8.BÖLÜM HOCA HANIM

1259 Kelimeler
Evet, biraz nutkum tutulmuş olabilir ama kısa sürede kendimi toparladım. Sakin olmaya çalışıyordum. ☺️ Resul hoca kapının önünde durmuş, içeri girmeden beni izliyordu. “Hocam, içeri girmeyecek misiniz?” “Tabii ki gireceğim. Kusura bakma Eda, bir an aklıma bir şey takıldı.” “Anne, ben sofrayı hazırlayayım. Yemeğe geçsek olur mu?” “Olur kızım.” Handan annemle Nebahat teyze konuşmaya başlamıştı. “Handan Hanım, kızınızda bir değişiklik var ama çok güzel olmuş. Maşallah, Allah sahibine bağışlasın. Daha küçücük.” “Estağfurullah Nebahat Hanım. Evet, kendi isteğiyle böyle oldu. Ama çok şükür… Eskiden hep oflayan kızım gitti, yerine sözümü ikiletmeyen bir kızım geldi. Çok şükür, çok şükür.” “Aynen öyle. İnsan yolun neresinden dönerse kârdır.” Onlar konuşurken ben de sofrayı hazırlamıştım. Resul hoca da namazını kılıp sofraya geldi. “Evet, afiyet olsun ama yemeğe başlamadan önce size güzel bir haberim var Nebahat Hanım.” “Ne haberi Handan Hanım, merak ettim doğrusu.” “Eda’nın bugün üniversite sonuçları açıklandı.” “Eee, sonuç ne peki?” “İstanbul Üniversitesi Din Kültürü Öğretmenliği kazandı.” Bir anda “din kültürü öğretmenliği” lafını duyunca ağzımdaki lokma boğazıma kaçtı. “Ay oğlum, iyi misin?” “Öhö… öhö… iyiyim anne. Su kaçtı.” “Heh, iyi ol aman.” Resul hoca bana bakarak sordu. “Eda, sen gerçekten din kültürü öğretmenliği mi okuyacaksın?” “Evet hocam.” “Allah daim etsin inşallah Edacım.” “Teşekkür ederim hocam.” Nebahat teyze gülümseyerek konuştu. “Artık şu ‘hoca’ kelimesini kaldırsak mı Edacım?” “Neden anne?” “E kızım, artık lisede değilsin. Resul da senin hocan değil.” “Anne, olsun. O benim hocamdır. Ne olursa olsun saygıda kusur edemem.” Nebahat teyze gülerek başını salladı. “Peki Edacım, sen nasıl hitap etmek istersen.” “Peki Nebahat teyzeciğim.” Biraz çekinerek Resul hocaya döndüm. “Şey… hocam, sizin için de uygunsa size Resul abi diyebilirim.” Resul hoca gülerek itiraz etti. “Abi deme ya… Bana göre hocam demen daha makul.” 😂 Hepimiz bir anda gülmeye başladık. O gece de böylece bitmişti. Ben hem üniversite okuyordum hem de camide kız öğrencilere ders veriyordum. Bu durum gerçekten çok hoşuma gidiyordu. Bir gün camide kızlara ders anlattıktan sonra onlara bir hikâye anlatmak istedim. “Çocuklar, bugün size komik bir hikâye anlatacağım. Ben küçükken camideki hocam bize anlatmıştı. Şimdi anlatmak bana nasip oldu.” “Anlatın hocam!” Aynı sırada Resul hoca da yukarıdaki camide erkeklere ders veriyordu. Tabii benim de o camide ders verdiğimi bilmiyordu. Ta ki bizim afacan Can merdivenlere çıkana kadar. “Can, gel oğlum! Orası erkekler tarafı değil.” “Hocam ne olur bekleyin! Burada bir hoca hikâye anlatıyor.” Resul hoca Can’ı almak için merdivenlere yönelmişti ama bir baktı ki bütün öğrencileri merdivenlere oturmuş gizlice hikâyeyi dinliyordu. O da istemeden kulak misafiri olmuş. Ben ise kızları etrafıma toplamıştım. “Hadi çocuklar, bir çember yapalım. Hikâye başlıyor.” “Tamam hocam!” Anlatmaya başladım. “Bir gün yaşlı bir kadın varmış. Bu kadın evinde yalnız yaşarmış, kimsesi yokmuş. Bir gün telefonu çalmış. Açmış telefonu… Karşıdan bir ses gelmiş: ‘Merhaba… Ben Kanlı Parmak. 1 ay 2 hafta 3 gün sonra kapının önündeyim.’ Kadın bunun bir telefon şakası olduğunu düşünmüş ve kapatmış. Bir hafta sonra telefon yine çalmış. Aynı ses yine konuşmuş: ‘Merhaba… Ben Kanlı Parmak. 1 ay 1 hafta sonra kapının önündeyim.’ Bu sefer kadın biraz tedirgin olmuş ama yine çok da önemsememiş.” Kızların hepsi birbirine sarılmış, merakla beni dinliyordu. “Aradan zaman geçmiş. Bir ay dolmuş. Telefon yine çalmış. Kadın açmış. ‘Merhaba… Ben Kanlı Parmak. Şu an binanın kapısındayım.’ Kadın korkmaya başlamış. Biraz sonra telefon yine çalmış: ‘Merhaba… Ben Kanlı Parmak. Şu an kapının önündeyim.’ Kadın korkarak kapının deliğinden bakmış. Gerçekten bir adam görmüş. Elinde bıçakla kapıyı açmış. Adam parmağını kaldırarak demiş ki: ‘Merhaba… Ben Kanlı Parmak. Parmağıma yara bandı var mı acaba?’ ” Kızlar önce korkmuş, sonra bir anda kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Tam o sırada arkadan bir ses geldi. “Hocam, o kadar market varken yara bandı alacak parası yokmuş mu da kadının evine gelmiş?” Arkamı döndüm. Resul hoca orada duruyor ve gülüyordu. “Resul hocam! Siz de mi buradaydınız? Ama kızlar tarafına gelmek yasak.” “Kusura bakma Eda hocam.” Eda hocam… Bu söz kulağıma garip ama güzel gelmişti. “Bizim afacan Can hikâyeyi dinlemek isteyince diğerleri de peşinden geldi. Ben de kulak misafiri oldum.” “Estağfurullah hocam. Bir gün bütün öğrencilerle piknik yapsak diyorum. Orada daha güzel hikâyeler anlatırım.” Kız erkek bütün öğrenciler bir ağızdan bağırdı. “Eveeeet!” “O zaman bir gün ayarlarız. Hadi bugünlük bu kadar, herkes evine.” “İyi akşamlar hocam!” Resul hoca bana döndü. “Eda, evlerimiz zaten yan yana. Beraber gidelim mi?” “Yanlış anlaşılmasın hocam.” “Kim yanlış anlayacak ki?” “Peki hocam. Feracemi alıp geliyorum.” “Ben seni aşağıda bekliyorum.” Artık lise bitmiş, üniversiteye başlamıştım. 18 yaşındaydım ve iki ay sonra 19 olacaktım. Zaman o kadar hızlı geçiyordu ki insan fark etmiyordu bile. Yolda yürürken Resul hoca sordu. “Eda, hayat nasıl gidiyor?” “Allah’a hamdolsun hocam, çok şükür. Siz nasılsınız?” “Elhamdülillah, ben de iyiyim. Sana bir şey söyleyeceğim. Biliyorsun öğretmenlik yüzünden askere gidemedim. Haftaya asker uğurlaması yapacak annem. Sen de gelir misin?” “Hocam, sizin bizim üzerimizde çok emeğiniz var. Gelmezsem ayıp olur.” “Çok teşekkür ederim Edacım.” Evin önüne gelmiştik. “Eve de geldik. Hadi sen geç içeri.” “İyi akşamlar hocam.” “İyi akşamlar Eda.” Eve geçtim. Biraz Kur’an okudum. İftar vakti yaklaşınca anneme yardım edip sofrayı kurduk. Kazandığım parayla babamı ameliyat ettirmek istiyordum. En büyük hayalim buydu. “Babacığım, nasılsın?” “İyiyim kızım. Sen nasılsın?” “Ben de iyiyim baba. Çok şükür her şey yolunda.” “Allah daim etsin güzel kızım.” “Teşekkür ederim babacığım.” Yemekten sonra çay içip sohbet ediyorduk. Ta ki annemin söyledikleri moralimi bozuncaya kadar. “Salih Bey, geçenlerde bir kadın geldi. Önce kızımızı övdü, sonra ‘kızınıza talibiz’ dedi.” “Öyle şey mi olur Handan? Kız daha 18 yaşında.” “Ben de öyle dedim. Ama kadın ‘Nişanı takarız, zamanı gelince düğünü yaparız’ dedi.” Bir anda dayanamayıp konuştum. “Bana niye sorulmuyor acaba?” “Kızım, zaten evet demedim.” “Anne, evet de desen hayır da desen… Ben evlenmeyeceğim. İstemiyorum.” “Neden?” “Sebebi bende kalsın anne.” Lisede dört yıl boyunca sevdiğim biri olmuştu. Herkes biliyordu ama o beni sadece kullanmıştı. En son yazdığım 300 sayfalık şiir defterimi yırtıp attığını görünce ondan tamamen nefret etmiştim. O yüzden bir daha kimseye âşık olmak istemiyordum. “Anne, ben yatıyorum. Allah rahatlık versin.” “Tamam kızım. Allah sana da rahatlık versin.” Aradan bir hafta geçti. Resul hocanın asker uğurlaması vardı. Bordo renkli tesettür elbisemi giyip mahalleye gittim. “Hoş geldin kızım.” “Hoş buldum Nebahat teyzeciğim.” “Hoş geldin Eda.” “Hoş buldum Resul hocam.” Tam oturacakken Resul hocanın arkadaşları yanına geldi. “Resul, hayırdır bu kim?” “Benim öğrencim.” “Emin misin öğrencin olduğuna?” “Ne demek istiyorsun?” “Kıza nasıl baktığını görüyoruz.” “Beyler!” 😡 “Tamam tamam hoca, kızma. Ama dikkat et… Bu kız elden gider, bizden söylemesi.” “Size ne!” Resul hocanın aklı karışmıştı. Eda evlenir mi? Yok, evlenmez… Ama ya evlenirse? Yok yok… evlenmez. Tam bunları düşünürken fark etti ki Eda ortalıkta yoktu. “Bu kız nereye gitti?” ( yavaş yavaş bir şeyler ortaya çıkıyor anlarsınız ya gençler 🤗🤭)
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE