13.Bölüm

2252 Kelimeler
13.Bölüm 18 Saat Önce. “Manyak mısınız? Gece gece, neden beni uyandırıyorsunuz?” dedi Tuğçe. “Tuğçe konuşmamız lazım.” Dedi Melike. “Sabah konuşuruz.” “Önemli.” Dediğinde Sevil. Tuğçe homurdanmıştı. “Hiçbir şey uykumdan önemli olamaz.” “Senin yeni hap kullanmaya başladığını ve Sefa'nın zorla sana verdiğini biliyoruz.” Dedi Melike. Tuğçe yatağından doğrulmuş ve dikleşmişti. Bakışları üzerimizde gezinirken uykusu kaçı vermişti “Yok öyle bir şey.” Dedi geçiştirmeye çalışarak. “Ekrem anlattı.” Dedi Melike. “Yani ne yapabilirim biliyorsanız? Ayrıca bunu söylemek için mi geldiniz?” dedi Tuğçe. “Bak biliyorum birbirimize uzun süreden beri gıcığız, bu hap olayı yüzünden ama inan bana zorla sattırdıklarını bilmiyordum, Sefa'nın bu kadar ileri gideceğini düşünememiştim. Tuğçe tedirgin gözlerini yere devirirken avuç içlerini sıkıyordu. “Hayvan herif.” Bunu yatakhanedeki kızların duymaması için yavaşça söylemişti. Gözlerini sağ tarafa çevirirken gözünden bir damla yaş akmıştı. “Hiçbir şey için geç değil.” Dedi Sevil üzgün gözlerini ona dikerken. Umudu olduğunu bilmesi lazımdı. Onu ikna etmelilerdi. Canı yanıyor gibi gözüküyordu. “Bağımlı sayılmazsın, hastaneye gidelim.” “Hayır. Ben hastaneye yatamam.” Dedi Tuğçe Sevil’e cevap vererek. “Hastanede uzun süreli kalmayacaksın. Eminim ki seni bir süre gözetim altında tutup bırakacaklar. Süreci rahat atlatmanı sağlarlar.” Dediğinde Sevil; Tuğçe gözlerini bir noktaya dikerek uzun süre düşündü. Kahverengi gözlerinin içinde acı ve hüzün barındırıyordu. İstiyordu, lakin içinde büyüyerek kocaman olan kokuları ona mani oluyordu. “Peki tamam.” Dedi duraksayarak sesini net tutmaya çalışıyordu. Yarın gideceğim.” Dediğinde Melike elini hafifçe omzuna koymuştu. “Bizde seninle geleceğiz.” Dedi destek vermek isteyerek. Tuğçe gözlerini Melike’ye kaldırarak uzun süre baktı ve buruk tebessümünü dudaklarına yaymıştı. “Teşekkürler, gerek yok.” “Yarın yanındayız.” Dedi Sevil sözlerini kestirip atarak. Tuğçe gözlerini Melike ve Sevil’in üzerinde gezindirirken minnettar bir bakışı vardı. Buruk biçim tebessümü dudaklarına yayılırken gözlerinden uyku akıyordu. Süzülen yaşlar ise onun ne kadar değişik duygular içinde olduğunu ve korktuğunu göstermişti. Korkaklığını yenerek bu durumdan vazgeçememişti. Bir elin ona destek vermesi belki de hayatını değiştirecekti. “Üzülme, Sefa’dan beklenen bir şey.” Dedi Melike ekleyerek. “Çok korktum. O kadar korktum ki, direnmeye çalıştım. Gücüm bitene kadar direndim, ama gücüm tamamen bitmişti. Sonunda pes etmek zorunda kaldım.” Tuğçe'nin ağlaması şiddetlenmişti. Kimsenin sesini duymaması için eliyle ağzını kapadı, ağlamaktan içi titriyordu. “Sakin ol geçti. Bak sen bağımlı değilsin, bunu aşacaksın.” “Bundan dolayı ağlamıyorum ki.” Dedi Tuğçe ve ekledi. “Hoşlandığım ve ona ilgi duyduğum birinin bana bunları yapmış olması o kadar kötü ki. Tüm olanların yanı sıra bunun ağırlığı ve yükü beni bitiriyor. “Sen Sefa'dan bahsediyorsun.” Dedi Sevil anlamaya çalışarak. Okula yeni geldiği için pek çok şeyi bağdaştırması uzun sürmüştü. Düşündüğüne emin olmak istemişti. Gözlerinden akan yaşlarla kafasını evet anlamında sallayan Tuğçe’nin yanına oturarak, yavaşça kendisine çekti. Omzuna yatırarak sımsıkı sarılmıştı. Sanki birkaç gün önce kavga eden onlar değildi. Tuğçe’nin bulunduğu duruma üzülmüştü. İçinde bastıramadığı merhamet duygusunun bir gün kurbanı olmaktan oldukça korkuyordu. “İnan bana. Düzelecek. Senin yanında olacağız. Ağlama lütfen.” Dedi Sevil. Tuğçe doğrularak göz yaşlarını temizlemişti. Elleri titrerken derin bir nefes aldı. Vücudunun dinginleşmesi için çabalıyordu. “Yatın artık beni düşünmeyin. Siz bu saate kadar neredeydiniz?” “Sefa ve Ekrem’i kurtardık, az daha yakalanıyorduk.” Dedi Melike. Tuğçe’nin gözleri kocaman olmuştu. “Ciddi misin?” “Evet, temizlik odasından kurtardık.” Dediğinde Melike Tuğçe ciddileşti. “Sen onları kurtaracak biri değilsin Melike.” “Ekrem benim çocukluk arkadaşım. Başımız derde girdiği her an birbirimize  yardımcı olacağız diye sözümüz var. Sözümü çiğneyemedim.” “Kurtulmalarına sevindim.” Dedi Tuğçe. “Sefa’dan nasıl hoşlanıyorsun? On dakika aynı kutuda zor durdum onunla.” Dediğinde Melike’nin tek niyeti Tuğçe’nin kafasını bir nebze olsun dağıtmaktı. Tuğçe’nin gülmesiyle; Sevil ve Melike’de gülmüştü. “Sinir etmiştir seni.” Dediğinde Tuğçe tebessümünü sürdürdü. Sevil konuşmayı yarıda kesmek isterce araya girdi. Saat ilerliyordu, yarın erken kalkacaklardı. Oldukça yorucu bir gün geçirmişlerdi. Aksiyonlu ve olaylı günün sonlanması için dua ediyordu. Yorgunluktan sırtları ve tüm bedeni ağrımıştı. “Yarın erken uyanacağız. Yatsak iyi olacak.” “İyi geceler ve teşekkür ederim.” Dedi Tuğçe tebessüm ederek. İkisi de ona bakarak tebessüm etmiş, yataklarına geçerek yatmışlardı.   Düşüncelerinden sıyrılarak gerçek dünyaya dönmesine sebep olan kitaba baktı. Başında hissettiği ağrıyla yüzünü buruşturmuştu, kafası zonkluyordu. Dün geceye dair tüm düşünceleri silinmiş, yerini acı hissi kaplamıştı. Zeytin gözlerini kısarak etrafta gezindirdi. Ekrem’in mavi gözleriyle karşı karşıya gelmesiyle zeytine andıran öfkeli bakışlarını ona çevirdi. “Hayata döndün.” Dedi Ekrem. “Kendi işine bak.” Dedi hafifçe çıkışarak. Kafasına kitap fırlatmasına sinir olmuştu. Ekrem bakışlarını yere devirmiş tavrını ciddileştirmişti. Sevil’in terslemesine bozulmuş görünüyordu. El kol şakalarından hiç hoşlanmazdı. Sevil gözlerini ders kitaplarına çevirdiğinde, artık derse başlamak için hazırdı. Sessizlik ve konsantre onun en büyük yardımcısıydı. Terslememden dolayı bozulmuş görünüyordu, kafamı öne eğip tekrardan kitabıma döndüm.   Melike ve Cenker okul çıkışında nöbetçi olmak için dış kapıya yerleşmişlerdi. Bir saate yakın hiç konuşmamışlardı. Melike sıkıntı içinde nefesini verirken, yeşil gözleri tedirgindi ve Cenker’i izliyordu. “Konuşmayacak mısın?” “Hayır.” “Biliyorum yaptığım hatalı bir şeydi, Ekrem'e yardım etmek zorundaydım. Cenker susmakla yetindi. Melike’nin kendine sunduğu bahaneleri onu zerre kadar ilgilendirmiyordu. Onu tek ilgilendiren Melike’nin iyiliğiydi. “Sondu, artık asla yardım etmeyeceğim. Lütfen asma suratını.” Cenker bakışlarını Melike’ye çevirdiğinde, ciddiyeti gözle görülecek biçimde korkutucuydu. “Ya yakalansaydınız? Ya okuldan atılsaydın? Beni düşünmüyorsan, biraz kendini düşünebilirsin Melike.” “Ne desem seni daha fazla kızdıracağım. Özür dilerim.” Yeşil gözlerini masum kedi yavrusuna andıran bakışlara çevirdiğinde, Cenker tebessüm etti ve yüzünü öne eğdi. Melike tebessüm ederek Cenker’i kendisine çekti ve sımsıkı sarıldığında, mutluydu. Onunla kötü olmak istediği son şeydi. Cenker onun için kıymetliydi. “Dayanamadın değil mi?” “Evet, ben sana dayanamıyorum.” Dedi Cenker. Melike eğilerek yanağına öpücük kondurdu. “Bana kızınca kendimi o kadar kötü hissediyorum ki? Sen benim için çok kıymetlisin.” “Sana hala kızgınım, çünkü Sefa'nın gitmesine izin verdin.” “Tuğçe dün gece çok ağladı, konuşmaları gerekliydi.” Dedi açıklama yaparak. “Bundan sonra karışmak yok.” “Asla.” Dediğinde gülümseyerek Cenker’e baktı. Ona çok değer veriyordu. Aralarının kötü olmasına dayanamazdı. İkisi de gülümseyerek önüne dönmüşlerdi. Bahçedeki ağaçlara baktıklarında, Melike hafifçe Cenker’e yaklaşarak elini tuttu ve sıktı.   Sefa Melike’nin kendisini görmezden gelmesiyle, okulun kör noktadaki duvarından tırmanarak atlamış; bir minibüse binerek Tuğçe’nin kaldığı hastanenin yolunu tutmuştu. Trafikte bir saat kadar kalarak gitmesi gereken hastaneye ulaştığında, içi geçmişti. Kendisini toparlayarak minibüsten indi. Kahverengi gözlerini etrafta gezindirerek, hastaneden içeri adımlarını sürükledi. Hastane girişinde durdu ve bölümlerin açıklandığı tabelayı inceleyerek asansöre ilerledi. Beşinci kata çıkarak girişte duran şişman kadının yanına yaklaştı. Masada oturuyordu. Muhtemelen kendisi bu kattan sorumluydu. “Merhaba. Tuğçe Demir'in odası hangisi acaba?” “İki yüz on üç.” Dedi şişman kadın. “Peki teşekkürler.” “Biraz bekleyin, önce Tuğçe Hanıma sormam gerekli.” “Okuldan arkadaşıyım.” “Sormadan sizi içeri alamam, prosedür böyle.” “Sürpriz yapmak istiyorum.” Dedi Sefa. “Maalesef.” Demişti kadın direterek. “O zaman şimdilik içeri girmeyeyim, bir arkadaşta gelecek onu bekleyeyim.” Dedi adımlarını koridorda ilerleterek oturduğunda gözlerini kadına dikti. Buranın çalışanı olduğu için muhakkak yerinden ayrılacaktı. Beş dakika sonra masanın üzerindeki telefon çaldı. Kadın kısık sesle bir şeyler konuşarak, kafasıyla onayladı. Ardından üst kata çıkmak için asansöre ilerledi ve bekledi. Asansöre bindiğinde içeri girmiş ve üst kata çıkmak için basmıştı. Sürgülü kapının kapanmasıyla birlikte Sefa çevik bir hareketle oturduğu yerden kalktı. Uzun koridorda koşarak iki yüz on üç numaralı odanın kapısından içeri hızlı biçimde girdiğinde, Tuğçe oturduğu yataktan hafifçe irkilerek kalkmıştı. Hastanenin bahçesini izleyen gözleri kendisine dönerek onu uzun süre süzmüştü ve tedirgin yüz ifadesi yüzüne yayılırken korkusunu belli etmemeye çalıştı. Ellerini yatağın iki yanında tutarak yumruk yaptı. “Senin burada ne işin var?” “Seni görmeye gelmiş olabilirim.” Dedi Sefa kapıyı kapatırken. Sırtını kapıya yaslamış ve kahverengi gözlerini Tuğçe’ye dikmişti. “Çabuk git buradan.” Dedi Tuğçe bakışlarını ondan ayırmazken. “Daha yeni gelmiştim.” “Defol, yasaklı madde istemiyorum.” “Sadece seni görmeye geldim.” “Vicdanını rahatlayacaksın, anladım. Tuğçe hızlı biçimde ayağa kalktı. Yürüyerek adımlarını sefa’nın önüne kadar ilerletti. Ellerini yumruk yaparak sıkmıştı. önümde durdu. “Seni görmeye geldim, merak ettim.” “Gördün ve bence artık gidebilirsin.” “Biraz konuşalım mı?” dedi ciddi yüz ifadesini takınırken. Sefa’nın ilk kez ciddi olduğunu görüyordu. “Yaptığım doğru değildi. “Sen benimle dalga mı geçiyorsun?” “Tamam, sana canice davrandım.” “Çünkü canisin ve bu yaşananları değiştirmiyor.” Dedi Tuğçe elleri titrerken. “Korkuyorsun.” Dedi Sefa Tuğçe’nin ellerine bakarak. “Hayır korkmuyorum.” Hızlı bir şekilde Tuğçe’ye yaklaşarak kenara sıkıştırdığında, olduğu yerde hoplamıştı. Gözlerini kapatarak başını sağ tarafa çevirmişti. “Korkmadığına emin misin?” Yüzünü yavaşça bana doğru çevirerek kaşlarını çattı. “Senden nefret ediyorum.” “Beni seviyor musun?” dediğinde afallamıştı. “Anlamadım.” Yavaşça eğilerek Tuğçe’nin dudaklarına öpücük bıraktığında, sertçe iterek bir tokat yapıştırdı. “Sen beni nasıl öpersin?” “Özür dilerim, gerçekten.” Tuğçe’nin yanağına yaklaşarak öpücük bıraktı ve geri çekilmişti. Sefa: “Geçen gün yaptığım şey için gerçekten özür dilerim. Gözlerinin içine baktığında yüzünü Sefa’ya çevirmişti. “Seni seviyorum.” “Sevme beni, git başkasını sev.” “Senin gibi olmaz.” Dediğinde Tuğçe suratına bir tane daha yapıştırmıştı. Yüzündeki derin yaraya geldiğinde kaşları hafifçe çatıldı. Bunları hak etmişti. Şuan kendisini dinliyor olması onu sevmesinden ötürüydü. Başka sebebi olamazdı. “Acıdı sanırım.” Dedi Tuğçe tebessüm ederek. “Ekrem’in vurduğu yerdi.” “İyi yapmış.” “Sevil’i korkutmak istedim. Hap veriyormuş gibi yaptım. Ekrem yakalayınca üzerime atladı.” “Neden? Sen manyak mısın?” “Seni şikayet ettiklerini düşündüm ve o yüzden hastanedesin sandım. Birde her şeye burnunu sokup duruyordu, korkutmak istedim sadece.” “Hap vermedin değil mi?” “Hayır.” “Gerçekten hayvanın tekisin.” “Evet öyleyim. Ben senin için fazla karanlığım, her şeye rağmen beni seven sensin.” Tuğçe bir anda şaşkın ifadeyle baktı. Sonra kendini toplamaya çalışarak konuştu. “Kim söylediyse sana yanlış söylemiş. Ben seni sevmedim.” “Çok kötü bir yalancısın.” “Küstah, ukala.” Dedi kaşlarını çatarken. “Biri sana sinirlenince çok çekici olduğunu söyledi mi?” Tuğçe gözlerini kaçırarak cevap vermedi. “Neyse çok kaldım ben, artık okula geri döneyim.” Dedi Sefa. Onu korkutmak gibi bir niyeti yoktu. Yanağına öpücük kondurduğunda, hafifçe burnunu sürtmüştü. “Seni seviyorum, okulda görüşürüz.” Dedi ve geri çekilerek adımlarını gerileterek bakışlarını ondan ayırmadı. Kapıdan çıkarak kapıyı kapatmıştı. Gülümsemesi yüzüne yayıldı. Sandığı kadar kötü geçmemişti. Tuğçe’nin onu hastaneden attıracağını düşünmüştü. Ne yaparsa haklıydı, ona büyük kötülük yapmıştı. Affetmeyebilirdi. Sadece hoşlandığını söylemek istemişti. Bu onun için daha üzücüydü, seviyor hali ona zarar veriyordu. Hemşire kendisini yakaladığında, bakışlarını önüne çevirerek hızla adımlarını ilerletti ve asansöre kendini atarak aşağı kata basmıştı. Derin bir soluk aldı. Hemşirenin sorgusundan kaçmayı başarabilmişti. Gülümseyerek bakışlarını asansör katlarının belirtildiği yere bakmıştı. Ekrem saatlerce kütüphanedeydi. Tüm derslerini bitirmiş, kontrollerini tamamlamıştı. Yemeğe bir saat kala kafasını kaldırarak bakışlarını Sevil’e çevirdi. Zeytin gözlerini bir kez bile görmemişti. Kafası hiç kitapların arasından yukarı kalkmamıştı. Nasıl bu kadar aralıksız çalıştığını sorguladı. Yaz tatilinden çalışma rutinine ara vermediği aşikardı. Belki de bahsettiği gibi fazlasıyla çalışkan bir öğrenciydi. Kendisi gibi başarı derecesi yüksek olmalıydı. Sadece uç değiştirmek ve silgi almak için odak noktasını farklı yöne kaydırıyordu. Arada da kısa bir mola ile su içmişti. Düşünceleri zihnini kurcalarken kafasını sağa sola birkaç kez salladı. Sevil’in tüm yaptıklarını takip ediyordu. Bu hiç uygun bir davranış değildi. Yaptığına mana veremezken, düşüncelerini ve hareketlerini sorguladı. Gözleri, saçları ve davranışlarında onu kendine çeken değişik bir çekim hissediyordu. Simsiyah saçları çok güzeldi. Boğazını temizleyerek su içti ve zihnindeki düşünceleri dağıtmaya çalıştı. “Bilemediğin yer varsa yardım edebilirim.” Dedi Ekrem. Başını kitaptan kaldırdı ve baktı. Gözleri kızarmış ve feri gitmişti. “Gerek yok, bana yardım etmek istiyorsan benden uzak dur.” “Peki, gidip elini yüzünü yıkamalısın açılırsın. Saatlerdir kafanı kaldırmadın, yüzünü yıkamalısın. Bu şekilde çalışma motivasyonun düşer. Yemeğe sadece bir saat var.” Sevil kolundaki saatine bakarak kaşlarını kaldırdı. “O kadar oldu mu? Çabuk geçmiş zaman.” “Evet oldu, ara vermelisin. Gözlerine ve beynine eziyet etmeyi bırak. Sende amma hırslı çıktın.” “Haklısın.” Dediğinde defterleri ve notlarını kapattı. Uykulu gözüken gözlerini rahatlatmak için ellerini gözlerine götürdü ve ovuşturdu. “En yakın kızlar tuvaleti nerde?” “Dışarıda, hemen sağda.” “Sağ ol.” Dedi sandalyeden kalkarak adımları kütüphanenin dışarısına taşındı. Lavaboya giderek yüzünü yıkamıştı.   Melike ve Cenker saatlerce dışarıda nöbetçiliklerine devam ediyordu. Sefa’nın geç kalmış olması Melike’yi endişelendiriyordu. Birden oturduğu yerin sağına birisi zıpladığında, korkuyla ayağa fırladı. Sefa’ydı. Sırıtarak ikisine bakıyordu. “Duvardan niye atlıyorsun manyak.” Dedi Melike. “Siz girip çıktığını görmeyeceği demediniz mi? Bende duvardan atlasım. “Garip hareketleri vardı. Tuğçe’nin yanına gidince iyicene garipleşmiş.” Dedi Cenker tebessüm ederek. “Sefa Tuğçe nasıl?” dedi Melike. “İyi.” Dedi tebessüm ederek. “Ekrem nerede? “Kütüphane de.” Dediğinde Cenker. Sefa adımlarını okula yönlendirmişti. Ekrem kütüphanede vakit kaybetmekten ötürü oldukça sıkılmıştı. Çantasına gelişi güzel attığı romanı çıkartarak ilk sayfasını açtı. Gözleri satırlarda gezinirken, Sevil’in içeri girmesiyle gözlerini ona çevirmişti. İçeri girerek eşyalarının olduğu yere gitti ve sandalyesine oturmuştu. Kitaplarını ve eşyalarını kaldırırken, Sefa içeri hızlı biçimde girmişti. Ekrem’in masasına doğru eğilerek, fısıldadı. “Aşığım oğlum ben.” Dediğinde, bakışlarını kitaptan kaldırarak Sefa’ya bakmıştı. “Korkma oğlum Sevile aşık değilim, Tuğçe’ye aşığım.” Diyerek fısıldadığında bu söylediğini Sevil duymamıştı. “Kendine gelsene.” Dedi Sefa tekrarlayarak. Sevil gözlerini ikisine çevirerek tebessüm etti. Çantasını toparlayarak kütüphanede dışarı çıkmıştı. Sırıtarak yürümesini sürdürdü. Onların ne kadar kötü birer insan olduklarını düşünseler de, onlarda birer insandı. Birilerinden hoşlanabiliyorlar ve sevebiliyorlardı. Onlar yokmuş gibi davranmak belki de en büyük hataydı. Her hayat birbirinden farklı ve yanlışlarla doluydu. Bir insanı yanlışına terk etmek en kötüsüydü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE