Tanıtım
Hafif çisileyen yağmur doğa kanunlarına aykırı davranıyor ve ilk damlalarını döküyordu. Miss kokan toprak kokusu İzmir'in havasızlığına zıttı. Yeşillikler içinde kaybolmuş gibiydim. Bu şehrin her bir karışını gezmek ve her yeri keşfetmek istiyordum. Yağmurun sesi dinlendiriciydi. Kafam da ki fazlalıkları alıyordu.
Yağmurla birlikte gülümseyen güneş bu şehirde ilkleri yaratıyor ve daha önce görmediğim cenneti yaşatıyordu. Kuşların sesi şarkı notası eşliğinde piyanoya dönüşüyordu. Sırayla dizlere vuruluyor ve her bir dize aşk kokuyordu. Gülümseyen yüzüm bir kez daha genişçe sırıttı. Soğuk havanın aksine güneş bulutlara karışıyor ve tekrar görünüyordu. Bunlar dakikada bir gerçekleşiyordu. Birazdan bu güzelim şehri gezecek ve insanların içine karışacaktım. Kafamı hafif döndüğümde az önce bana kahve getiren garsonla karşılaştım. Gülümseyen yüzü ve hafif esmer saçlarıyla giydiği beyaz gömleğe zıttı. Önümde bir baş selamı eğilerek , ısınmak için elimde tuttuğum biten kahve fincanımı tepsiye koydu.
Bu sırada gülücük atmayı da unutmadı. Buranın insanları çok sıcaktı. Hepsi mutluydu. Gülüyorlardı. Dertleri yoktu ya da vardı da göstermek istemiyorlardı. Hala önümde duran garsonu gördüğümde hesabı ödemediği anladım. Cüzdanımı açıp son 100 liramı çıkartıp esmer garsona uzattım. Paranın üstünü verip bir kez daha genişçe sırıttı.
'' Afiyet olsun yine bekleriz '' Tok sesiyle eğilerek uzaklaştı. Burası tamamen farklıydı. İzmir'in köhne bir kasabasında böyle bir kafeyi bulmak hayalimde bile değildi. Elime tokuşturduğu parayı alarak tekrar eski yerine koydum.
Telefonumu da çıkartıp gezme işine devam ettim. İlk geldiğim yer Karşıyakaydı.Büyülü insanlarıyla bir kez daha mest olmuştum. Sahilinde cıvıldayan martılar amcanın martılara simit vermesi yolun ortasında koşuşturan çocuklar Karşıyaka'yı daha da güzel yapıyordu. Rengarenk güzelim şehir Bursa'nın kasvetli havasından iyi gelmişti. Sırt çantamla karış karış gezmeye başladım. Mutluydum yıllar sonra ilk kez dimdik ayakta mutluluğa koşuyordum. Bacaklarıma sarılan bir el tarafından durdurulmuştum. Küçük bir çocuk bacağıma sarılmış hiç bırakmıyordu. Hafif eğilerek boyuna yetiştim. Küçücük gözleriyle kemerli burnuyla oldukça yakışıklıydı küçük beyimiz. Saçları yukarı doğru kıvrılmış sanki jölelenmişti. Gözlerinde üzüntü vardı, kırgınlık vardı hayal kırklığı vardı. Birden çok yansıma olan mavilerine bakarak iç çektim.
Ellerimi dokunmak istediğim saçları okşayarak oldukça neşeli bir sesle '' Ne oldu neyin var ?'' Küçücük yanaklarını öperek hafif sıktım. Kızarmaya yüz tutmuş gözlerle bana baktı. Küçüktü ama büyüdüğünde yakışıklı olacağı kesindi.
'' Hiç ben sadece artık sıkıldım onlardan ''
'' Kimden canım '' Diye sorarak çenesini ellerime aldım. Bu sırada yağmur kesilmiş yerini güneşli bir havaya bırakmıştı.
Titreyen sesiyle '' Sıkıldım annem neden yok benim '' Deyip usulca gözyaşları yanağından süzmüştü.Parmaklarımla gözyaşlarını sildim. Hala ağlıyordu güzel yüzlü çocuk. Ellerini tutup yerden kaldırdım. Keşke benim kalacak yerim olsa seni eve götürsem . Kaybolmuştu besbelli.
Kaldırımda duran simitciye gidip bir tane simit aldım. Çocuğun elleri hala ellerimin arasındaydı. Tahminen 5-6 yaşlarındaydı.
'' Merhaba amca şu delikanlıya bir simit ver bakayım '' Dedim beyaz sakallı amca camekandan bir tane simit çıkarıp küçük çocuğun eline verdi. Yüzü hemen gülmüştü. Acıktığı belli oluyordu.
Cüzdanımdan bozuklukları çıkarıp adama verdim ve tebessüm yollamayı unutmadım.
'' Eee söyle bakalım baban nerede ya da annen '' Dediğimde az önce gülen yüzü üzülmüştü. Bu çocuğun bir ailesi bile mi yoktu? Ellerini tutup onu martıların yanına götürdüm. Belki bir şeylerle uğraşırsa kafası dağılabilirdi. Çocukları çok severdim ben. Yurdun müdüresi Ayşen ablanın küçük torununu alıp hep ben bakar ben severdim.
'' Bunlar kuş mu abla ''
'' Hayır bebeğim bunlar martı '' dedim ve Onu martıların içine soktum. İlk baş ürkmüştü ama sonra alışmıştı bu güzel ortama . Artık martıları o koşturmaya başlamıştı. Her birini yakalama çabasına girmiş ve tutmak ister gibi bir hali vardı. Çocuğa baktığımda elindeki simitten bir parça koparıp martılara verdi. Paylaşımcıydı. Büyüdüğünde merhametli de olacaktı. Hangi insan yavrusunu böyle bırakabilirdi ki. Gerçi benimkiler bırakmıştı ya.
Derin bir iç çekip akmaya yosun tutmuş gözyaşlarımı geri gönderdim. Tekrar ona baktığımda yerde olduğunu gördüm. Düşmüştü. Hem de dizi kanıyordu. Koşa koşa yanına gidip çocuğu kaldırdım. Dizleri kanıyordu. Ağlıyordu çocukcağız.
'' Acıyor abla '' Kucağımda tuttuğumda bir el buna engel oldu.
'' Ver bana ne yaptın sen '' Dediğinde seslenen tarafa baktım. Ve siyahlar içinde bir adam gördüm. Öfkeli yüzüyle çocuğu çocuğu almış kucaklıyordu. Biraz daha yürüdükten sonra bende peşinden gittim. Uzaklaşmasını istemiyordum. Beni yanlış anlamıştı. Ben düşürmemiştim ki.
'' Bakın beyefendi '' Adam o sırada kucağındakini arabaya bindiriyordu. Oldukça lüks gözüken araba gözümü kamaştırmıştı. Adam sonra bana öyle bir baktı ki kahvelerinde ki korkunç ifadeden korktum.
'' Sen ne yaptın ?''
'' Bakın ben bir şey yapma...''
'' Kes '' Ellerini havada savuşturup sözümü kesmişti. Hayda çattık. Biraz daha kötü baktıktan sonra arabada ki çocuğun inlemesi duyuldu.
'' Abla '' Demişti. Sayıklıyordu. Dizi acımış ve ağlıyordu genç adam .
'' Bin arabaya '' Dediğinde kime dediğini anlamak için arkama dönmüştüm ama dönmez olaydım rezil olmuştum. İlk kez gülmüştü. Hayret gülebiliyordu.
'' Be--ben mi? ''
'' Evet sen bin '' Binmeli miydim? Ama ben daha burayı gezecektim. Arabanın kapısını açtıktan sonra vücudumu içeri soktum. Küçük maviş uyuyordu. Sadece dizi kanamıştı neden böyle ağlamıştı anlamadım ki. Arka koltuğa oturup küçüğün kafasını dizlerime koydum. Adam dikiz aynasından yan bir bakış atıp arabayı çalıştırmaya başladı. Az önce gülen şimdi öfkeyle yumruklarını sıkıyordu. Bu sinir ne be kardeşim ?
'' Sen mi düşürdün onu ?''
'' Kimi '' Ya ben salak mıyım?
'' Aa şey pardon ben düşürmedim '' Çok şükür kurtarmıştım cümleyi. Adam sadece kafa sallamıştı. İsmini çok merak ediyordum. Bu kadar yakışıklı olmak zorunda mıydı? Kahverengi saçlarına birebir renk uyumu gözleriyle bütün kadınların başını döndürebilirdi.
Opss yabancı bir adama sakın güvenme kural 1
Derin bir nefes alıp küçüğün başını okşamaya devam ettim. Uyumuştu. Kapanan gözleri karnından şişip büyüyen diyaframı uyuduğunu gösterdi. Camdan yola odaklanıp nasıl bir karmaşanın içinde olduğumu çözmeye başladım. Sabah İzmir'i gezmek istemiş ve gezmeye çıkmış sonra da bir kafede durup bir fincan kahve içmiştim. Ben istemezdim ki çocuğun başına bir şey gelmesi.
Çoktan damlalar düşmüştü gözümden kafamı hafif kaldırdığımda yabancının bana baktığını gördüm. Bu kez gözlerinde öfke yerine anlayış ifadesi vardı. Ellerimle damlamı silip tekrar yola odaklandım. Gidecek bir yerim bile yoktu. 2 gün önce resepsiyonda rezervasyon yapmış sadece 1 haftalık parasını ödemiştim. Ne yapacaktım. Nerelere gidecektim. Bunu düşünmek bile canımı yakıyordu. Ama mutlu olmalıydım. Sonunda kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek ve okulumu gönül rahatlığıyla bitirecektim.
'' Senin adın ne ?''
'' Toprak '' Dedikten sonra gülümsemişti. Uzun bir müddet daha gözlerimin içine bakıp derinlerine kadar indi. Bakışları yakıcıydı. Ateşin ortasında kavrulmak gibiydi. İlk kıvılcımdı.
'' Adın gibi toprak kokuyorsun '' Hafif mırıltıyla söylediğine gülümsemiştim. Duymadığımı sanıyordu ama çok iyi duymuştum. Ben toprak mı kokuyordum? Gerçekten de bu genç adam benim kokumu içine çekmişti.
'' Peki senin adın ne ?'' Aklımda ki soruyu sormak istemiştim. Elini havada sallayıp umursamaz görüntüsüne devam etti. Söylememişti adını. Neden söylesin ki . Yaklaşıp 10 dk önce tanıdığı bir yabancının adını bilmek istesin ki.
Araba durduğunda kahpe dünyaya bir kez daha lanet ettim. Yuh bu ev bizim yurttaki 100 kişi sığmazdı. Ne kadar da büyüktü. Arabanın kapısını açıp dizimde uyuyan çocuğu kucağına aldı. Esmer bir adam önümüze gelerek yabancıdan anahtarı alıp arabayı sürmeye başladı. Hala evi inceliyordum. Bu ev çok büyüktü.
Düşüncelerimi bölen bir ses '' Hadi '' Dediğinde göz devirmekle yetinmiş ve ben de onun peşinden içeri girmiştim. Kapıda bizi karşılayan yaşlı bir teyze olmuştu. İkimize de gülümsemiş hatta bana şaşkın bakışlar atacağına genişçe sırıtmıştı. Çok sıcakkanlı bir teyzeye benziyordu.
'' Ayşen hanım bu bayanı salona götür ben Emir'i uyutup geleceğim '' Dediğinde kızmıştım. Beni kaaleye bile almıyordu. Az önce bana gülümseyen yaşlı kadın önden yürüyerek salonu gösterdi. Burasına büyük demeye gerek var mı? Bence yok.
Tüy gibi yumuşak koltuğa oturarak nefesimin gıdıklanmasına izin verdim. Yurttaki sert yataklarda otura otura popom zedelenmişti. Alışılmadık bir ev alışılmadık bir adam ve alışılmadık bir gün olacağını önümden geçen bir insan söyleseydi asla inanmazdım.
''Kızım ne içersin '' Diyen yaşlı teyzeye
'' Sadece bir su '' Çok susamıştım. Bu başıma gelenler damağımı kurutmuştu. Kadın sağ kapıdan çıktıktan sonra çantamdan telefonumu çıkartıp gelen aramalara baktım. Ne yazık ki kimse aramamıştı. Bir sevenim bile yoktu.
Önüme bırakılan suyu tam elime alıyordum ki geri çekildi. Başımı kaldırdığımda o çocuğun babası olduğunu anladım. Suyu önce göstermiş sonra geri çekmişti. Biraz daha böyle uğraştıktan sonra suyu alıp önüme koydu.
'' Afiyet olsun '' Genişçe sırıtarak. Bir kaç yudum içip bardağı geri yerine koydum. Firuze teyze ( yurdun müdüresi ) hep derdi. Bir misafirliğe gittiğinizde önünüze koyulan yiyecek ve içeceklerden birazını bırakın. Eğer bırakmazsınız görgüsüzlük olurmuş . Ben de öyle yaparak bardağı geri yerine koymuştum.
'' Eee dinliyorum ''
'' Neyi '' Anlamazdan gelerek. Yüzü sertleşince hemen aklımı başıma devşirip ,
'' Haa siz şu düşme olayını ''
'' Hayır en baştan dinliyorum nasıl buldun Can'ı ''
'' Imm şimdi şey ben kafedeydim. Böyle kahve içiyordum. Ama kahvesi harikaydı. Garsona parayı uzattım. Dedim ki biraz geziyim. Biliyorsunuz doğasız büyüyen insanlar çabuk yaşlanırmış. Haberlerde izlemiştim. Sizde gördünüz mü bu gibi olayları. Bütün anne adayları çocuklarını orman tipi yerlerde...''
'' Kızım ben senden bunu mu istedim adam gibi anlat asabımı bozma ''
'' Peki '' Deyip ellerimi dizimde birleştirdim. Kendimi sorguda hissediyordum. Hani şu cinayet işleyip polisler tarafından sorgulanan insanlar gibi . Bunu düşündüğümde hafifçe gülümsedim.
'' Neye gülüyorsun ''
'' Hiç'' deyip omuz silktim. Karşımda ki adam iyice sinirlenmeye başlamıştı.
'' Şimdi ben gidiyordum baktım bacağıma biri sarılmış bir çocuktu ama bilmiyordum sizi oğlunuz olduğunu ...''
'' Oğlum değil '' Dediğinde tek kaşım havaya kalkmıştı. İster istemez ağzımdan bir ha sesi çıkmıştı.
'' Sonra ben ona simit aldım ağlıyordu yavrucak. Onu martıların yanına götürdüm. Martıları koşuştururken düştü. Yemin ederim fark ettiğim an hemen koşup yerden almaya çalıştım zaten sonrasında siz geldiniz ''
Ohh be rahatlamıştım. Sonunda tüm gerçekleri bir bir söylemiştim. Söylemenin verdiği mutlulukla önümdeki gölgeyi fark etmemiştim. Az önce yerinde oturan adam şimdi bana yaklaşmış yüzünü yüzüme dikmişti. Masa da duran bardağımdan bir yudum kalan suyu ağzına dikti. Aklıma hemen biscolata reklamındaki abilere benziyordu.
Yüzünü bana biraz daha yaklaştırdı. Başında akan ter yavaş yavaş yanağından inmeye başladı. Soluk alışverişleri iyice nefesime yaklaşmıştı. Yurttan kaçtığım zamanlar bile bu kadar heyecanlı olmamıştım.
'' Hımm demek rahatladın ''
'' Anlamadım '' Tamam sakar , üslupsuz , gerizekalı olabilirdim ama asla saf değildim. Bu resmen erotiğe bağlıyordu.
'' Sen anladın. Bak eğer istersen harika bir gece geçirip daha da rahatlamanı sağlarım '' Demiş ve okkalı bir tokat yemişti. Bu adam beni ne sanıyordu. Fahişesi miydim ben onun ?
İyice sinirlenmiştim . Pislik herif koltukta duran çantamı elime alıp evden hızlıca çıktım. Önüme gelen taksiye binip resepsiyonun yolunu tarif ettim. Nefret etmiştim o adamdan.