dikilmişti. Melike ne oldu dercesine bakıyordu. “ Sevil ne oldu? “Sessiz olun.” Dedi Ekrem gözleriyle etrafı süzerek. “Biraz ileride konuşalım, farkındaysanız tam müdürün odasının önündeyiz.” Diye ekledi. Yavaş ve sessiz adımlarla beşi boş koridorda birkaç adım atarak ilerlemiş ve Müdür Bey’in kapısının önünden uzaklaşmıştı. “Yarın sınava giriyorum.” dedi Sevil. “Ne sınavı?” “Kendi sınıfımı dereceme göre belirleyecekmişim.” “Ay, çok sevindim. Belki aynı sınıfta oluruz, ne dersin? “İnşallah.” “Pardon hanımlar.  Güzel sohbetinizi bölüyorum ama az daha yakalanıyorduk. Durumun ciddiyetinin farkında mısınız?” Melike Ekrem'in sert tavrı karşısında çıkıştı. “Bence de, onun için Cenker’e dua et. Borçlu olduklarınız listesi gittikçe kabarıyor.” “Tamam. İnandırıcı bir yalandı fakat…” Dedi Sevil sözünü keserek ve ekledi. “Cenker sen dün neredeydin?” Melike gözlerini kısarak Cenker’e bakmıştı. Herkes aynı şeyi düşünüyor olmalıydık ki, hep bir ağızdan aynı cümleyi mırıldanmışlardı. "Bizi takip ettin." “Gerek kalmadı, koridorda Ekrem’le Sefayı görmüştüm, zaten tahmin yürütmem zor olmadı. Dün gece kütüphanede nöbetçiydim, gece yarısı listeyi bırakmak için müdürün odasına geldim ve bu gün yataklarında olmayanların listesini masanın üstünde gördüm. Kütüphane listesine sizin adınızı da ekledim. Biraz g.özüm kaymış olabilir.” “Kaydı yani?” dedi Ekrem imada bulunarak. “Ne fark eder? Dün beşimizde yataklarımızda yoktuk. Sizinle son kez konuşacağım.” Cenker, Ekrem ve Sefa’ya döndü. “Siz ikiniz ne halt ediyorsanız edin. Ama eğer bir daha Melike ve Sevil’i karıştırırsanız, bu sefer ki gibi paçanızı kurtarmam. Haberiniz olsun.” “Biz karıştırmadık. Onlar geldi kendi yarım etti.” Dedi Sefa sırıtarak Cenker’e baktığında. “Kızlardan uzak durun, pis oyunlarınıza ve yalan dolanlarınıza alet edip onların geleceklerini de tehlikeye atmayın. Beni anlıyor musunuz?” “Tamam Cenker, ikisiyle konuşacak hiçbir konumuz yada ortak noktamız yok.” “Evet ya. Sadece normal insanlar gibi sorunsuz okulumu bitirmek istiyorum, dünden beri ömrümüzden ömür gitti.” Dedi Melike. Cenker Melike’nin yüzüne dahi bakmıyor ve pas vermiyordu. Dün gece olan olaydan dolayı Melike'ye kızgındı. “Neyse, sohbetinize doyum olmaz, çantamı toplayıp dış kapının oraya gitmem gerek.” Cenker Melike'yi beklemeden yanımızdan ayrıldı. “Sen nerede çalışacaksın?” dedi Melike Sevil’e dönerek. “Müdür Bey, kütüphanede çalışabileceğimi söyledi. Lakin yerini bilmiyorum. Hem kütüphanede sadece kitaplar olmaz mı? Orada nasıl çalışacağım?” “Bizim kütüphane küçük değil, kocaman. İçinde her türlü kitap var ve çalışmak için kare şeklinde bir masa var. Herkes orda oturup ders çalışıyor. Diğer tarafta da bilgisayarlar var, ama araştırma yapmak nedeniyle. Sosyal ağlara ve oyunlara asla girilmiyor. “Sosyal medya hesabım yok, yazın dondurmuştum. “Nasıl ya? Kullanmıyor musun?” dediğinde Melike yanıtladı. “Ne gerek var? Vakit kaybından başka bir şey değil.” “Haklısın.” Dedi Melike başını sallayarak. “Neyse, peki kütüphane nerede? Şu okul formalarından kurtulup, kitaplarımı alayım. Çalışmaya geçeceğim hemen.” “En üst katta, kütüphane oldukça sessizdir. Genelde kimse olmaz hele de okul zamanında.” “Yani sadece ikimiz olacağız.” Dedi Ekrem çarpık sırıtmasını yüzüne yaydığında. “Sen niye kütüphanedesin?” diye sordu Melike. Ekrem sakince konuştu. “Müdür sağ olsun, orda nöbetçiymişim. Bir nöbetimiz eksikti.” Melike hafifçe gülümsedi ve Sevil’e yeşil gözlerini dikti. “Allah yardımcın olsun.” “Merak etme, kafamı kitaptan kaldıracak vaktim yok.” “Her neyse, Melike sen nöbetçi olduğuna göre bende okuldan kaçayım.” Demişti Sefa. Her zaman ki gibi işine göre hareket etmeye çalışıyordu. Melike’nin yufka yürekliliğini kullanacaktı, fakat bu kez işlemezdi. Dün gece onlara yardım edelim derken başlarını çok büyük belaya sokmuşlardı. Onunla aynı bir kutunun içinde dakikalarca nefessiz kalmak zorunda kalmıştı. “Hayır çıkamazsın.” “Tuğçe'yi görmeye gideceğim.” Dedi dudak bükerek. “Beni ilgilendirmez!” diye bağırdığında kaşları çatılmış ve sesi çatallanmıştı. “Ne bağırıyorsun?” “Sabah yaptığın hayvanlığı ve zorbalığı unutmadım! Sizin yüzünüzden Cenker'le dostluğumuz bozuldu.” “Bence bozulması iyi olmuş, sizden dost olmazdı zaten.” Dedi Ekrem. “Ne?” dedi Sevil gözlerini kısarak. Şaşkın ve hayret verici bakışlarını Melike’nin üzerine çevirmişti. “Kapa çeneni Ekrem.” Dedi Melike kaşlarını çatarak. “Ortada tek taraflı aşk var.” Dedi Sefa sırıtarak. Onun sırıtması gittikçe sinirini bozuyordu. Suratının ortasına bir tane patlamak istedi ama yapamadı. “Tek taraflı değil ki, Cenker'de buna aşık ama söyleyemiyor.” Dedi Ekrem. Kes sesini Ekrem. Cenker bana aşık değil.” “Kendinin aşık olduğunu kabul ediyorsun yani?” Ekrem’in gülümsemesi bir kez daha yüzüne yayılmıştı. Melike’yle uğraşmak çok hoşuna gidiyordu. Onun tatlı kızgın hallerini özlemişti. Eski günleri ve geride bıraktıkları dostlukları burnundan tütüyordu. Onun gibi iyi kalpli bir arkadaş bulamamıştı. Melike’nin yeri çok özeldi. “Ya siz Ekrem bey? Bu karizmayla hiç kimseyi bulamadın mı?” “Hayır.” “Salak, senin yanına hiçbir kız korkudan yaklaşamıyor ki.” “Acelesi de yok.” “Ya Melike bak; sevenleri ayırmak günahtır, bırak ta okuldan çıkıp Tuğçe'nin yanına gideyim.” “O kadar çok düşünüyorsan hap vermeden önce düşünecektin. Hem zaten bir şey fark etmeyecek, çünkü kızı verirken o kadar zorlamışsın ki; kız senden korkuyor. Psikolojisini bozmuşsun.” “Ama beni seviyor öyle değil mi? Görmek istemese de geldiğimi bilmesi yeter.” Ekrem kahkaha attığında, Melike öfkeli bakışlarını ikisinin üzerinde gezindirdi. “Salak sen gidersen, hap getirdiğini zannedecek.” “Bana bak kıza hap götürmeyeceksin değil mi?” dedi Sevil sesini yükselterek. “Saçmalama, zaten verdikten sonra pişman oldum, bizim yaşadıklarımızı o yaşamasın. “Ekrem haklı.” Dedi Melike. “Hap getirdiğini sanıp yanına yaklaşmana izin vermeyecektir.” “O zaman odaya gizlice girmem gerekecek.” Dedi Sefa. Melike’nin gözleri kocaman olmuştu. “Kızı korkutma.” “Lan sanki kıza tecavüz ettim. Hepiniz aynı şeyi söylüyorsunuz.” Dedi Sefa. “Senden onu da beklemem diyemem. Çünkü cidden iğrenç bir pisliksin. Kendin için yaşıyorsun. Başkalarının ne dediği ve hissettiği umurunda bile değil.” Dediğinde Sevil Sefa yanıt vermişti. “Bak sabah ki olay için özür dilerim, zaten sana hap vermeyecektim. Sadece korkutmak içindi.” “Ekrem'den dayak yemen güzel oldu.” Dedi Melike. “Boş versene, hepsi aynı. Ne kadar benzemediklerini ispat etmeye çalışsalar da aynılar. Ekrem ciddileşmişti ve yüzünü öne eğmişti. “Böyle olmadığımı hepimizde iyi biliyoruz, ama senin iyiliğin için böyle bilmen daha doğru olur.” Ekrem yanlarından ayrıldı ve merdivenlerden yukarı çıktı. “Bu ne demek şimdi?” dedi Sevil. Ben kendimi tanıttığım gibi biri değilim, ama senin iyiliğin söz konusuysa; böyle tanımalısın. Doğrusu burudur diyor.” Dedi Sefa açıklama yaparak ve ekledi. “Yakında ortaya çıkar.” Melike Sefa’ya dönerek yürümesini durdurdu. “Ekrem sana bir şey mi söyledi?” “Söylemesine gerek var mı? Çocukluk arkadaşı olarak sen tahminde bulun.” Melike bakışlarını Sefa’dan Sevil’e çevirdi ve yeşil gözlerini onun üzerinde tuttu. “Diyorsun.” demişti. “Bence dedim, her neyse sen okuldan çıkmamı sağla. Bende Tuğçe'nin yanına gideyim.” “Sefa , bize görünmeden kaç git.” Sefa alaycı biçimde sırıttığında, okulun çıkışına doğru koşarak gitti. Melike Sevil’e yönelerek içten bir şekilde ofladı. “Bizde Cenker’le nöbetçiyiz, onun gönlünü almam lazım.” “Alırsın sen merak etme. Üzülme, düzelirsiniz.” “Umarım, neyse akşam yemekhanede görüşürüz.” Dedi Melike. “Tamam, görüşürüz.”       Sakin adımlarımı koridor uzantısında devam ettirdi. Sınıfa girerek kısaca özür dilemişti. Müdürün kendisine özel talimatını açıklayarak oturduğu sıraya gitti. Çantasına eşyalarını yerleştirerek topladı. Fermuarını çekerek sınıftan çıktı. Yatakhaneye çıkarak çantasını ve eşyalarını bıraktı. Üzerindeki resmi kıyafetlerden kurtuldu. Çalışacağı kitapları aldı. Odasından ayrılarak koridorda ilerledi ve okulun en üst katına kadar merdiven çıktığında soluk soluğa kalmıştı. Bir süre durarak soluklandı. Koridorun sonundaki Kütüphane yazısı gözlerine takıldığında, zeytin gözlerini ayırmamıştı. Aheste adımlarını oraya taşıdı, kütüphaneden içeri girdi. Bakışları etrafı incelerken hayretle tebessüm etti. Kütüphane çok büyüktü. Sağ taraftaki masada Ekrem’i görmesiyle boğazını temizledi. Mavi gözleri kendisine çevrilerek dönmüştü. Kısa süre içinde bakışlarını önüne diktiğinde, önündeki deftere yazı yazarak not almıştı. Yavaş adımlarla kütüphanenin içini gezmeye ve kitaplara bakınmaya başladı. Romanlar, ders kitapları, araştırma kitapları, ansiklopediler… Bir öğrencinin burada ödevini yapamaması imkansız gibiydi. Son olarak boş masanın yanına gitti ve sandalyeyi çekip oturdu. Önüne çalışacağı kitapları yığarken bir defter açmıştı. Önemli ve unuttuğu konuları not alacaktı. Ekrem göz hizasında kalıyordu. Göz ucuyla zeytin gözlerini ona dikti. Bakışlarını üzerinde görünce bakışlarını defterine çevirerek çalışmak için konsantre oldu. Düşünceleri dün geceye kayarken, kendini ders kitaplarına vermekte zorluk çekti.      
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE