4. Bölüm "Mutlak seveceksin beni"

1103 Kelimeler
Her şey olabilecekken dünyada, onun olabilmek istedim. Ağlamaktan yanaklarım gibi kızaran gözlerimin, şişkinliğiyle karışık hafif sızısı varlığını her an hissettiriyordu. Uzun zamandır elimde tuttuğum kitabın satırlarında gözlerim gezinip duruyor, fakat zihnim bir türlü esir düştüğü satırların esaretinden kurtulamıyordu. Öyle ki, saatlerdir aynı sayfayı açıp bakmaktan öteye geçememiştim. Ben, Süreyya Yakut. Hayatım boyunca tek bir arzu taşıdım içimde. Bütün varlığımı yöneten, uykularımı çalan, nefesimi bile gölgesinde taşıyan bir arzu... Ömrümün her bir adımı, delicesine kapıldığım o adama adandı. Bir çift kara göz vardı ki, uğruna benliğimi tüketmekten kendimi o bakışlarda eritmekten hiç çekinmedim. Kimi insanın yüzlerce hayalî olur, kiminin kalbinde binlerce dilek saklı kalır. Oysa benim düşüm de, göğsüme gömdüğüm dileğim de tek bir taneydi. Tek bir adam, tek bir arzu. Son üç yılımı, yollarımı, bütün seçimlerimi şekillendiren bir kara sevda vardı. Her sabah uyandığımda zihnimin perdesini ilk onun hayalî aralardı. Gece gözlerimi kapattığımda karanlıkta o bakışlar parıldar, sevdamın gözleri beni uykuya değil bambaşka âlemlere uğurlardı. Dünya, benim için o gözler etrafında dönüyor gibi gelirdi bana. Kendimi çoğu zaman akıntıya kapılmış gibi hissederdim. Öylesine akıp giderdim ona. İrademin pek bir hükmü kalmaz, bütün benliğimle o çekime teslim olurdum. Her şey, gizli bir mıknatıs gibi beni ona sürüklerdi. Ve ben, Süreyya Yakut. Kaderimin ne olduğu bilmeden, Eşref Tunga'nın gözlerinde bir ömür tüketmeyi çoktan kabul etmiştim. Dış kapının tok sesi, yüreğime dokunan sert bir uyarı gibiydi. Hızla kapanan sayfaların ardından kitabı kucağıma bıraktım. İnce parmaklarm, yanaklarıma yapışan yaşları telaşla silmeye koyuldu. Oysa ben çok iyi biliyordum ki, bu beyhude bir çabaydı. Eşref, tek bir bakışıyla çözerdi beni. Ondan kaçışım yoktu. "Firuze'm..." İçimden yükselen titremeyi bastırmaya çalışarak, dudaklarıma bir tebessüm kondurdum. Ne kadar samimi görünürse görünsün, kırgınlığımı örtmeye yetmeyeceğini biliyordum. Derin, içli bir nefes aldım. Saniyeler sonra, salonun kapısında beliren o heybetli bedenle karşı karşıya geldim.Eşref Tunga yakışıklıydı. Yakışıklıdan ziyade güzeldi. Yeryüzünde sevdanın en çok yakıştığı adamdı. "Firuze, neden ses vermiyorsun güzelim?" Dedi, adımlarını hızlandırarak. Gülümsemesi, beni görmesiyle kayboldu. Siyah ve gür kaşları çatıldı, gözleri endişeyle büyüdü. Hemen yanıma oturduğunda, sesini yumuşak tutmaya çalışarak hiddetlendi. "Ağlamışsın..." Başımı hafifçe yana eğdim, bakışlarını onun güzel gözlerine sabitledim. "Kitap okudum." Omuzlarımı nazikçe kaldırıp indirdim. Sanki kelimeler dudaklarımdan değil, içimde saklı kalan ve büyüme fırsatı olmayan o küçük çocuktan dökülüyordu. Eşref'in gözleri önce kucağımdaki kitaba, ardından kızarmış gözlerime kaydı. İri eli yanağıma uzandı, baş parmağıyla gözaltımı okşarken, sesi derinden, kararlı ve keskin bir şekilde yükseldi. "Firuze..." Dedi, tehditkâr bir tonla. "Yakayım mı bütün kitapları, yavrum? Senin tek damla yaşına değer mi?" Eğildi. Dudaklarını önce sol, sonra sağ gözüme bastırdı. O an, içimde ki bütün direnç kırılarak, parçalarını etrafta saçtı. Darma dağın oldum. "Aşkım..." Sesim kısık, aynı zamanda şaşkınlık doluydu. Dudaklarımdan ince naif bir kahkaha döküldü. Ağlamakla gülmek arasında kalan, çaresiz bir kahkaha... "Kitaplarını benim için feda mı ediyorsun, yoksa bana mı öyle geliyor?" "Doğru duydun." Gözleri kararlı, sesi ise sarsılmazdı. Dudaklarını burnumun ucuna dokundurup küçük bir öpücük bıraktı. "Senin bir damla göz yaşın için değil kitapları, gerekirse bütün Ankara'yı yakarım, Firuze." Kara sevdaydı. Ve bu sevda, en çok onun yüzünde, onun bakışlarında güzeldi. Eşref'in sözleri içimde öyle derin bir yangın başlattı ki, dilimden tek bir kelime bile dökülemedi. Konuşmaya kalksam, sesim değil gözyaşlarım bozacaktı sessizliği. Oysa benim, Eşref Tunga'nın gözleri önünde ağlamaya dâhi hakkım yoktu. Benim, Eşref'i sevmeye hakkım yoktu. Sustum. Derdime yoldaşlık eden sancılı kelimeleri içimin derinliklerine gömdüm. Ve düşünmeye fırsat dâhi tanımadan, kalbimin bütün isyanıyla aşık olduğum adamın dudaklarına uzandım. Parmak uçlarım titreyerek yanağına dokundu. Sanki onun tenine değdiğim anda, tüm dünya sustu. Dudaklarım Eşref'e varır varmaz günlerdir içimde saklı kalan yangınım açığa vurdu. Onu öperken içimdeki bütün korkular, bütün kaygılar birer birer silinip gitti. Gözlerimi kapattığımda, geriye sadece kalbimin ritmi ve aşık olduğum adamın paha biçilemez varlığı kaldı. Hoyrat bir sevişle dudaklarını tükettiğim adam, benim soluğumdu. Sonum olacak tek güçtü. Eşref tek bir hamlede beni kucağına çekerken, göğsüne bir kedi gibi kıvrıldım. Etli dudakları dudaklarımı içersine tüketirken, zevkle sevgilime eşlik ettim. "Çok özledim seni, Firuze'm..." diye fısıldadı Eşref. Nefesi dudaklarıma değiyor, sesi yanık bir ağıt gibi kulaklarımda çınlıyordu. "Teninden uzak kaldığım her gün yanıp kül oldum..." Dudakları çenemin kıyısından boynuma ağır ağır inerken, zihnim onun sözlerine mıhlanıp kaldı. O cümlelerin arasına gözlenmiş özlemi hissetmemek mümkün değildi. Gözlerimi sarsıcı bir acıyla kapadım. Çünkü biliyordum ki, bu ayrılığın sebebi bendim. Eşref hiçbir şeyden haberdar değildi. Oysa bir aydır yaşanan bütün felaketlerin sorumlusu bendim. Babamın tehditlerine boyun eğmeseydim, Eşref şu an çok sevdiği görevinin başında olacaktı ve gerçekleştirdikleri operasyonda pusuya düşmeyeceklerdi. Kalbine yakın yerden aldığı kurşun sevdiğim adamın ölümle burun buruna getirmeyecek, timdeki silah arkadaşlarıyla birlikte o kanlı gecenin karanlığına sürüklenmeyecekti. Her şey senin yüzünden, Süreyya. Hayır! diyerek şiddetle karşı çıktı kalbim bu suçlamaya. Her şeyin asıl müsebbibi Behram Yakut'tur. En büyük ihaneti sen ettin, Süreyya. Bir kez daha isyan etti yüreğim. Hayır! en büyük ihaneti yapan, Behram Yakut'tur. "Firuze'm.." Eşref'in sesiyle irkilerek gözlerimi araladım. Farkında bile olmadan yanaklarıma süzülen yaşları silmeye yeltendim ama izin vermedi. İri elleriyle yanaklarımı kavradı, yüzümü kendisine yaklaştırdı. Dikkatli gözleri buğulu bakışlarımın içine kirlenmişti. "Neyin var senin?" Güzel gözleri üzerime saplanmış, ince bedenim kaslı gövdesinde kıvrılıp kalmıştı. Eşref'in kaşları endişeyle çatılmış, yüz kasları gerilmişti. Belli ki bu tuhaf hâlime bir anlam arıyor, cevabı gözlerimin derinliğinde bulmaya çalışıyordu. "Bir şeyim yo-" "Sakın!" Diye kesti sözümü, sesi bu kez daha gür ve buyurgan bir tondaydı. "Sikerler senin yalanını! Ben senin halini görmüyor muyum kızım? Sanıyor musun gözümden kaçıyor? Günlerdir hayalet gibi dolaşıyorsun evin içinde. Haftalardır ölü gibisin...Her gece kuytu köşeye saklanıp gizli saklı ağlıyorsun ulan! Bunları benim bilmediğim mi sanıyorsun gerçekten?" "Eşref.." Ellerimi yanaklarımı sıkıca saran kemikli parmaklarının üzerine bıraktım. Dudaklarımdan titrek bir hıçkırık döküldü. "Firuze," dedi içli içli. Dolgun, sıcacık dudaklarını alnıma yasladı. "Firuze'm... Bana sakın yalan söylemem. Ben senin her hâlini bilirim be güzelim. İçin yanarken susmana izin vermem. Yutkunup içine atmana da." Elllerini daha sıkı bastırdı yüzüme. Bakışları hiddetli değildi, aksine büyük bir şefkatle doluydu. "Sen gelmeden önce annemle konuştuk..." Diyerek ilk aklıma gelen düşünceyi dile döktüm. "Atıştık biraz.." "Daha sonra konuşuruz," Konuşurken ne kadar zorlandığımın farkına varmış olacak ki, imdadıma yetişti. Sözlerim boğazımda düğümlenirken gözlerim yere kaydı. Sesimdeki titreyişi fark etmiş olacak ki, vakit kaybetmeden konuşmaya devam etti. "Kendini iyi hissettiğinde anlatırsın." Bu düşünceli hâli yüreğimde hissettiğim sızıyı iyice genişletti. "Bundan sonra acını da, derdini de benden saklamayacaksın. Ben burdayım, anladın mı? Senin yükünü sırtlanmak için varım." Eşref dudaklarını alnıma yasladığı an, gözlerim kaynamaya başladı. "Eşref." Dudaklarımdan dökülen hıçkırıkları onun geniş göğsüne gömerek bastırdım. Sanki hayata karşı duyduğum tüm kırgınlığı ve içimdeki suçluluk duygusunu oraya bırakıyordum. "Güzelim..." Dedi, sesi hem içli hem de yorgundu. Kollarını etrafıma sararak saçlarımı avuçlarının arasına alıp üzerine sayısız öpücük bırakmaya başladı. Her öpücüğü gözlerimden ardı ardına yaşlar akıtmaya ve içimdeki suçluluk duygusunu büyütmeye devam etti. Ben, Eşref'in kucağında onun için ağladım. Lâkin o bunu hiçbir zaman bilmedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE