4. Bölüm "Mutlak seveceksin beni” PART 2 🔞

1109 Kelimeler
Şüphesiz insan, bu hayatta en çok gönlünde taşıdığı kişilerle sınanırdı. En çok sevdiğiyle, en çok bağlandığıyla, en çok inandığıyla... Sevgi, insana bahşedilmiş sıradan bir armağan değildi. Ruhu şekillendiren, kalbin en kuytu derinliklerine kök salan bir hakikatti. Onu kıymetli kılan yalnızca hislerin sıcaklığı değil, sevdanın özüne işlemiş güven duygusuydu. Güven, kimi zaman gönül bağını ayakta tutan sağlam bir direk, kimi zamanda gönül bağını sinsice yıkan en çetin fırtına olurdu. Zira sevgi, güvenin gölgesine serpilir, onunla yeşerir ve onunla can bulurdu. Kısacası güven, sevdanın mihenk taşıydı. Onsuz hiçbir bağ ayakta kalmazdı. Ben o taşı yerinden sarsalı ise epey bir zaman oluyordu. "Ağlama artık!" Eşref'in nemli dudakları dudaklarımdan ayrılırken hırslı sesi yeniden kulaklarıma doldu. Dakikalardır sıcacık göğsünde göz yaşı döküyordum. "Konuşuruz Nilüfer hanımla olur biter! Canımı sıkma, Firuze. Kes ağlamayı! Şerefsizim ki iflahım sikildi! Sen benim imtihanım mısın yavrum?" Eşref Tunga'nın bu dünyadaki en ağır imtihanı bendim. "Dinlemez ki.." Diyerek narince omuz silktim. Dinlemezsin ki... "Boş ver, kapatalım konuyu." Sevdiğim adama dakikalar önce bir kez daha yalan söylemiştim. Annemle aramızdaki konuşmadan bahsetmiş, uzun süredir eve uğramadığım için atıştığımızı öne sürmüştüm. Teknik olarak doğruyu söylemiş olabilirdim ama ağlayışlarımın sebebini başka bir şeye bağlamış olmam her halükarda yalanın koynuna düşürüyordu beni. "Eşref," dedim titreyen sesimi geri plana iterek ve nazlı bir çekingenlikle yavaşça üzerine çıktım. Hareketlerim hem arzulu hem de özlem doluydu. Kollarımı hafifçe kaslı omuzlarına atarak iri gövdesinin üzerine boylu boyunca uzandım. Sevgili nişanlım bu hamlemi büyük bir şevkle karşılayarak kalın kollarını belime doladı. İnce bacaklarımı, kaslı bacakları ile nazik ama kararlı bir şekilde sardı. Hafifçe tebessüm ederek çenemi sert göğsüne yasladım ve gözlerimi karanlık gözlerine kilitledim. Gözlerim aşık olduğum adamın üzerinde gezinmeye başladığında, her detayında büyülenmiş gibiydim. Eşref... Esmer yanık teni, koyu kahverengi gözleri ve keskin yüz hatlarıyla başlı başına bir şaheser idi. Ruhuma işleyecek kadar güzeldi. Dolgun dudakları bir kalemle çizilmiş gibi keskin ve belirgindi. Gözlerini çevreleyen sık ve gür kirpikler, gözlerinin güzelliğini daha da ön plana çıkarıyordu. Canımı vereceğim o gözlerde kendimi görüyordum. Her bakışı kalbimin ritmini hızlandırıyordu. Onu izlerken içimdeki sevgiyle eşlik eden tutku yoğun bir şekilde kabarıyordu. "Eşref..." dedim bir kez daha. Bu defa sesim daha bir nazlı çıkmıştı. Sözlerimin altında yatan yakıcı arzuyu ise bir tek kollarında olduğum adam anlayabilirdi. "Seni çok özledim..." Diye fısıldadım boğuk bir tonda. Kasıklarım çoktan alev almıştı. Bendenime baskı yapan taşa dönmüş sertlik ise bu ateşi harlayan en büyük etkendi. Birbirimizin teninde soluklanmayalı epey bir zaman oluyordu. Öyle hasret kalmıştım ki onun kollarında doyuma ulaşmaya... "Tenini hissetmeyi özledim sevgilim.." Diye ısrarla konuşmaya devam ettim. Dudaklarımın arasından dökülen her kelimenin ardından Eşref'in kasılan bedenine anbean şahit oluyordum. "Tadını-" Eşref'in beni ansızın üzerinden savurup altına almasıyla dudaklarımın arasından bir çığlık firar etti. Ağırlığı altında bir an ezileceğimi düşündüm. Fazlasıyla ağırdı.. Koyulaşmış gözleri hiddetle bedenimi süzüyor, sabrının sonuna geldiği açıkça belli ediyordu. Kalın dudaklarını benim küçük dolgun dudaklarıma yapıştırdığı an kulaklarımı cart diye bir yırtılma sesi doldurdu. Gözlerim sonuna kadar irileşirken Eşref'in dudaklarımdan ayrılıp çıplak kalan göğüslerime yönelmesini hayretle izledim. İnce saten kumaş, Eşref'in gazabına uğramıştı. Derin göğüs dekoltesinden başlayarak göbeğime kadar tek bir hamlede yırtılmıştı. Tiz bir sesle dikişleri ayrılan ipek parçası iki yana süzülmüş, diri memelerimi apaçık ortaya sermişti. Amaçladığı hedefe ulaşan adam ise hiç es vermeden ağzını bir göğsüme kapatmıştı. Avuç içine aldığı göğsümü sertçe yoğururken, diğer göğsümün küçük tepesini dişlerinin arasına kıstırmıştı. Ağırca yutkunarak inledim. Ansızın göğsümü serbest bırakıp doğrulan adam ile ön sevişmeyi atlayacağımızı anladım. "Hasretinden kurudum!" Eşref'in sözleri de hareketleri gibi hırslıydı. "Ama merka etme şimdi bu hasreti dindireceğim." dedi. Bacaklarını saran siyah pantolonu çıkarmaya yeltenmedi. Sadece kemerini gevşeterek pantolonu baksırıyla birlikte hafifçe aşağı sıyırdı. Yeterli çıplaklığı sağladığından emin olduğunda ise vakit kaybetmeden bacaklarımın arasına yerleşerek ince çamaşırını yırtıp bir kenara attı ve sırılsıklam olmuş deliğime dayandı. İnce bacaklarımı tutarak yatakta iki yana ayırdı. "Aç bacaklarını." Dedi zoraki bjr şekilde. Boynundaki damarları şişmiş, yakışıklı yüzü hafiften kızarmıştı. Alıp verdiği soluklar bir hayli sertti. Tıpkı amcığıma yasladığı aleti gibi. "Biraz daha aç bacaklarını yavrum, hadi!" "Eşref!" Üzerime doğru hafifçe uzanması ile irkilerek kaslı kollarına tutundum. Üzerindeki kazağın varlığına huysuz bir bakış atarak tekrar gözlerine çevirdim yönümü. "Yavaş ol.." Diye küçük bir uyarıda bulundum. "Şhh.." Eşref iri elleriyle yüzümü tutarak içime girmeye başladı. Üzerimdeki ağırlığı ise her geçen saniye biraz daha artıyordu. "Biz ne zaman yavaş olduk bebeğim? Sakin ol, alışacaksın." Dedi ve iri sertliğini içime sapladı. "Ahh!" Dudaklarımdan bir feryat döküldü. "Of, Eşref!" Diye isyan ettim. "Acıtıyorsun!" Dişlerimin arasından sertçe tısladı. Duvarlarımı zorlayan kabarıklık haddinden fazla heybetliydi. Doğrusu bu durumdan memnun olmadığımı söylesem, yalan olurdu. "Bana martaval okuma Firuze'm." Diyerek kısıkça inledi Eşref. "Her defasında damarıma basıyorsun, beni azdırmak için elinden geleni yapıyorsun..." İçimde biraz daha ilerledi. "Sert sikilincede nazlanıp ilgi istiyorsun. Haksız mıyım bebeğim? İnkâr etme, söyle..." Pek tabii sözlerinin doğruluk payı vardı. Lâkin bunu kendisinin bilmesine hiç gerek yoktu. Eşref'in hareketlenmesi ile dudaklarımdan kısık bir inilti daha döküldü. Darbeleri yavaştan serileşiyor ve sertleşiyordu. Bedenim de tıpkı yatak gibi sallanmaya başlamıştı. "İstiyorsun değil mi?" Diyerek aletini sertçe içime gömmesi ile nevresimi avuçlarımın arasına aldım ve var gücümle sıktım. "Seni sertçe sikmemi, sen de istiyorsun.." Arsız sözlerine cevap verecek gibi değildim. Kirli cümleleri dudaklarından aheste aheste dökülse de hareketleri için aynı şeyi söyleyemezdim. Dokunuşları fazlasıyla sert ve hükmediciydi. Sert ve hızlı hareketlerle içimi talan ediyordu. "Ah... Eşref..." Beyaz çarşafı avuçlayan ellerimi tutarak yatağın iki yanına sertçe mıhladı. Daha büyük bir hırsla ve keyifle içime kaymaya başladı. Kadınlığımın gerildiğini ve vajina dudaklarımın sızladığını hissediyordum. Lâkin müthiş bir zevk alıyordum. Eşref'in bu sert halleri beni inanılmaz baştan çıkartıyordu. Her darbesinde birleşme noktamızdan yükselen ses, demir yatak başlığının duvara çarparak bıraktığı tok sese karışıyordu. Eşref'in arsız sözleri de cabasıydı. "Eşref, uf!" Diyerek sızlandım. "Şu kazağını çıkar bari! Tenine dokunmak istiyorum..." Sözlerim biter bitmez kadınlığının dibine doğru çarparak hırladı. "Hadi, aşkım..." "Firuze.." Dedi arzuyla parlayan gözlerini yeşille boyanmış mavilerime dikerek. "Bu azgınlığı bir gün beni öldürecek Firuze! Sonun olacaksın anasını satayım of! Aç şu bacaklarını!" "Hiçte bile!" Diye çıkıştım utançla. Eşref güldü. Öyle güzel güldü ki, bir an bana kendimi unutturdu. İçimden çıkarak yatakta dizlerinin üstüne doğruldu. Siyah kazağını başından çıkarak odanın bir köşesine attı ve isteğimi karşılayarak çıplak kaldı. Ardından hemencecik üzerime uzanarak kızarmış ve fazlasıyla sulanmış küçük deliğime kalın s****i yasladı. "Hızlı!" Sabırsızlığımın dudaklarımdan dökülmesine mâni olamadım. "Hadi, Eşref." Diyerek kalçamı ona doğru havalandırdım. Tek hamleyle s****i içimi gömdü ve havalandırdığım kalçamın yatağa yapışmasını sağladı. "İflahım siktin!" Dedi sertçe. İçimde ki hareketleri serileşti. Tabiri caizse beni yatağa gömmeye başladı. İri elini boğazıma sararak dudaklarını dudaklarıma kapatmadan hemen önce bakışlarım koluna değdi. Tenine beni işlemişti. Bakışlarım, kaslı kol pazusunda yılların izini taşıyan dövmeye kaydı. Mürekkebe bulanan bendim. Adımı aldığım Firuze taşına benzeyen gözlerim, tenine işlenmişti. O an içime hüzünle karışık bir ürperti çöktü. Biliyordum ki, tenine kazınan o iz ömür boyu onunla kalacaktı. Ama asıl mesele, kalbinde bana dair bir iz bırakıp bırakmayacağıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE