Marco' nun Gizemi

2198 Kelimeler
Huzur neydi? Nerede bulunurdu? Kalabalık bir ailede, yemyeşil bir doğada, çocuk cıvıltısında ya da sevdiğinin sesinde. Nerede? Bu soruya her kesin verebileceği bir cevabı vardı mutlaka. Eva gibi biri içinse bunun cevabını vermek oldukça zordu. Jack için rahat bir yatak ve sessiz bir ortam huzur demekti mesela. Huzuru bu kadar basit bir şekilde bulabiliyordu. Eva. Onun için daimi bir huzur yoktu, en iyi günü bile karanlık çökünceye kadardı. Hafta sonunu geçirmek için geldikleri bu şirin otelde, yine gecenin bir yarısı gördüğü kabuslar ile yatağından sıçramış ve kendini odasının küçük balkonuna atmıştı. Bir eli hâlâ hızlı atan kalbinin üzerindeyken çevredeki ağaçlardan yükselen kuş sesleri ve ağaç dallarının birbirine sürtünme sesi onu biraz olsun rahatlatmıştı. Bu hayatta huzuru bulabilecek miydi? Sabah Jack ile birlikte yaptıkları muhteşem kahvaltıdan sonra odalarına çıkıp otelden ayrılmak üzere toparlanmaya başladılar. Jack, Eva' nın da küçük valizini alarak önden aşağıya indi ve çıkış işlemlerini halletti. Eva' nın da gelmesi ile otelden ayrılıp arabalarını park ettikleri alana yürüdüler. Jack valizleri bagaja yerleştirirken Eva bir daha gelmek istediği bu küçük ama şirin yere bir kez daha göz attı. Etrafına bakınırken iki araba kadar uzaklarında durup ona bakan adamı fark etti. Bu dün yürüyüşte tanıştığı adamdı. Marco. Elini kardırıp ona selam verdiğinde Eva ne yapacağını bilemedi, aklına dün ona elini uzatmadığındaki yüz ifadesi geldiğinde daha fazla kabalık yapmaması gerektiğini düşünerek sadece başıyla küçük bir karşılık verip arabaya bindi. Onlar arabalarına binip şehre gitmek üzere yola çıkarken, Marco bir süre daha arkalarından bakmış ve cebindeki telefonu çıkartarak sık arananlara kayıtlı olan numarayı aradı. Eva' ya bakarken yüzünde oluşan gülümseme yerini oldukça ciddi bir ifadeye bırakmıştı. "Onu buldum." "...." "Eminim, bu o." Eva ve Jack eve döndüklerinde saatler çoktan 2' yi gösteriyordu. Hafta sonu ailesi ile birlikte bir yerlere giden insanların dönüşü trafiği berbat bir duruma sokmuştu. "Ben yatacağım Eva, mümkünse akşam yemeğine kadar kimse ile görüşmek istemiyorum." Jack sürünerek odasına giderken, Eva arkasından başını sallıyordu. "Daha sık oksijen almalısın Jack." Luca doktorların verdiği ilaçlar ile bir günden uzun bir süre baygın bir şekilde yatmıştı. Gözlerini açtığında ise saatler gece 3' ü gösteriyordu. Karanlık odada göz gezdirip kuruyan boğazını ıslatmak için su aradı. Yan komodinin üzerindeki suyu gördüğünde ona uzanmak istedi ancak göğsüne giren sancıyla tekrar eski pozisyonunu alıp acının hafiflemesini bekledi. Yaralarının hâlâ hareket edemeyecek kadar ağır olduğu gerçeği ile aklından suyu sildi. Bir süre boş boş tavanı izlemeyi düşünürken aklına giren sarışın ile elini yastığının altına attı. Karanlık odayı sadece telefonun ekranından yayılan ışık aydınlatırken gelen mesajları açtı. İlk fotoğraflar Eva' nın ona çok yakışan spor kıyafetler ile çıktığı yürüyüşe aitti. Ondan hemen sonraki fotoğrafta ise tanımadığı bir adamla konuşuyordu. Bir diğer fotoğrafta adamın Eva' ya uzattığı eli gördü. O eli tutmuş muydu? Fotoğrafı yakınlaştırıp Eva' nın ifadesini inceledi, durumdan rahatsız olduğunu açıkça görebiliyordu Luca. O adamın uzattığı ele cevap vermemişti, görmemişti ama bundan emindi. Fotoğrafları ilerletirken Jack ile yediği akşam yemeği ve sabah kahvaltısını inceledi. Eva' nın her an üzerinde taşıdığı o çekime bir kez daha kapıldı. Bu kadının her hali bu kadar güzel olmak zorunda mıydı? Bir sonra ki fotoğrafta Jack ile birlikte otelden çıkış yapıyorlardı. Bir diğerine geçtiğinde ise az önce gördüğü adamın Eva' ya el salladığını fark etti. Parmaklarındaki cam kesiklerini umursamadan elinde tuttuğu telefonu sıktı. Birileri her zaman onun boşluğundan yararlanacak mıydı? Uzun süredir uyumasından dolayı kızaran gözleri öfkeyle daha da kızarırken önceki fotoğraflara geçip adamı inceledi. Lanet olsun ki adam sağlamdı. Ya da şimdilik. Mesela Eva' ya salladığı eli görünmez bir kazada kırılabilirdi. Bu durumda çok da sağlam sayılmazdı. Ertesi gün Eva şirkete gitmeden önce biraz alışveriş yapmayı umarak dışarı çıktı. Yanında Anna ile birlikte mağazaları tek tek dolanşırken rengarenk reyonlara özlemle baktı. Ama sadece baktı, almadı. Bir söz vermişti kendini, tamamen iyileşmesi mümkün olmasa bile en azından diğer insanlardan ürkmeyene kadar renklerden uzak duracaktı. Ama Ellie' nin tavsiyesine de uymak zorundaydı. Bu yüzden beyaz yerine çok açık tonlarda pembe, mavi ve bir de hafif somon rengi birkaç parça kıyafet alıp şirkete döndü. Hiçbir kıyafeti denemediği için alışverişi kısa sürmüş, öğlen olmadan şirkete gelmişti. Anna alınan eşyaları eve bırakmak üzere geri dönerken, Eva ilk kez göz göze geldiği birkaç çalışanına başıyla selam verip odasına çıktı. Çalışanlar ise patronlarının bu değişiminden oldukça memnun bir şekilde işlerine geri döndü. Odasına girdiğinde onunla birlikte gelen asistanı çoktan bugün yapılacakları anlatmaya başlamıştı bile. Saatler 3.20' yi gösterdiğinde odasına oldukça yorgun bir şekilde döndü. "Toplantılardan nefret ediyorum." Jack odasına girer girmez ayakkabılarını çıkarıp koltuğa uzanan arkadaşına gülerek bakıp hemen karşısına oturdu. "Hadi ama Eva, çalışanların ne kadar iyi olduğunu görmüyor musun? Hepsi seni görmekten gayet memnun." Eva gözlerini açmadan sadece başını salladı, uyumak istiyordu. "Eve gitsem olmaz mı? Kendimi çok yorgun hissediyorum." Jack şefkatle gülümseyip başını salladı. "Olur tabi, Anna ile birlikte gidin. Benim bu gece işlerim var, büyük ihtimalle kendi evime geçerim." Eva kollarından destek alıp kalktı ve ayakkabılarını giymeye başladı. Jack' i, "Çok dağıtma." diyerek uyardı ve çantasını alarak çıktı. Eve giden yolda biraz uyumak istedi ancak sıkışık trafikte sürekli durup hareket eden araçta uyuması pek mümkün görünmedi. Sonunda eve varıp odasına çıktığında ise yum uykusu çoktan kaçmıştı. Bunun yerine sıcak bir duş alarak tekrar uykusunun gelmesini umdu. Banyodan çıktığında umduğunun aksine hiç uykusu yoktu. Onu yoran şey şirketteki ortamdı. Yatağına uzanırken dudakları yukarı doğru kıvrıldı, bugün aylar sonra ilk kez kendini eskisi gibi hissediyordu. Çalışma ofislerinden ve masa başından nefret eden eski Eva. Yataktan kalkıp aynanın karşısına geçti ve bornozunu çıkarıp sırtını döndü. Kalçasının hemen üzerindeki, artık oldukça silik görünen iki bıçak yarasına baktı. Sonra hiçbir şey olmamış gibi üzerini giyindi, bunun üzerine düşünmeyi, eski kötü hatıraları aklına getirmeyi çoktan bırakmıştı. Üzerine ince bir askılı ve altına da rahat bir şort giyip yatağın üzerine oturdu. Biricik' i aramalıydı, özlemişti. Telefonunu eline aldığında bakışları bir süre mesaj kısmında takılı kaldı. İki gündür mesaj atmıyordu, durumu kötüye mi gitmişti? O yüzden mi atmıyordu? "Her neyse, atmaması daha iyi." diye mırıldanıp mesaj bölümünden çıktı ve Biricik' in numarasını tuşladı. Tam da tahmin ettiği gibi, arkadaşı kuş cıvıltısı gibi sesiyle açmıştı telefonu. Bir gün onun kadar mutlu olmayı diledi. "Eva, bebeğim." "Nasılsın Biricik? Nasıl gidiyor?" Biricik hafifçe kıkırdadı, "Çok iyi, Eva o kadar mutluyum ki." derken başını kapıdan uzatıp onu dışarıda bekleyen sevgilisine baktı. "Sen mutluysan bende mutluyum biliyorsun. Nişan ne zaman olacak?" "Bir ay sonra diye karar aldık, işler bu aralar çok yoğun. Elimizdeki işleri ancak bir aya teslim edebiliyoruz." Odanın kapısı açılıp Doruk içeri girdiğinde derin bir iç çekti. Bu adamı her gördüğünde bir kez daha aşık oluyordu. "Anladım, bana tam tarihi mutlaka haber ver. Bensiz hiçbir şey yapma sakın." diyerek güldü. Bunu söylemese bile Biricik' in onsuz hiçbir şey yapmayacağını biliyordu. "Asla yapmam." Doruk oturduğu koltuğun arkasına geçtiğinde oturuşunu düzeltti. Her hareketine böyle heyecanlanacaksa düğüne kadar işi vardı. "Kızlar nasıl?" Doruk' un saçlarında gezinmeye başlayan elleri ile arkasına yaslandı. "Çok iyiler, Aylin dün kontrole gitti, bebek oldukça sağlıklıymış." "Sevindim, mutlu olmayı gerçekten hak ediyor ve Arslan onun en büyük şansı." Doruk' un boynundaki elini tutup sessiz bir öpücük kondurdu Biricik. " O şans birgün senin de karşına çıkacak biliyorsun değil mi?" Eva yatakta uzanıp hafifçe gülümsedi, böyle bir şeyin olacağını hiç sanmıyordu. "Zaman." dedi kısaca. Çünkü ne kadar inkâr etse de Biricik her zaman tersinin olacağını söylüyordu. Doruk' un dudaklarını ensesinde hisseden Biricik hafifçe öksürüp onu uyardı. "Eva benim bir toplantıya katılmam gerek, daha sonra konuşsak olur mu?" Eva genişçe gülümseyip yan tarafa döndü. "Elbette, Doruk' tan uzak olduğun bir zamanda ararsın. Ona selam söyle." diyerek kapattı telefonu. Gerçekten mutlu olmuştu, kardeşi mutluydu. Telefonu kapatırken bakışları kısa süre yine mesaj kısmına kaydı ancak çok oyalanmadan kapatıp kenara bıraktı ve kendini uykuya teslim etti. Bir hafta sonra ofisindeki koltukta kucağındaki bilgisayar ile çalışmaya çalışan Eva, yine Jack' in izinsiz bir şekilde odasına dalması ile sinirle bilgisayarı kapattı. "O kapıyı bir gün suratına geçireceğim Jack!" Eva' nın ciddi tehditini hiç umursamayan Jack, bilgisayarı onun kucağından alıp iki zarf bıraktı. Eva kucağına bırakılan zarfları incelerken az önceki uyumak üzere okan halinden eser yoktu. "Bu ne?" "Andrew Wercy şirketinin 35. yılını kutluyor." "Yani." Eva' nın umursamazlığına gözlerini devirdi Jack. "Ne demek yani? Hazırlığını yap, sonra bana haber vermedin deme." Eva zarfları rastgele masaya fırlatıp koltukta yayıldı. "Böyle kutlamaları sevmiyorum. Sen nesini seviyorsun?" Jack dudaklarını büzüp düşündü. "Bilmem, kibar olmaya çalışan kadınlar ve onların peşinde dolaşan adamları izlemek hoşuma gidiyor. Ah bir de ikramlar var, muhteşemler." Jack' in söylediklerine gözlerini devirip uzanmaya devam etti. Biraz uyusa çok güzel olurdu aslında. Gözlerini tam kapatmış sessizlikte kendini uykuya teslim edecekti ki birinin kolundan çekmesi ile sıçradı. "Lanet olsun! Ne yapıyorsun Jack?" "Burada uyuklayacağına eve git, şu haline bak. Ellie ile konuş ve ilaçlarını değiştirmesini söyle, berbat görünüyorsun." Eva' da durumunun farkındaydı, Ellie' nin yeni verdiği ilaçlar onda inanılmaz bir uyku hali yaratıyordu. "Haklısın, bir sonra ki randevumda bunu konuşacağım." "Hadi kalk o zaman, seni eve götüreyim de uyu. Yarın çok işimiz var." Jack' in dediği gibi ertesi gün oldukça yoğun geçmişti. Toplantılar, verilmesi gereken siparişler, teslim alınan yeni araçların dağıtımı ve daha bir çok şey. Akşam saatlerine kadar ne Eva ne de Jack boş bir zaman yakalayabilmişlerdi, yemeklerini bile otur-ye-kalk şeklinde yapmışlardı. Eva bu gece gidecekleri davet için akşama iki randevu almıştı. Birincisi dün aldığı elbise için terzi randevusuydu, diğeri ise hazırlanması için eve gelecek olan takım içindi. Hiç boş vaktinin olmayışı ve yoğunluk yüzünden bir günlük ilaçlarını almamayı tercih etti. Terzide ve ya saçları yapılırken uyuya kalmak istemiyordu. İşleri biter bitmez şirketten çıktı ve terziye giderek ekbisesininnson provasını da yaparak çıktı. Eve geldiğinde hazrçurlanmasuna yardım edecek takım ile kapıda karşılaştı. Onları içeri alıp uygun bir yer gösterdi ve hızlı bir duş almak için kendini banyoya attı. İlaçlardan değilse bile yorgunluktan uyuyabilirdi. Tamamen hazır olduğunda Jack' in abartılı iltifatları ile evden ayrıldılar. Lora' nın kullandığı araba ile kutlamanın yapılacağı mekana geldiklerinde diğer misafirler gibi sıraya girdiler. Dışarıdaki manzaraya sıkıntılı bir şekilde baktı Eva. Kalabalık, kameralar, gereksiz sorular, onlarca insan, gereksiz abartı...asıl hastalık sebebi bunlardı. Sonunda onların sırası geldiğinde arabaları misafirlerin yürümesi için serilen halının önünde durdu. Arabadan önce Jack inmiş ve onun da inmesi için elini uzatmıştı. Eva her zaman olduğu gibi başını yerden kardırmadan Jack' in kolunda ilerledi ve sorulan tüm soruları yanıtsız bırakarak içeri girdiler. Büyük salon onlarca yüksek mertebeden misafiri ağırlarken Eva başını kaldırıp ona selam veren insanlara karşılık vermek zorunda kalmıştı. "Biraz gülümse Eva, seni buraya zorla getirmişim gibi duruyorsun." Eva sahte ve küçük bir gülümseme ile Jack' e döndü. "Buraya zaten zorla geldim Jack, bu gece sakın yanımdan ayrılma. Fazla kalabalık." dedi, yüzünü hafifçe buruştururken. "Bu kadar kalabalığı bende beklemiyordum açıkçası, hafi gel, sakin bir yer bulalım." Jack' in onu yönlendirmesine izin verip kalabalığın içinde ilerlemeye başladı. Sonunda boş bir masa bulup rahat bir nefes alırken, yanlarına gelen garsonun tepsisinden ne olduğunu bilmediği bir içki aldı ve kafasına dikti. Buna ihtiyacı vardı. "Çok içmeyeceksin değil mi?" Jack' in tereddütlü sesine güldü. "Sadece rahatlamak içindi Jack, korkma. Kullandığım ilaçlar buna izin vermiyor maalesef." Jack ikinci bardağını bitiriken tuvalete gitme ihtiyacı hissederek Eva' ya doğru eğildi. "Ben tuvalete gidip geliyorum. Sana yaklaşmak isteyen biri olursa ısır tamam mı?" Jack' in söylediğine kısa bir kahkaha atarken etrafındaki gözlerin ona döndüğünden habersizdi. Oysa içeri girdiğinden beri birçok gözü üzerine çekmişti Eva. Genç yaşta giderek büyüyen bir şirketi yöneten güzeller güzeli bir kadın oldukça ilgi çekiciydi. "Bunu kesinlikle yapacağım." derken gülümsüyordu. Jack onun yanından ayrıldığında yanına gelen başka bir garsona alkolsüz bir içecek istediğini söyledi ve aldığı karışık meyve kokteylinden küçük bir yudum aldı. Güzeldi. "Eva." İsmini yabancı bir ağızdan duyduğunda irkilerek o tarafa döndü ve geçen hafta otelde onu kovalayan köpeğin sahibi ile karşılaştı. "Korkma, köpeğimi evde bıraktım." diyen adam tüm karizması ile karşısında duruyordu. Ancak bilmediği şey korktuğunun köpek olmadığıydı. Eva daha çok iki ayaklılardan korkardı. "Merhaba..." "Marco" diyerek kibarca gülümsedi ve Eva' nın yanına geldi. Eva' da mahcup bir şekilde gülümseyip fark ettirmeden geri çekildi. Biraz mesafe onun için iyi olacaktı. "Kusura bakmayın, aklımdan çıkmış." "Hiç önemli değil, seni burada görmeyi beklemiyordum." Marco rolünü o kadar iyi oynuyordu ki, hiçkimse bu fark edemezdi. "Bende." diyerek cevabını kısa tuttu. Ancak o an Jack' in tuvalete gitmeden önce söyledikleri aklına geldiğinde elinde olmadan güldü. Onu dinleyip ısırmalı mıydı? Eva kendi düşüncelerine gülerken onu uzaktan izleyen bir çift öfkeli göz, tüm salonu dağıtmamak için zor duruyordu. "Ah! Luca canımı yakıyorsun." Farkında olmadan tuttuğu eli sıktığını fark etti. Parmaklarını genişletse bile bakışları hâlâ hedefindeydi. Yaptığı onca şeye rağmen o başkasına gülüyordu, başka bir adama. Eva, Jack' in yanına gelmesi ile daha da rahatlamıştı. Jack Eva' nın yanindaki yabancı adamı uzaktan fark etmiş ve adımlarını hızlandırarak yanlarına gelmişti. "Merhaba." diyerek Marco' ya baktı. "Ben Jack Davies. Eva' nın en yakın dostu. Siz?" "Merhaba, ben Marco. Eva ile geçen hafta otelde tanışmıştık, görünce selam vermek istedim." diyerek açıklama yapan Marco ona seslenilmesi ile Eva' ya döndü. "Daha sonra görüşmek üzere." dedi ve yanlarından uzaklaştı. "Kim bu adam?" "Geçen hafta yürüyüşe çıktığımda köpeği beni kovaladı. Ayak üstü bir tanışma işte, önemsiz." diyen Eva fazlasıyla umursamazdı. "Beni dinleyip ısırmalıydın." diye Eva' ya yakıldığında ikiside gülmüştü. Jack' in bakışları salonda gezindiğinde görmeyi hiç beklemedi kişi ile şaşkınca konuştu. "Vay canına, adam neredeyse ölmek üzere olduğunu hiç göstermiyor." "Kim?" diyen Eva başını Jack' in baktığı yere çevirdiğinde önce ona bakan bir çift öfkeli gözü, sonra onu, son olarak da elini tuttuğu esmer güzelini. Bakışları ikisinin birleşen ellerinden yukarıya, Luca' nın ona bakan öfkeli gözlerine çıktığında hafifçe gülümsedi. Bu öyle bir gülümsemeydi ki, içinde birçok duygu barındırsada en çok hayalkırıklığını barındırıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE