bc

Tefecinin Koynunda +21

book_age18+
327
TAKİP ET
2.6K
OKU
adventure
revenge
dark
forbidden
love-triangle
contract marriage
one-night stand
reincarnation/transmigration
family
HE
escape while being pregnant
time-travel
teacherxstudent
love after marriage
system
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
pregnant
arranged marriage
shifter
curse
playboy
badboy
kickass heroine
sporty
neighbor
stepfather
mafia
single mother
gangster
heir/heiress
blue collar
drama
tragedy
sweet
bxg
lighthearted
serious
kicking
mystery
scary
bold
loser
lucky dog
single daddy
werewolves
vampire
detective
game player
campus
city
medieval
mythology
office/work place
pack
small town
magical world
high-tech world
another world
ABO
cheating
childhood crush
disappearance
enimies to lovers
lies
rejected
secrets
soul-swap
superpower
rebirth/reborn
dystopian
harem
poor to rich
war
ancient
love at the first sight
affair
friends with benefits
polygamy
surrender
addiction
assistant
actor
substitute
villain
Pharaohs
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

❤️21 yaş ve üzeri için tavsiye edilir.

🔥Yetişkin içerikli sahneler ve işkence sahneleri detaylı bir anlatıma sahiptir.

❗Yaş farkı içermektedir.

‼️Yaşanmış olaylardan esinlenilmiştir.

❤️Hikaye 2000'li yıllarda geçmektedir.

*********

Takıntılı bir tefeci, aşık olduğu kızı elde etmek için kirli bir oyuna başvurur. Bir türlü elde edemediği kız, şimdi ona mecbur olacaktır.

Aşkta her şey mübahtır sözünü yaşayan ve yaşatan bir mafya... O bir tefeci...

Aşık olduğu kız ise, adı gibi Bahar'dı. Ta kiii baharını kışa çeviren tefeci Hakim Gürsoy hayatına girene kadar. Lakabı Karabasan olan Hakim, lakabının hakkını verecekti.

Kurulan bir tezgahla hayatı kökten değişen Bahar, hayatının iplerini yeniden eline alabilecek mi? Peki aşk ile nefret arasındaki ince çizgiyi koruyabilecek mi?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. "Ben Bahar. Bazen İlkbahar, Bazen Sonbahar..."
Keyifli Okumalar Dilerim... (Hikaye 2000'li yıllarda geçmektedir.) Bahar'ın Anlatımıyla... Ellerimi hızla durulayıp musluğu kapattım. Dolaba takılı olan havluya silip acele adımlarla vestiyere uzandım. Çantamı alıp boynumdan geçirdim ve çapraz bir şekilde yanımda durmasını sağladım. Kitaplarımı da aldığımda artık hazırdım. "Anne ben çıkıyoruuuuuum!" Konverslerimi giydiğim sırada aklıma gelen detayla bir kez daha bağırdım. "Bugün deneme olacak! Geç çıkarım belkiii!" Belki değil, kesin gecikirdim. Sınavın sonuna kadar kalıyordum her seferinde. Tam ayakkabılarımı giymiş kalkıyordum ki; önce kardeşimin ağlama sesi, sonra da annemin bağırtısı kulaklarıma geldi. "Bahaaar! Uyandırdın çocuğu!" Alt dudağımı ısırdığım sırada hemen kalkıp; "Pardoooooon!" diye bağırıp kapıyı kapattım. Hem gecikmiştim, hem de kardeşimi uyandırmıştım işte! Harika gerçekten. Salak Bahar! Bir de pardon diye bağırdın bir daha! Hızlı adımlarımla dershaneye doğru giderken, kolumdaki saate baktım. Kahretsin! 8 dakika kalmıştı yaaa ooofff! Meltem gitmiştir bile kesin. Kitaplarımı kolum ile göğsüm arasında sıkıştırıp koşmaya başladım. Tenim ateş gibi yanıyor, rüzgar saçlarımın arasından geçerek biraz da olsa ferahlamamı sağlıyordu. Yine de nefes nefese kalmıştım. Dershane kapısından geçip asansörü gözüme kestirdim. Valla hiç o kadar merdiveni tırmanamazdım bu halde! Öğretmenler kullanıyordu sadece ama, bir kereden bir şey demezlerdi herhalde? Kimse görmeden katı tuşlayıp, huhh dercesine bir nefes verdim. Aynadaki yansımama baktığımda yutkundum. Doğal sarı gibi duran saçlarımı düzeltip nefeslendim. Yanaklarım hem yanıyor, hem de kıpkırmızı görünüyordu. Beyaz tenli olmanın zararları... Asansörün kapıları açıldığında hızla kendi sınıfıma doğru ilerledim. "ÖSS Hazırlık" Kapıyı çalıp; "Gel!" denmesini beklerken, nefesimi tutmuştum. Sonunda beklediğim komut gelince kapıyı açtım. Mahcup bir şekilde bakıp dudaklarımı birbirine bastırdım. "Özür dilerim hocam." Edebiyatçı başını sallayıp; "Geç hadi Bahar." diyerek sınıfa geri döndü. Hemen Meltem'in nereye oturduğuna baktım. O da geç kalmış olmalıydı ki, en arka sıraya düşmüştü. Hızlı ve sessiz adımlarla en arkaya geçtiğimde, Edebiyatçı Tanzimat dönemi şairlerini anlatıyordu. "Nerde kaldın yine kızım?" Meltem'in fısıltılı sesine başımı iki yana salladım. "Napim kızım. Komşular gelecekmiş. Annem hemen bir kek çırp dedi. Bulaşıklar falan derken geciktim işte. Zaten çıkarken Efe'yi de uyandırdım." Burnumdan sıkkın bir nefes verdiğim sırada, öğretmenin; "Sessiz olun kızlar!" uyarısıyla defterimi açtım. Teneffüs olana kadar bir daha da konuşmazdık artık. Tahtada yazanları geçirirken sıkıntılıydım. Sayısalcıydım ben bir kere. Kim ne derse desin sayısal daha kolaydı. Edebiyatı, coğrafyayı, tarihi ezberlemekten başka yolum yoktu. Ve bilin bakalım kimin ezberi kötüydü! "Ooooooffff!" Meltem'in dirseğini böğrüme geçirmesiyle; "Bağırmasana salak!" demesi bir oldu. Yüzüm acıyla buruşurken, sözleriyle gözlerim irileşti. Önümdeki Osman arkasını dönüp; "Başladın yine oflamaya Bahar!" diyerek alaycı bir gülüş verdi. Gözlerimi bıkkınlıkla devirip elimle omzunu dürttüm ve önüne dönmesini sağladım. "Önüne dönsene sen bee!" Sınıftaki herkesin bana bakması beni rahatsız etmişti zaten. Altı saat okuldaki dersten sonra, dört saat de dershanede ders görmek kafamı şişirdi. Çalan zille birlikte denemeye gireceğim sınıfı buldum. Sınıfa girmeden önce Meltem'e döndüm. "Bana bak çıkışta bekle beni. Hava kararmış olur o zamana. Beraber dönelim mahalleye." Başını iki yana sallayıp; "Ablamgile gideceğiz bu akşam. Abim gelip alacak beni Bahar!" dedi. Canım sıkıldı şimdi. O kadar yolu tek mi gidecektim yani? İnşallah babam gelip alırdı beni. Sınıfa girip yerime oturdum. Kitaplarımı ve çantamı sıranın altına sokup kalemliğimi çıkardım. İçimden dua ederken, her denemede kendimi gerçek sınavdaymış gibi hissetmeye zorluyordum. Gözetmenler optikleri dağıttığında ismimi ve TC numaramı kodladım. Kitapçıklar geldiğinde gözetmenin sınavı başlatmasını bekledim. Süre başladığında 2 saat 15 dakika boyunca sorulara odaklandım. Kendi alanımı halletmiştim ama, ahhh şu tariiiiiiih! Doktor olmak için, soruların hepsini yapmam lazımdı. Sanki ameliyat esnasında Malazgirt Zaferi ne işime yarayacaktıysa! Hayret bir şey gerçekten. Allahım ne olurdu şu kuluna azıcık da ezber yeteneği katsaydın yani... Süre bittiğinde sınıfta tek tük kişi kalmıştı. Optiği teslim edip sırama geri döndüm. Canım sıkılmıştı. Sınava iki ay kalmıştı ama ben hala boş soru bırakıyordum. Çantamın kulpunu omzuma astım. Kitaplarımı da alıp can sıkıntısıyla sınıftan çıktım ve merdivenleri indim. İş hanının dışına çıktığımda yanımdaki ceketi giyindim üstüme. Hava soğumuştu. Bakışlarım etrafı taradı. Babam gelmemişti. Kesin yine mesaiye bıraktılar adamı yaa off! Eve giden sokağa girip yürürken hayatı sorguluyordum resmen. Neden doktor olabilmek için her şeyi öğrenmem lazım ki? Cebimdeki telefon titreyince çıkarıp baktım. Annem arıyordu. Açma tuşuna basıp; "Efendim anne?" dedim. Saatin kaç olduğunu ve nerede kaldığımı soruyordu. "Anne çıkarken dedim ya deneme var bugün diye!" Kardeşimin ağlama sesi geliyordu arkadan. Annemse gelen misafir dalgasından ne kadar yorulduğunu anlatıp, dedikodulardan dem vuruyordu. Onu dinlerken ben yoruldum. "Gelince konuşalım anne. Şarjım bitecek şimdi!" "Dikkatli gel. Kalabalığın arasında yürü. Kestirmeden geleceğim diye ara sokaklara girme sakın bak Bahar!" diye diye kapattı telefonu. Milletin de işi gücü yok zaten, benim peşime takılacaktı! Telefonu cebime sokup yürürken diğer sokağa girdim. Hava kararmış, tek tük yağmur atmaya başlamıştı. Birden sokağın ortasındaki iki adam, ortaya aldıkları adamı dövmeye başladılar. Adımlarım durduğunda, yutkundum. Devam mı etmeliydim yoksa geri mi dönmeliydim? Ben muallakta kalmış karar vermeye çalışırken, dövenlerden biri bir bıçak çıkardı. Bıçağın metal yüzeyi sokak lambasında parlarken, yüreğim ağzımda atmaya başladı. Beni gördükleri an, beni de öldürürdü bunlar. Allahım keşke annemin sözünü dinleseydim! Adımlarım geri geri gidip arkamı döndüğümde, kalbim de duracaktı neredeyse. Çığlığımı zar zor tutmuş, diğer iki adamın dikkatini çekmeden durabilmiştim neyse ki... Karşımda bir adam vardı ve şu an yüzüme bakıyordu. "G-Görmedim ge-gerçekten!" Titreyen sesim ve kekeleyen kelimelerim yüzünden ne kadar korktuğumu o da fark etti. Korkup kaçmaya başladığımda arkamdan; "Adın ne senin!?" diye bağırdı. O kadar salak mıydım acaba? Adımı söylersem beni bulup öldürürdü bu pislikler. Var gücümle koşarken kalbim duracaktı sanki. Yanaklarım bir kez daha yanarken, bütün vücudum da kaskatı kesilmişti. Kimdi bu adamlar? Acaba öldürdüler mi adamı? Alacaklı gibi evin kapısını çaldığımda, annem kapıyı bir sinirle açtı. "Kız çocuk uyuyor haaa Bahaar! İki etti bugün kızım!" Elim göğsümde kalbimin atışlarını sakinleştirmek ister gibi bastırırken, ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim. Hemen mutfağa geçip büyük bir bardak su içtim. Sakinleşmem lazımdı. Annem anlarsa daha beni yalnız göndermezdi dershaneye. Artık dershaneye de ben, annem ve 3 yaşındaki kardeşim hep birlikte gider gelirdik! Kendimi banyoya atıp elimi yüzümü yıkadım. Başımı lavabodan kaldırıp aynaya baktığımda yüzümden damlalar kayıp gidiyordu. Ama benim gördüğüm o görüntüler aynada yeniden oynuyordu sanki. Siyah takım elbise giymişti hepsi. Kötü adamlara benziyorlardı. Hele o karşımdaki adam... Yaşı benden büyüktü belliydi. Kaşının birinde kesik vardı. Boynundaki gümüş zincir aynı o bıçak gibi parlamıştı. Kirli sakalı ve temiz yüzüyle masum gibi görünse de, tipi de bakışları da ben tehlikeliyim diye bağırıyordu resmen! Zaten iri yarı bedeni yüzünden yüzünü görmek için başımı kaldırmıştım. Ama o bal sarısı gibi duran gözleriyle nasıl da bakmıştı öyle? Sanki ta içimi görüyor gibi bakmıştı. Kaşlarım çatıldı. Ne saçmalıyordum ben? Salaktım! Yemin ederim süzme salaktım! Bir de bu kafayla doktor olmayı hayalliyordum yani! Az önce korkudan altına sıçacaktın Bahar! Yusuf yusuf kaçarken adamın bal sarısı gözleri durdurmadı seni ama geri zekalı! Yüzümü kurulayıp banyodan çıktım. Annem kardeşimi uyutmuş, televizyonun başında çarkıfeleği izliyordu. Mutfağa gidip bir tabak makarna koydum kendime. Yalnız kalamazdım şu anda. Tepsiyi hazırlayıp salona geçeceğim sırada kapı çaldı. Bir an beni takip etmiş olabilecekleri aklıma gelince dondum kaldım. Sonra başımı iki yana salladım. Beni takip etmiş olsalar kapıyı mı çalarlardı? Kapıyı açtığımda babamı gördüm. Geri çekilip; "Hoş geldin baba." diyerek geçmesini bekledim. Aklıma gelen ihtimal yüzünden sokağa baktım. Babamdan başka kimse yoktu sanki. İyi. En azından içim rahat etmişti. Babama da tabak ayarladığımda, mutfak masasında yemeğe başladık. Annem de elinde bardağıyla gelmiş, çayını yanımızda içerek bize eşlik ediyordu. Ben Bahar. Duygu durumuma göre bazen ilkbahar, bazen sonbahar gibiydim. Yani babam hep böyle derdi. Ailenin büyük kızıyım. 18'ime geçen ay girmiş; lise son sınıf öğrencisiydim. İki ay sonra da üniversite sınavına girecektim. Bir küçük kardeşim Fatih... O hayatını kaybetmişti. Tam 5 sene önce... Hastalığı da bulunamamıştı, tedavisi de... Bunca yıllık tüm birikimi sırf o iyileşsin diye harcamıştık. Para oluk oluk akmıştı ama, tedavi namına hiç bir şey yoktu. O yüzden doktor olmaya karar vermiştim ben de. Belki ben öğrenirdim hastalığını... Belki çaresini ben bulurdum... ya da Fatih gibi başka çocuklar da var mı onu öğrenirdim. Bilinmezlik ve kaybetmişlik, insanı kör bir kuyuya atıyor sanki. Sürekli neden ya da nasıl diye sorgulamak, oldukça tüketici olabiliyor... Annem ve babam şu an sohbet edip gülüşseler de, evlat acısını unutabildiklerini hiç sanmıyordum. Sadece unutmuş gibi yapıyor, hayata devam etmeye çabalıyorlardı. Ben bile sürekli anımsayıp duruyorsam, onların unutması mümkün değildi. Neyse ki Efe doğmuştu da, onların yarasına tuz basıp dağlamıştı. Onun sevgisi sayesinde aslında ben de o ölü toprağını üstümden atmış gibiydim.. Fatih ölünce sanki hepimiz onunla birlikte o mezara girmiştik. Annem denemenin konusunu açınca, babam bana döndü. "Nasıl iyi geçti mi bari bu sefer?" Moralim bozuldu bir kez daha. "Şimdi kitapçığı kontrol edip bakacağım kaç netim var diye baba..." Düşük ses tonumu duyan babam, kolumu sıvazlayıp; "Bana bak Bahar. Doktor olmazsın da, hemşire olursun kızım? İkisi de sağlık sonuçta." dedi. Hala moralimin düşük olduğunu görünce devam etti. "Hem ne diyorduk biz babam? Bu hayatta sağlıktan öte hiç bir şey önemli değildi. Hatırladın değil mi? Bu hayatta bir ölüme çare yok. Yoksa ne olursa olsun, yaşıyor insan... Alışıyor..." Düşen sesi yüzünden kardeşimi anımsadığını hissettim. Kafamı duvarlara vurma isteği doldu içime. Akşam akşam adam işten yorgun argın dönmüş, ben de kendi şımarıklığımla insanların yarasını deşiyordum resmen! "Doğru dedin baba. Zaten benden doktor olmaz. Olsa olsa, "Aç götünü de iğne yapayım!" diyen cadaloz hemşirelerden olurdu...." Ayağa kalkıp anneme iğne vurmak için gelen hemşirenin taklidini yapmıştım. Ama bu kez gülmek yerine sadece tebessüm etti ikisi de... İkisini de yanağından öpüp odama geçtim. Çünkü ben onların modunu yükseltmek için çabaladıkça, onlar kendini daha kötü hissediyordu. Hissediyordum. Onları yalnız bırakmak, daha iyiydi. İkisi birbirinin yarasını sararken, ben de derslerime sarılıyordum işte. Gece lambamı yakıp yatağıma uzandım yüz üstü. Ayaklarımı dizlerimden kaldırmış yukarı doğru sallarken kitapçığım önümdeydi. Kitaptan doğrularını bulup işaretlediğim sorulara bakarken telefonum titredi. Şu telefonu da bir değiştiremedik gitti. Bu devirde 3310 kullanan mı vardı ya! Neyse en azından babam söz vermişti. Üniversiteyi kazandığında söz kızım, sana da kameralı telefon alacağım! Meltem mesaj atmıştı. Hesabına göre 340 puanı vardı. Parmaklarım üstündeki yazıları silinmiş tuşların üstünde gezinip durdu. Sonunda yazdığım mesajı gönderdim. Sen o puanla Mimarlığı unut canım! Ben de bu gidişle doktorluğu unutacağım çünkü :( Doğru ve yanlışları hesapladığımda, benim de puanım 410 civarı çıkmıştı. Saçlarımı karıştırıp tepindim yatağın üstünde. En az 450 puan almalıydım ki herhangi bir tıp fakültesine girebileyim yaaaa! Okulun vereceği puanla anca yeterdi o da zaten! Sinirle kalkıp üstümdekileri çıkardım. Üstümde atletimle yatağa yönelip yastığın üstündeki pijamalarımı alacaktım ki, camın önünde bir karartı gördüm sanki. Hareketlerim donarken bir kaç saniye bekledim. Nefes almayı bile unutmuş, tüm dikkatimle sokağı izlemeye dalmıştım. Kalın perdeyi çekmeyi unutmuştum ama ışığım da kapalıydı. Kimse göremezdi yani ben değil mi? Kuruntu yapıyor olmalıydım. Evet evet... Başka türlüsünü düşünürsem, korkumdan yolda bile yürüyemezdim. Aceleyle pijamalarımı giyindim. Bir cesaretle tülü çekip sokağa baktım. Kimse yoktu şükürler olsun ki... Kalın perdeyi, peşine de tül perdeyi çekip kapattım. Kendime şok olurken yatağın içine girip yattım. Hangi cesaretle açmıştım perdeyi acaba? O adamı görsem ödüm bokuma karışmayacaktı sanki? Dakikalar sonra gözlerim kapanırken, telefonumun şarjının biteceğini haber veren sesini duydum. Yılgınlıkla yatağın yanındaki komodine uzandım. Kalın uçlu şarj aletini ararken, bir şeyler devrilecek gibi oldu. Sonunda bir gözüm açık bir gözüm kapalı şarjı takabildim. Gözlerim kapanırken hayatımın bundan sonrasını bugünümün değiştireceğinden habersiz, derin bir uykuya daldım. . . . . Devam edecek...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

HÜKÜM

read
227.1K
bc

AŞKLA BERDEL

read
84.5K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
49.4K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
71.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
534.6K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
30.3K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook